Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Hayır’ın İçinden Geçerek İleri

Hayır’ın İçinden Geçerek İleri

G.Lukacs, Lenin’in diyalektik düşünce tarzını incelediği “Lenin’in Düşüncesi, Devrimin Güncelliği” adlı kitabında, Lenin’i ve dolayısıyla Bolşevik Parti’ yi oportünist akım ve kişilerden ayıran iki özelliğin altını çizer. Birincisi, devrimin her koşulda güncelliğini koruması, bu stratejik hedefin gözden kaçırılmaması ve her soruna proletaryanın sınıf perspektifiyle yaklaşılmasıdır. Şöyle der Lukacs: “Bütün oportünist akımların ortak özellikleri olaylara asla proletaryanın sınıf açısından bakmamaları, böylece tarih ve diyalektik dışı, eklektik bir “reel politik” in esiri olmalarıdır.”

Politik ve örgütsel olarak öznesel varoluşunu yitirmiş ya da yitirmekte olan akımların dönemin güçlü akım ve hareketlerinden etkilenmeleri, onların peşinden sürüklenmeleri özellikle sınıflar mücadelesinin gerilediği koşullarda bir vakadır. Küçük burjuvazinin büyük umutlardan büyük hayal kırıklıklarına hızla geçişlerinde olduğu gibi, oportünist akımlarda dönemin güçlü “reel politik” akımlarından ve onların hegamonyalarından çok etkilenir. Kendi programatik görüşlerini bir yana bırakıp bu egemen reel politiğin esiri haline dönüşürler.

Türkiye seçim süreçleri ve son 5-6 yılda ivmelenen rejim ve yönetememe krizleri sürecinde, öznesel varoluşunu korumakta zorlanan küçük burjuva halkçı-devrimci hareketler dönemin egemen burjuva sol ideolojileri içinde eridiler. Rejim krizine, Türkiye tekelci burjuvazisinin devlet ve sistem krizine sınıfa karşı sınıf ekseninden kapitalizme karşı komünizm, sermaye sınıfına karşı proletarya, sermayenin en iyi halde bile kendine demokrasisine karşı sosyalist işçi demokrasisi perspektifinden, uzlaşmaz sınıf karşıtı bir perspektiften mücadele geliştirmek yerine; rejim krizinin çözümüne dair burjuva sol politik görüşün, tekelci burjuvazinin bir kesiminin görüşünün çekim etkisine karşı koyulamıyor. Dönemin egemen muhalif burjuva sol ideolojinin arkasında hizalanılıyor. AKP karşıtlığı hedefi etrafında ilerleyen bu sürecin türbülansına neredeyse ülkenin tüm demokratik devrimci, küçük burjuva hareketleri kapılıyor. Küçük burjuva devrimciliğinden devrimci reformizme oradan da düzeltilmiş-ideal kapitalizm mücadelesine hapsoluyorlar. Lucas’ın “reel politiğin esiri olmak” derken anlatmak istediği şey bizatihi budur.

Aslında bunda şaşılacak, neden böyle oluyor diye sorulacak bir şey de yok. Türkiye’de kapitalist gelişmeyi, meta ekonomisinin, değerler skalasının, bunların yarattığı üst yapıdaki toplumsal dönüşümün, değişen-dönüşen toplumsal yapının gerçek bilimsel-eleştirel analizi ve çözümü devrimci prolataryanın sosyalist devrim perspektifiyle ele alınıp, çözümlenemediği için Avrupa ve dünya çapında öncellerinin yaşadığı aynı akıbeti Türkiye’deki ideolojik-siyasal akrabaları da yaşıyor. Burjuvazinin çekim etkisine karşı koyamayıp uydulaşıyorlar. Bir süre sonra uydu ya kütle çekimine karşı koyamadığı akımın içinde eriyor ya da kendilerini bir kara deliğe dönüştürerek sürece giriyorlar.

