Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Güç dengeleri değişince…

Güç dengeleri değişince…

Doç. Dr. Erdinç Yazıcı, AKP’nin son dönemki önde gelen “siyaset sosyolojisi” ve “siyasal strateji” uzmanlarından. Aynı zamanda liberal kesimlere dönük vitrinlerinden. İlkel içgüdü retoriklerine pek girmez, AKP’nin neyi neden yaptığını burjuva neoliberal bir “mantık” ve “strateji” çerçevesi içinden soğukkanlı biçimde açıklayıp realize etmeye çalışır. Bu yüzden liberal medyanın kritik siyasal gündemler üzerine “siyasal analiz ve tartışma” programlarının, röportajlarının gediklisidir. Son haftalarda CNN, NTV gibi kanallara, Hürriyet, Milliyet gibi gazetelere burjuva siyaset ve savaş “brifing”leri vermediği gün yok gibi. En son Hürriyet gazetesinde yer alan değerlendirmeleri, Kürt ulusal hareketine karşı başlatılan yeni, yine, bir kez daha askeri bastırma girişiminin arka planındaki burjuva neoliberal mali oligarşik azami egemenlik “ilkesi”nin bir açıklaması olduğu kadar, bir itirafı niteliğinde.

yuksekova_daki_santiye_iskencecisi_polisin_vukuatlari_saymakla_bitmiyor_h52895_8c3e5“Siyaset sosyolojisinin başka araçlarla dönüştürülmesi”

Emperyalist kapitalizm koşullarında ezen ulus burjuva devleti, ezilen ulus hareketi ile hangi koşulla “masaya oturur” ve nasıl bir müzakere stratejisi izler? Burjuva tekelci oligarşik “siyaset sosyolojisi” uzmanı Doçent beyden dinleyelim:

“Etnik gerekçeli terör örgütleriyle mücadele sonucunda masaya oturulmasının belli koşullarının olması gerekiyor. O koşullardan birisi şudur: Örgütün en zayıf olduğu noktada masaya oturulur.”

“Örgüt (barış sürecinin-bn) yanlış işleyişi nedeniyle bölgede güçlendi. Ayrıca Suriye’deki durum da örgütün elini güçlendirdi. Şu anda kendi tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor PKK… Böyle bir yapıyı yeniden masaya oturtup ‘Hadi silah bırak, Türkiye’den çekil’ demek, imkansız bir teklifi sunmaktır.”

“Abdullah Öcalan’ın bir etkisi yok. Öcalan’ın etkisi, ancak Öcalan üzerinden var olabilecekleri bir iklimde söz konusu olabilir. Şu anda karşımızda bağımsız olarak, bölgesel olarak rol oynayan bir örgüt var. Öcalan’ın etkisi bu nedenle sınırlı… Askeri operasyonlar, PKK üzerinde ciddi bir aşınmayı söz konusu kılarsa ve bu şartlar altında PKK masaya oturmaya zorlanırsa… İşte o zaman Öcalan’ın bir karşılığı olabilir.”

Bu sözler, PKK’nin bölgesel temelden artan gücünü ve özerk inisiyatifini epey abartarak burjuva mali oligarşik ezen ulus devletinin “tehdit algısı”nı ve yeniden askeri bastırmacılık girişimini realize etmeyi içerse de, bir gerçeği de ortaya koyuyor: Ulusal bastırma harekatının arka planında yalnızca ve basitçe HDP’nin oy oranı değil, Kürt ulusal hareketinin bölgede, 3 halkadan (Kuzey ve Güney Kürdistan, Rojava) birden özerk güç ve inisiyatifini artırması vardır. Çünkü burjuva neoliberal ezen ulus müzakereyi, ezilen ulus hareketinin güç ve inisiyatif sahibi olduğu koşullarda değil, direniş iradesi ve pazarlık gücü kırıldıktan sonra yapar! Müzakere masası, ezilen ulusun müzakere yapabilecek güç ve olanakları elinden alındıktan sonra kurulur! Müzakere koşulu, ezilen ulusun savaşım ve direniş iradesinin, ve “taraf” olarak gerçek temsilinin ortadan kaldırılmış olmasıdır!

