Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Güçbirliği Platformu’ndan sendikal yıkım yasasına red

Güçbirliği Platformu’ndan sendikal yıkım yasasına red

Türk-İş’e bağlı Petrol-İş, Belediye –İş, Tekgıda-İş, Deri- İş, Tez Koop-İş, Hava-İş, Tümtis, Kristal–İş, Basın- İş, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı’yla ilgili eleştirilerini yayınladı.
Aşağıda yayınladığımız Güçbirliği Platformu’nun metni, somut bir mücadele ve eylem planına bağlanmayıp havaya savrulmuş. Hükümetle sınırlama ve hükümetten bekleme gibi, işçilerin burjuva bilincini olduğu gibi yeniden üretiyor; kapitalist üretim ve egemenlik ilişkilerini, “iktisadi ve sınai gelişme, rekabetçi yapı, çağdaş gelişme, toplumsal kalkınma” vb. adı altında meşrulaştırıp doğallaştırıyor.
Güçbirliği Platformu üyesi sendikalarda örgütlü işçilerden başlayarak, öncü işçiler, herşeyden önce, yasa tasarısına karşı somut bir mücadele ve eylem planını oluşturmanın, ve yaşama geçirmenin yolunu açmalılar. Ayrışma, sermaye yönetişiminin ağları içinde muhalefet etmekten kopmakla başlamalı…

Platformun metnini yayınlıyoruz:
“Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı TBMM’ye sevk edilmiş bulunuyor. Tasarı’yla, yıllarca Hükümet tarafından verilen,’ancak sosyal tarafların mutabık kaldığı metni Meclis’e sevk ederiz’ yolundaki sözler unutulmuş, emek cephesinin talepleri yok sayılmış. Adeta işçi sendikalarıyla alay ediliyor.
Bakan Sn. Çelik’in açıklamasına göre Tasarı, Şubat ayı içinde görüşülecek.
Sevk edilen tasarının incelenmesi sonucu görülmüştür ki; Hükümet her zamanki gibi özgürlükler için ayak sürümüş; işçi sendikalarının karşısına yine bir duvar örmüştür.
Bizler, emeğin temsilcisi olarak, yıllardır ILO normları, evrensel hukuk ve demokratik hak ve özgürlükler çerçevesinde çalışma yasalarında değişiklik yapılması, sendikal özgürlüklerin teminat altına alınması gerektiğini savunduk. 12 Eylül darbesinin ağır yükünü taşıyan ve işçiler ile sendikalarının nefes almasını bile zorlaştıran yasaların değiştirilmesi için mücadele verdik. Ancak, bunca yılın emeği ve mücadelesinin ardından ortaya bir tek sonuç çıkmış görünüyor:
FİYASKO! Hazırlanan tasarı, değil 12 Eylül’ün tortusunu temizlemek, adeta kemikleştirmekte.

Kanaatimizce, 12 Eylül’le hesaplaşma vaadi ile dolananların, özgürlükçü yeni bir Anayasa çağrısı ile ortalığı velveleye verenlerin, niyetlerinde ve uygulamalarında ne kadar samimi olduğu, ibret verici bir şekilde bir kez daha açığa çıkmıştır. Görünen o ki; 12 Eylül’ün darbeci ruhu, tasarı metninde bir kez daha vücut bulmuştur.

Türkiye, 87 ve 98 sayılı Uluslararası Sözleşemelere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine, çekincelerle de olsa Avrupa Sosyal Şartı’na taraf olan, Anayasasının 90. maddesinde bu sözleşmelere üstünlük veren bir ülke olarak, 21. yüz yılda böyle bir yasanın yükünü taşımayı hak etmemektedir.

Güç Birliği olarak TBMM’ye sevkedilen tasarıya muhalif olduğumuzu ilan ediyoruz.
Çünkü bu tasarı, uygulamaya dönük bazı maddelerde olumlu düzenlemeler getiriyor olmakla birlikte, tasarının tümüne egemen olan ruh ve felsefesiyle, özgürleşme umutlarını yok eden bir mahiyettedir.
Tasarı, işçi sendikalarını en az mevcut yasalarda olduğu kadar baskı altına almayı, özgürlüklerini kısıtlamayı, tüm faaliyetlerini işveren ve siyasi otoritenin baskı, kontrol ve güdümünde tutmayı hedeflemektedir.Tasarı, Anayasa’nın 90. maddesini ihlal etmektedir.

