Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Hikayemiz…

Hikayemiz…

Ülke’de bombalar dağları döverken, sermayenin tırları son hızla gidebilsin diye yapılan asfalt yollar mayınla parçalanıyordu. Barut kokusunun havayı hiç terketmediği günlerde bir bir düşen gençler bayraklara sarınıp pay edilmekteydi ailelerine. Ve o bilindik ve alışıldık törenler…

Eylül ortası olmasına rağmen zaman İzmir’de sanki durmuş gibi fiili iç savaşın başladığı Temmuz ayından bu yana havalar hiç değişmeden yaşanmaktaydı. Böyle bir atmosferde geleceklerini tahayyül etmekten uzak Kadir ile Selime’de bu atmosferi yaşayan milyonlarca hücreden ikisidir. Havaların böyle gitmesinden memnun olduklarını itiraf etmekten kaçınmamak gerekir.

Kadir ile Selime için okulun en kıdemli öğretmenlerinden oluşan çöpçatanlık zümresi son kararını vermiş devlete, millete, evlilik kurumuna halel getirmeyecek, aksine onu daha da güçlendirecek bir aile kurulabileceğini ön görmüştür. Bir öğretmen kaderinin zuhur ettiği Kadir ve Selime aynı okulda tanışmış, öğretmenler odası ambiyansıyla evlenmeye karar vermişlerdir. Eğitimcilerin mesleki deformasyonu sayılabilecek dedikodu kültürü bir çift daha yaratarak amacına ulaşmıştır. Veteran, mesleğinde 20’li 30’lu yıllarını yaşayan öğretmenlerin doğal misyonu ve varoluş sebebi olan çöpçatanlık kurumu her gün gelişmekte olan teknik ve kanıtlanmış yöntemlerle Kadir ile Selime’yi baş göz etmiştir.

Kadir kişiliğini İzmir’de bulmaktaydı. Bayrak fetişizmi olan bir kentte, kendince rahatlık ve egemenlikle birleştirdiği “bağımsızlık” duygusunu her an yaşar bununla kibirli bir gurur duymayı ihmal etmezdi. Geri kalan herşey ikinciydi onun için. Onu daha çok etkileyen ve harekete geçiren hatta aklına geldikçe yoran şeyler otomobil vergisi, rakıya gelen zamlar ve evinde ki çiçeklerin kurumasıydı. Selime ise Kadir’e oranla daha sosyal, öğretmenlik mesleğinin tez dizgeliğinden şikayet eden ama hemen hemen her durumla zorlanmadan uzlaşan bir kadındı.

Zümrenin yıllanmış tecrübesinin keskin onayında güvendikleri en önemli sebepte Selime’nin bu uzlaşmacı karakteriydi. Kadir’in bencil ve havai karakterini baştan kabullenecek uygun eş profiline oldukça uygundu. Selime ve Kadir’in en kilit ortak noktasıysa karşısındakini bırakın dağıtmayı eleştirmekten bile kaçınan pekte birşey beklemeden ilişkilerini yaşamalarıydı. Küçük dertleri olsun diye dünyalarını da küçücük kurmuşlardı. İkisi de zoru sevmezdi. Akşam yemeği planlama, saç rengi, traş vakti, alışveriş merkezi seçimi, faturalar vb. çokta kafa yormayan ne yapacaklarını genelde düşünmeden alışkanlıkla çözülebilen şeyleri dertlenirlerdi.

Kadir gerek branş öğretmeni olması gerekte mesleğini sadece para kazanma aracı görmesinden dolayı pekte özverili bir eğitimci olduğu düşünülmezdi. Selime, sınıf öğretmeni olmasından ve anaç bir yapıyı barındırmasından dolayı öğrencilerinin durumlarını Kadir’e oranla daha çok göz önünde tutardı. Sadece gördüğüyle yetinmesi onun en işine gelen yanıydı. İzmir’in yoksul bir semtinde öğretmenlik yapması vicdanını da temizlemesine yol açıyordu. Yer yer kendince basit hesaplar yapar ve: “Ben daha ne yapayım?, herkes benim kadar yapsa…” cümleleriyle sosyal adaleti sağlardı.

Her gün aynı geçmesinden büyük bir huzur duyalardı. Öğrenilmiş sürpriz yapan düşünceli rollerini -eşinin en sevdiği yemeği yapan kadın, çiçek alıp eve gelen erkek vb.- uyumlu bir şekilde oynamaktadırlar. Topluma o kadar yakışırlardı ki onları bu toplumdan ayırmak neredeyse imkansızdı. Bu uyum en güzel kendini akşam haberlerini izlerken gösterirdi. Tüm günün siyaseti, piyasaları, sağlığı, magazini, diyetisyeni, kamu spotu tadında 2’şer 3’er dakikalık haberlerde bulunurdu. Bu haberleri de cinsiyetlerine biçilen rollerle sahiplenirlerdi. Ola ki 3 yaşında ki Aylan Kurdi’nin foto-haberi başladığında haberin dramatizisinden Selime etkilenir “cık, cık” diyerek inler, Kadir ise bu drama kulak kabartır bir müddet bakakalır ve işine kaldığı yerden devam ederdi. Kadir gerilmiş, Selime inlemiş ve mesele bizim ailenin omuzlarından kalkmıştır. Bundan sonrası devlet büyüklerinin omuzlarına teslim edilmiştir.

