Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » İhraç eylemleri, alan savunmaları ve direniş pratikleri

İhraç eylemleri, alan savunmaları ve direniş pratikleri

Eylemlerin ilk çıkış noktası olarak insan hakları anıtı: Bütün canlılar evrenseldir. Bir sırtlanın doğadaki yaşam şeklinin her hangi bir yolla değişimi onu olduğundan farklı bir şey yapacaktır şüpesiz, yani bir sırtlan gibi davranmaktan vaz geçebildiği oranda, kendi gibi davranamayışı onun metamorfoz ölümü olacaktır. Bu yüzden insanı değerlendirirken, bir insan gibi davranabilmenin koşullarını düşünmemiz gerekir. İnsan hakları diye bir oluşum var ama henüz insanlık dünyamıza gelmiş değil. İnsanın hakkını arıyor olması demek, insan olmanın koşullarının olmayışı ve bir araç vasıtası ile bunu edinebilmesini sağlar. Bu yaptırım gücü ile alakalı, ve güçlü olanın yaptırım sağladığı koşullarda biz yine insan olmanın gereçleriyle değil de, güç ve çıkar ilişkileriyle işlerimizi yürütmüş olacağız. Bu nedenle; üzerimizden atabildiğimiz kimlikler bir kenara (ırk, mezhep, vatandaş, halk, cinsiyet) insana ulaşmak için kendi felsefe ve programımızla, insanın üstüne giydirilmiş olan bütün kimlikleri çıkarıp atmak ve onu aşmak zorundayız. Alileyi bir tüketim nesnesinden çıkarmak için birey, okulda basit bir bellek kartı olmayı aşmak için reber ve şüpheci, sermayeye fayda sağlamaktan kurtulmak için çalışma alanlarında proleter eylemci, devleti ur gibi taşımaktan kurtulmak için toplumsal bir varlık ama taraflı ve mevzisini bilen olmak zorundayız. Bu bizim tercihimiz değil, zorunlu koşulumuzdur. Bütün bunlar bizim bu günkünkü insan halimiz, bunları edinmediğimiz sürece giydirilmiş kimlikler oluruz. Tabi bunlar içine ışık tutulacak farklı alanlar, konumuz gereği tepeden başayacağız. Hükümet devleti ikame eder, devlet yoğunlaştırılmış politika üretir, yoğunlaştırılmış politika ekonomidir, ekonomi sermayenin elindedir. Yani ne biçimde olursa olsun (proleter biçim ayrı) hükümet devleti sermayenin gücü ile yönetir. Devlet sermaye devletidir. Sermaye devletinin bir işçisi isen ona proleter sınıf gibi davranmak zorundasın, vatadaş, halk vs olduğun noktada devletin sermaye kişiliğini gözetmez, karşı çıktığın noktaların zaaf pozisyonlarını kaçırmış olursun. Bütün dünya sermaye-devletleri proleter devrimci sınıf karşısında titrer ancak. Şuanda bizim için hayatta barına bilmenin koşulu işçilik, kendimizi gerçekleştirdiğimiz yer çalışma alanları ise biz henüz sadece bir işçiyiz, bu yüzden insan hakları gerçeklikten oldukça uzak ve taleplerimizi yediremeyeceğimiz bir noktada durur.

Bu sebeble insan hakları anıtının önündeki direnişin güçlü ve önemli yanları bir yana, madenci anıtının önüne yeniden bir direniş programı ve eylem kılavuzu ile kurulması önemlidir. Bu bir geri çekilmedir kuşkusuz lakin yukarda sıralanan sebebler bir yanı ve kaba güçler ilişkisini yürütmenin mümkün gözükmediği diğer yanı, burdan çıkan ajitasyonların da bir geri dönüşü olmadığı da hesaba katılmalı…Tabi bütünüyle boş bırakmak gibi birşeyde söylemiyoruz taktiksel, sempatik, akılcı eylemlilikler şeklinde sürdürülmesi, alan mücadelesi dahil, herkez işini yapıyor (polis) konulu tiyatro, kısa film şeklinde bir üretim, nuriye ve semihin yüzlerinin bulunduğu çıtaların üstüne iliştirilmiş, ayakta durabilecek şekilde (cin ali metaforu gelsin akla, alanda bir kaç saniye fotoğraflansa yeter) sosyal medyada yaygınlaştıralacak “nuriye-semih hergün burada” şekilde anlık günü orda tüketmeyecek şekilde ama gün boyu piyasada dödürülecek bir organizasyon hazırlanabilir. Ve sembolleşen fotoğraflarını kızılayla sınırlı kamayacak şekilde ama oraya özen göstererek rengarenk şekillerde boyanması, daha sert biçimlerde olabilir lakin “tek kollu”, “kalbi pilli” “acımasızca saldırdılar” vs söylemlerine düşmeden çabuk geri çekilen, nerden geldiği belli olmayan akılcı biçimlerde olabilir.

