Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Genel Direnişin ortaya çıkardığı kültür-sanat üzerine… (“Tamam” mevzusu üzerinden yeniden yayım)

Genel Direnişin ortaya çıkardığı kültür-sanat üzerine… (“Tamam” mevzusu üzerinden yeniden yayım)

Sosyal medyada “Tamam” akımı sürerken, Gezi sürecinde yazmış olduğumuz bir yazıyı (13 Haziran 2013) hatırladık ve yeniden yayınladık.

Taksim’in girişinde bir duvar yazısı: “Vedat Milör önerdi, geldik!”

Polisin tekrar Taksim’e saldırıp, gün boyu direniş ve çatışmalardan sonra AKM’nin önüne çekilmesiyle Çarşı Grubu polis barikatı ve tomaların önüne gidiyor. Hep bir ağızdan “Siyaaah!” diye bağırıyor. Polis doğal olarak “Beyaaaz” diye karşılık vermeyince “Yuuuh!” Çarşı Grubu, polisle bu “Siyaaaah… Yuuuh” oyununu, polis yeniden alana saldırıncaya kadar sürdürüyor.

Genel Direnişteki genç kuşaklar, kendi popüler kültürünü de hızla direnişe uyarladı.

Performatif ya da mizahi sloganlar, aforizmalar, duvar yazıları, tencere tavayla yapılan müzik, esprili şarkılar, görseller, kurgular, videolar, oyunlar, eğlenceler…

Herkes direnişin kültürel yaratıcılığından, zeka pırıltılarından bahsediyor. Her biri sosyal medyada milyonlarca paylaşılıyor.

Görülmeyen ise: Çoğu sokak, meydan eyleminin kendisinin de başlarından itibaren oyun-eğlence ile birleşmeye başlaması. Yalnız Taksim’deki şenlik havasında bahsetmiyoruz. Kitlesel eylemlerin, hatta barikat çatışmalarının geceden sabaha kadar sürdüğü alanlar da sık sık oyun, eğlenceyle birleşti. Kitleler elbette çok gergin ve öfkeli, polis despotizmi karşısında ağır bedeller ödeniyor. Ancak bu sıcak direnişlerin, eylemlerin bile yer yer kültür-sanat-oyun-eğlence-performans ile birleşmesine engel olmuyor. Sanat-oyun-eğlence-performans da direnişin, protestonun toplumsallaşmasının bir biçimi haline gelmiş durumda. Bu direnişin yalnızca “kültürel üstyapısı” değil, dokusuna da işlemiş yeni bir durumu gösteriyor.

İki çatışma arasında öpüşen genç sevgilileri de görebilirsiniz, gaz maskeleriyle barikat başında şarkı söyleyenleri de, önlerine düşen gaz bombasıyla top oynayan göstericileri de, iki gaz bombardımanı arasında kitleye ya da polise bir nevi performans yapan birey ve grupları da, elinde birasıyla eylem yapanı da, her türlü nesneyi vurmalı çalgıya, tencere tava çalmayı orkestrasyona dönüştüreni de, “Hayatımız boyunca hiç gaz yemedik. Neyimiz eksik? Biz de gaz yemek istiyoruz!” pankartıyla eylem alanına gelenini de…

Bunlar zaten gündelik yaşam ve ilişki kuruş biçiminin performatif (gösterisel) olduğu günümüz kuşaklarının ve bireylerin popüler kültür ve alt kültürlerini direnişe uyarlamalarının, kendilerini ve direnişlerini popürleştirmelerinin biçimi.

Mizahın ve sanatın her zaman muhalefette önemli bir rolü olmuştur. Ancak bugün iki önemli fark vardır:

1- Bunlara oyun, eğlence, performans gibi kendini toplumsal-kültürel olarak gerçekleştirme çabasının çok daha geniş ve çeşitli biçimleri eklenmiştir.

2- Bu etkinlikler, yalnız belli uzmanlar, profesyoneller tarafından değil, kitlelerin kendileri tarafından, doğallığında ve kendi öz etkinlikleri olarak üretilir hale gelmiştir.

