Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Genk’te bir direniş çadırı

Genk’te bir direniş çadırı

Devrimci Proletarya olarak Belçika’nın Genk kentinde kurulu Ford otomotiv fabrikasında direnişte olan işçileri ziyarete gittik. Genk’in hemen dışında bulunan Ford’un geniş bir araziye yayılı sahasının girişinde, direnişlerde görmeye alıştığımız bir sahne vardı. Bir çadır, dışarda yakılan bir ateş. Bunun yanında, ABVV Metaal sendikasının eski model otobüsü, biraz daha arkada Hristiyan sendikanın minibüsü, ziyarete gelen sendika üyeleri ve demokratik kurumların asılı bıraktığı pankartlar, dışardaki panoda Ford yöneticilerinin resimleri ve küfürlerin yer aldığı yazılar… İşçilerin önceki eylem sırasında yaktıkları hurdaya dönüşmüş bir Ford araba da açıklıkta “sergileniyor”.

Direniş yerinde 10 civarında işçi var. Çoğu orta yaş ve üzeri, işyeri kapandığı takdirde eski koşullarında asla iş bulamayacak işçiler. Çadırda üç küçük elektrik sobası, kahve makinesi, kaynayan çorba içleri ısıtıyor. Çadırın içine asılı pankart ve bezlerde, ziyarete gelenlerin isimleri yazılı. Masada Portekizli işçiler gürültüyle kağıt oynuyor…

Sendika delege (temsilci) ve militanları 24 saat boyunca vardiyalar halinde nöbet tutuyorlar. Fabrikada mücadele kozu olarak ellerinde tuttukları otomobilleri korumak ve direnişi sürdürmek için 24 saatlik nöbet şart!

Flaman ve İtalyan işçilerle yaptığımız kısa sohbetlere, Fransızca ve İngilizceye göre daha kolay iletişim kurduğumuz Türkiyeli bir temsilci de katılıyor. Türkiye’de otomotiv sektöründeki işten çıkarmalardan söz ediyoruz. İşçiler de 9 Ocak günü referandum yapılacağını ve eğer kapatma çıkarsa hiçbir geleceklerinin olmadığını anlatıyorlar. Aynı zamanda milletvekili olan, İngilizce bilen Kuzey Afrikalı bir kadın delege (temsilci) kısa süre sonra yanımızdan ayrılıyor. İşçiler direnişe devlet saldırısı olmadığını söylüyorlar, Türkiye’deki gaz manzaralarından bahsedildiğinde “Burada olmuyor” diyorlar. Gerçekten de etrafta işçilerden başka kimse yok.

Flaman delegelerin telefonla araması üzerine gelen ABVV Metaal sendikasının Türkiyeli işçi temsilcisi Selahattin Akdemir, 46 yaşında. Belçika’da doğup büyümüş. Mesleki eğitim almış, vasıflı bir işçi. Babası burada maden işçisi olarak çalışmış ve emekli olmuş. Evli, eğitimlerini sürdüren 3 kızı var ve eşi de yan sanayide çalışıyor. Selahattin Akdemir Ford’a ’86′da girmiş ve kısa bir kesinti dışında hep Genk’teki Ford fabrikasında çalışmış. 9 Ocak’ta işyeri ile ilgili yapılacak referandum ve direnişle ilgili bilgileri ağırlıklı olarak ondan alıyoruz:

“Kapatma olabilir ama bu şartlarla olmaz. Bize 2 evet, 1 hayır diye seçenek sundular. Bunların üçü de hiçbir şey değil. Daha önceleri bize 2020′ye kadar üretimin devam edeceğini söylemişlerdi Buna karşılık ücretlerden yüzde 12′lik bir indirim yapıldı. Sendikalar bunu kabul etti. İşçiler sendikalara kızdılar. O yüzden de şimdi kararı siz verin diye bizi öne sürüyorlar. Bunların bizden istediği 3 ay günde 1000 araba çıkarmamız ve fazlası. Hayır dediğimizde ise çalışmak istemiyoruz demek oluyor. Ben hayır diye cevap verdim. Ama çalışmak istemediğimden değil. Bizden günde 1000 araba ve başka markalar için de yedek parça üretimi yapmamızı istiyorlar. Ayrıca Ford’da direnişte içeride tuttuğumuz 3000 arabayı da vermemizi istiyorlar. Önceden yüzde 12′lik tasarrufu kabul ettik ama şimdi 3 aylık üretim diyorlar, sonra ne olacak bahsetmiyorlar. Üretimin 2014′e kadar süreceğini söylüyorlar ama 2014′e kalmaz. Burada 4 bin işçi var. Kapatma kararından 10-11 bin işçi etkilenecek. Yan sanayi çok. Genk ve çevre şehirler de buraya bağlı. Referandum şöyle. Yüzde 51 çıkarsa Çarşamba günü işe başlayacağız. Bize ayda 200-400 Euro’luk komik bir bonus veriyorlar. Ama yarın greve çıkarsak bütün o haklar ölüyor.

Saat ücretimiz 14-17 Euro. Ayda elimize 1600-2200 Euro geçiyor. Eğer evliysen, çocuk varsa farkediyor, eşin çalışmıyorsa, yalnız yaşıyorsan daha az oluyor. 1400 Euro kadar. Bu parayı verseler bile greve kalkarsak haklar ölüyor. Ben 46 yaşındayım. Bu saatten sonra ne yapacağım? 50-52 yaşın üzerinde olursan işsizliğe düşüyorsun, devlet emekliliğe kadar 250-300 Euro ilave ediyor. Burada üç sendika var. Kırmızı, mavi ve yeşil. Ben sosyalistlerin sendikasındayım. Ama aslında sendikaların hepsi aynı. Hiçbir hakkın yok. Yüzde 12 tasarrufu sendikaların hepsi ortaklaşa kabul etti. Sendikaların sloganı “2020′ye kadar”. En çok üyesi olan yeşil sendika (Hristiyan sendika). Ama hiçbiri işçiyi savunmuyor. Yukardan, işçiye danışmadan karar veriyorlar.