Madenci anıtı neyi değiştirir. 1: Bilinenin ötesinde bir direniş tattiğimiz olur. 2:Yeni bir direniş alanı ve programı oluşturmak için mevzimiz olur. 3: Olası bir polis işgalinde bile polis-devlet imajında zedelenmeye yol açar (polisin vatandaşa uyguladığı aşırı aşşağılama ve ukalalık biliniyor) 4: Vaz geçilmeyeceği ve bir alana daralmak gibi derdimizin olmadığı bilince çıkar. 5: İşçiliğin madenci ve sanayi de simgeleştiği ritüellerine bir gönderme olur ve bilgi üretiminin, kamu işlerinin, üretim sürecinde alakasız, ayrı bir kol değil doğrudan bağlatısı olduğu vurgulanır. 6: Proleter devrimci mücadele taktik, stateji, akıl gerektirdiğinden her zaman en bilindik olanı yapmak değil, her zaman bilinmeyene doğru kanal açmak önemli olur.

İş güvencesi: Mali oligarşik kapitalizmin despotik üretim süreçlerin de çok yaşanan bir durumdur istediğin işçiyle çalış, istemediğin kapı dışarı. Son süreçlere rağmen devletin iş güvencesi konusunda olmasa bile rahat çalışma koşulları anlamında gözde bir tercih olarak devam etmesi performans, yetenek, bağlı, sinik, özel, sosyal yaşamın kontrolü ve alabildiğine taşeronlaşma despotik emek sürecinde hiçbir güvenceyi bırakmaz. Buna devletin şirketleşmesi değil, şirketlerin devletleşmesi denir.

Hükümet üç beş günlüktür ve kapitalizmin isteği partilerin kendilerine kadro yetiştirmesi, örgütlemesi değil kişiliğinden ve partisinden orta düzeyde uzak yarı politik, yarı apolitik üretici kimliğidir. Orta düzey çünkü bununla devlete bağlılığı artırır ve devletin işçi sınıfına ekonomik ve politik saldırısını partide cisimleştirir. Akp’nin tabanıda tamda bu kitledir. Bugün kemikleşmiş gibi görünsede tarih popüler düzen partilerinin peşinden koşan kitleyi iyi bilir.

İhraçlar nuriye ve semih’te cisimleşmiş görünüyor. Olası bir ölüm yada sakat bırakıp mahküm etme bir hareketlilik yaratır. Yanlız bu üretim süreçlerinden kopuk olacak, bu açık, her ayağının sağlam olduğu bir yapı sarsılsada yıkılmaz, buda kesin. İsimlerde cisimleşme direniş pratiklerinde çok görülür, önemlidir de, lakin sınıf bağını kurmadan yürütülemez, kahraman ilan edilmesi direnişi münferitleştirip, güçsüzleştirir. Yüksel işgal edilmeden önce her bir açıklamada sadece toplumsal statüsü olanların konuşması direnişi güçsüzleştirdiği gibi, zaten belirli dönemler uğradığı direnişte söz alan toplumsal vasıf güçlü, direniş güçsüz olur. Kitleler içinde kendimizi ifade etme yeteneğimiz oldukça zayıfken, bizim özne ve duygusal olarak bağlı olduğumuz kendi alanlarımızda yanlızlaşma, içsel yada ikili konuşmalara düşmemiz bizi oldukça sinik yapar. Direniş programlarından ve elem kılavuzundan beklentimiz bu dur. Heleki marksizme olan bağımızın ihtiyacımız olduğundan daha düşük olduğu bu koşullarda…

Marksizim fikrini dönemsel politikalardan almaz (o yüzden marksizm zaten) ama kaçınılmaz olarak dönemsel politikalarda yaşar. Bu yüzden verdiğimiz mücadele çalışmanın kurallaşması olarak değil, çalışmanın özgürleştirilmesi olarak düşünülmelidir. Mücadele.1. İhraç edilenlerin kimliklerine verilen zarara 2: Mücadele alanından ve vasıflarından uzaklaştırılmaya 3: Güvencesizleştirmeye ve sinikleştirmeye 4: Güçsüzleştirmeye ve budanmaya karşıdır. Özellikle denetimin esamesinin bile olmadığı özel sektörde hergün 5 işçinin öldüğü, 10 işçinin sakat kaldığı bir dünyada böylesi bir vasıfsızlaştırma, güvencesizleştirme politikası, mücadelemiz beden bütünlüğümüzü korumaya ve yaşayabilme kaygısına dır. İhraç eylemlereinin eksenine alması konu ve talepler dizini budur.

Nuriye, eylemine “çağrı eylemin kendisidir” diye başladı, bu eksende mücadele işçisınıfı ile aynı talepleri programına almalı, bu sonucu zorlaştırmak için değil, aksine güç kazanmak için önemlidir. Yaklaşan ve devam eden TİS süreçleri, grev yasakları, düşük ücretler ve azmanlaşan çalışma koşulları, toplumsal kutuplaşma, cinnet, intahar, istismar, çapraz ilişkiler ve toplumsal gericilik. Zaten ihraçların bir çoğu bunu dillendirdiği için atılmadımı, asıl şimdi sloganlaştıracağımız, kükreyeceğimiz kaos bu değilmi.

Biz fabrikada üç-beş solcu hep çoğunluğa karşı serzenir dururuz ama asla kendi içimizde ne yapacağımızı konuşmayız. Bu yüzden diyoruz ki; gücümüz birliğimizden çok fikrimizden gelir.

Devrimci Proletarya okuru

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*