Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Hava-İş’te değişim rüzgarları: Ali Gülçiçek’le görüştük

Hava-İş’te değişim rüzgarları: Ali Gülçiçek’le görüştük

Aralık ayında yapılacak olan Hava-İş 27. Olağan Genel Kurulu öncesinde sendikal anlayış farklılıkları temelinde örgütlenmeler de kendisini ortaya koymaya başladı. Grevin seyrinin de ivmelendirdiği bu süreçte, öncesinden beri sendikal muhalefet yürüten Gökkuşağı Hareketi‘nin yanı sıra, Emek Meclisi de varlığını ve seçimlerde adaylığını açıkladı.

Tabii, bir de, deklarasyonunda yer alan “şirketimize olan aşkımız” ifadesiyle patron uşağı karakterini gizlemeye bile gerek duymayan Değişim Hareketi var!

Emek Meclisi tarafından dağıtılan Seçim Bildirgesi‘nde Hava-İş’in 1989 Bahar Eylemleri‘nden bu yana olan sürecinin, son 10 yılda çok daha şiddetlenen hak ve mevzi kayıplarının bir tablosu sunuluyor. Bilindiği gibi, sendika yönetimi neredeyse 25 yıldır başında Atilay Ayçin‘in bulunduğu aynı ekip ve anlayıştan oluşuyor.

Gerileye gerileye sırtı duvara dayanmak

Yaklaşık 6 bin 500 havayolu işçisinin performans kriterleri bahanesiyle zorla emekli edilmesi veya işte çıkarılması, işçi sınıfının son 10 yılda aldığı darbelerden sadece biri. 1991’de THY ve Havaş‘ta yapılan ve 40 günü bulan grevler sonrasında 800 işçi işten atıldı. Aynı yıllardan itibaren, Çelebi, Iran Air, Polonya Havayolları, KTHY‘de TİS yetkileri kaybedildi. ’93’te grev oylamasında THY’den hayır, Havaş’tan evet oyu çıktı. Gerek bu evet oyu, gerekse de ’94’te pilotların örgütlü oldukları sektörel TALPA derneği önderliğinde gerçekleştirdikleri 3 günlük grev, işten çıkarmalarla sonuçlandı.

Hava-İş’in erimesi, sonraki grev oylamasında de evet oyu veren Havaş’ın özelleştirmesi ile ivmelendi. Özelleştirme sonucu 2 bin Havaş işçisi işten çıkarılırken, Hava-İş de sadece THY’de yetkili sendika olarak varlığını sürdürebildi. 2002’ye kadar klasik sendikal döngüler içerisinde geçen ve TİS imzalamakla sınırlı “sendikal faaliyet” yıllarından sonra tünelin ucu göründü. Yalnız bu kez tünelin ucunda karşıdan gelen tren vardı! Daha açık ifadeyle, neoliberal tekelci kapitalist dönüşümün havayollarında tam bir buldozer etkisi ile yaşanması… Neoliberal üretim ve emek organizasyonu, işçi sınıfının gücünü, bileğini kıra kıra yerleştirildi. Özelleştirmeler, bölümlerin parçalanarak taşeronlaştırmanın yolunun açılması, sendikalaşma girişimlerinin yüzlerce işçi işten çıkarılarak, sürgün edilerek kırılması, özelleştirilen bölümlerde 2 binden fazla sendikalı işçinin tasfiyesi, bu yıllarda birbiri ile iç içe, eş zamanlı olarak yürütüldü. THY yönetimi, yasalara ve uygulanmasına da ruhunu veren neoliberal tekelci kapitalist saldırının bütün gücünü arkasına almış olarak, 2011’de kurduğu HABOM‘da şimdi de AKP teknesinde büyümüş Çelik-İş‘i yetkili sendika haline getirmeye çalışıyor.

Havayolu işçileri, en küçük hak alma çabalarına karşı sadece THY yönetiminin değil bütün bir tekelci sermayenin, medyanın bataryalarını ateşlediği koşullarda 2007’de grev oylamasında bir kez daha evet dediler. Ancak TİS’in işçilerin iradesi dışında imzalanması ve daha sonraki saldırıların hiçbirinin püskürtülememesi, tekelci sermayeye havayolunda grev yasağına cüret etme gücünü verdi. 29 Mayıs 2012‘de grev yasağına karşı yapılan eylemde kabin ve teknik bölümden 500‘e yakın işçi işten çıkarıldı. Bundan 1 yıl sonra, TİS görüşmelerinin anlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine 15 Mayıs‘ta başlatılan grev ise, yalnız THY işçileri için değil, bir bütün olarak işçi sınıfı için kara bir tabloyu ortaya çıkardı. 16 bin işçiden 15 bininin katılmadığı bir grevdi bu.

İşçilerin greve katılmama nedeni sendikaya güvensizlik

Bir yandan grevi sürdürürken bir yandan da örgütlenme çalışmalarına hız veren Emek Meclisi adına 8 Temmuz itibariyle Hava-İş başkan adaylığını açıklayan 25 yıllık THY işçisi Ali Gülçiçek‘le görüştük.

