Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Hepiniz aynı kitabın lacivertisiniz!

Hepiniz aynı kitabın lacivertisiniz!

Türkiye’nin en büyük kitap satış zincirleri ve yayınevleri arasında yer alan Remzi Kitabevi’nin Nişantaşı’nda bulunan Rumeli Şubesinde çalışmakta olan Mağaza Çalışanları Platformu üyesi mağaza çalışanı işten atılmıştı.

Bu keyfi işten atma karşısında sessiz kalmayan Mağaza Çalışanları Platformu 8 Aralık Pazartesi günü Remzi Kitabevi önünde bir eylem gerçekleştirdi. Eylemde işten atmalar protesto edildi.

Saat 14.00’de bir araya gelen eylemciler  “REMZİ-D&R-MEPHİSTO-ALKIM HEPİNİZ AYNI KITABIN LACİVERTİSİNİZ! ” yazılı ozalit pankartı açarak yürüyüşe geçtiler. “Direne direne kazanaağız”, “Remzi şaşırma sabrımız taşırma”, “İşçiyiz haklıyız platformla güçlüyüz” sloganlarının atıldığı yürüyüşte “Pala Remzi :)”, “Beden benim emek benim”, “İşten atmalar yasaklansın”, “Kolektif emek kolektif müadele” yazılı dövizler taşındı.

Remzi Kitabevi önüne gelindiğinde pankart ve dövizlerin arkasında toplanıldı ve sesli bir şekilde Remzi Kitabevi’nin keyfi tutumu teşhir edildi, sloganlar atıldı. Ardından işten atılan mağaza işçisi basın metnini okudu.

Basın açıklamasının ardından kitabevi önünde oturma eylemine geçildi ve sesli teşhirde bir taraftan sürdüldü. Bir eylemci kitabevinin önüne yatıp kitap okuyarak protestosunu  sürdürdü. Eylem sırasında kitabevine gelenlere durum anlatıldı ve boykot etmeleri istendi. Eylem sırasında alışveriş için gelenlerin tümü geri dönerek eyleme destek verdiler.

Yaklaşık bir saat süren eylem kitabevinin camekanına “Remzi’yi noykot et!” yazısı asılarak sonlandırıldı.

Eylemde okunan basın açıklaması metni;

“9 aydır Remzi Kitabevinde, 16 aydır ise bu sektörde çalışıyorum. Hemen hemen her birinin çalışma koşulları aynı; yani al birini vur ötekine! Biz mağaza işçisi için tahammül edilecek bir yanları yok.  Artık her mağaza için standart çalışma durumu haline gelmiş olan asgari düzeyle sınırlı bir ücret; mesai, yol, resmi tatil ve tam yemek kartı gibi ücretlerin ödenmemesi; her türlü sosyal hak gaspları, iş saatlerinin aşırı yoğunlaşması gibi kuralsızlığın yanında, fiziksel ve ruhsal çöküntülerin üzerimize bir karabasan gibi çöktüğü mobbing uygulamaları bu sektörün genel bir yönetim ve idare şekli olmuştur. Remzi Kitabevi’ndeki çalıştığım süre içinde diğer mağaza çalışanı arkadaşlarım gibi ben de bu çalışma koşulları ile yüz yüze geldim. Bu çalışma koşullarının yarattığı tahribatlar fiziksel ve psikolojik sağlık problemleri ortaya çıkarıyor. Diğer yandan vasıflı olduğum ve yapmakla yükümlü olduğum belirlenmiş iş tanımlarım varken, vasıfsız ve iş tanımlarımın dışında, keyfiyete ve yıldırmaya dayalı işlerde görevlendirildim. Bu tür yaptırımlı mobbing uygulamalarına maruz kalmam, vasıflı niteliğimin de körelmesine yol açtı.