-Bu tasarı bu haliyle yasalaştığı takdirde, siyasi otorite;
Sendikaların serbestçe kurulma ve birliklerini oluşturma,
Sendikaların faaliyetlerini özgürce belirleme,
İşçilerin sendikalara serbestçe üye olma,
Özgürlüğünü sıkı bir denetim altına almakta;
Sendikaların;
Toplu iş sözleşmesi faaliyetlerini serbest iradeleri ile yönetme,
Toplu iş sözleşmesi hakkının ayrılmaz parçası olan grev hakkını kullanma,
İşçilerin ve sendikalarının sınıfsal hak ve çıkarlarını kollama,
Hak, yetki ve özgürlüklerini ellerinden almaktadır.
– Sendikal örgütlenmeyi kolaylaştıran, önünü açan ve teşvik eden hiçbir açılım yoktur.
-Barajlar yine tüm katılığı ile sözleşme haklarını engelleyen yapısıyla muhafaza edilmiştir.

Bu genel değerlendirme sonrasında ayrıntılarına girildiğinde; Sendikal Güç Birliği Platformu olarak Tasarı’ya ilgili ve sendikal yaşam açısından öne çıkan ve hayati önem taşıyan hususlardaki eleştirilerimiz şunlardır:

1- Platform olarak yola çıkarken ilan edilmiştir. Birliğimiz sendikal düzendeki her türlü baraja ve hiçbir örgüte kaydolurken gerekli bulunmayan, sadece sendikaya üye olmak için aranan noter sistemine karşıdır. Barajlar sendikalaşma özgürlüğü ve sendikal hakların kullanılmasını yok eden düzenlemelerdir.
-Tasarı, işkolu barajını %3’te, işyeri barajını %50+1’de, işletme barajını %40’ta tutmak suretiyle, işçilerin ve temsilcisi örgütlerin toplu iş sözleşmesi yapmak haklarını kullanmaları önünde yine aşılmaz engeller koymaktadır.
-Barajlar sendikaya üye olma özgürlüğünü de yok eden bir sistemdir. Tarafı bulunduğumuz uluslararası sözleşmeler bireylerin sendikaya üye olma özgürlüğünün engellenemeyeceğini düzenlemiştir. Barajlarla sendikaların üyeleri adına toplu iş sözleşmesi yapmalarının önüne geçilmekte, baraj altında kalan sendikalar işlevsiz bırakılarak fiilen üye kaydetme ve büyüme hakları ellerinden alınmaktadır.
-Barajın yürürlükte bulunan Yasa’da öngörülen %10’dan aşağıya çekilmesi, göz boyama ve aldatmacadan başka bir şey değildir.
-İşkolu sayısının 28’den 18’e indirilmesi ve bazı işkollarının birleştirilmesi sonucu, %3 oranıyla bile, halihazırda %10’luk barajı aşan sendikaların önemli bir kısmı baraj altında kalacaktır. Çünkü birleştirilen işkollarında baraja esas olacak fiili işçi sayısı artmaktadır.
– Halihazırda barajı geçmiş olan sendikalara tanınan 5 yıllık bir geçiş hakkı sendika özgürlüğü ilkesi açısından bir değer taşımamaktadır. Kanaatimizce bu geçiş dönemi barajla sorunu olan sendikalar için siyasi iktidar tarafından baskı ve tehdit unsuru olarak ya da faaliyetlerini kontrol etme aracı olarak kullanılabilecektir.
-Tasarının bu şekliyle yasalaşması halinde Anayasa’nın 90. maddesi hükmüne rağmen, sendika özgürlüğünü, toplu iş sözleşmesi yapma hakkını teminat altına alan uluslararası sözleşmelerin ilke ve esasları yine iç hukuka yansıtılmamış ve aslında Anayasa’ya aykırı bir düzenleme getirilmiş olacaktır.