Kadir’in kendi içinde inandığı bir denge vardı. Herşeyi birey olarak kavrar, bireysel bir ahlakçılığın varolduğunu düşünürdü. Bir öğrencinin sınavda aldığı başarısızlığı tamamiyle o öğrencinin tembelliğine adadığı gibi, sınıf tahakkümünü, ekonomik krizleri, doğal afetleri, çevre talanını, hak gasplarını, ezilen ulusları, göçmen sorununu bu bakış açısıyla kendini yormadan çözüme kavuştururdu.
Selime her cık cıkladığında Kadir’den en akıllı ve bilmiş bir cevap gelirdi.

Kürt Sorununda “barındırmayacak bu itoğlu itleri buralarda, beğenmiyorlarsa s.gitsinler bakalım bizsiz yaşanyabiliyorlar mı? Dağı taşı bombala gitsin.” zekiliğinde, Suriye’li, Irak’lı mülteci sorununda “Hayır. Bize ne arkadaş? Biz kendimizi zor doyuyoruz birde onlara bakması kaldı.” Ekoloji sorununda “Bunlar herşeyi çok biliyor zaten. Abartıp insanları korkutuyorlar. Çevrecilere kalsa hiç bir şey yapmayalım zaten. Hepsi dış güçlerin oyunu. Bir şey olacaksa olur zaten.” Hele ki kadın cinayetlerini görünce yaptığı yorumları her kadının belleğini tekrar canlandıracağı için ve Kadir’in kendini de yeterince ifade ettiğini düşünerek artık susturmak benim bir borcum oluyor dostlar.

Cevabı “bilinmeyen” sorular, “daha önce yapılmamış” yorumlar yaparak münazara da rakibini tuş etmiş birinin mağrur ifadesiyle ev içinde de Selime’ye iktidarını zamanla ve toplumsal destekle zamanla kabul ettirmişti. Selime’de bu iktidar savaşında ona karşı herhangi bir cephe açmış değildi zaten.

Evliliklerinin 3 yılını doldurdukları zaman farklı yorumlayıp farklı davranmak zorunda kalana dek kendini gerçekleştirme ihtiyacı hiçbir zaman onların ihtiyacı değilmiş gibi hareket ettiler.
Taaaa ki…

Kadir’in mahalle muhtarı edasıyla çocuk istemini ortaya atana kadar. Yığıldı 3 senenin birikmiş tüm sorunları. Bu yığın artık ittirdikçe ilerletemedikleri kadar çoğalmıştı. Ya Selime üstünden atlayacaktı bu sorunların ya da bu sorunların icabına bakacaktı. Selime geçirdiği 27 yılı gözünün önüne getirdi. Kadir ise sadece istiyordu. Selime Kadir ile bir çocuklarının olmasını hiç aklına bile getirmemişti. Ve gelişmenin aracı olan zıt kutupların çatışması başladı.

Evet sadece istiyordu. Kadir için evliliğin zaten amacı bu idi. Bir çocuk dünyaya getirmenin herkes tarafından arzu edilen birşey olması gerektiğini düşünüyor – Kadir gene Selime aracılığıyla Dünya’ya sesleniyor burada- Selime’nin (ve türevlerinin) yaptığı özsavunmayı şımarıklık ve anlamsız buluyordu. Bir kadına dahası kadın bir öğretmene bu davranışı yakıştıramıyor kısacası Kadir’in aklı almıyordu böyle bir eylemi. Kendi ailesini, Selime’nin anne ve babasını, ortak arkadaşlarını hatta Kadir’i evlendirerek bu beklentinin yaratıcısı çöpçatanlık zümresini bile devreye sokmayı aklından geçirdi. Açıkcası gözüne tam bir kapalı kutu görünen Selime’ye nasıl yaklaşması gerektiğini kestiremedi. 3 yıldır aynı yatakta uyuyorlardı ama Selime bu güne kadar istemleri için savaşmamıştı. Selime akıllı bir kadındı. Doğumun 9 aylık hamilelik evresinin sadece buzdağının görünen yüzü olduğunu çok iyi biliyordu. Kadir’e güvenmediğini müşterekliği tek taraflı yürüttüğünü kendine ancak itiraf edebiliyordu.

