Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Gıda kapitalizmi, hastane, sağlık ve modern uyuşturucu biçimleri-II

Gıda kapitalizmi, hastane, sağlık ve modern uyuşturucu biçimleri-II

Sağlık ve gıda kapitalizmi insanın kıyımı!

Gerçek sütü içen sütün koktuğunu düşünüyor. Gerçek et ve yemekler modern kentlerde insanların midesi kaldırmıyor. Çünkü besin değeri düşürülmüş ve maliyeti azaltılmış yapay mamalara alıştırılmış insanlar, damak tatlarına girmiş yapay gıdalara alışmışlar. Çorbaya yansıyan azami sermaye birikimi ve kar, asgari maliyettir. Bunların bireysel telkin ve önermelerle, bunu ye şunu yemelerle düzelecek bir şey olmadığı ortadadır.

İnsan, toplumsaldır. Her şeyden kaçsa kirlenen havadan kaçamaz. Artık karpuz kabak tadı veriyor. Tarım üretimi için betonarme kentlerde topraksız tarım, karadaki bitkileri besin çözeltileriyle su buharı ve bilgisayar özel ledleriyle topraktan kopartıyor, kent tarımına, suda olan canlıların dışkılarının yapay toprağa ilave edilmesi için karaya çıkartılması çalışmaları yapılıyor. İnsan toprağı, bitkilerden ve doğadan uzaklaştırdıkça, kendisine yabancılaşıyor. Bir yandan iklim dengesizliği hızlanıyor, diğer yandan GDO mühendisleri zaten doğanın doğal olmaktan çıktığını söyleyerek GDO çalışmalarına izin verinde şu gıda krizini çözelim diye kendilerini savunuyor.

Gıda sektörü kar uğruna her türlü hileye başvuruyor

Plastik şişe içinde satılan sulardaki kimyasal tehlike gıda hareketi tarafından yayınlandı. Diş macunlarındaki sodyum florit nükleer atıklardan elde edildiği ve bu maddenin dişleri korumadığı, bilim insanları yatıştırıcı etkisi nedeniyle insanları pasifleştirip düşünce melekelerini yok ettiği açıklıyor. Sodyum floridden uzak durulması gerektiğini söyleniyor. Süt ve süt ürünlerinin protein değerleri arttırılmak için melamin katıldığı, balın saf glikozdan üretildiği zaten popüler oldu.

Meyvelerde böcek ilacı, zeytinde kimyasal boya ve kimyasal, yüksek korucuyular, iade et ürünlerinden sosis salam… bunlar bilinen ve kötüsü alıştığımız şeyler. Diğer yandan Gıda denetim raporlarında sızma zeytinyağı diye satılan yağların içinde çiçek yağı, boya, baharat olduğu; et ürünlerinde, sakatat; süt ürünlerinde, bitkisel yağ; bitkisel çaylarda ilaç etken maddesi olduğu ortaya çıktı. Bunların birçoğu da ancak bazı kimselerin açtığı davalar sonucunda, dışarı yayınlanmamak suretiyle açıklanıyor. Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı kitleleri değil gıda tekellerinin karlarını korumak ve artırmakla meşgul.

Bugün meyveler fos fruktoz şekeri küpü halinde. Ambalaj ürünleri, sos ile ambalaj altındaki ürünlerin damak tadını aldatıcı şekilde çekici bir lezzet köleliğine uğratılıyor, onca rengarenk ambalajlı ürünün ortak maddesi aynı mısır, bu bir aldatmaca yaratıyor. “…çeşitlilik aldatmacası, market rafları bunlarla dolu…”(GIDA AŞ) Tüm bu kirli kokuların üzeri kapatılıyor, hiçbir güvenirliliği olmayan ürünler içindekiler kısmıyla kendisini açıklıyormuş gibi görünüyor. Tekelci gıda şirketlerinin hayvanların ruhuna nasıl işlediğine, onlar üzerindeki uygulamalarını incelediğimiz zaman, insanlar içinse onların kafalarını karıştırarak gözünden gizlediklerini görüyoruz. Gerçekler bildiklerimizin tam tersi.