Bunun geniş bir tarihsel arka planı vardır. Lise sıralarındaki gençlerin en çok okuduğu, gündelik yaşam ve siyasetle dalga geçen popüler mizah dergileri. Medyanın, reality şovların, stand upların, haberleri, en trajik olayları, gündelik yaşam ve sözü gösteriselleştirmesi. Dev çaplı kültür-eğlence endüstrisi. Sosyal medya, twitter, cep telefonu, mesaj kültürü. Müzik, dans, tiyatro, drama, performans tarzı etkinliklerin yaygınlaşması. Ortalama eğitim düzeyinin yükselmesi. Elitist yüksek kültür ile popüler kültür arasındaki önceki katı ayrımın kalkması, bu ikisinin iç içe geçmesi. Kafa emeğinin de kitleselleşmesi ve kol emeği ile iç içe geçmesi. Eskiden “alt kültür” denilen toplumsal aidiyet biçimlerinin, genel kültür haline gelmesi…

canbaz_05062013_1933_480p_wmp4Toplumsal yaşam ve ilişkilerde bir etken: Performatiflik

Bir diğer temel etken: Performatif olmanın günümüz toplumsal ilişki biçimlerinin temel bir karekteristiği olması. Neoliberal kapitalizmin performans sistemi, zaten eğitim sisteminden çalışmaya üretimin toplumsal ilişkilerini şekillendiriyor. Meta egemenlik ilişkilerinin ayrılmaz bileşeni haline gelen meta estetiği, metaların işlevi kadar ilgi, zevk, estetik duyularına hitap edecek bir toplumsal cazibe sahibi olmasını koşulluyor. İçki şişeleri bile sanatsal bir form kazanıyor, futbol takımlarının yalnızca kazanması değil estetik bir seyir zevkine sahip olacak biçimde oynaması isteniyor. Kapitalizmin reklam kültürü, zaten baştan aşağıya kitlelerin hızlı tüketimi için cazibe üretme endüstrisine dönüşmüş durumda. Popüler kültür, aynı şekilde. Bunlar kitlelerin söz konusu ürün ya da olayla yalnızca standart ve işlevsel değil, aynı zamanda çeşitlenmiş bir duygusal ve kişisel bir bağ kurmasına yönelik. Performatiflik, yani gösterisellik, popülerlik ve kişisel-grupsal özerkliği de vurgulayan bir bağ kurma çabası, tüm gündelik yaşam ve ilişki biçimlerine nüfus ediyor. Yapılıp edilen her şeyde işlev ve amaç kadar, hatta ondan çok performatiflik (kendini görünürleştirme, popülerleştirme, gösterisellik, ilgi ve dikkat çekme, estetik bir zevk yaratma) öne çıkıyor.

Performans, hiçbir boşluk bırakmayan kapitalist üretim ve meta egemenlik ilişkilerinin bir dayatması. Performatiflik ise: Kapitalist mali oligarşik egemenlik büyüdükçe, küçülen dünyalarında kitlelerin ve bireylerin kendilerini toplumsal olarak gösterme ve gerçekleştirme çabalarının bir ifadesi. Edilgenleştirilmeye karşı bir etkinleşme, nesneleştirilmeye karşı bir özneleşme, görünmezleştirilmeye karşı bir görünürleşme çabasını da barındırıyor. Tek kelimeyle, günümüz kitlelerin ve bireylerin olağan koşullarda, hem meta egemenlik ilişkileri ile içe içe/paralel gelişen ve onu yeniden üreten, ama hem de ondan görece özerkleşen ve yer yer aykırılaşan yeni ve farklı bir toplumsallaşma biçimidir.

Örneğin futbol taraftar gruplarının popüler futbol kültürü ile entelektüel tasarımı iç içe geçirirerek ürettikleri, yaratıcı, ironik tezarahutlar, pankartlar, tribün şovları, facebook sayfaları, sloganlar, aforizmalar… Bu hem futbolun endüstriyelleşmesinin bir sonucu ve yeniden üretimidir. Hem de ona bir tepkiyi de içerir. Futbol taraftar gruplarının, artık futbolun basitçe edilgen, görünmez seyircisi ve tüketicisi değil, kendini toplumsal-kültürel-entelektüel olarak da görünürleştirmeye, özerk olarak gerçekleşmeştirmeye çalışmasının bir ifadesidir. Burada hem kapitalist düzen kültürünün ataerkillik, rekabetçilik gibi en bariz öğelerini, hem de özerk, popüler bir muhalefeti bir arada görmek mümkündür.

Sosyal medya, cep telefonu, dijital fotoğraf makineleri ve kameralar ise, adeta başlıbaşına performatif toplumsal ilişki (toplumsallaşma) biçimleri üzerine kuruludur. İnsanlar her an birbirlerine nerede oldukları, ne yaptıkları, ne düşündükleri, ne hissettiklerine ilişkin iletiler gönderirler, gündelik yaşam enstanelerini, gördüklerini, duyduklarını, ilgilerini çeken her türlü söz, fikir, haber, olay ve yorumlarını birbiriyle paylaşırlar. Bu da bir yerde gündelik yaşamın doğallığında performatifleşmesi/gösteriselleşmesidir.