Hiçbir şey, neoliberal müzakere demokrasisini, bu mali oligarşik ezen ulus şartnamesinden daha iyi anlatamazdı! Tıpkı neoliberal TİS’lerde olduğu gibi: Neoliberal TİS, işçilerin grev yapamaz hale getirilmesiyle koşulludur. İşçiler, patronun tek yanlı TİS dayatmalarına karşı her türlü engeli aşarak greve çıkma iradesini gösterdiğinde, o grev de hemen yasaklanır. İşçiler direnirse, polis zorbalığı devreye girer.

AKP Doçenti açık konuşuyor: Öcalan’ın yeniden devreye sokulmasının koşulu, diyor, PKK’nin Öcalan’ı aşan bir bölgesel aktör olmaktan çıkartılması ve yeniden Öcalan’ın edilgen müzakere tarzına mecbur ve bağımlı kılınmasıdır. Tarihin kanlı ironisi: Kürt ulusal hareketi yıllar boyunca “tek iradem, Öcalan’dır” dediği, bu yönde kampanyalar yürüttüğü için cezalandırılmış, sayısız gözaltı, tutuklama, işkenceye maruz kalmıştı. Şimdiyse “iradem Öcalan’la sınırlı değildir, farklı inisiyatif ve olanaklarım da var” dediği için cezalandırılmak isteniyor!!

Burjuva mali oligarşik egemenlik aygıtının, ezilen ulus isyan ve direnişleri karşısında müzakere ön şartları böylelikle açıklık kazanmış oluyor:

page_kck-yardim-koridorunun-acilmasi-sureci-normallestirecektir-okul-bust-yakma-yagmalamalar-kabul-edilemez_706197113Neoliberal burjuva müzakere şartnamesi:

Ezilen ulusun silahlı güçlerini ve hareketini kirli savaşla (yok edemeyecek de olsa) zayıflatmak. Neoliberal “siyaset sosyolojisi”, buna, “örgüt askeri olarak yenilgiye uğratılarak masada barışa razı edilecek” diyor (!)

Asıl olarak da ezilen ulus halkını sonsuz bir dehşetle yıldırmaya, savaş yorgunluğuna, “en haksız uzlaşma, en haklı direnişten iyidir” noktasına sürüklemeye çalışmak. Neoliberal “siyaset sosyolojisi” buna, “Bu terörist faaliyet belli bir sosyolojinin üzerine oturuyor. O sosyoloji varolduğu sürece terörist faaliyet durmaz. Terörü var eden sosyoloji dönüştürülecek.” diyor. O “sosyoloji”nin, en basit istem, gereksinme ve özlemleri tanınmayan, dahası ulusal varlığı bile tanınmayan, iç içe geçmiş sosyal sefalet ile ezilen ulus olma “sosyolojisi” olduğunu bilmiyormuş gibi! Askeri dehşet saçma hezeyanlarının Kürdistan’daki hem sosyal yıkım hem de ezilen ulus “sosyolojisi”ni büsbütün kanatıp derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağı apaçık olduğuna göre, Kürt ulusunun direnişini “var eden sosyolojinin dönüştürülmesi”nden ne anlamamız gerekiyor?

Ezilen ulus hareketi içindeki çelişkin eğilimlerden, daha özerk ve fiili inisiyatif koyabilen, dolayısıyla müzakereyi de değişen güçler dengesi üzerinden yürütmek isteyen kanadı yalıtıp tasfiye etmek, buna karşı, parlamento ve müzakere dışındaki fiili, özerk, güçler ilişkisi siyasetinin bırakılmasını isteyen, “zorbalığa ve ezilmeye şiddetle karşı koyulmamalı” diyen, daha safkan burjuva liberal eğilimin hareket üzerinde ve içinde hakimiyet kurmasını sağlamak. Neoliberal “siyaset sosyolojisi” buna “Askeri operasyonlar, PKK üzerinde ciddi bir aşınmayı söz konusu kılarsa ve bu şartlar altında PKK masaya oturmaya zorlanırsa… İşte o zaman Öcalan’ın bir karşılığı olabilir” diyor. PKK’yi (ki aslında söz konusu olan yalnız gerilla değil, yerel öz savunma ağlarında örgütlenmiş Kürt milis ve halktır!) askeri olarak bitiremeyeceklerini bilmiyor değiller. Asıl yapmak istedikleri askeri bastırma ve liberal papazlık kıskacında Kürt hareketinin yeni iç dengelerini geriye doğru çözmek; “en haksız uzlaşma en haklı direnişten iyidir” diyenlerin hareket üzerindeki kontrolünü sağlamak, ve tabii müzakereyi de onlarla yapmak.