Dediğimiz gibi özellikle seçim süreçleri halkçı devrimciliğin içindeki burjuva demokrasisi sevdasını canlandırdığı, düzen sınırları içerisindeki burjuva siyasetin cazibesine daha güçlü kapılmalarını sağladığı için bir turnusol kağıdı işlevi de görür. Kürt ulusal hareketin ve HDP’ nin “radikal demokrasi” vizyonuna eklemlenen liberalleşmiş halkçı hareketler girdikleri yolun gereği olan “düzeltilmiş-ideal kapitalizm” mücadelesinde derinleşerek ilerliyorlar.

18 maddelik Anayasa değişikliği paketi ile refaranduma sunulacak Başkanlık sistemine karşıtlık üzerinden derinleşeceği anlaşılan reformist kulvar bu defa HDP-Kürt ulusal hareketin, ideolojik siyasal öncülüğünde değil, CHP ve Cumhuriyet gazetesinin liderliğine bakıyor. Çoktan beri bir kenara bırakılan sınıf siyaseti, politika ve talepleri, bağımsız ideolojik duruş yine “unutulacak” reelpolitiğin gerekleri ne ise onlar yapılacaktır.

Başkanlık sistemine karşı “hayır” etrafında biçimsel olarak yan yana duran toplumsal muhalif kesimler, komünist ve devrimcilerden, tekelci sermaye kesimlerine kadar sağlı-sollu birçok akım ve sınıfsal kesimden oluşuyor. Böylesi ya o, ya o ikileminin kendisini politik olarak dayattığı süreçlerde, politik olarak karşıt kesimlerde bulunan güçlerde defakto olarak yan yana düşebilirler. İdeolojik ve siyasal bir yakınlaşma anlamına gelmez tek başına bu. “Hayır cephesinde” bulunan güçlerin hangi sınıfın, hangi sınıfa karşı, nasıl bir perspektifle bir kampanya örgütledikleri üzerinden bir ayrım ya da politik yakınlaşma tesbiti yapılabilir. Hayır diyen düzen güçlerinin öncülüğünü, toplumsal siyasal ağırlığını CHP ve Cumhuriyet gazetesi temsil etmektedir. (Kürt ulusal hareketinin ve HDP’ nin de ciddi bir ağırlığı olsa da son bir yılda karşı karşıya kaldığı saldırılarla geriletilmiş, ideolojik-politik bir etki oluşturması, en azından bu referandum sürecinde engellenmiştir.) CHP her zamanki gibi bir adım ileri iki adım geri, eski rejimin kalıntılarını koruma mücadelesi veriyor. Arkalarında tekelci burjuvazinin, TÜSİAD’ın da belli kesimleri var. Tekelci burjuvazi içindeki güç ve uluslararası eksen dengelerinin, geleneksel devlet yapısı ve bürokrasisinin; geleneksel sınıfsal egemenlik ilişkilerinin belli rötuşlarla devamını savunuyorlar. İşçi sınıfı ve onun öncü kesimleri, sosyalizm gibi bir hedefleri varsa eğer CHP’ nin bu çizgisinin farkında olur ve ondan “demokrasi” beklentisine girmezler. Beklenti halinin derinleşmesi ABD ve AB’ den AKP’ yi hizaya getirmesini beklemeye, oradan bir “ekonomik kriz çıksa da AKP devrilse” kendiliğindenciliğine varıyor zira.

Burjuvazi ve güç eksenleri arasında bir stratejik bir seçime zorlanma ve buna rıza gösterme anlamına gelecek ideolojik-politik yönelimlerden uzak durmak, sınıf siyaseti ve ideolojisini sosyalist devrim ve sosyalist demokrasi ekseni etrafında güncel politika da slogan, talep ve politik çalışmaya çevirmek gerekmektedir. Bugün eksik olan ve yapılmayan budur. Burjuva eksenler karşısında bu bağımsız eksen yitiminin aslında eleştirdiğimiz tüm güçler gayet farkındadır. Farkındadır ama onu ileriye doğru aşacak bir iradi yönelim gösterme kararlılığının yoksunluğu stratejik bir devrim mücadelesi yerine “sınıfsız bir demokrasi” yi kazanma mücadelesine dönüşüyor. Bu “sınıfsız demokrasi” ninde o kesitte sermaye sınıfının ihtiyaçlarına paralel geliştiğini de not edelim.