Neden emeğimizi koruma mücadelesi verdik?
Sermayenin emeğimiz üzerindeki despotik denetimi ve baskısı, çalışma yaşamımızın üzerinde yüksek derecede tahribatlar yaratarak bizleri güvencesizleştirmiştir. Ve Giderek daha da yıkıcılaşmaya başladı. Zamanımızın büyük bir bölümü işte geçerken; kalan sınırlı bir zaman dilimi de işe gidiş-geliş için ayırdığımız yol süreleri ile kaybolmaya başladı. Kendimize ve sevdiklerimize ayırabileceğimiz kısıtlı bir sosyal etkileşim zamanı bile kalmadı.
Nasıl kalabilir ki! Patronların bizlerden beklediği emek ve birikimimizin yanında tüm zamanımızı şirketin karını yükseltmeye adayarak, arkadaşlarımızla rekabet içinde, tam bir itaatle boyun eğen bir sermaye kölesi olmamızdır. Öyle ki, kendi iş tanımımızda dahi söz/yetki ve karar hakkımız olmadı.  Ama artık bu onursuz ve keyfi dayatmalar canımıza tak etti ve patronlar karşısına biz de etkili bir silah olan örgütlenme yolunu seçtik!

Mağaza Çalışanlarının yaşadığı o ağır çalışma koşullarını yetkili bir ağızdan, Remzi Kitabevi’nin Genel Koordinatöründen dinleyelim; “Alnınızdan ter yere akıncaya kadar çalışacaksınız, sonrada eve gidip ölü gibi yatacaksınız! -gururlu bir şekilde- sizden bunu istiyorum çocuklar” diyor. Duyduğunuz gibi Genel Koordinatörün bizlerden istediği şey çok açık! Hilkat garibesi olan bu zat; “bizlerden iş ile uyku arasındaki tüm bir zamanımızı ve bu zaman dilimi içinde insana dair ne varsa; aşk, sevinç, umut ve direnç; yani yaşama dair ne varsa satın alabileceğini zannediyor”! O, burjuva sınıfına sadakatte zirve yapmış bir kişilik olarak, patronlar için iyi bir köledir. İstediği, emri altında çalışan işçilerin de iyi birer köle olmasıdır. Ama mağaza çalışanları olarak bizler, bu ve benzerleri beklentileri yerine getirmeyeceğiz!
Ben ve arkadaşlarım patron ve şefleri karşısında emeğimizi ve onurumuzu korumak için diğer iş kollarındaki emekçilerin öz örgütlülüğü gibi kendi mücadele platformumuzu kurduk. Bu platform Mağaza Çalışanları Platformudur! Mağaza Çalışanları Platformu iftira, yıldırma ve işten atma gibi saldırılara cevap olmak; ortak direnç ve irademizin adıdır. Öyle ki, şirket, yarattığımız kısmi işçi hakimiyeti karşısında denetim bozukluğu yaşamaya başladı. Geçici akıl yitirmeleri yaşayarak haksız ve hukuksuz, dizginsiz iftiralarla saldırmaya çalıştı. Mağazada işi bırakmamız için, işçi güvenliği talep eden 3 kişiye yüksek düzeyde mobbing uygulayarak aslı olmayan iddialarla tutanaklar düzenlediler, yetmedi; İrademizi hiçe sayarak bizleri değersizleştirmeye çalıştılar.
Buna karşı beklemedikleri bir direnç sergileyince, onlara karşı oluşturduğumuz işçi birliğini bozmaya çalıştılar. Yaşadığımız her hangi bir sorun karşısında konuşmamızı ve yorum yapmamızı dahi yasaklamaya gittiler. Dilimizi kesebileceklerini düşündüler. Daha da güçlenerek büyüdük, büyüdükçe daha da dirençli olmayı öğreniyoruz.

