Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Hayaller üzerine

Hayaller üzerine

İYİP başkanı Meral Akşener, Türkiye’de gençlerin hayal kuramamasından yakınası olmuş: “Bir araştırma yaptık. 18-25 yaş gençlerimiz hayal kurmuyor. Özellikle erkeklerin umudu yok. Şöyle konuşuyorsunuz; ‘kader, kısmet, nasip, sağlık olsun.’ Oğlum ben 61 yaşındayım, benden daha ihtiyar konuşuyorsunuz. Niye, umudunuz yok? Çünkü 4 yıllık okul bitiren çocukların, iş bulmakta 4-5 yıl zorluk çektiği bir ülkede, çocuklarınız öyle konuşur.”

İYİP’in nasıl bir araştırma yaptığını bilemeyiz. Ancak burjuva düzen ve sermaye tekelleri cephesinde son yıllarda hayal kurma yetisi üzerine araştırmaların arttığını biliyoruz.

İntel’in yaptırdığı “Türkiye’nin Hayal Haritası” başlıklı araştırmaya göre, Türkiye’de çocuklar ve ilk gençlik dönemini yaşayanlar arasında bile hayal kurma oranı sadece yüzde 31-32. Yetişkinler ve yaşlılarda ise yüzde 14’le dibe vuruyor. Hayal kuranların 3’te ikisinin hayali de, bir meslek sahibi olabilmek ve/veya kendi yaşamını güvenceye alacak kadar para kazanabilmekten ibaret.

Dünya çapında tanınmış eğitim ve çocuk gelişimi araştırmacısı ve gurusu, yeni çıkan “Yol Ayrımındaki Türkiye: Ya Özgürlük Ya Sefalet” kitabı 6 ayda 10 baskı yapan Selçuk Şirin de, Türkiye’de eğitimden istihdama ekonomiden iş güvenliğine yüzlerce veriyi analiz ettikten sonra aynı sonuca varıyor. Türkiye’de en kritik sorunlardan birinin “hayal kıtlığı” olduğunu, ve bunun teknolojik ve beşeri gelişmenin önündeki önemli engellerden biri olduğunu söylüyor.

Burjuvazi neden bizzat kendi eseri değilmiş gibi kitlelerdeki hayal yıkımından hayıflanıyor ve bu konuya yöneliyor diye soracak olursanız:

Birincisi, kapitalist ekonomide beyin gücünün önemi giderek artıyor. Düşen karlılığı artırması için “girişim ruhu, inovasyon, yaratıcılığa”, ve bunları geliştirecek (tabii kapitalizm sınırları içinde ve onu canlandıracak) hayal gücüne bel bağlanıyor.

İkincisi, neoliberal kapitalizmin bir dönem eski rejim biçimlerine karşı “demokrasi, özgürlük, refah, teknoloji, barış” filan diye kitlelerde yaratmaya çalıştığı beklenti çoktan kredisini tüketti. Kapitalist sistem kitlelerde tükettiği hegomonik vaat ve beklentileri, canlandırabilmenin yol ve yöntemini arıyor.

Burjuvazinin derdi, tabii ki kapitalizme ilişkin hayalleri canlandırabilmek, yeni teknolojiler ve sözde yeni denilen düzen partileri vb çerçevesinde yeni hayaller yaratabilmek.

İntel’in ve Selçuk Şirin’in araştırmaları ise, Türkiye’de kitlelerin gayet “gerçekçi” olduğunu, hayal kurmayı ancak geçim durumu iyi olduğunda yapılabilecek bir lüks olarak tanımladığını gösteriyor.

Eskiden özelleştirmeye karşı “paran kadar sağlık/eğitim” ajitasyonları yapılırdı, şimdi buna “paran kadar hayal”i de ekleyebiliriz. Hayaller bile paraya köleleşmiş, neredeyse tüm hayaller kendini kurtaracak kadar para kazanmaya indirgenmiş. Gel gör ki, kapitalist para-meta-sermaye egemenliği, her türlü toplumsal, siyasal, insani hayali de öldürüp yok eden ilişki biçiminin ta kendisi. Tam bir kısır döngü!

Şöyle de söyleyebiliriz: Türkiye’de hayal yoksulluğu, gerçek yoksulluktan bile daha büyük hale gelmiş. Sol siyasetlerde de bunu fazlasıyla görmek mümkün. AKP-Erdoğan’ın gitmesi dışında bir hayalleri bile yok! Bunlar da her düzeyde (ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel, entelektüel, psikolojik vd) süregiden ezici ve boğucu sefalet birikiminin bir biçimi.

Bunu vurgulamak önemli çünkü, bu her düzeydeki sefalet birikimi ve hatta umutsuzluk ile hayal kurma yetisi arasında her zaman ters değil, bazan doğru bir orantı da olabilir. Kapitalist düzen ve sistemden, paradan-puldan, güvenceli sandıkları mesleklerden filan umudunu kesen insanlar, bambaşka, yepyeni bir yaşam hayali kurup bunun için mücadele etmeye başlayabilir.

Kapitalizmin amansız, acımasız, yıkıcı ve gerçek işleyişi dışında kitlelere kapitalizm hakkında pembe hayaller aşılayamaz hale gelen sermaye efendilerinin korkusu da bu. Çünkü kitlelerin kapitalist meta egemenlik ilişkileri konusundaki bu umutsuz gerçekçiliği, bu cendere büsbütün daralmaya devam ettikçe, onun yine gerçekçi ama karşı kutbundan bilimsel hayallerle birleşince, bambaşka bir güce dönüşebilir. Örneğin çocuklar ve gençlerin en büyük ve hatta tek hayali gibi görünen hekimlik, öğretmenlik gibi bir meslek sahibi olmaksa, bu mesleklerin tamamının da nasıl yıkım içinde olduğunu, yerlerde süründüğünü düşünmek yeter.

Ancak, her şey gibi, hayallerin de sınıfsal olduğunu, işçi sınıfının hayallerinin de burjuvazinin çürümüş hayal tuzaklarından ayrıştığı ölçüde, büyüyeceğini bilmek gerekir.

Lenin’le bitirelim:

“Rüyalarım olayların doğal gidişatının önünden yürüyor olabilir ya da olayların gidişatının asla gitmeyeceği yönde uçuyor olabilir. Birinci halde, rüyalarımın hiçbir sakıncası yoktur, hatta emekçi insanların enerjisini destekliyor ve genişletiyor olabilir. Öte yandan eğer insan bu çeşit rüya görme yeteneğinden yoksun olsaydı, zaman zaman önden koşup bütün ve tamamlanmamış bir tabloyu kafasında canlandıramayacak olsaydı o zaman sanat, bilim ve pratik çaba sahasında uzun ve zorlu işlere girişmek için insanoğlunu teşvik edecek ne gibi bir dürtü olabileceğini hayal edemiyorum…” (Pisarev’den aktaran Lenin, Ne Yapmalı).

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*