Çünkü bu gençlik artık aşiretler tarafından yönetilmiyor. Okumuş yazmış, kendi tarihini ve dünyadaki mücadele tecrübelerini incelemiş, evrensel boyutlarda dünyadan haberi olan bir gençliktir. Kendi haklarının özgürlüklerinin farkında olan bir gençliktir. Daha radikaldir, emekçidir, kentlidir. Bizi vareden 90’lı yıllardaki kuşaklarımızın dağa çıkmaktan başka yolu yokken bugünkü gençlik, bu kentler, sokaklar bizim diyor. Bu gençlik, özyönetimi de bağımsızlığın bir kademesi olarak düşünüyor. Kürt halkı çok zor şartlarda savaşıyor. 50 yıldır kaç kuşak bu yıkımı gördü, ama ısrarla bu savaşa devam ediyor.

çocuk ve silah cizre

 

Kürt halkı çocuklarının eşit, özgür şartlarda bir gelecek kurmasını istiyor. Ekonomik, siyasal, sağlık, eğitim Türkiye’deki insanlarla en azından asgari düzeyde eşit olmak istiyor. Savaşımdan kazanımlarla birlikte onurlu eşitlikçi bir müzakere yürütülmesini istiyor. Türk halkıyla eşit seviyede. Bu Kürt halkının, yani yoksul Kürt halkının dileğidir. Kürt burjuvazisinin barış söylemi Türk burjuvazisiyle birleşerek Kürdistan’ın yeraltı yerüstü zenginliklerinden emeğinden payını büyütme isteğidir. Daha çok sömürmek açıkçası. Savaş ne kadar uzarsa Kürt burjuvazisi o kadar eriyor. Cepten yiyor. Çünkü en önemli iki sınır kapısı orada. En önemli gelir kaynağı Habur Sınır kapısıdır. Botan’daki olaylar ticareti, karlarını etkileyip masadaki payını azaltmakta. Barışın içeriği, ulusal talepler, halkın talepleri burjuvaziyi ilgilendirmiyor.

DP: Kürt halkının istemi Rojava modeline mi denk düşüyor?

Kürt halkı kendi bölgesinde oluşturacağı Rojava modeliyle hayatını sürdürmek istiyor. Rojava henüz tam oturmadı ama istediği taslak bu. Bu taslak üzerinden düşünüyor, bu taslak üzerinden gidiyor. Tam da bu noktada… Zaten Türkiye devletinin olmayan barış masasını devirmesi, Kürt halkının bu taslak arkasındaki güçlü duruşundan gelir. Çünkü Türk burjuvazisi bunun (Rojava’nın-bn) kendisi için bir gerileme, Kürt hareketi için bir ilerleme olduğunu anladı. 2013 Newroz’undaki barış deklarasyonuyla bölgede muazzam yerleşmeye başlayan Ciner, Koç, Çukurova gibi büyük Türk sermayesi, Rojava isteğiyle birlikte bölgeden çıkmak zorunda kaldı. Tam da bu noktada Kürdistan dağlarına devlet operasyonları başlatıldı.

cizre savaşçılar

DP: Rojava daha önce Kürt halkı içinde sınırlı tartışılan Demokratik Konfederalizm düşüncesinin yaygınlaşmasını sağladı, öyle değil mi?

Yıllardır sürdürülen Demokratik Konfedaralizm söylemi Rojava ile somut bir zemine oturdu. Bu açıdan Rojava’nın Demokratik Konfedaralizmin cisimleşmiş hali olduğu söylenebilir. Daha önce kısmen aydınlar içinde tartışılan ama Kürt halkının pratikte görmediği için söz hakkına sahip olmadığı bir şeydi. Pratik kazanımda görmesiyle, halka mal oldu. Kürdistan dışındaki Kürt halkı, Türkiye’dekiler, Avrupa’dakiler akın akın gelmeye başladı. Dört parçadaki, dünyanın her tarafındaki Kürtler arasında bir etkileşim, bir yardımlaşma hep vardı. Rojava ulusal birlik duygusunu Kürtler arasında evrenselleştirmiştir.

DP: Rojava modelinin AB Yerel Özerklik Şartı’ndan farkı nedir?