Başkanlık referandumu sürecinde, burjuva mali oligarşik krizine çözümsüz çözüm arayışının ifadesi olarak “evet” ve “hayır” cepheleri ortaya çıkacaktır. Komünist ve devrimci yapıların sermaye diktatörlüğünün yanları arasında bir seçim yapmaları doğru değildir. Kazanılmış demokratik hak ve özgürlüklerin kalıntılarından geriye ne kaldıysa elbette savunup gasp edilmesine itiraz edecek, direneceklerdir. Ve fakat buradaki esas sorun bunun nasıl bir perspektifle yapıacağı, sınırın nereden ve nasıl çekileceğidir. İşçi sınıfında yıpranmış burjuva diktatörlüğün tüm biçimlerine karşı gelişen sınıfsal-toplumsal özgürlük talep ve ihtiyacını karşılayacak bir komünist perspektiften bir karşıtlık oluşturulmalıdır. Komünistler günün sorunlarına gelecekten bakarak, komünizmden, sosyalist demokrasi içerisinden gelerek cevap oluştururlar.

Ne yaptığımız kadar nasıl yaptığımız da önemlidir. Biz “ hayır’ın içinden geçerek” ileriye, sosyalist demokrasiye ulaşmaya çalışıyor, oradan güncel soruna yanıt ve perspektif oluşturuyoruz. “Tek kişi diktatörlüğüne karşı çıkıyoruz”un arkasına gizlenmiş kapitalizmi düzeltme, yamama, “düzeltilmiş kapitalizm/demokrasi” gibi (benzer bir süreç bugün ABD emperyalizminde de, Trump karşılığında yaşanıyor. Erdoğan, Trump gibileri ortaya çıkaran mali oligarşik diktatörlüğün bir türlü aşamadığı yapısal kriz ve sürüngenliği, dünya çapındaki isyan ve direniş dalgalarının neoliberal kapitalizmde yarattığı tedirginliktir.) beyhude çabalara girmiyoruz. Neoliberalizm, mali oligarşik tekelleşmenin kriz ve yeniden yapılandırma programlarının, siyasal arayışlarının sonucu olan bugünkü, küresel düzeyden gelişen özgürlüksüzlük, geleceksizlik ve örgütsüzleştirme gibi gemi azıya almış kölece çalıştırma, yaşam, yönetme gayretlerinin karşısına komünizmin özgürlükler dünyasına, onun sınıfsız, sömürüsüz ve sınırsız dünyasını koyuyoruz. Hayır’ımız bir bütün olarak kapitalizme ve onun çürümüş demokrasisi dahil tüm diktatörlük biçimlerine karşıdır. Doğru tutum, belirttiğimiz çerçevede devrimci sosyalist sınıf kampanyasını, propaganda ve pratiğini örmek olmalıdır.

Halen devrimci bir retoriği elden bırakmamış olan küçük burjuva halkçı demokratizmde ise liberal halkçılığa doğru kırılma her uğrakta biraz daha derinleşiyor. Seçimlerdeki bir zamanlarda kalmış devrimci tavrının son kalıntılarını terk edebilmek için, 2011 seçimlerinde HDK adaylarını desteklemek için önce “emekten yana” kriterini bir buz kran olarak kullanıp bu kulvarın gereklerini yerine getirmekte daha bir maharet kazanmışa benziyor.

“Tek adam diktatörlüğüne” karşı çıkmak için “hayır” savunulurken – Marksizmin diktatörlüğü sınıflar üzerinden açıkladığını bir kenara bırakılıveriyor. Reformizmin diktatörlüğü tek kişi ya da parti diktatörlüğü, bir hükümet etme biçimi olarak tariflemesiyle ortaklaşılıyor.

