Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Hayır cephesi”nin meramı…

“Hayır cephesi”nin meramı…

Ortak bir “hayır cephesi” oluşturan ulusalcı-reformist partiler; TKP, ÖDP, Halkevleri, EMEP, ortak bir “hayır deklarasyonu” yayınlayarak imzaya açtılar:

Eşit, Özgür bir Ülke için;
12 Eylül Anayasası’na da,
AKP Anayasasına da HAYIR!

AKP’nin kendi iktidarını güçlendirme amacıyla hazırladığı ve birbiri ile ilintili olmayan maddeleri tek bir paket halinde halka dayattığı anayasa değişiklik paketi 12 Eylül’de referandumda oylanacak.
Hükümeti elinde bulundurduğu 8 yıl boyunca ekonomik, sosyal ve siyasal saldırıları arttırarak sürdüren AKP, bu değişikliklerin geçmesi halinde, işçi ve emekçiler tarafından fiili ve yasal olarak kullanılan birçok hakkı da gasp ederek, topyekûn bir saldırıya geçecektir. Referandumda Hayır diyerek, sadece aldatmacayı boşa çıkarmış olmayacağız, aynı zamanda emek ve demokrasi düşmanı AKP’ye bir ders vermiş olacağız.
AKP’nin anayasa değişiklik paketi ne ülkemizin sorunlarına ne de halkımızın ihtiyaçlarına, temel hak ve özgürlüklerine yanıt vermektedir. Anayasa değişiklik paketi eşit, özgür bir ülkenin önünü açmak bir yana, tersine kapatmaktadır.
Önceki hükümetler tarafından da neo-liberal politikalara uygun olarak defalarca değiştirilen 12 Eylül Anayasası halkçı ve demokratik bir içerik kazanmadı. AKP, sendikaları, meslek örgütlerini, demokrasi güçlerini ve tüm muhalefet güçlerini yok sayarak, 12 Eylül Anayasası’nın antidemokratik seçim yasalarıyla elde ettiği meclis çoğunluğuna dayanarak hazırladığı değişiklik paketini, demokratikleşmede büyük adım, 12 Eylül ile hesaplaşma olarak sunmaktadır. Oysa değişiklik paketinin özü de 12 Eylül düzeninin yenilenerek sürmesini sağlamaktır.
12 Eylül kurumlarını ortadan kaldırmak bir yana yenilerini ekleyen bir paket demokratik olamaz. Bu kurumları kendi iktidarı ve yeni sömürü düzenini güçlendirmek için kullanan AKP, işçi sınıfına saldırının bir aracı olan ‘Ekonomik Sosyal Konsey’i anayasal bir kurum haline getirmektedir.
12 Eylülcüler 24 Ocak 1980 kararlarını hayata geçirerek serbest piyasa düzeninin, özelleştirmelerin önünü açmış, sermaye egemenliğinin geliştirilmesini sağlamışlardır. Bu politikaların kararlı bir uygulayıcısı olan AKP hükümeti, yeni değişikliklerle, “kamu yararı” denetiminden kaçarak özelleştirmelerin ve sermaye egemenliğinin önündeki bütün engellerin temizlenmesini amaçlamakta; halkın güvenceli iş, insanca yaşam, yaşanabilir bir doğa haklarına saldırmaktadır.
AKP, 12 Eylül’ün getirdiği grev yasaklarını korumakta, kamu çalışanlarına grev hakkı tanımadığı gibi grev yasağını sağlama bağlamakta, “Kamu görevlileri hakem kurulu” kararları “toplu sözleşme hükmündedir” ve “kesindir” diyerek hükümetin kamu çalışanları karşısındaki dayatmalarına “toplu sözleşme” adını vermektedir.