Ben doğma büyüme buralıyım. 25 senedir çalışıyorum. Herkes Belçika vatandaşlığına geçti Türkiyeli işçilerden. 2003′te Türkler 50-52 yaştan erken emekli oldu. 2003′te 30 yıldır çalışan vardı, 1 günle emekliliği kaybetti. Şu an 56-57 yaşında ve 38 yıldır burada çalışıyor.

Eskiden daha çok kadın işçi vardı, şimdi daha az. Bantlarda var.

Yan sanayi sorunu var. Ford 10-15 senedir çoğu işi yan sanayiye verdi. Onlar da sendikalı. (Belçika’da 60′ın üzerinde işçi çalışan işyerlerinde sendika zorunlu.) Yeşil sendika ama. İşçiler burada sendikaya Türkiye gibi hak almak için değil işsiz kalırsam işimi takip etsin diye üye oluyor. Sendikaya güven yok yani. Hayal kırıklığına uğradılar. Yan sanayi ne olacak? Çalışanların çoğu genç. Orada da grev var şimdi. Orada karı koca çalışanlar var. Bugün bir ev kredisi ayda 1000 Euro. İnsanlar üretim 2020′ye kadar devam edecek denilince ev aldı, yatırım yaptı. Bunu karşılayamazlar.

Ben böyle bir şeyin başıma geleceğini hiç beklemiyordum. TV’de seli, depremi izliyorduk ama bizim dışımızda görüyorduk, başımıza geleceğini beklemiyorduk. İnsan başına gelmeyince düşünemiyor.

Oyunu bize Köln oynadı. Burası Köln Ford’a bağlı. 27 sene önce burası Ford Taunus üretiyordu, kötü gidiyordu. Siena ile burası fırlama yaptı. 3 posta günde 1000 araba yapıyorduk. O zaman Köln iyi değildi. Zarara ortaktık ama kara değildik. Almanya bizim sayemizde hep kar gösteriyordu. Satışlar düşünce Köln İspanya ve bizim ürettiğimiz arabaları kendine aldı. Bunlar Amerika’nın kararı. Eskiden Ford Avrupa vardı. Avrupa kardaydı. Paralar Amerika’ya aktarıldı.

Her şey yan sanayiye bağlı. Yan sanayidekiler çıkış primi alsalar bile 12-13 yıllıklar. Biz aldığımızla borcumuzu kapatırız ama onlar yapamaz.

Referandum şöyle. Bize tek tek mektup geldi. Bu mektuplara verilen cevaplar 9 Ocak’ta sayılacak. Sendika ve tarafsız bir heyet sayacak. Sözde tarafsız yani. Sendikalar, Ford ve tarafsız heyet toplantı yapmışlar. Sendika bu tekliflere evet diyor. Ben hayır dedim. Hanım da hayır dedi. Sendikayı etkilemek için bir şey yapamıyoruz. Avrupa’da demokrasi diye bir şey yok. Ben Türkiye’ye de gidip geliyorum. Türkiye’ye kızıyoruz da, insan hakları diye bir şey yok burada da! Bize hayır derseniz ne duruma düşeceğinizi anlayın diyorlar mektupta… Korkutmak için. Mektupta üç sendikanın da mührü var. İçerdeki malzemeyi (arabaları) verin diyorlar bize. Veremeyiz, verirsek bütün kozumuz elden gider.

Burada duranlar sendikanın delegeleri. Ben sosyalistlerin adayı oldum. Türkler Türk temsilci adaylarına oy veriyor tabii. Ama Flamanlara da verirler. Türkün Türkten başka dostu yoktur tabii.. 2003′te hiç Türk temsilci yoktu. İtalyanlar vardı. O zaman Türkiyelilerden temsilci olması, onlara tercüman olması düşünüldü. Militanlar ise toplantılara gelen, aktif üyeler. Biz her Cumartesi toplantı yapıyoruz.”

Selahattin Akdemir, Köln’ün Ford’daki merkezine yaptıkları eylemi de anlatıyor. Eylemin Ford’un toplantısına denk geldiğini, seslerini duyurmak için gittiklerini ama toplantı basmış muamelesi gördüklerini anlatıyor. Alman polisinin sertliğini de ekliyor! 9 Ocak’taki, binlerce işçinin kaderini belirleyecek referandumun sonuçlarını ve mücadelenin sonraki evrelerini de paylaşmak üzere ayrılıyoruz. Biz çıkarken çadırda röportaj sırasında gelen kadın erkek işçilerden yeni bir grup daha birikmiş, hava kararırken onlar da nöbetçi arkadaşlarına görevi devredip arabaları ile gidiyorlar. Otomotiv tekellerinin küresel kararları ile bir anda işlerinden, gelecek beklentilerinden olan işçilerin referandum sonucunun ne olacağı, 3 ay, 1 yıl sonrasının nasıl yaşanacağı konusunda belirsizliklerle yüklü yüzleri, şehrin biraz dışındaki direniş yerinin sohbetleri ile geride kalıyor. Bir zamanlar madenlerin bulunduğu, şimdi onun yerini otomotiv sanayiinin aldığı ve yine gelecek belirsizliğini sırtlamış bu küçük kentin işçileri, mücadelenin uluslararası ölçekte ve sadece sendikal değil yeni bir yaşam için siyasal düzeyde devrimci tarzda yürütülmesi gerektiğinin bir kez daha kanıtı oluyorlar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*