GÜÇ BİRLİĞİ olarak, başta söylediklerimizi tekrar ediyoruz. Toplu iş sözleşme yapma hakkını baraj koyarak “ehliyete” bağlayan sistem, demokratik sendikal hak ve özgürlüklerin ihlalinden başka bir anlam taşımamaktadır. BİRLİĞİMİZ, esas olarak, ister işkolu ister işyeri, isterse işletme düzeyinde toplu iş sözleşmesi yapabilmek için baraj uygulanmasına karşıdır.
Tüm bunlara rağmen, meselenin farklı sosyal tarafları da ilgilendirdiği göz önünde tutularak mutlaka işkolu düzeyinde bir baraj öngörülecekse bunun, bir önceki tasarıda ilan edilen binde 5 oranını asla geçmemesi gerekmektedir.

2-Platformumuz, sendika temsilciliği müessesesinin, sendika özgürlüğünün hayata geçirilmesinde ilk ve en önemli basamak olduğunu kabul ederek; temsilcilerin, haksız işten çıkarmalarda “işe iade” hakkını teminat altına alan uygulamanın tekrar yasalaşmasını talep etmektedir.
TBMM’ye sevkedilen Tasarı, yine daha önce mutabık kalındığı ilan edilen Tasarı’dakinin aksine, sendika temsilcilerinin “işe iade” teminatını ortadan kaldırmaktadır. Tasarı’yla, sendika temsilcileri, haksız bir şekilde işten çıkarılmaları halinde, yargı yoluyla ancak tazminat alabileceklerdir.
Sendika temsilcilerini işverenlerin baskı ve zulmünden koruyan, sendikal faaliyet özgürlüğünü güvence altına alan bu hükmün yokluğu, işyerlerindeki sendikal faaliyetleri ve temsilcilerin sendikal çalışmalarını ve hatta hak arayışlarını, işverenin iki dudağı arasına terk etmektedir.
İşten çıkarılma tehdidi altındaki bir temsilcinin, işyerinde gerek sendika gerekse diğer çalışanlar adına, hak ve çıkarlarını özgürce savunması beklenemez. Dolayısıyla temsilcilik teminatı aynı zamanda sendika özgürlüğünün de teminatı anlamına gelmektedir. O nedenle de işe iade müessesesi temelinde temsilci faaliyetlerinin yasal güvence altına alınması öncelikli taleplerimiz arasındadır.

3- Platformumuz toplu iş sözleşmesi için gerekli olan yetki sürecinin, siyasetçi-bürokrat denetiminden çıkarılmasını, TİS yetkisi için gerekli olan veri toplama, işleme ve belge verme yetkisinin bağımsız ve özerk bir kuruma verilmesini talep etmektedir. REFERANDUM müessesesi yeniden yasal hale getirilmeli, yetki sorunu işçinin özgür iradesinin yansıyacağı sandıkla belirlenmelidir.
AKP Hükümeti tarafından hazırlanan Tasarı, tüm taleplerimize rağmen yetki sürecini yine idari ve siyasi vesayet altında tutmakta kararlı görünmektedir.
İşçi sendikalarının üyelik verilerinin toplandığı ve değerlendirildiği kurumun, siyasi bir yapının denetiminde olması bu güne kadar pek çok kuralsızlığa, yanlı ve haksız uygulamaya yol açmış, toplu iş sözleşmesi haklarının yıllar süren yargılama süreci içinde yok olmasına neden olmuştur.
Yetkili sendikanın belirlenmesi artık bağımsız ve özerk bir kuruluş denetiminde olmalıdır. E-devlet kapısı gibi, kimlerin sisteme hangi ölçüde müdahil olabileceğinin anlaşılamayacağı; doğru ve güncel bilgilerin işlenip işlenmediğinin asla kontrol edilemeyeceği; iktidar partisinin siyasi denetimi altındaki bir Bakanlık bürokrasisinin yönetiminde, her an yandaş kayırmacılığına dönüşebilecek bir sistemin adaletine güven duyulmamaktadır.
Zira, bu güne yaşadıklarımız, bundan sonra karşılaşabileceğimiz haksızlık ve adaletsizliklerin teminatıdır.
Kanaatimizce çoğunluk ve yetki belirlemede en etkili yöntem seçim sandığıdır. İşyerlerine konulacak seçim sandıkları yetkili sendikanın belirlenmesini hem zaman, hem mali, hem de hak kaybı olmadan en etkili şekilde çözebilecek tek yöntemdir.
Platform olarak yetki için gerekli olan bilgi, belge ve veri toplama sorumluluğu ve yetkisinin bağımsız ve özerk bir kuruluş oluşturularak bu kuruluşa verilmesini, yetkili sendikanın tespiti için de REFERANDUM müessesesinin yeniden yasalaştırılmasını talep ediyoruz.