Bu üç madde, bir bütün oluşturur. Ezilen ulus hareketlerinde, askeri, siyasal, sosyal, psikolojik tıkanma ve gerileme süreçlerinde, durmaksızın daha geri eğilimler, stratejik-siyasal kırılmalar boy göstermeye başlar. Bunlar, hareketin önderliği ve ideolojik-siyasal çizgisi üzerinde geleneksel geçimlik emekçi köylülük ve küçük burjuvaziden palazlanan ezilen ulus burjuvazinin hegemonyasına doğru bir kaymayla da iç içe gelişir. Kürt ulusal hareketindeki programatik, stratejik, ideolojik-siyasal kırılmalar çok önceden başlamış olmakla birlikte, Öcalan’ın yakalanışı ve post-modern anarko-liberal demokratist teorileri ile derinleşti. Hatta silahlı ve silahsız halk direnişlerinden, sivil toplumculuğa doğru gidilen bir dönem bile oldu. Bu sürecin doruk, daha doğrusu dip noktası, Öcalan’ın 2013 Newrozunda okunan, müzakerenin adeta her türlü silahlı silahsız eylem ve direnişin bitirilmesi koşuluna bağlanmak istendiği, mesajıydı. Bunun bir dönem boyunca etkilerini de iyi biliyoruz: “Aman müzakereye halel gelmesin!” Müzakere bozulmasın diye, her türlü dayatma, taciz ve aşağılamayı sineye çekme!

eylemdirenic59fDengeler değişti!

Fakat tüm bu süreç içinde dengeleri yeniden değiştiren önemli gelişmeler de yaşandı:

Birincisi, Kürdistan’da hızlanan mülksüzleşme ve zorla göç ettirmeler nedeniyle kent nüfusu ağırlık kazandı, kent ve kır yoksulları da Kürt nüfusunun ağırlığını oluşturur hale geldi. Savaş koşullarında büyüyen, çocukluğundan itibaren ulusal ve insani onurunu ancak Türk devletinden nefret ederek ve polise taş atarak koruyabilen yeni kuşaklar yetişti. Kürt yeni orta ve üst sınıfları, Öcalan’ın tam da kendilerinde zemin bulan post-modern teorilerini hatmekle iştigal ederken, Kürdistan sokaklarından hemen her gün gaz bulutları yükseliyordu. Ve sabır taşı Tolstoy olsa çatlardı; “bakın artık cenazeler gelmiyor, savaşın kazananı olmaz, vb” nutukları atıldıkça, Roboski’den Lice’ye, Rojava’dan Suruç’a durmaksızın yeni cenazeler gelmeye devam ediyordu.

İkincisi, TMK’nın kaldırılması, koruculuğun kaldırılması, anadilde eğitim gibi adımlar bile atılmadığı gibi, kalekollar, askeri baraj ve yollar, “İç Güvenlik” yasası gibi “tamamen sosyolojik” (!) dayatmalar, müzakereye olan güvensizliği daha da artırdı. Kürt hareketi ise daha önce başlattığı tabandan ve yerellerden (yakın zamana kadar silah bulundurmasına izin vermediği) özsavunma ağ ve örgütlenmelerine hız verdi. Öcalan’ın “demokratik konfedaralizm” teorisinin, Kürt gençleri, kadınları, kent ve kır yoksullarına, onun niyetinin ötesinde hitap eden ve değerlendirilen tek yanı, öz savunma örgütlenmeleri olsa gerek! Öz savunma ağları, özellikle son 2 yılda, kalekollardan askeri “güvenlik” yollarına, 6-7 Ekim’e sayısız fiili kitle eylem ve direnişinde sınandı, güçlendi. Gençlerin, kadınların, çocukların, yaşlıların günler boyunca dereler tepelerde, yollarda direniş kampı kurup grayderlere, askeri araçlara geçit vermediğini, asker ve polisle çatıştı. Yerellerden giderek genele doğru yayılan, 6-7 Ekim’de yaygınlık, yığınsallık ve militanlığıyla doruğa çıkan bu direnişler, Kürt halkının artan kesimlerinin “savaş yorgunluğu”nu üstünden atmaya başladığını, yeniden kolektif bir direniş disiplini kazandığını, mücadele istenç ve inisiyatifinin canlandığını gösteriyordu.