Ali Gülçiçek, bugün 109. gününü dolduran greve işçilerin çoğunluğunun katılmama sebebini sendika yönetimine duyulan güvensizlik olarak açıklıyor. Hava-İş yönetimine olan tüm eleştirilerine rağmen grevin işçinin silahı olduğunu söyleyen Ali Gülçiçek, “Grevin durduğu yer onurlu ve ahlaklıdır” diyor.

Ali Gülçiçek, Türkiye devrimci hareketinin Hava-İş’i özel olarak ele alması ve kafa yorması, bunun bir tez konusu olması gerektiğini söylüyor. Neden Hava-İş? “Çünkü Hava-İş’in geldiği durum, işçi sınıfının 12 Eylül sonrasındaki sürecini anlatır. Sendikalardan olan tüm şikayetlerimizi anlatan bir sonuçtur. ’89 Bahar Eylemleri 12 Eylül’e karşı ilk ciddi mücadeleydi. Sendikaların yönetimleri değişti. Daha açık, şeffaf, demokratik bir yapı oluştu. 25 yıl sonra 2013’te ise, daha kapalı, daha bürokratik, mafyalaşmış bir sendika yapısı söz konusudur. İşçilerin değil sendika yönetimlerinin ve sermayenin kazandığı, işçilerin kaybettiği bir süreçtir. Fakat 2013-2014 sendikal hareketin tabandan gelişeceği bir süreç olacak. Yoğurdu üfleyerek yemeliyiz. Söyleneni yapan bir yapı oluşmalı. İşçi sınıfı sendikalara güvenmiyor.

Hava-İş grevinin neden bu noktaya geldiğini ise şöyle açıklıyor. “Bu yıl iki önemli grev başarısızlığı yaşadık. Biri Tek Gıda-İş Çaykur, biri Hava-İş grevi. Aslında grev başlamayacaktı. Çünkü Hava-İş yönetimi umutlarını grevin ertelenmesine bağlamıştı. Bunu teknik kısımda bizzat söylediklerini biliyoruz. Greve son gün çıkılmaz. Onun için bir hazırlık yapılır. THY yönetimi, 2009 TİS’inde bunların tabanla bağının olmadığını gördü. Hava-İş iş güvencesini kaldıran ikale maddesine imza attı. O zamandan beri taşeronlaştırmaya, işten çıkarmalara hız verdi. HABOM’u kurdu. 14 bin işçi bu grevde sendika yönetimine inanmadığı için çalıştı. ’91 dahil hiçbir dönem pilotlar greve bu kadar istekli olmamıştı. Ama üniformalarını giyip işe geldiler. Ve grevin 3. günü uçuş rekoru kırdık!

Bunda 305 işçinin işten çıkarılmasının bir payı var mıydı? “Hayır, zaten Atilay Ayçin 305’i ne bir mücadele için, ne de sınıf hareketine katkı için düşünüyor. Bu onun kendisini temizleme operasyonuydu. Bu tavırları ile o Türkiye devrimci hareketini yanıltıyor.

Ya grev bundan sonra nasıl seyreder? Ali Gülçiçek, bütün zayıflıklarına rağmen grev silahının bırakılmaması gerektiğini söylüyor. Bu yönüyle sendikal muhalefet politikası düzleminde de sendika yönetimine eleştiri ve güvensizlikle “açıklanan” greve katılmama tutumu arasına bir sınır çizgisi çekiyor. “Grev süreci genel kurula kadar gider. Aslında bizim de üzerimize yıkılan bir taştır. Fakat grev işçinin silahıdır. Grevin durduğu yer onurlu ve ahlaklıdır. Biz Hava-İş yönetimi dahil polemiği aşağı indirmek istemiyoruz. İşçileri bölen değil, ilkeleri tartışan bir konumlanma içinde olmak istiyoruz.thy

Emek meclisleri

İşçilerden nasıl bir karşılık alıyor Emek Meclisi? “Biz adaylık açıklaması yaptığımız 8 Temmuz’dan beri işyerlerindeyiz. İşçiler bizi sorguluyorlar. Sorularını sendika yönetimi yerine bize soruyorlar. Sendikanın içini temizlememiz lazım. Sendikacılığın bir meslek olmaması, temsilcilerin seçilmesi, meclis yapılarının oluşturulması, mali açıdan şeffaf olması, işyerinde 7/24 sendika görevlisinin bulunması… Bu işkolunda işçilerin tartışan, sorgulayan bir yapısı var. Bu da olumlu geri dönüşlere sebep oluyor.