4- Platformumuz toplu iş sözleşmesi sürecinin kamu otoritesi ve işverenlerin örtülü denetimi altında yürütülmesine ve her aşamasında işçi sendikasının yetkiyi kaybetme tehdidine maruz bırakılmasına karşıdır. Platformumuz, bu sistemi, sendikaların faaliyetlerini özgürce yapabilmesi ilkesinin ihlali olarak kabul etmekte ve yetki belgesini hükümsüz kılan tüm yaptırım hükümlerinin yasa metninden çıkarılmasını talep etmektedir.
87 sayılı sözleşme sadece bireysel değil, kollektif sendika özgürlüğünü de teminat altına alan bir uluslararası normdur. Türkiye bu sözleşmenin imzacısıdır.
Sendika özgürlüğü, sendikaların faaliyetleri için gerekli olan uygulamaları serbestçe yapabilmeleri demektir. Sendika özgürlüğü, sendikaların amaçlarını, idari ve siyasi makamların denetim ve vesayeti olmadan özgür iradeleri ile belirleme ve gerçekleştirme hakkına sahip bulunmaları demektir.
Oysa 2822 sayılı Yasa, toplu iş sözleşmesi sürecini hak düşürücü sürelerle cendere altına alan bir yığın maddenin yanısıra, her aşamada, işçi sendikasını “yetkisini kaybetme” tehdidi altında tutmaktadır. Yeni Tasarı ise mevcut kısıtlamalar yetmiyormuş gibi, bir de üstüne yenilerini eklemektedir
İşçi sendikasının, üyelerinin çıkarlarını kollamak için toplu sözleşme sürecini en akılcı ve doğru stratejiyle özgürce yürütme imkanını elinden alan, süreci kamu otoritesi ile işveren inisiyatifine terkeden bir yasanın, sendika özgürlüğünü açıkça ihlal ettiği tartışmasızdır.
İşçi sendikaları yetkisini kaybetme tehdidi olmadan, toplu iş sözleşmesi sürecini başından sonuna, dilediği zamanlamayla, amacını en uygun tarzda gerçekleştirebilecek şekilde serbestçe yürütme hakkına sahip olmalı ve tasarı bu çerçevede düzenlenmelidir.

5- Platformumuz Tasarı’nın grev haklarının özünü yok eden, yasakçı, engelleyici bir anlayışla yeniden kurgulanmış olan hükümlerine şiddetle karşıdır. Tasarı birkaç küçük iyileştirmeyle göz boyamaya çalışan, ama özünde yasakları 2822 sayılı Yasa’nın bile gerisine götüren düzenlemeler içermektedir.
Tasarıya göre grevin yasak olduğu işlerin kapsamı daraltılmıştır. Ancak grev yasağının devam ettiği işlerin niteliğine bakıldığında kapsamın yine ILO normlarına aykırı bir şekilde çok geniş tutulduğu ortaya çıkmaktadır.
Daha kötüsü tasarıda, “genel hayatı etkileyen doğa olayları gerçekleştiğinde” ve “genel sağlığı ve ulusal güvenliği bozucu nitelikte” gibi muğlak, son derece geniş çerçevede yorumlanabilecek ve objektif kriterler yerine idari makamların keyfine ve inisiyatifine kalmış gerekçelerle grevlerin yasaklanabileceği, başlamış ya da başlamamış bir grevin ertelenebileceği düzenlenmiştir. Bu da yetmezmiş gibi, ertelenen bir grev sonrası, eleştirdiğimiz 2822 sayılı Yasa’dan bile geriye gidilerek, grevin tekrar başlaması engellenmekte, işçi sendikası tahkime zorlanmaktadır.
Sendika özgürlüğünün özünü ortadan kaldıran; idari makamlara, hiçbir somut ve objektif kritere dayanmadan grevleri yasaklama, erteleme yetkisi veren; sonra da zorla uzlaşmaya sürükleyen bir yasa, bizim istediğimiz çağdaş, demokratik ve özgürlükçü bir yasa değildir ve asla olmayacaktır.
Keza, hava ulaşımı sektöründe grevi yasaklamıyor(muş) gibi gösterip de, uygulanacak bir grev esnasında işverene faaliyetinin yüzde 40’ını sürdürme imkanı veren; Anayasa Referandumu ile serbest hale getirilen “hak grevi” uygulamasını iç hukuka açıkça uyarlamak yerine, kanuni grevin tanımını “toplu iş sözleşmesi sürecindeki uyuşmazlık şartına” bağlayıp, menfaat grevini kanuni, hak grevini ise dolaylı yoldan yine kanunsuz ilan eden bir yasal düzenleme- şayet sendikal özgürlüklerde çağdaşlığı arayan kesimin zekasına hakaret maksadı taşımıyorsa- zihniyet olarak gerçekten sorgulanmaya muhtaçtır.