Sihirli sözcükler hep olduğu gibi en geniş, en kapsayıcı muhalefet cephesi oluyor, tabii. Bu “en geniş cephe” için dışarıda bırakılanlar da sadece “samimi demokrat” olmayan MHP’li muhalifler ve CHP içindeki ırkçı-şovenistler oluyor! Ancak tabii, TÜSİAD’ın, burjuvazinin hayırcı kesimleri, AB dışarıda bırakılmıyor!

Bu kez nedense “emekten yana” kesimlerin sınıf politikalarını referandum sürecinde güçlendirecek, işçi sınıfına taşıyacak politikaların desteklenmesinden, bu kesimlerin ittifakından bahsedilmiyor. Referandum sürecinin tarihselliğinden olsa gerek! Türkiye küçük burjuva halkçı demokratik hareketin geriye gidişin yolunu yapmada tipik özelliğidir. Savunduğu sağcılaşan politikaları doğrulamak adına, hep kendi sağında gördüklerine çevirir mızrağın ucunu. Olması gereken toplumsal muhalefetin en geniş liberal halkçı tasfiyeci birliğiyle uğraşmak yerine öncelikle proletaryanın birliğini en geniş ve devrimci bir temelde kurmaya çalışmak, bunun gereği için mücadele etmektir oysa. Fakat bunun için öncelikle kararlı bir devrimci iktidar bilinci ve proletaryanın sınıf perpektifine ihtiyaç vardır.

Ardından daha önce savunulan laiklik, barış, ve tabii sloganik sosyalizm propagandası ile kitlelere ulaşılamaz denilip onlar da bir yana bırakılıyor. Böyle başlar böyle gider bu: “Kaba” denilerek sosyalizm propagandası da rafa kaldırılır, AKP’nin tabanına ulaşmak için “mülkiyet hakkı”nı savunmak unutulmaz ama! Bu halkçı demokratizmden liberal demokrasiye doğru kırılmanın ifadesidir. En geniş birliğin burjuva neoliberal demokrasi olduğu da açıklık kazanıyor böylece. Öncülükten de vazgeçiliyor, hayır’ın bulanık burjuva-orta sınıf ortalamasının bir parçası olmanın yolu yapılıyor.

Aynı şeyleri CHP ve Cumhuriyet gazetesi’de söyler, hatta CHP propagandasında olabildiğince geniş ve kapsayıcı bir cephe kurabilmek, AKP’yi sempati duyanları etkilemek adına hayırcıları kendi etrafında mobilize edebilmek için propaganda sürecinde parti bayrağı yerine türk bayrağını kullacağını söylüyor.

Hayır’ın bir fiil kapitalist sisteme hayır olarak propagandası olmadan gidilecek yol, böylelikle, “tek adam diktatörlüğüne hayır” adı altında kapitalizme, neoliberal demokrasiye evet oluyor!

Bu bizim işimiz değil. Mali oligarşik kapitalizmi düzeltmek, tadilattan geçirmek, burjuva demokrasisine hayranlığın ifadesi olan liberal çoğulculuk sahtekarlıklarına, onun kavramlaştırılmış hallerine karşı bir sosyalist işçi devrimi ve sosyalist demokrasi perspektifiyle hareket edilmesi sosyalizm ve devrim iddiasını taşıyanlar için tek doğru yoldur.

“Ücret ve meta köleliğini düzeltmeyi değil yıkmayı, burjuva demokrasisini düzeltmeyi değil yıkmayı, mücadelenin her durum ve koşulda tayin edici programatik ideolojik, siyasal içerik ve çizgisi haline getirmektir. Gündelik dönemsel mücadeleleri de aşamacı yama gibi kalan söylemsel, biçimsel tarzda değil doğrudan bu eksenden bu içerikten yürütmektir ”(Platform s.241)

“Küçük burjuvazinin ve halkçı demokratizmin özgürlük, demokrasi, eşitlik, barış, kardeşlik, adalet türünden genel sözleri kapitalist sömürü ilişkileri tarafından biçimlendirilen burjuva ideoloji ve siyasetine tabiyetten, onun içinde eriyip gitmekten başka bir şey değildir”(s.242)

Ercan Akpınar

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesi C-92

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*