Günümüz medyası ve sosyal medyası, bilginin, haberlerin, toplumsal olayların, iletişimin, sözün gösteriselleşmesidir. Örneğin twitter’da 140 karakter içinde yalnızca ne söylendiği değil, onun kadar ve ondan çok nasıl söylendiği, dikkat çekici, ilgi ve zevk uyandırıcı, genel ilgi veya hoşnutsuzluk trendleri üzerinden hem popüler hem özerk biçimde gündemleştirip tartıştırıcı biçimde söylenip söylenmediği ön plana çıkmaktadır.

Gündelik yaşam ve ilişkilerde performatiflik, genel popüler trendler üzerinden, birey ve gruplar açısından belli bir hoşnutsuzluk ve muhalefeti de içeren bir toplumsallaşma biçimi olarak, her şeyin popülerleştirilmesi ve gösteriselleşmesidir. Bu tür bir muhalefet, genellikle, düzeni ve onun egemen ideojisi ve kültürünü, hem onun içinden yeniden üreten, hem de şu veya bu düzeyde aykırılaşmayı içeren, bireyler ve gruplar açısından özerk, göreci, mizahi, şüpheci, yapıbozumcu biçimlerde türetilen, ve bu ölçüde popülerleşen ve gösteriselleşen bir muhalefet tarzıdır.

Bu yeni popüler ilişki biçimlerinin muhalefet ve protesto yönü büyüyerek, Genel Direnişin içine taşınması, onun temel bir bileşeni ve biçimi olmasıyla, Direniş de kitleler, özellikle genç kuşaklar ve bireyler açısından performatif özellikler kazanmıştır. Geleneksel toplumsal-siyasal gösterilerde, vurgu mücadele hedef ve taleplerinedir. Bu direnişte ise, mücadele hedef ve talepleri kadar, bizzat gösteriselliğin kendisi, gösterilerin popülerleştirilmesi ve popüler kültür ve ilişki biçimlerinin gösteriselleştirilmesi de ön plana çıkmaktadır.

page_dunya-basini-gezi-parki-direnisi-icin-ne-dedi_218527702Modernizm ve postmodernizm…

Günümüz kapitalizminin postmodern kültürünün de belirgin bir etkisi vardır. Postmodernizm bir tür estetik ve ironik popülizmdir. Postmodern yapıbozumculuk, eskimiş ilan ettiği önceki düz dizgeci (modernist, pozitivist, formalist, aşırı işlevselci, bürokratik) toplumsal düzene karşı tahrip edici etkisini, kitlelerde zaten varolan belli bir hoşnutsuzluk üzerinden geliştirdiği türeti, kolaj, montaj, kitch, ironi, imgelem, şüphecilik, görecilik, yorumsamacılık, yapıbozumculuk tarzı estetik bir popülizm ile kazanmıştı. Bugün kitleler, özellikle de gençler, aynı silahı, eskimiş ilan ettikleri AKP Hükümeti ve toplumsal düzene, onun kural ve dayatma biçimlerine karşı kullanıyor.

Bu hareketi anlamayışın önemli bir nedeni de, yalnız devlet bürokrasisinde değil solda da halen egemen olan düz dizgeci (modernist, pozitivist, formalist, işlevselci, modelci, standartçı) bakış açısı.

Modernizm eylemi yalnızca amacın basit bir aracı olarak görür. Oysa kitleler bugün her sokak, meydan eyleminin de adeta tadını çıkarıyor, eylemleri de oyun eğlence ve performansla iç içe geçiriyor.

Modernizm için siyaset siyasettir, toplumsal toplumsaldır, kültür de kültür. Oysa kitleler bugün siyasal, toplumsal, kültürel alan ve düzeyler arasındaki katı ayrımları da yıkıyorlar.

Modernizm farklı ideolojik-siyasal anlayışlar, inanç sistemleri arasında katı ayrımlar yapar. Oysa kitleler bugün, birbirinden en farklı, hatta karşıt anlayış ve inanç sistemlerinden “beğendikleri” öğeleri alıp en eklektik biçimde biraraya getirebiliyorlar.

Modernizm katı ve kapalı formlar ister, mutlak kategorilendirmeler yapar. Oysa kitleler bugün her şeyi yoruma açık olarak algılıyor, birbiriyle en ilgisiz konular arasında bağlantılar kuruyor, birbiriyle en bağdaşmaz görünen şeyleri birbiriyle bağdaştırmaya çalışıyor.

Modernizm niyet ve amaç kadar eylemde de resmi bir ciddiyeti öngörür. Oysa kitleler bugün tepkilerini öfke kadar ironiyle, hoşnutsuz oldukları her şeyle dalga geçerek de ifade ediyorlar.

