Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » HES’lere karşı dur, yeni yaşam olanaklarını mücadeleyle kur!

HES’lere karşı dur, yeni yaşam olanaklarını mücadeleyle kur!

Akarsular geçtiği bölgelere yeşillik, ferahlık ve yaşam bırakır. Kendine göre iklimi, kendi su kaynakları vardır.

Akarsular, yer altı su kaynaklarından, yoğun yağmur alan ormanlık bölgelerden ve kar tutan dağlıklardan beslenir. Geçtiği bölgelerde yaşamı kolaylaştırıcı yanıyla yerleşim yeri tercihi olmuştur. Doğa için güçlü bir taşıyıcı, çocuklar, gençler için rekreasyon aracı, halk için de geçim ve besin kaynağıdır. Çocuklar yüzmeyi, köylüler balık avlamayı bu kaynaktan öğrenip, tadına varmıştır. Akarsular bölgede farklı ağaç türleri için bir taşıyıcı olmuştur. Bölgede yaşayanlar bilir; cevizi sincaplar eker. Dere, arık kenarlarında ceviz ağaçlarının yoğunluk göstermesi bu sebeptendir. Ve maceracı balıkların heyecan verici yolculukları bu sularda gerçekleşir.

Devlet destekli holdinglerin, taşeron sermaye ortaklığının, suya özel mülkiyet ve ticaret hakkı koyarak elde ettiği, elde etmeye çalıştığı bu akarsuların bölge halkı için yararlılık durumundan çıkarılıp, sermaye için karlılık durumuna getirilme planları gerçekleştiği bölgelerde bir memnuniyet birikimi değil, memnunsuzluk üretmiştir. Akarsuların sermayeleştirilme durumu su dağılımından, ticari ilişkilere, doğal dengenin bozulmasından, kültür bozulumuna, bölgesel ucuz iş gücü piyasalaşmasından, bölge halkının kendi ürünlerine müşterileşmesine doğru bir dönüşümü gerçekleştirir. Bunun yanısıra gerçekleşemeyen projeler karşıtlığın verdiği birliktelik ile potansiyel dayanışma koşullarının oluşmasını sağlar. Yerel üretici sorunundan, iş gücü, ekonomik sorunlara, kaynakların doğru kullanımından, planlı üretime kadar bir çok bölge sorununa halkının kendi arasında dayanışma irtibatına olanak sağlar.

g3-2Yazımız genel olarak HES’e ama, özel olarak Karaman ili’nin Göktepe kasabasında yapılması planlanan projeye karşı bir kamuoyu oluşturmak için kaleme alınmıştır. Bölgede bulunan Daran köyüne yapılmış bir HES mevcut ve yine aynı akarsu yatağında Borçka, Gezende, Yenice ve Karacaören de yapılmış HES’ler bulunuyor. Önüne geçilmez ise akarsuların %90’lık kısmını ele geçirmekle bulunduğu bölgelerde neredeyse suyun yatağıyla buluşmadan borulardan denize dökülmesine imkan, koşul ve plan oluşmasına elverişli olacak. Yerleşim bölgelerine yapılmasının özellikli sebebi: İş gücünü ucuza mal etmek, yol, malzeme temini, barınak, ve yemek ihtiyacının kolay karşılanması birincil etkendir. İkincil durumlar ise stratejik planlı olmasından kaynaklı ilk etapta kendisini hissettirmez. Semaye egemenliğinin hiçbir boşluk bırakmamacasına insan yaşamına girdiği, duygulardan, materyallere herşeyi pazar haline getirdiği, doğayı yok ettiği tartışılmaz bir gerçek. Var olan ticari ilişkileri biçimlendirmekten, kendisine yeni ticari alanlar açmaya kadar, bölgenin kültürünü bozuluma uğratır. Köy kültürünü alır, halkın kendi ürünlerini daha çok masraflı hale dönüştürüp, müşterileştirir. Köylüler,içme su kaynaklarından, toprağına, yerel ürünlerinden, ekolojik ihtiyaçlarına yabancılaşmakla kalmaz, kendi toprağının işçisi, kendi ürünlerinin müşterisi olur.

