Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Gezi panellerinden notlar

Gezi panellerinden notlar

Son aylarda çeşitli siyasal çevreler, kitle ve meslek örgütleri vd. tarafından düzenlenen panel, sempozyum gibi etkinliklerin başta gelen konusunu Gezi Direnişi oluşturuyor. Yerel forumlar da gerek doğrudan gerekse de çevre ve kentsel dönüşüme ilişkin acil talepler, seçimler gibi konulara da bağlanan tarzda Gezi odaklı paneller düzenliyor. Keza kadın örgütleri de süreci kendi kulvarlarından değerlendiriyor ve bu değerlendirmeleri paylaşıyorlar. Etkinliklerin bir bölümü skype üzerinden bağlantılar da kurularak daha geniş bir katılımla yapılıyor.

21 Ekim’de Zekeriyaköy Forumu tarafından “Gezi Sonrası Tahayyül Dünyamız” başlıklı bir panel düzenlendi. Koç Üniversitesi’nden Erdem Yörük, Taraf yazarı Yüksel Taşkın ve Radikal yazarı Koray Çalışkan’ın konuşmacı olarak yer aldığı panele 100 civarında katılım oldu.

Yüksel Taşkın, Gezi’nin mitolojikleştirildiğine ancak bunun ayıp olmadığına işaret etti. Yerinden yönetimi ve aktif yurttaşlığın önemine dikkat çekerek demokrasinin sadece sandık olmadığını belirtti. AKP döneminde mevcut belediyelerin yüzde 60’ının ortadan kaldırıldığını, kelime anlamı “özerk” olan muhtarlıkların kaldırıldığını söyledi. Toplumun birimler küçüldükçe kendisini daha yönettiğini, küçük birimler lağvedilerek bunun ortadan kaldırıldığını vurguladı. AKP’nin eski siyasetle devam ettiğini, fakat toplumun bunu aşacağını belirtti. Taşkın’ın ana teması “Toplum siyasetten ilerde” oldu.

Erdem Yörük, kendisinden önceki konuşmacı gibi Gezi’deki özdeneyimlerini dile getirdi. Kürdistan’da çatışmaların durmasının Türk toplumundaki ulusal birleştiriciyi ortadan kaldırarak Gezi isyanının patlak vermesinde rol oynadığını söyledi. Gezi’de irrasyonellikle rasyonelliğin bir araya geldiğini, rasyonelliğin Taksim Dayanışması’nda vücut bulduğunu, her kitle hareketinde olması gereken talep formülasyonunun (dört talep) de bu çerçevede olduğunu belirtti. İrrasyonalitenin ise çatışma isteği olarak ortaya çıktığını ifade etti. Yörük, “Çatışmak istiyorduk” diye kendi yer alışını da dile getirdi.

Panelin, Kemalist, CHP’li, orta ve üst orta sınıfa mensup kişilerin ağırlıkta olduğu forumcuları bile belli ölçüde şaşırtan ve verilen arada “Umutsuz konuşuyorsunuz” dedirten konuşmasını ise Koray Çalışkan yaptı. Son dönem daha belirgin biçimde olmak üzere CHP’li Çalışkan, “Atatürk ilk kez rahat uyuyor” diye söze başladı. Gezi’deki çoğulculuğun çok abartıldığını örneklerle ifade etti. “Cemaat 40 senedir sohbet toplantısı yapıyor, biz yeni yapıyoruz” diyerek onyıllardır suskun olan kesimin kendi hikayesini yeni kurmaya başladığını dile getirdi. “İktisadi olarak sorunu olmayan bir ülkede ilk kez sosyal ve kültürel bir ayaklanma çıktı” dedi. Forumların kalmadığını, Gezi’nin bir başlangıç değil bir sonuç olduğunu söyledi. “Gezi bitti, siz bir daha çıkmayacaksınız sokağa. Buradaki boş sıralara başörtülü kadınlar otursaydı durum farklı olurdu. Gezi bitti. Park kurtuldu sadece. Erdoğan’ın karizması çizildi ama o kesim açısından zaten çizikti. Forumların siyasi iradesi kalmadı. Formel siyasileşme başladı” diyerek hareketin laiklik ve gelir dağılımı temelinde oluşması gerektiğini belirterek CHP propagandasına köprü kurdu.

İkinci bölümde Yüksel Taşkın seçimlerin önemli olduğunu fakat 10-20 yıllık bir süreç olarak bakmak gerektiğini söyledi. “Sol olarak dünyanın en projesiz kültürüne sahibiz” diyerek belediyelerin oynayabileceği role atıfta bulundu. Yaşam tarzı dayatılmayan öğrenci yurtlarının açılması gerektiğini söyledi. Pratik olarak yapılabilir ütopya diye açıkladığı “pratopya”ya vurgu yapan Taşkın, orta öğrenim için kendi kamu alternatifimizi yaratmamız gerektiğini söyledi. Aslında emekçi olan genç orta sınıfın siyasete katılmasını sağlamak gerektiğini, muhalefet olarak çok eylem odaklı düşünüldüğünü, devrim hayali için harcanan emeğin fantezi geldiğini, olağanüstü değil olağan durumlar için çalışmak gerektiğini belirtti.