AB Yerel Özerklik Şartı, kantonu, Helsinki Sözleşmesi … hepsi aynı, tekçi ekonomik bir modeldir. Rojava ise tüm Kürt güçlerinin biraraya gelerek savaş sonucu elde ettiği kazanımdır. O zaferi kendisi kazanan Kürt çocuklarının yine kendilerinin yöneteceği modeldir. İsviçre’deki kanton gibi değildir, Fransa’daki özerklik gibi değildir. 50 yıldır uğruna savaşılan, hayal bile edilemezken kazanılan ve kendimizin yöneteceği modeldir. Bir bölgenin adeta bağımsızlığı alındı. Bu tüm Kürtlerin umutlarını büyüttü, Türk burjuvazisinin ise eteklerini tutuşturdu.

DP: Rojava’nın toplumsal, sınıfsal durumu da, örneğin Barzani modelinden bir fark getiriyor değil mi?

Burjuvazinin telaşlanmasının nedeni bu. Rojava’da henüz palazlanmış bir burjuvazi yok. Sermaye yok. Barzani’ye bir anlaşma önerirsin, Barzani’yle ticaret yapabilirsin, petrollerini, topraklarını sömürebilirsin. Ama Rojava’da Kürt halkı kendini inşa edecek. Rojava Kürt halkının sınavıdır. Barikatın arkasındaki gençlerin referans aldığı güç budur. Dayanacağı gücü Rojava modelinin heyecanıdır. Kürt halkının kendisini bağlayan politikaları var. Doğasını, kentini ilgilendiren, artık Kürdistan coğrafyasının bütününü kucaklıyor.

anneler cizre

DP: Rojava’yla Botan’daki kent politikası nasıl buluşuyor?

Şu andaki savaş Kürt annelerinin yaşayabileceği tek yer olan kendi kentlerini koruma arzusu. Çünkü Kürt kadınlarının kaldırabileceği bir şey değil metropolvari bir yaşam. Kürt kadını hala sabah 6’da uyanıp sacında, tandırında ekmeğini yapar, komşularıyla görüşüp eksikliklerini tamamlar. Komşularıyla temas etmek için kafasını kaldırıp bakması yeter. Burası onun kendini var edebileceği yerdir. Kürt kadını burjuvazi, kapitalizm gibi tanım bilmez, ama orada emeğin sömürüldüğünü bilir sadece. Okumuş yazmış tüm kadınlardan daha düşkündür kendi ve çocuklarının bağımsızlığına. Nedeni hala ücretli köle yapılamamış olması, buna direnmesidir. Bu mesaiye tabi olmak istememesidir. Bu bağlılık, komşuluk, dayanışma ilişkisini korumaya çalışmasıdır. Kendi düzenlediği kendi kentinde yaşamak istemesidir. Aileler on kilo un aldığında, 5 kilosu bizim ihtiyacımızı karşılar diye fazlasını komşusuna dağıtır.

cizre anneler

 

Çorap satarak geçimini sağlayan, parası olmayana parasız çorap verir. Komşular birbirinin eksiğini bilir, kendisinde varsa öteki istemeden gidip verir. Kürt kadını daha süpermarkete uğramamıştır. Büyük kente sıkışırsa nefes alamayacağını bilir. Apartmanda yaşayamaz. Duvarların arasına sıkışamaz. Botan’ın kentlerinde evler genellikle iki katlıdır, her evin hiç olmazsa 15 metrekarelik avlusu var. Tuvalete giderken bile yürür hava alırsın. Hareket edersin. Benim annem hale suya neden para verildiğini anlamıyor. Su bizim dağımızdan geliyor, bizim suyumuz, neden para veriyoruz diye soruyor. Elektrik niye paralı, hastanede niye sıra bekliyorum diye soruyor. Bu yaşadıkları kent modelini 30 yılda var ettiler. Bu kent modelini korumak için her Kürt kadını yıllarca fındığa, çaya gidip 2-3 çocuğunu büyütmüştür. Tüm o evlerin inşaatında, temelinde Kürt kadınının emeği vardır. 30 yıldır dişiyle tırnağıyla varettiği bir yaşamdır, bir kenttir.