Karşı olmakla, çözüm olmak arasında fark vardır biliriz. HES projeleri sermayenin ihtiyacıdır. İşçilerin emekçilerin ihtiyacı değil. Kapitalizm bir kemirgendir. Gelecek yaşam planı olmadan kemirir ha kemirir ve tüketecek bir şey kalmadığında ensonu kendisini kemirecektir. Doğa bu kemirgene dayanma gücünü her gün yeniden üretir ama bu sancılı süreçler doğanın kapitalizasyonuna uzun süre dayanacak gibi de değildir. Gelecek kuşaklara hammadde üretimi yok, organik sebze ve meyve tükenmeye ya da karşılığı fahiş fiyatlara doğru gidiyor. Kentte ve kırda oksijen deposu bölgeler kahrolası yol planları ile tıraşlanıyor, yaya yürümek insani ihtiyaçken, yoksulluk, eziklik halini almıştır. Arabası olmayanın konuşacak çevresi de yok durumuna gelmiştir. Kırda ve kentte piknik yerlerinin yaşam alanlarından uzak olması bütün bunlara en basitten bir kanıttır. Yaşadığımız yerin, yaşanılacak yer olmaktan çıkması gibi… HES bir sermaye virüsüdür ve bir kez girdi mi yaygınlaşması kaçınılmazdır.

Türkiye’de aktif HES sayısı 572 olup, yoğunluklu olarak Maraş, Trabzon, Giresun da bulunuyor. Plan kapsamında olan 534 tanesi ise Trabzon, Erzurum ve Artvin de yoğunluk gösteriyor. İnşaat halinde olan 160, iptal edilen sayısı ise 167 tanedir. Bunlar arasında iptal edilip şirket başvurusuna açılanlar, proje hazır durumda bekletilenler, ilk etüdü hazır bulunan, master plan hazır durumda olan, kati (fizibilite raporu çıkarılmış) projeler ve planlama raporu hazır olan şeklinde, bunların en düşük kapasiteden 0,10 MW, en yükseğine 2.405 MW kurulu gücü bulunan, YEKDEM kapsamında olan, olmayan, yani kendi ihtiyacı için üreten ama ihtiyaç fazlasını satabilen ya da fatura edilmek üzere, pazar odaklı kurulan santraller şeklindedir. Özellikle karmaşıklaştırılmış, takibi neredeyse mümkün olmayan bir biçimde tablo edilmiştir. Karaman’da ilk etüt hazır bulunan Balkusan ve Gökdere, Master plan hazır durumda olan, Kazımkarabekir/Damlapınar ve planlama raporu hazır olan Bucakışla… Bunlar, tüzel kişiler tarafından geliştirilen ve Konya DSİ tarafından belgelendirilmiş çalışmalar. Güncellik yada bunca karmaşa arasında bulunamayan Göktepe HES projesi tabloda yer almıyor. Aynı akarsuyun farklı kollarında olan bu çalışmalar ile, 7.00 MW-15.00 MW arasında güç hedefleniyor. YEKDEM kapsamında olup olmayacağı meçhul. Ancak her iki durumda da, yani üretim fazlası veya pazar için üretilen kısmında da bölge halkına müşteri gözüyle bakılıp ihtiyaç giderme değil, kar hedefleniyor.