Erdem Yörük de, HDP kurucusu olduğunu ve AKP tabanı ile Geziciler kutuplaşmasını giderme yolunun HDP’den geçtiğini belirtti.

Koray Çalışkan konuşmasının ikinci bölümünü tamamen yerel seçimlerde CHP’ye oy verme propagandasına ayırdı. Yerel seçimlerde yüzde 91-93 katılım beklediklerini, seçimlerde oy vermeyen yüzde 15’lik kesimin içinde gençlerin ve CHP tabanının olduğunu söyledi. Türkiye’de sınıf değil laik-İslamcı çelişkisi bulunduğunu, DİSK ve TÜSİAD’ın şu an birlikte çalıştığını belirtti.

Panelde seçimler dahil pek çok konuda forumcular söz aldı, panelistlere sorular yöneltti, görüşlerini açıkladı. Panel “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganı ile son buldu.

**

2 Kasım günü Kadın Emeği Platformu forumu öncesindeki saatlerde, Teori ve Politika dergisinin düzenlediği Gezi Aynasında Marksizm sempozyumunun sabah oturumunun bir bölümüne katılarak Ergin Yıldızoğlu, Demir Küçükaydın, Ferda Koç ve Foti Benlisoy’u dinledik (sabah oturumunda akademisyen Nazan Üstündağ’ı da, diğer konuşmacıların soru ve değerlendirmelerin ardından yapacakları ikinci tur konuşmalarını ise dinleyemedik.)

Ergin Yıldızoğlu, sözlerine “Gezi Aynasında Marksizm” yerine “Gezinin Aynasında Sol”u irdelemeyi tercih ettiğini söyleyerek başladı. Gezi’nin tek bir yön ve unsura indirgenemeyeceğini, bütün parçalarından oluştuğunu söyledi. Gezi, bir “olay”, bir “singularity” diyerek “olay” kavramını açımladı. “Bileşenlerinin hepsi toplumda vardı, bir araya gelince Gezi’yi oluşturdular. Gezi komünist hareketin tarihinin bir parçası. Ama yeni bir tarih de başlattı. Gezi olayı bitti, içindekiler mücadeleye devam ediyor ama Gezi bitti. Teorilerin, kafalardaki yasaların güncellenmesi gerekiyor. Sol kendiliğinden patlamalara inanmadığı bir noktada Gezi’yle karşılaştı. Solun örgütsel yapısı ile Gezi arasında bir uyumsuzluk vardı. Solda hiyerarşi, disiplin ve merkezileşme vardır. Organizasyon düzenlemenin yanı sıra organlaşmayı içerir. Ama illa hiyerarşiyi gerektirmez. Örneğin ortaya çıkan ağlar. Gezi örgütsüzdü demek yerine Gezi’deki örgütlenme biçimini anlamak gerekiyor. Gezi’nin çok boyutlu, işbirliğine dayalı kültürü ile solun geleneksel refleksleri, kendi etkinliğine odaklanma arasında çelişki var.”

Skype ile bağlantı kurulan Demir Küçükaydın, oldukça dolaylı bir konuşma yaptı. Marx, Engels, Lenin, Rosa Luxembourg, Troçki ve Kıvılcımlı geleneğine işaret etti. ’80 sonrası yeni sosyal hareketlerin ortaya çıktığını, bunlara bütün sınıflardan katılım olduğunu, Gezi’nin hiçbir antikapitalist yönünün olmadığını, demokratik bir karakterde olduğunu, ancak burjuva anlamda demokratik olmadığını belirtti. Türkiye ve Brezilya’nın sosyal harcamaların arttığı ülkeler olduğunu, neoliberalizmin ise sosyal harcamaların kısılması anlamına geldiğini söyledi.