Emek Meclisleri nasıl oluşturulacak? Bunu genel kurul sonrası mı yoksa şimdiden işletilmesi gereken bir süreç olarak mı düşünüyorsunuz? “14 meclis düşünüyoruz. Kokpit, kabin, kargo, yer hizmetleri, teknik, ikram, idari hizmetler, kadın, engelliler, sosyal faaliyetler, HABOM, TEC, TGS ve İSG. Örneğin 2 bin 400 pilottan meclise 1 üye 25 kişiyi temsil edecek. 2 bin teknisyende 1 üye 50 kişiyi. Meclisler sendikadan bağımsız olacak. Sendikayı denetleyecek. Sendikaya inançsızlık, güvensizlik, tehdit ve psikolojik baskılar işimizi zorlaştırıyor. Fakat her toplantı sonrası olumlu geri dönüşler alıyoruz. HABOM’da Çelik-İş’e üye olmayan işçiler örneğin bu çalışmanın bir unsuru. Başarabilirsek bu Hava-İş’te bir devrim olacak. Sendikacının yediğinin içtiğinin, mali hesabının verilmesi, tüzüğünde yer alması bütün sendikaları sallayacak. Çünkü devrimciler bu hesabı işçilere vermeli.

Emek Meclisi içinde yer alanlar genellikle eski kuşaktan mı oluşuyor? Genç bir kadro var mı? “Var, fakat onlar öncelikle içinde yer almak istiyorlar. 50 kişilik bir meclis yapısı var halen. Başkan adayı dahil delege seçiminden sonra belirleyelim diye düşünüyorduk fakat başkan adayının bilinmesi gerektiği sonucu çıktı. Aslında ’89’dan itibaren komiteler konusunda çok direttik. O zaman ‘Bunu yapmazsak yarın bu koltuklarda oturanlara düşman olacak işçiler’ diyordum. Bizim gücümüz buradan, bu meclis anlayışından geliyor.

İşkolundaki ücret makasından, kolektif bir bilinç ve mücadelenin zorunluluğundan konuşuyoruz. “Büyük bir makas var. Aprondaki 1000 alırken pilotlar 25 bin TL alıyor. Fakat ’94’te pilotlar dinlenme süreleri için dernekleri önderliğinde üç gün sendikadan bağımsız işi durdurdular. TİS’lerin ücrete endeksli olmaması lazım. Temel sorun ücret değil. Aynı zamanda sosyal haklar, çalışma süreleri, sınıf mücadelesinin ana damarını değiştiren bir durumun olması. Bu çalışmayı meslek gruplarıyla, derneklerle birlikte oluşturacağız. Dernekleri dışlamamak, düşman gibi görmemek gerekiyor. BTS de en önemli partnerimiz olacak. Aynı zamanda işkolu örgütlenmesinde TÜMTİS, demiryolları sendikaları. Havayolunda kazanılmış TİS maddeleri bile THY tarafından uygulanmadı. Örgütleneceğiz. Düşmanımız bile bize saygı duymalı. Bu, uçucuların en büyük sorunudur. Önemli olan işçiyle birlikte yapmaktır. İşçinin yaptığı, anayasanın da yasaların da üzerindedir. Hak-İş AKP desteğiyle, Türk-İş keza baraj hesabıyla örgütlenmeye çalışıyor. Biz devletten ve sermayeden bağımsız olmak istiyoruz.

Gezi sürecinin sendikal demokrasi ve kendi kararlarını verme talebinin ivme kazanmasında nasıl bir etkisi oldu? “Sömürünün olduğu yerde özgürlük olmaz” işçilere nasıl taşınabilir? “Gezi’ye işçiler örgütlü değil bireysel olarak katıldılar. Şimdi forumları dışardan takip var. Ancak forumlardan örgütlenme ve sonuç çıkarılması gerekiyor. Bir savaş süreci geliyor. Devrimcilerin bu süreçte yalnızlaştırmayan, çoğaltan, ayrılıkları birleştiren bir dil kullanması gerekiyor. Ve tabii Kürt hareketi ile ilişkinin daha farklı kurulması gerekiyor. Bugün 10 yaşındaki çocuğun elinde i-phone var. Devrimcilerin özverilerinin yanında çağı örgütleme becerisinin olması gerekiyor. Ülke koşulları, tarihsel yapı, insan yapısı açısından devrimcilerin uzun vadeli stratejisi nedir. Siyaseten söylenenlerle sınıfla bağ açısından yokuz. Neden işçiler bizimle yürümüyor. Demokrasi sorunu, rejim sorunu bununla sınıf hareketi ilişkisi farklılıklar içeriyor.

Ali Gülçiçek, Hava-İş yönetiminin devrimci güçler içerisinde hak etmediği bir yeri olduğu kaygısının altını çiziyor. Grev süreci de içerisinde olmak üzere bürokratik sendikacılık, işçinin öz iradesininin ortaya koyulmaması, kendisini etkileyen karar süreçlerinin hiçbirinde yer almaması konularında görüşlerimizi paylaşıyoruz. Ali Gülçiçek, sözlerini “Devrimciler işçilerle tanışmalıdır. Onları daha fazla dinlemelidir. İşçilerin söylediği her şey değerlidir. Duvarlarımızı yıkmalıyız” diyerek tamamlıyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*