Birkaç arkadaş, yönetici tehdidi ve baskısına maruz kalarak tutanaklara imza attı. Sonra, şirketin yeminli işçi düşmanı olan koordinatör tekrar gelip benim istifamı istedi. Yönelttikleri asılsız iddialara karşı savunmamı yaptım ama, kendilerinin de söylediği gibi tüm bu süreçler onlar için önemsiz birer prosedür gereğiydi. Her türlü atma saldırısı karşısında işime sahip çıkıp devam ettim. Birliğimiz ve direncimiz karşısında ne yapacağını şaşıran şirket ve ikiyüzlü şefleri moral bozukluğu yaşadılar. İşten attık demelerine rağmen 14 gün iş akdimi fesih edemediler ve ben her gün işe gidip geldim; tabi bu çekişme içinde onlar boş durmadılar. Bu süre içinde işten atmanın koşulları için çalıştılar. Bugün burada yarattığımız bu birliğin yaratacağı direnci görüyorlardı. Ama şimdi işten atma saldırısını “işçileri kışkırtmak, çalışma uyumunu bozmak” gerekçesiyle alakasız bir iş kanunu maddesine dayandırarak yaptılar. Bunun karşısında işe iadem için Remzi Kitabevi ile görüşmek isteyen platformumuzun tüm girişimleri Koordinatör tarafından dikkate alınmadı ve işçi iradesini simgeleyen platformumuzu muhatap almadılar!  Ama biz bugün burada, platformumuzdan aldığımız güçle, meşru fiili-eylem hakkımızı kullanarak kendimizi ve atılan tüm arkadaşlarımızın hesabını soruyoruz ve soracağız! Mağaza Çalışanları Platformunu er ya da geç muhatap alınmak zorunda kalınacaklar!

Biz kent işçilerinin düşüncelerini tayin ediyor ve çalışanları modern kent temelinde büyüttükleri hizmet sektörünün farklı biçimlerinde görev alan köleleri haline getiriyorlar. Peki bugün burada fabrika duvarlarını aşmış, yanı başımızda mağazalarda işçileşen bizleri, yani 2,5 milyon işçiyi ne yapacaklar? Örgütlenme bitecek mi? Bu kölelik, bu güvencesizlik, bu yoksulluk ne olacak bitecek mi?

Onların algılarında şu var; mağazalarda iş tanımının dışında çalışıyorsan kaytarıyorsun demektir, mesain bittiğinde evine gitmek için çıkıyorsan işi pek asmıyorsun demektir. Oraya buraya koşturmuyorsan, ayakta durmuyorsan, çalışmıyorsun demektir. Mesai ücretini istiyorsan açgözlüsündür. Bugünkü somut durumda olduğu gibi işçi sağlığı ve güvenliği talep ediyorsan; kışkırtıcısın, iş uyumunu bozansın ve provakatörsündür!

Sonuç olarak;

Çözüm kent işçileri temelinde örgütlenme mücadelesidir!

Esas iş uyumunu bozan ben ve arkadaşlarım değil; işin üretim süreci dışında kalan ve omuzlarımızda bir yük olarak taşıdığımız bu tembel sömürücü asalaklardır. Biliyoruz ki onurlu bir çalışma hakkı olmadan, insanca yaşayabileceğimiz bir ücret ve onurlu bir yaşam da kazanılamaz. Biz bugün, burada, şirket ve onun politikalarının işçi üzerindeki niteliğini açığa daha fazla çıkartacağız ve sektörün sol görünümlü ikiyüzlülerini deşifre edeceğiz. Kapitalistlerin saldırılarına karşı birlikte işçilerin dayanışması ve mücadele iradesinin tohumlarını serpeceğiz. Bilinsin ki, tüm işten atmalar patronların düşündüğü gibi bizleri geriye götürmez. Aksine, öfke ve kinimizi bileyerek, bizleri daha ileri götürmektedir. Bu anlamda benim ve diğer arkadaşlarımın işe geri iadesi ve şirketin tüm bu süreçte uyguladığı saldırıların hesabını buradaki tüm işçilere vermesi gerekir! Yoksa buradaki mücadelemiz çeşitli biçimlerde ve kampanyalarda devam edecektir.

Mağaza Çalışanları Platformu”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*