Bir savaşın zirvesindeki hava Selime ile Kadir’in evlerinde solunuyordu. Sessizce yemekler yeniyor, savaş bürokrasisi ricalar, teşekkürlerle tören havasındayken yer altından hamleler yapılıyordu. Kadir’in eş, dost, akraba hamlesine karşı üniversiteden en yakın arkadaşı olan Jale’yi devreyi sokarak karşılık verdi. Jale, Amerika’nın Nagazaki’ye ve Hiroşima’ya attığı atom bombaları gibi düştü bu savaşın ortasına ve gerçekten bitirdi bu savaşı. Jale, dünya yansa dönüp arkasına bakmayacak bir kadındır. “Bekara karı boşamak kolay”dır atasözünde ki bekara Jale kadar uyum sağlayabilecek başka bir karakter bulmak zordur herhalde. Havai bir yaşam tarzı olmasına rağmen oldukça tutarlı bir kadındır. Gıpta edilecek bir kadın olmasını engelleyen tek bir özelliği olan mızmız muhalifliği yüzünden Kadı kızında bile kusur bulur, isterse alaşağı edebilir. Selime’nin kırılganlığını göz önünde tutarak kendi tutmuş olan Jale bu günleri beklercesine bu savaşın ortasına atlamıştır. Kadir’den haddince nefret ettiği için Kadir’i -ve türevlerini- hiç boş geçirmez deyim yerindeyse affetmez.

Selime, Jale’ye kendi içinde yaptığı tartışmaların dökümünü sunar ve sonunda bir karar alabilmiştir. “Sen olsaydın ne yapardın demiyorum. Senin söyleyeceklerini zaten biliyorum ama dertleşmekten başka ne yapabilirim.”

Jale hayatı boyunca çaresizlikle tanışmamıştı. Ve Selime’ye bir kontra çıkartmak zorunda hissetti. “Sen hiç akıllanmayacak mısın?”

Bir anlık afallama ve başın bir anlık düşüşüyle Jale direktleri çıkartmaya doğruldu. Ve: “27 yaşında genç, tuttuğunu koparacak bir kadınsın. 67 yaşında gibi konuşuyorsun. Bak canım! Sen Kadir hıyarı için varolmadın. Senin Dünyan’dan Kadiri çıkartırsak Selime kalacak bunu bilmiyorsun anlaşılan. Öğrencilerin? Hedeflerin? Hayallerin? Başarıların? Selime mi? Kadir mi? Sen önce bunu düşün kendin mi olacaksın Kadir mi?”

Bu gerçekten sertti. Selime nakavt olmuştu ama bu bir antrenmandı. Bunun gibi bir çok antrenman yaptı koçu Jaleyle. Bir gün gene Selime; “Boşanma fikri rahatlatıyor beni. Ama olumsuz bir kavramın hayatına olumlu etki edeceğini düşünmek bile beni korkutuyor.”

Jale nefes aldırmıyordu. Hemen cevabını oradıkça verip, “Evet, başka ne vardı?” havasında devam ederdi. “Selime, Ölümde kötüdür değil mi? Ama insanlar ölüyorlar. Çünkü gerçektir.” Selime bildiği birşeyi sorduğu için öğretmenini rahatsız eden sevimli ilkokul öğrencisi gibi dudaklarını bükerek köşesine çekilirdi.

Selime’yi üç yıllık bir bitkisel yaşamdan Jale bir el şıklatmasıyla uyandırmıştı. Selime ondan beklendiği gibi bir doğum gerçekleştirmişti ama bir başkası değil kendini doğurmuştu.
Kadir’in konuşma hakkını daha önce elinden almıştım hala vermemekte kararlıyım. Kendisi zaten bu sürecin öznesini olamayacağını bilecek kadar zeki bir adamdır. O yüzden onun yerine Selime’nin annesi devreye girmektedir. Okul müdüresi, müteahhit olarak yaptığı kaçak inşaatın yıkılmasına direnmeden izin vermek istememektedir. Ortak arkadaşlar itfaiye görevini üstlenerek öncelikle yangını bir kontrol edelim derdine düşmüşlerdir.
Selime’nin yaşama tekrar merhabası sanıldığı kadar da zor olmadı. Jale’nin tam desteği fakat kendi kararlılığı Kadir’in erkekliğine ve onun doğal kazanımlarına, ailenin feodal statüsüne, çevrenin despotik baskısına karşı çok rahat bir zafer kazanmıştı.

Anne ve babası kararlılık karşısında geri adım atmış ve çocuklarının yanına çekilmişlerdir. Arkadaşları, Selime fırtınasının şaşkınlığıyla savrulmakta güvenli bir liman arayışı içerisindeler. Zamanının çoğunu geçirdiği okulunda ise müdüre hanımın havası sönmüş, öğretmen arkadaşlarının imalı bakışlarına Kadir’den beklenebilecek, vurdumduymazlık rolüyle yaşananlar kendisine bile yediremediği olağanlığı yedirmeye çalışıyor. Bunda o kadar başarılı ve inançlı ki iş arkadaşlarına ve Kadir’e caka satıyor.

Artık sokaklarda, işte, evde evli kadın rolünden, çocuk bekleyen eşin bağırışından, dostun tilki tilki gülümsemesinden, ebeveynlerin gözü dışarıda ağzı açık bakışlarından kısaca sıkıştırıldığı konserve duvar zorundalıklarından sıyrılmış, bir birey olarak varolmuştu.

İmzir’de Devrimci Proletarya okuru

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*