“Her defasında bir süpermarketin raflarında dolaştığımızda toplumsal değişime maruz kalıyoruz. Sağlıklı şeyler aşağıda ve şekerli şeylerle çikolata göz hizamızda, ya da çocuklarımızın gözü hizasında…”-Michael Pollan

Ambalajlı hızlı pişir tüket gıdalar yaygınlaştı, tatlı ve ambalajlı ürünlerde aynı şekilde yaygın. Böylelikle insanların damak tatları değiştirilene, piyasa bu alana girene kadar neredeyse herkes susturulmuş görünüyor. İnsanların bünyelerine zararlı ve yabancı olan tüketim malları böylelikle kolayca normalize edilmiş. Bugün birçok profesör modern hibrit buğday’dan elde edilen protein’in yani glutein’in, insan vücudunun tanımadığı bir protein yapısına yani farklı kromozom yapısına sahip olduğunu, hastalıkların temelini bunların ve şekerin oluşturduğunu ifade ediyor. Çünkü bunlar bir çeşit GDO haline gelmiş ürün gibiler.

“Yemek ye. Çok fazla değil. Çoğunlukla bitkisel” cümlesi konusunda Michael Pollan şöyle diyor: “Bunun dahice bir buluş olduğunu sanmıyorum.”

Günlük olarak tüketim alışkanlıklarının başında karbonhidratlar var. Türkiye’yi göz önüne alırsak en çok tüketilen besinler bile ekmek, makarna, pirinç, kola ile başlar. Bunların glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı 100 üzerinden neredeyse 100 olan gıdalardır.

Temel yaşam ihtiyaçları haline gelen bu kirletilmiş gıdalar, öylesine halk ile bütünleşmiş ki, tarihten bu yana insanın geçim simgesi olmuştur. Hatta solda bile simgeseldir, birçok slogan bile ekmek, şeker üzerine kuruludur. Örneğin Nazım şiirinde çocuklar öldürülmesin şekerde yiyebilsin der ve iş, ekmek, özgürlük sloganları da yaygın kullanılandır.. Oysa o zamanlar bu yiyecekler bu kadar zararlı değildi. Şimdi çocuklar anne karnında şeker yüklemesi altında saf glikoz yiyor, ve karında fır dönüyor, doğduktan sonra mamalarındaki katkı maddeleri ve diyabetik ileri vadeli hastalıklar onu bekliyor. Biraz büyüdüklerinde ise sütten fazla kola içiyorlar.

Tüm bu gıdalarla çocuk anne karnındayken hastalık haritası çıkartılmış oluyor. Kitlelere ulaştırılan bu besin maddeleri, bu öğretiler nereden geliyor? Bunları konuşmak için bile, hatta yazmak için elde diplomanız olması mı gerekiyor? Bunlar uzmanların iki dudağı arasına sıkıştırılmış, oysa böyle yaşamsal ciddi bir mesele hele hele gıda üretiminin nasıl olduğu, nasıl geliştiği, nerelerden geçtiği, hangi ellerce üretildiği herkesçe bilinmesinin zeminin sağlanması gerekmiyor mu? Su ve toprak nasıl kirleniyor, kansere ne yol açıyor, sağlıksız kirli bir gıda nasıl üretiliyor, psikolojik, depresif sorunlar nasıl oluşuyor? Bunlar herkesin sorumluluğunda olması ve bilinmesi gerekiyor. Çünkü toprak verimsizleşiyor, artık doğanın, kapitalist gıda-doğa terörüne dayanabilecek gücü yok, kendisini yeniden üretmekteyse epeyli zorlanırken her şeyin bozulması da çok normal. Doğadaki her şey sermayenin saldırısı ve sömürüsüne uğruyor. Açlık ve yoksulluk bu zehirli gıdaları bile insanlara aratır hala getiriyor, oysa bu kapitalist fazla üretimin şiddeti.

“…milyonlarca insan, meta eksikliği yüzünden değil, tersine fazla meta üretildiği için işsizlik ve açlıktan acı çeker.” (SSCB Tarihi-J. Stalin)

Tarım ve her türlü gıdayı insanların gerçek ihtiyaçlarını sunileştirerek, sağlıklı ürünlerin yetiştirilmesi engellenerek, yer, zaman, bol üretim ve paketlemenin ötesinde tarımda paketlemeye, süper market ağlarına ambalajlanarak, yararlı besin maddelerinin raf ömrü uzatılarak yok edilmesiyle tamamlanıyor. Bu doğal olana ihtiyacı arttırırken, bir yandan çakma bir organik pazar alanı yaratıyor. Ama hiçbir şey bunları aynı toprağın ürünleri olmaktan çıkartmaz. Kapitalistlerin eliyle zehirlenen toplum, insanları, hayvanları ve doğayı aynı oranda ancak bu kadar yok edebilir, kapitalist endüstrinin nefes alış verişimizde olduğunu, insanlığın, hayvanların ve doğanın bugüne kadar hiç böylesine büyük bir tehditle karşılaşmadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Toprağın, havasını koruyan, yapay değil gerçek gıdalar tüketen insanlar için, Marx’ın ifadesiyle, ilk önce toplumsal koşulların insanileşmesi gerekir ki insan insanileşsin, işte o zaman enerjik, ilaca ve doktora da ihtiyaç olmayan bir toplum kurulabilir.