Sendikal Güç Birliği Platformu, AKP Hükümeti tarafından TBMM’ye sevkedilen bu tasarıya karşıdır.
Platform olarak bu tasarının sahiplerini, tasarıyı geri çekmeye davet ediyoruz. Tasarıyı özgürleşme ihtiyacına cevap verecek tarzda yeniden düzenlemeye çağırıyoruz.
Türkiye’nin, sendikal hak ve özgürlükleri evrensel, çağdaş bir düzeye taşıyan ve demokratik gereklere uygun şekilde düzenlenmiş bir Toplu İş İlişkileri Yasası’na mutlak bir şekilde ihtiyacı vardır.
AKP Hükümeti, sadece işveren ve sermaye kesiminin istek ve beklentilerini karşılayan, emek cephesinin hak ve özgürlüklerini yok sayan taraflı tutumunu terk etmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin imzasını koyduğu, taraf olduğu uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler ve mevcut Anayasa’nın gerekleri derhal yerine getirilmeli, sendikal hak ve özgürlükleri kısıtlayan, sendikalaşmayı engelleyen tüm yasal düzenlemeler tek tek ayıklanmalıdır.
Sendikal sistemin, siyasi ve idari vesayet altında tutulmasına daha fazla tahammülümüz yoktur.
Sendikal özgürlükler bir takım işveren ve sermaye temsilcilerinin iddia ettiği gibi, iktisadi ve sınai gelişmenin, rekabetçi yapının ayakbağı değil, tam tersi kayıt dışılığın ve haksız rekabetin panzehiri, sosyal adaletin, demokratik ilkelerin vazgeçilmez unsuru, çağdaş gelişme ve toplumsal kalkınmanın itici gücüdür.

GÜÇ BİRLİĞİ olarak, hazırlanan Tasarı’nın sadece özgür ve bağımsız sendikacılığı yok etmeye çalışan bir anlayışın eseri olmadığına; aynı zamanda, emek haklarını kölelik düzeyine indirmeyi hedefleyen kıdem tazminatının kaldırılması, bölgesel asgari ücret, ulusal istihdam stratejisi gibi emek cephesinin şiddetle karşı koyduğu girişimlere karşı, pazarlık unsuru olarak kullanılmak üzere tasarlanmış bir silah olduğuna inanılmaktadır.
GÜÇ BİRLİĞİ olarak bu tasarıya, bu şekliyle onay vermiyoruz. Bu tasarıya gizli ya da açık bir şekilde destek olan ya da onay veren, “sözüm ona” işçi teşekküllerini ve elbette siyasetçileri de şimdiden tarih önünde ve işçi sınıfı nezdinde mahkum ediyoruz ve “emek düşmanı” ilan ediyoruz… Gıyabımızda ve kapalı kapılar ardında verilen sözler ancak sözün sahibini bağlayacaktır ve bu yasakçı anlayışla her türlü meşru zeminde mücadele edilecektir.
Emeğin ve emekçinin haklarına sahip çıkmaya, sendikal özgürlükleri çağdaş demokatik değerler çerçevesinde koruma ve geliştirmeye kararlı olduğumuzu; bu amaçla yola çıkan herkesle ve her kesimle ortak mücadele hattı oluşturmaya hazır bulunduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*