Ferda Koç, Gezi’de yeni bir işçi sınıfı fraksiyonunun ortaya çıktığını, “yeni orta sınıf proletarya” kavramının geçici olarak kullanılabileceğini belirtti. “Gezi, son 25-30 yıldaki yeni proleterleşme sürecinin bir ürünüdür. Sınıfın yeni bir segmenti ortaya çıkmıştır. Bunun nedeni sadece genel eğitim seviyesindeki artış değildir. Kamusal alanın sermayeye dayalı yeniden yapılandırılmasıdır. Bileşenleri beyaz yakalılar, mühendisler, alt orta profesyoneller, işçi sınıfı ve orta sınıflardan çözünerek oluşmuştur. Üretimin örgütlenmesinde atomize olması ile 20. yüzyıl sanayi işçisinden farklıdır. Sınıf bilincini üretim değil yeniden üretim sürecinde ediniyor. Kendisini sınıf hareketi değil kimlik ve politik hareket olarak algılıyor. Sınıf bilincinde bu politik duraktan geçiyor. Bu, sınıf bilincinin 20. yüzyılda, Lenin’in tanımladığı edinim sürecinden farklı bir gelişme. Gezi ve Akdeniz isyanlarının Marksizme sorduğu önemli sorulardan biri de bu. Kendiliğinden ve politik sınıf bilincinin aşamalı olarak yaşanmayacak olması yeni işçi sınıfının gelecek mücadelesinin bir imkanı olarak görülmeli. Yeniden kamusallaştırma, Gezi forumları ve komünü ile piyasalaşma arasında bir karşıtlık var. Bu kesim, hep birlikte oluşturmaya dayalı bir sınıfsal içgüdü barındırıyor. Forumlar, meta ilişkisini sınırlandırma, muhafazakarlığa karşı sınır koyma, sadece iktisadi değil bireysel olarak varlığı sürdürme itkisini yansıtıyor. Yeni orta sınıf proletaryanın sınırları ise eğitimsiz, vasıfsız güvencesizlerle arasındaki geçiş noktaları, temassızlık sorunu. Kaynaşma olanağı var mı? Yeni orta sınıf proletarya yeni öncü katman olabilir mi? Bu gerçek bir olanak. Kendi sınıf bilincine doğru tarihsel bir eğilim olarak gidecek. Fakat bu çok zorlu bir süreç. Örneğin kamu çalışanlarının işçileşmesi 20 yıla yakın yaşanmasına rağmen kamu çalışanlarının kendilerine ilişkin sınıf konumu bilinçleri gelişmedi. Lenin’in bilincin dışardan verilmesine ilişkin vurgusu, burada yeni bir organik aydın kesimi, sınıf dışı değil sınıf içi bir unsur olabilirler.”

Foti Benlisoy da solun Gezi’deki etkisine rağmen Gezi’nin sosyalist mücadelenin doğrusal birikiminin bir sonucu olmadığını vurguladı. “Gezi bir anda patladı. Aslında kent, ekoloji alanında bir birikim vardı ama yine de bir anda gelişti. Antikapitalist antineoliberal derken düzleştirmemek gerekiyor. Üç beş ağacı küçümsüyoruz zaman zaman. Neoliberalizmi basitçe iktisadi politikalar olarak değil daha kapsamlı ele almak gerekiyor. Metalaşmanın nüfuzuna, sınıfın ideolojik, siyasal, toplumsal gücünün kırılmasına karşı bir direnç. Dünyadaki yeni mücadele dalgası ile bağlantılıdır. Bu noktada müştereklerimiz’i müdafaa etmek için ortaya çıktı. Bunları görmezsek Gezi’yi kuru bir hükümet karşıtlığına indiririz. Gezi ile 15-16 Haziran arasında düz bir karşılaştırma da yapılıyor. Gezi moral güçler dengesini değiştirdi ama ezilenler yönünden somut bir politik değişim yaratmadı. Gezi toplumsal mücadeleler için ciddi bir rezerv güç yarattı. Sendikalardan, meslek örgütlerinden, partilerden beklememek anlamında bir ‘kendin yap’ reformizmini ortaya çıkardı. İki tarz-ı siyaset vardır. Birincisi bizim alışık olduğumuz stratejik siyaset. İkincisi ise prefigüratif, performatif siyaset. Gelecektekini hemen şimdi oluşturan siyaset. Gezi’yi güçlü kılan ve toplumsallaştıran buydu. Gezi’de bu iki siyaset tarzı birbirini besleyerek gelişti. Ama mesela Occupy’da ikincisi hakimdi ve bu yüzden çözüldü. Brezilya’da örgüt pankartları saldırıya uğradı. Gezi’de farklı kesimler arasındaki karşılaşma bir ittifaka dönüşmedi. Siyasal ayrışmalar yeniden ortaya çıktı. Fakat Gezi solda da politik ve örgütsel yenilenme için bir zemin yarattı. Gezi uluslararası bir dalganın bir parçasıydı. Bunun arkasında ekolojik kriz ve kapitalizmin krizi vardır, ABD’nin gerilemesi sonucu ortaya çıkan hegemonya bunalımı vardır. Yalnız bu uluslararası dalga organik, süreklileşmiş bir büyümeye yol açmıyor. İniş çıkışlarla gelişiyor. Emek sermaye dengesinde uluslararası ölçekte bir değişim yok.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*