Gizlenmiş modern kirli uyuşturucular

Uyuşturucu dediğimiz zaman ilk akla esrar, eroin, kokain, alkol gibi şeyler geliyor. Oysa bugünün en masum görünen modern bazı uyuşturucuları şunlar:

Gıda ilaç ve kimya sanayinin elinde ve kontrol altında tuttuğu yiyecekler,
İşlemden geçirilmiş, kimyasallarla desteklenmiş, şekere bulanmış gıda, tütün ve alkoller,
Kuru, sıvı, toz uyuşturucu bağımlılığı,
Teknolojinin yol açtığı internet bağımlılığı, yapay oyun ve sosyal medya,
Pornografi ve mastürbasyon bağımlılığı,
Ve tüm bunlara ulaşmak için çabalanan kölece çalışma bağımlılığı.

Gıda ve ilaç sektörü hakkında, beslenme alışkanlıkları ve tıbbi gelişmeler hakkında asgari araştırma ve bilgi, bilinç düzeyi olmadan mücadele etmek olanaksızdır. Bu sisteme uyum sağlayan sağlıklı olamaz. Sağlıklı olmayan bilinç, tüm bu sorunların yarattığı bilinçtir ki bu bilinç düzeyiyle sorunları çözemezsiniz.

Gıdanın ötesinde, yapaylaşmış çürümüş, insana hiç dokunmayan post-modern burjuva ideolojik aygıtlarla, din, fal, astroloji gibi gerici soyut, mistik gelenekler alevlendirilirken, sosyal medya, film, dizi endüstrisi sıradan insanların düşünce sistemlerini hedef alıyor, reklam şirketleri, hepsi bir yandan insanı ve doğayı konu alarak çekiştiriyor. İnsanın duyguları, his ve hazlarıyla yaşamaya, gördüklerine inanmaya, emek vererek değil çok daha kolay ve yüzeysel şeylere algılarını teslim etmesi sağlanıyor.

Ayrıca çok daha modern uyuşturucu ve bağımlılıklar var, hızlı internetin ortaya çıkmasıyla yaygınlaşan özellikle işçiler içerisinde çok gizlice yürüyen, hayat kalitelerini düşüren onlara servis edilen bir bağımlılık var. Porno ve mastürbasyon bağımlılığı. Cinsel baskılanmanın arttığı bir toplumda insanlar ancak kendini tatmin ederek aşmaya çalışıyor. Bu araçlar bazı bilimciler tarafından yararlı diyerek şirin gösteriliyor. Sol ayıp olmasın diye bu konulara pek girmez ama insanların özgüvenlerini yok eden, onları içten kemiren, onların hayatlarını çok gizliden teslim alan bir tehlike gıda ile birleşmiş cinsel mastürbasyon. Tüm bu etmenlere karşı bir devrimci ruh beslemek, içerden anlayıp, çözüm geliştirilmeden, insanlar kendileri için yaşamayı düşündükleri, içine kıstırıldıkları ve nerede olduklarını bilmedikleri bu rüyadan uyandırılamazlar ve kendilerinin yönetebileceği bir toplumu hayal edip kuramazlar.

İnternette dolaşırken, televizyon izlerken parça parça gösterilen, insan beyninde dopamin seviyesini yükselten erotik veya erotiğe yakın görsel ve videolar bir zamandan sonra insan bilinci tarafından tarihleri farklı ve parçalı aynı olmak üzere bir araya getirilir. Sonuçta beyin resimlerle çalışır. Coca-Cola’nın Özcan Deniz’in yaptığı reklam filminin altında bile gıda ile birleştirilmiş pornografik ifadeler vardır. Birçok dizi, filmden ziyade burjuva yayın organları, pop ve magaziniyle, internet siteleri ve basılı yayınlarında çaktırmadan pornografiyi patlatır. Pornografik bir toplum, insanları gerçek ilişki ve bağlantılarını yapaylaştırıp, sermayeye entegre eder. Şişirilmiş, parlatılmış şekilde onların gözünde nesne haline getirir. Onların cinsel baskılanmalarının nedeni olan kapitalizm, onların doğal güdülerinden yararlanma ve aslında tüketime angaje etmelerinin bir yolunu sunuyor.