akp-tarimda-kucuk-koylulugu-zorla-mulksuzlestiriyor-ii-3992Mevcut kullanım değerinin ve müştereklerin korunması her türlü yeniye karşıtlık yoluyla değil, kapitalizme karşıt yeni olanakların kullanılmasıyla mümkündür. Yenilenebilir enerji sistemlerinden, pedal çevirip evde enerji üretmekten, limonla ampul yakabilmeye kadar icat edilmiş geniş yelpazeli çözüm seçenekleri mevcut. Burada önemli olan, tartışılması gereken nokta tercihin doğaya ve insana zarar vermeyen, toplumsal-ekolojik yeniden üretim canlılığını koruyan ve zenginleştiren bir üretim mi, yoksa alabildiğine kar hedefli tüketimi mi… Bu tür akarsularda öyle büyük miktarda elektrik üretimi söz konusu değil, zaten bu durumu “küçük ve zararsız” olduğu gerekçesiyle bölge halkına meşrulaştırmaya çalışıyorlar, lakin hedef sadece bir parça enerji olarak durmuyor. Tatlı su kaynaklarını piyasalaştırmak gibi, yeni kapitalist piyasaların üretilmesi gibi, betonlaşma ve rant gibi, kültürel yozlaşma gibi, tarihi yapıları turizm alanına çevirmek gibi ( girişleri 3-5 TL ücrete tabi yaparak), kendi ihtiyaçlarını üreterek ayakta kalanları işçileştirerek yoksullaştırmak gibi, ilişkilerden doğal alanlara kadar ticarileşmeyi getirme planları olarak duruyor.

Yeni durumda %90’lık kısmı hapsedilmiş suyun %10’luk kısmıyla akarsu yatağındaki canlıların yaşam olanakları düşecek, yeraltı su kaynakları beslenemeyecek ve suyun seviyesiyle akış hızının aynı oranda düşeceği, bu durumun akarsu yatağından arıklara, gedevetlerden tarlalara kadar su yürüme kanallarında boru veya betonlaşma gibi yeni durumlar yaratacağı kesin… Suyun yürüme yollarındaki bu değişim toprakla buluşmayı engelleyecek ve havzada sulama olmayan bölgelerde su açlığına yol açacak yani sulama ihtiyacının daha çok artacağı yine bir kesinlik. Suyun akışındaki görsel zenginliğin tıraşlanacağı gibi, arıklardan beslenen flora ve fauna’ların yöre içindeki değişime ayak uyduramayanları yok olup gidecek.

Bölgede, her yerde her zaman olduğu gibi HES’e karşı olan, olmayan ve tarafsız kalmayı tercih eden kesimler var. Devletin desteklediği bir yapıma karşı durmanın elbette belirli çekinceleri olacaktır. Ancak kapitalist devlet kendi iç hesaplaşmalarının krizleriyle, yolsuzluk, rant iktidar kavgaları vs durumlarıyla halka öz savunma meşruluğunu vermiştir. İstihdam sağlama gibi kalkınma yoksunluğunu fırsata çevirmeyi ihmal etmeyeceklerdir. Ancak bu kısa süreli ve bütün talanı görmezden gelen liberallere göredir. Milli ekonomi, ulusal kalkınma gibi şeyler hep söylenir. Bu toplumsal ihtiyaçları görmezden gelen, kendisini kaybetmiş kişilere göredir . “Aman ha” deyip geriye çekici davranmak, bütün çekincelerle uzlaşmak ileri gidebilecek durumları öncekinden daha da geri pozisyonlara itmek demektir. Dahil olan her kesim belirli bir samimiyet ve tanıdık ilişkisi üzerinden değil, herkesi kapsayacak, yaşam olanaklarının korunmasına ve daha ileri bir iyileşmeye yol açacak yeni iletişim, çözüm ve farklı dayanışma türlerinin oluşmasına imkan sağlayacak farklı biçimlere açık şekilde bir araya gelmelidir.

Bölgede yapılmış, yapılacak olan projelere karşı, ortak mücadele ve dayanışma birliktelikleri örgütlenmeli ve elma, üzüm, kiraz vs tüccarların piyasasına karşı yeni dayanışma koşulları yaratılmalıdır!..

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*