Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Hasankeyf Gezginleri’nin günlüğü ve fotoğrafları

Hasankeyf Gezginleri’nin günlüğü ve fotoğrafları

Günlerdir basında sosyal medyada dolaşan haber Hasankeyf dinamitleniyor.! Öncesini zaten biliyoruz güneşin tutulmasına yakın günler de beş arkadaş İstanbul da buluşup otostopla Hasankeyf için yola çıkıyoruz.

Mersin Mardin ve Midyat’da konaklayıp dost ziyaretlerine yüz sürdükten sonra yolculuğun 3. günü akşam vaktinde Hasankeyf’e ulaşıyoruz. Hasankeyf’e ayak bastığımız ilk anda sanırım hepimiz aynı duyguyu yaşıyoruz. Antik bir çağa düştük antik bir kent yükseliyor karşımızda ve biz bu çağın bir parçayız köklerimiz orada dal budak salmış yükseliyor hissi…

Bir esnafa selam eyleyip halhatırlaştık bizi memnuniyetle karşıladı burada kalabilirdiniz diyerek bahçesini gösterdi. Biz Dijlenin kıyısında kamp atıp sabahlamak istediğimizi söylediğimizde biraz keyfi kaçsada bizleri nehir kıyısında yeri olan bir arkadaşına gönderdi.

Gecenin karanlığında Dijlenin kıyısına vardığımızda nehrin akışına yansıyan Hasankeyf’in mağaraları birer yakamoz gibi Dijlenin sularında kıpırdaşıyordu. Sonradan duyduk ki o yüksek kayalıklarda ki mağaralar zamanında zindan olarak kullanılırmış, her bir mağarada mağranın konumuna göre tutsaklar bulunurmuş, güneşin görünmediği en solda ki ve üstteki mağralara başkaldıran asiler, bir altta vurguncu soyguncular, katiller vs kalırmış…

Sabah erken saatte kamp alanını toparlayıp Hasankeyf’i keşfetmeye koyulduk bu arada iletişim halinde olduğumuz, Dersim’den, Samsun’dan Midyat’tan ve Mardin’den arkadaşlar da sabah saatlerinde aramıza katıldı. Kent’den iki arkadaş ise 3.gün boyunca yol göstericilerimiz olarak bizi yanlız bırakmadı…

Kenti gezerken esnaf ve hasankeyf halkıyla sohbet ediyoruz özellikle Hasankeyf’in sular altında kalacak olmasına ilişkin sohbetlerimiz…

Musa amcayla tanışıyoruz. Musa amca 90’lı yaşlarında tarih bilinci oldukça güçlü. Bize Hasankeyf’in tarihini anlatıyor sosyalist Musa amca. Bize nasihatlarda bulunuyor; “marxsizmi ve hegeli bilmeyen insan insan değildir” diyor “çünkü, biz daha evrimi tamamlamamışız devrimi nasıl yapacaz, halbuki evrim devrimi tamamlar. Sosyalist insan vijdanı olan insandır. Zulme boyun eğmeyen, zalimin zulmü yanında yer almayandır. Bunca sosyalist insan var, Hasankeyf yanlız kimse yok” diyor. Musa amca çok da naif ve mütevazi, “sizi yormayayım zamanınızı almayım” diyor, biz itiraz edince devam ediyor anlatmaya…

“Hasankeyf’in 12 bin yıllık kadim halkların yüz sürdüğü ve tarih boyunca Mezopotomya’ya hakim konumuyla içerisinden geçen nehirleri sebebiyle bir çok kavimlerin paylaşamadığı bir kent olarak günümüze geliyor ve yaşadığımız yüzyılda ise Hasankeyf Ilısu barajı yapımıyla birlikte sermayeye kurban ediliyor. Medeniyetlerin ilk ortaya çıktığı Mezopotamya topraklarında kurulan Hasankeyf’in yöre halkı ve arkeologların söylediğine göre kimler tarafından kurulduğu ise bilinmiyor. Fakat kentin kurulduğu kayaların tahmini 100 binlerce yıllık akan suların aşınması sonucu ortaya çıktığı da tahmin ediliyor. Hasankeyf farklı halklar tarafından birçok farklı isimle anılıyor süryanice hesna kepha, arapça hisn kafya, osmanlılarda ise hasankeyf olarak adlandırılıyor. Antik kentte yaklaşık 6 bine yakın mağra bulunuyor. Arkeologlara göre sığınak olarak bilinen kentin tarihi ise M.Ö 8.yüzyıla kadar dayanıyor.M.S 1. Yüzyılda Bizanslılarla Sasaniler arasında el değiştiriyor yaklaşık 350 yıl kadar Bizanslıların hakimiyetinde kalıyor, sonrasında Emevi, Abbasi, Hamdani, Mervani, Artuklu, Eyyubi, ve Osmanlı hakamiyetine giriyor. Şehirde bir kale, kale üzerine kurulmuş Eyyubilere ait ulu cami, büyük saray, ve küçük saray bulunuyor. Asurlular döneminden kalan taş köprü, Eyyubi sultanı tarafından yaptırılan el-rızk cami, Eyyubilere ait koç cami, ve Akkoyunlulara ait tek eser olan (sular altında kalmaması için taşınan tek tarihi yapı olan Zeynel Bey türbesi) hariç Hasankeyf antik kentte Ilısu barajı çalışmaları kapsamında kenti dinamitlerle patlatıp 12 bin yıllık tarihi miras yok ediliyor. Baraj tamamlandığında ise binlerce yıllık yerleşim alanı olan Hasankeyfde Arap yarım adası, Kafkaslar ve Anadolu arasındaki geçişi sağlayan bir çok geçitle birlikte insanlık tarihi köklerimiz sular altında kalacak…”

21 ağustos da güneş tutulması anını Hasankeyf’in Darphane denilen bölgesinin dağlarına tırmanıyoruz. Elele tutuşup çember oluşturarak Hasankeyf’in üzerinde güneş tutulmasını ve güneşin ışınlarının şehrin üzerine yansımasını izliyoruz bu muhteşem güzelliğin yok olacağı duygusu bir yandan bizleri derinden sarsarken bir yandansa içimiz öfke doluyor.

Nehrin karşı kısıyısına TOKİ evleri yapılmış. Yeni bir Kent, Zeynel Bey türbesini taşıdıkları yer TOKİ binanalarının yanında yükseliyor. Korkunç bir şehir kirliliği, halk durgun kısmen bu durumu kabullenmiş durumdalar. Çünkü destek yok tekbaşınalık yakıcı bir sorun onlar için, “biz bir başımıza ne yapabilir” hallerindeler…

3. Günün akşamı Hasankeyf’e ve halkına veda ederek yola koyuluyoruz. Batman, Mardin’de bizi misafir eden arkadaşlarda konaklayıp yola koyuluyoruz. Kızıltepe çıkışında JÖH tarafından gözaltına alınıyoruz, TEM GBT sorgulamasından sonra yaklaşık 3 saat boyunca teker teker sorguya alınıyoruz, neden burada olduğumuzu kılık kıyafetlerimiz, sırt çantaları çadır matlarımız ve müzik aletlerimizden, kestiremiyorlar sanırım.

Sonrasında “burası Kızıltepe şehirlere benzemez bu kadar rahat olmayın” diyerek bırakıyorlar bizi…

İstanbula doğru yol almaya devam ediyoruz.

GEZGİNLER

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*