İnsani olan her şey insana, hayvana ve doğaya karşı kullanan bu görünmez ruh insanı yok ediyor. Tüketim nesnesi haline getirilen bedenlerden büyük karlar sağlanırken, bugün dünyada arama motorlarından en çok aranan kelimelerde ise bunlar var. Farklı cins ve eğilimlerin yaşadığı cinsel baskılanmaların, gerçeklikten uzaklaşmanın bir başka biçimi kendisini tatmin etmeye ama sonrasında artık bir dakikadan sonra tatmin edememeyle sonuçlanıyor. Farklı cinsler arasındaki ilişkinin temeli sanki salt sexmiş gibi, sex metalaşarak sanal veya fiziksel olarak tüketim metaları haline getiriliyor. Pornografi erkek egemen kültürün hazlarına hitap edebilmek için kadın üzerinde şiddetli fantezileri, izleyicinin ilgisini ve reytingini alabilmek için sexsist bir biçimde konu ediyor.

Pornografi endüstrisi insanın bilincinde canlandırdığı çıplak arzularına metalara kestirmeden ulaşarak kendini tatmin etmek için tuzak bir yol sunar. İnsan beyni karşılıklı ilişkilere emek vermesi ve bu ilişkilerin bir parçası olarak yaşadığı cinsel ilişkilerden elde ettiği haz ve dopamin seviyesine ulaşmadan, hiçbir emek harcamadan bir pornografiyle en yüksek seviyelere ulaşabilir. Yapay fantezi ve hayaller ile hazların giderilmesi, insanı gerçeklik ilişkilerden uzaklaştırırken diğer yandan da tüm karşı cinse bu şekilde yaklaşmasını, beklentisini de izlediği görüntülerin altında tutmayarak, yabancılaşmasını sağlar. Görüntülerden elde ettiği dopamini sürekli aşma çabası, insan beyni üzerinde uyuşturucu ve tahrip edici bir etkiye neden olur. Beynin gerçek bir ilişki sonrası ödül olarak harekete geçen sistemi alt üst olur. İşçilerin birbirlerini tüketim aracı olarak görmesinin tuzu biberi olur.

Bu arada bedeni köleleştirilen ve metalaştıran porno film aktörleri popüler olma yolunda büyük performans beklentileriyle köleleştirilir, büyük izleyici kitlesiyle test edilirler, web sayfaları bunların ücretli üyeliklerini sağlarlar veya ünlü oyuncu veya estetik vücutlar çok büyük bir sermaye birikim alanı olan porno sektörüne çekilmeye zorlanır. Estetik ve özel seçilmiş aktörlerin oynadığı film ve orgazm izleyici beynini insanın normal bir ilişkide ulaşabileceğinden çok daha fazla miktarda dopamine ulaşmasını yaratır. Bu yöntem vücudun beklediğinden çok daha büyük olduğu için enerjiyi yok eder, vücuttaki demir, kalsiyum, yağ gibi temel maddeleri harcar. Hazsal köleliğınde nedeni budur..

Bu durum insanı düşünmekten kurtarır. Hafıza kaybı, anksiyete, uyuşukluk, etrafındaki fark edememe gibi çok daha toplumsal sosyal bir sorunu ortaya çıkartır. İnsanlar günlük yaşamlarında sürekli yükselen testesteron seviyelerini düşürmek için mastürbasyon bağımlısı oluyorlar. Bu sürekli yükselirken, aynı oranda gizleniyor, farkına varıp tüm bunlardan kaçanlar eski sağlıklarına kavuşuyor. Haydar Dümen kendi köşesinden bunları geyik yaparak neşeli hala getirirken, asıl olarak altındaki gerçekler benzer hikayelerle gizlenir. Sosyal, psikolojik, fizyolojik bozulumlar, insanı depresyondan depresyona veya özgüvensizliğe, 24 saatin içinde 25 saat aramaya, bir şeyi yapacak takati olmamaya, insanların kendi iç huzursuzluğuna, öfke ve nefret dolu, pısırık sesli olmaya götürür, çünkü tüm cesareti pornografi kılığında gelen sermaye tarafından sessizce gasp edilmiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*