DP: Türk devletinin Kürdistan’da şimdiki “kentsel dönüşüm” planları barikatlarla birlikte bu yaşam tarzını, dayanışmayı çözmeyi hedefliyor…

Savaşın ana karakteri palazlandırılmaya çalışılan bir bölge burjuvazisi… Yani Barzani hegemonyasında ve TÜSİAD’ın da desteklediği bir bölge burjuvazisi, Kürt gençleri ve çocuklarının daha fazla yoksullaştırılmaya ve sömürülmeye çalışılması, Kürt kadınının 30 yılda kendi diş tırnaklarıyla var ettiği kentinin yok edilmek istenmesidir. Mahallesini canı pahasına terketmeyen Kürt kadını kanının son damlasına kadar o çocuklara bağlıdır, psikolojik destek verir, ekmeğini suyunu verir, lojistiğini yapar. Çocuklarını da şehitlerini bırakmaz. Her aileden en az birkaç şehid vardır. Bizim canımız bizi vareden şehitlerimizden daha değerli değildir. Biz doğmamışken her aileden abilerimiz dağa çıkmıştı. Varlığımızın nedeni olan ve bizi ulus olarak görünür kılan şehitlerimiz bizi birbirimize bağlar, bizim şu anki yaşamımız bundan daha önemli değildir.

DP: Anlattığın toplumsal ilişki biçimleri aynı zamanda nasıl bir sosyo-ekonomiye denk düşüyor?

Başlıca emek kolları şoförlük, işçilik, zanaat. Botan’da her kentte az sayıda burjuvanın yüzlerce tırlık taşımacılık filoları vardır. Bu tırlarda şoförlük yapanların sayısı her kentte 500 kişiyi bulur. 10 kişilik ailelerden hesapla, 100 bin kişilik kentte 5 bin kişinin ekmeği birkaç burjuvanın tır filosunda şoförlük yapmaya bakar. Bunun dışında işçilik, küçük işyerlerinde, mevsimlik tarımda, inşaatlarda çalışmaktır. İnşaat, madencilik son dönemde büyümeye başladı. Zanaatçılık, kundura, tamir, kalaycılık, marangozluk gibi çok yaygındır. Her birinde 2-3 kişinin çalıştığı çok sayıda dükkan vardır. Küçük esnaflık, seyyar satıcılık yine çok yaygındır. Kentin ekonomisi, taşımacılık ve inşaat işleri ile birlikte bunlardan oluşur.

cizre savaşçı ve annesi

Geriye kalan küçük gruplar öğretmen, sağlıkçı gibi beyaz yakalılardır. Küçük işyerleri, küçük esnaf bu durumdan pek şikayetçi değildir. En azından banka kredilerine muhtaç olmadan kendilerinin döndürdüğü bir sistem olarak görür, bu grupların hepsi savaşın içinde yer alır. Büyük burjuvalar da halkın içinden çıkmıştır ama tefecilik spekülasyonla başlayıp aslen taşımacılık, gümrük malları ticareti ve inşaat üzerinden hızlı bir sermaye birikimi yapmıştır. Diyarbakır hariç, Botan’da hepsini toplasan 40-50 kişilik bir gruptur, ama on binlerce kişiyi çalıştırırlar. Antep-Adana-Mersin üçgenindeki Kürtlerden de bu zenginlerin işinde çalışanlar çoktur. Ama Diyarbakır ve Batman’da sınıf ayrımları çok daha belirgindir, Silopi, Dargeçit, Lice, Cizre gibi yerlerde küçük işyerleri ve küçük esnafın yaygınlığı nedeniyle çok göze batmaz. Botan’da köylülük nüfusun yüzde 25-30’una kadar düşmüştür. Ama şehir-köy bağı devam eder. Akrabalık ilişkileri vardır, zozana çıkılır. Köye dönme, toprak özlemi 50 yaşındakilerde, hatta daha gençlerde bile vardır. Çünkü hala en iyi bildikleri şey tarım hayvancılıktır. Büyük toprak sahipleri pek yok, onlar da kentte büyük inşaat işleri, tır filosu, tefecilikle burjuvalaştılar.