Şimdiki savaşta da, isteyen istediği kadar “PKK teröristleri” diye tepine dursun, profesyonel gerilla eylemlerinin halen oldukça sınırlı olduğunu, silahlı silahsız asıl direnen ve savaşanın halk milisleri ve öz savunma birimleri olduğunu, bazı yerellerde bu birimlerin öncülüğünde halkın da silahlanarak direnişe katıldığını görmek gerekir. Türkiye burjuva mali oligarşik egemenliğin hazmedemediği, “ah müzakere diye pençelerimizi çok gevşek tuttuk, gözümüzün önünde yeniden güçlendiler” diye dizlerini dövdüğü şey asıl budur. Eh ne yapacaktı Kürt ulusal hareketi, siz yüzlerce yeni askeri müstahkem mevzi ve kalekollarla Kürdistan’ı Filistin tarzı bir yarı açık hapishaneye çevirirken, “müzakere sağolsun” diye duacınız mı olacaktı? “Bundan sonra müzakere diye Kürt kapanı gevşetilmeyecek!” Realize etmeye çalıştıkları bu. Kürt ulusal hareketinin, halk direniş hareketi olarak refleksleri yeni durum içinden canlandı. Türkiye burjuva devletinin 6-7 Ekim Rojava direnişiyle artık çoktan gömdüğünü sandığı gerçeği ve yeni durumu “idrak etme” tarzı da bu.

Üçüncüsü, tabii ki Rojava, Kobane, Şengal, El-Abyad ve Kürt hareketinin üzerine salınan şeriatçı-faşist IŞİD çetelerine karşı direniş ve kazanımlarıdır. Türkiye burjuva mali oligarşisi, Rojava ve Şengal’i “askeri tehdit”ten çok, Güney ve Batı Kürdistan’da göz dikip kendi “bölge gücü” payı olarak gördüğü petrollere ve enerji rezervlerine “tehdit” olarak görmektedir. Bununla birlikte asıl “tehdit algısı” ise, Rojava’nın Şengal’in Kürt halkının ulusal demokratik özlemlerini, özerk direniş inisiyatifi, umut ve beklentilerini canlandırmış olmasıdır. “Siyaset sosyolojisi” doçentliğinden savaş profesörlüğüne terfi edenler “PKK moral üstünlüğü aldı, tüm Kürdistan’da saha kontrolünü de ele geçiriyor” diye feveran ettikleri şeyin aslı astarı budur.

Masa?

Sonuçta, “siyaset sosyolojisinin de başka araçlarla dizayn edilmesi” gelip şuna indirgeniyor: “Kuvvetler arasındaki ilişki, değişikliğe uğradıktan sonra, kapitalist düzende çelişkilerin çözümünü sağlayacak kuvvetten başka bir şey var mıdır?” (Lenin) Kapitalizmin bu (eşitsiz gelişme) yasasının, burjuva neoliberal muhafazakar müzakere demokrasisine tercümesi de şöyle oluyor: “İki aşamalı kesin sonuç: Bir: Terörü var eden sosyoloji dönüştürülecek. İki: Askeri olarak yenilmiş terör örgütü, masada çözüme, barışa razı edilecek.” (Doç. Erdinç Yazıcı, Hürriyet, 12 Ağustos 2015)

Masa da masaymış ha! Bir sallandı durdu,  mali oligarşik “siyaset sosyolojisi” üstüne habire ceset yığıyordu!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*