Aynı zamanda ve aynı işkolunda birden fazla sendikaya üye olunabileceği ve birden fazla sözleşme yapılabileceğine yönelik düzenlemelerle, patron yanlısı ve hükümet yandaşı sendikaların önü tamamen açılmak istenmektedir. Sendikalaştıkları için işten atılan işçilerin üzerine panzer yollarken pakete, birden fazla sendikaya üye olunabileceği hükmünü koyan AKP, emeklilere, üreticilere, çiftçilere, ev işçilerine ve işsizlere sendika kurma ve üye olma hakkı tanımamaktadır.
Yine AKP 12 Eylülcülerin ‘yönetimde istikrar’ amacıyla koydukları yüzde 10 seçim barajına aynı gerekçeyle sahip çıkarak korumakta, 12 Eylülcülerin yaptığı gibi yürütmenin ve Cumhurbaşkanının yetkilerini daha da arttırarak yargıyı siyasal iktidara hepten bağımlı kılmaktadır.
Bu değişiklik paketi ülkeyi demokratikleştirmek bir yana piyasa düzeni ve sermaye egemenliğini daha da sağlamlaştıracaktır. Bu süreçte, Başkanlık Sistemi’ne geçişi sağlayacak adımlar atılarak demokrasi alanının daha da daraltılacağı görülmektedir.
12 Eylül’de yapılacak anayasa değişiklik paketine ‘hayır’ demek; hem 12 Eylül Anayasası’na hem AKP Anayasası’na ve 8 yıllık AKP iktidarının uygulamalarına ‘hayır’ demektir. Eşitliği, özgürlüğü ve demokrasiyi esas alan yeni bir anayasa ihtiyaçtır. Kuşkusuz bu anayasa emekçilerin ve ezilenlerin mücadelesinin ürünü olacaktır. Bizler böyle bir anayasa ve fiili kazanımlar için mücadele edeceğiz.
Acil taleplerimiz şunlardır;
1- 12 Eylül ve darbe kurumları olarak bilinen ve toplumu üniversitelerden yargıya; basından sendikal örgütlenmeye kadar bütünüyle kontrol altına almayı hedefleyen yapılar ortadan kaldırılmalıdır.
2- Halkın siyasal temsiliyetinin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Bunun için öncelikle yüzde 10 seçim barajı kaldırılmalı; adil bir seçim yasası hazırlanmalı, anti-demokratik siyasi partiler yasası değiştirilmelidir.
3- Halkın siyasal mücadele ve örgütlenme hakkı önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.
4- Sendikal barajlar kaldırılmalı, grev ertelemeleri yasaklanmalı, kamu çalışanlarına grev ve siyaset hakkı sağlanmalıdır.
5- Güvencesiz çalışma yasaklanmalı, işten çıkarmalar durdurulmalıdır. Fazla mesai yasaklanmalı, ücretler düşürülmeden haftalık çalışma saati 35 saate çekilmelidir.
6- Halkın parasız eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, su, temiz bir çevrede yaşama ve güvenceli çalışma hakkı gibi en temel hakları anayasal güvence altına alınmalıdır.
7- Kürt halkının dil, kültür ve kimlik talepleri karşılanmalı, eşit haklar anayasal güvenceye alınmalıdır.
8- Alevi yurttaşların eşit yurttaşlık talepleri karşılanmalı, ayrımcılığa son verilmeli, 12 Eylül’ün bir ürünü olan zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır.
9- Kadına yönelik ayrımcılık yasaklanmalı; kadınların çalışma yaşamına katılımının önündeki engeller giderilmeli, güvencesiz çalıştırılmaları önlenmeli, kadına yönelik şiddetin engellenmesi için tedbir alınmalı ve kadınların tüm sosyal ve siyasal haklarını güvence altına alacak düzenlemeler yapılmalıdır.
10- Özelleştirmeler durdurulmalı, özelleştirilen kamu kurumları tekrar kamuya iade edilmelidir.”


“Hayır” deklarasyonunda hemen dikkati çekenler şunlar:

1- Metin büyük ölçüde apolitikleşen bir dil ve içerikle kaleme alınmıştır. Burjuva, küçük burjuva milliyetçilik temelinde antiemperyalist bir söylemin alamet-i farikası olduğu bu reformist hareketlerin, anayasa deklerasyonlarında bir anti-emperyalizm, 12 Eylül anayasasına bir “faşist” vurgusu yapmaktan, reformist içeriğiyle bile olsun “sosyalizm” demekten bile ödleri patlamaktadır. Deklarasyonda faşizm, emperyalizm, kapitalizm, burjuvazi, işçi sınıfı, sosyalizm kavramlarından eser yoktur.
2- Siyasetlerinde ve “hayır”cılık ve içeriklendirilmesinde zaten büyük ölçüde çakıştıkları ve yedeklendikleri CHP-MHP ile en ufak bir ayrım çizgisi çekme gereği bile duymamışlardır. Bu deklarasyon, ulusalcı-reformist partiler tarafından yedeklenilen CHP ve MHP’nin, emek ve demokrasi düşmanı olarak dahi görülmediği kanısını da uyandırmaktadır.
3- Deklarasyon, en ufak bir sınıf ve antikapitalist vurguya sahip değildir. Ezilen ulus, ezilen mezhep, ezilen cins sorunları tamamen burjuva-reformist, “halkın siyasal temsiliyeti”yle birlikte burjuva parlamentarist bir temelde ele alınmaktadır.
4- Deklarasyondaki sendikal bir iki talep dışındaki demokratik tüm talepler, burjuva biçimsel hak eşitliğinden, TÜSİAD’ın “yeni bir anayasa” istemindekinin bile ileri değil, hatta bazıları daha gerisindedir. Bunlar CHP’nin de altına imza attığı, atabileceği taleplerdir. Ekonomik-sendikal talepler de mevcut düzen sendikalarının, düzen içi, ücretli kölelik içi taleplerinden bir adım ileri gitmemektedir. Bu açıdan kullanılan “halk” kavramının, “emekçi halk” bile değil, burjuvaziyle bir karşıtlık içermediği gibi, onu, en azından bir kesimini kapsayan genişlikte bir “halk” olduğu anlaşılmaktadır.
5- Birinci madde, “12 Eylül ve darbe yasa ve kurumlarının, toplumu bütünüyle kontrol altında tutmayı hedefleyen kurumlar olarak” kaldırılması istenirken, burjuva demokrasisinin, parlamento ve diğer kurum ve mekanizmalarının, burjuvazinin işçi sınıfı ve emekçilerin, “toplumun” üzerinde diktatörlüğünün farklı bir biçimi olmadığı, onların üzerindeki egemenlik ve kontrolünü kaldırdığı/kaldıracağı, liberal hayallerini de yansıtmaktadır!
6- İkinci maddede, “halkın siyasal temsiliyetinin” önündeki tüm engellerin kaldırılması adı altında, gerçekte, parlamenterizm ve parlamenter avanaklığın önündeki tüm engellerin kaldırılması istenmektedir!
7- Metinde neoliberalizm ve AKP’nin karşısına, burjuva egemenliğin önceki biçiminin araçlarından burjuva kamu çıkarılmakta, tırnak içine alınmak durumunda kalınsa da, burjuva kamuya, sermaye egemenliğinin bir biçimi değil de engeliymiş, “kamu yararı”naymış, güvenceli iş, insanca yaşam, yaşanabilir doğa haklarıyla özdeşmiş gibi gerici güzellemeler düzülmektedir.
8- “Eşitlik, özgürlük ve demokrasiyi esas alan yeni bir anayasa”, “eşit ve özgür bir ülke/nin önünü açmak” istem ve ifadeleri, reformizmin, kapitalizmin kendiliğinden bilince yansıyan “ideal kapitalizm” hayalini esas alan budalalığının tipik ifadesidir.
9- Deklarasyon, kendiliğinden burjuva bilinç ve ideolojinin, üzerine biraz sol sos dökülmüş ifadesidir: Burjuvazinin mevcut hareketi olması gerekendir, olması gereken de zaten olmakta olandır. Ah şu 12 Eylül Anayasası ve bir de AKP olmasaydı, (düzeltilmiş kapitalist bir) eşit ve özgür ülkenin önü ne de güzel açılırdı!
10- Aslında bu deklarasyon, söz konusu partilerin, artık sosyal reformist karakterlerini de büyük ölçüde yitirdiklerini, soldaki zincirleme sağcılaşma ve çözülme süreci içerisinde, sosyal-demokratlaştıklarının yeni bir göstergesidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*