Modernizm kalıpçı, standartçı, sıkı kuralcıdır. Oysa kitleler bugün hemen hiçbir kural, standart, kalıp tanımıyorlar,

Modernizmin yalnız politikada değil, kültür-sanatta “ben bilirim, ben belirlerim”ciliği kitlelere aşırı mesafelidir ve kitleleri tepeden bakar. Oysa kitlelerin bugün en tahammül edemediği şeylerden biri kendilerine tepeden bakılması.

Modernizm tekçi ve tek biçimcidir. Oysa kitleler bugün çoklu, çok biçimli bir hareket sergiliyorlar.

Modernizm genellemeci, homojenci, makrocudur. Oysa kitleler bugün büyük politika ve amaçlara kuşkucu yaklaşıp mikro politikalara önem veriyorlar, ayrıntıları öne çıkarıyorlar, son derece heterojenler.

Modernizm düz ilerlemeci bir tarzda tasarladığı geleceğe mutlak bir güven duyar. Oysa bugün kitleler ortaya koydukları direnişin neye bağlanacağından (gelecekten) çok şimdinin politikası ile sınırlı düşünüyor, gelecekten büyük bir kuşku duyuyor ve geçmişe de özlem duyuyorlar.

Modernizm son derece nesnelci, gayrı-kişiselleştiricidir. Oysa kitleler bugün düşmanlarını da kendi eylem ve direnişlerini de olabildiğince öznelleştiriyor, kişiselleştiriyorlar. Her eyleme kendi öznelliklerini, yorumlarını, tarzlarını katmadan yer almıyorlar.

Modernizm en dar ve kaba anlamıyla ekonomi ve siyaset dışındaki konuları hor görür. Oysa bugünün toplumsal mücadeleleri, kent, mekan, zaman, doğa, kültür, spor, oyun, eğlence, duygu, beden, cinsiyet gibi toplumsal sorun ve ihtiyaçları kapsamına alıyor, bunların da siyasetini yapmak istiyor.

Modernizm yüksek politika-kültür ile popüler politika-kültür arasına katı bir ayrım yapar. Oysa kitleler bugün her şeyin “yükseği” ile popüleri arasındaki katı duvarları yıkıyor. En “yüksek” politika, kültür, sanat ürünlerinden devşirdiği öğeleri en popüler kültür öğeleri ile iç içe geçiriveriyor.

Modernizm her şeyi “doğru-yanlış” diye sınıflandırır. Oysa kitleler bugün bir eylemin, sözün, doğru-yanlış olması kadar etkili-etkisiz, ilgi uyandırıcı ve zevk verici olmasına önem verebiliyor.

Modernizm aşırı rasyonalisttir (akılcı), duyguları zayıflık olarak görür ve dışlar. Oysa kitleler bugün duygularına, duygusal etkiye özel bir önem veriyor.

Modernizm sorun-çözüm ilişkisini katı belirlenimci bir tarzda açıklamaya öncelik verir. Oysa kitleler bugün sorunla rasyonel bir akıl yürütme ilişkisine girmeden ve sorun-eylem-amaç ilişkisini kurmaktan çok, sorun ve eylemlerin kendilerinde bıraktığı etkiyi ifade etmekle ilgilenir görünüyorlar.

Modernizm üretiye, yeni ürünlere önem verir. Oysa bugün kitleler, yeni ürünler, fikirler ortaya koymaktan çok, eski-mevcut ürün ve fikirlerden bunları yapıbozuma uğratarak, güncelleyerek, yeniden kurgulayarak, üzerlerine yeni söz yazarak türetiler yapmaya ilgi gösteriyorlar.

İkinciler, kitleler ve bireylerin algı, düşünce, ifade, davranış, ilişkileniş biçimlerinde tarihsel dönüşümün ifadesidir. Genel bir eğilim olarak, felsefi ve kültürel açıdan Genel Direniş’te de yaygın biçimde görülen (algı, düşünce, davranış, ilişki kuruş tarzı olarak) postmodernizme tekabül eder. Türkiye kapitalizminin son 20-30 yılda geçirdiği kapsamlı dönüşümün, yeni üretim organizasyonlarının, yeni toplumsal ilişki biçimlerinin ortaya çıkardığı bir durumdur.

Direniş’in bu özelliklerinden kimileri hoşumuza gidebilir, kimilerini yanlış bulabiliriz. Fakat bunu kapitalizmin içsel dönüşümünden kaynaklanan yeni toplum ve birey durumunun bir olgusu olarak kavramak gerekir. Kavramak, içindeki uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal çelişkileri açığa çıkarmak ve tarihsel gelişme yönünden değiştirme olanağına sahip olmak demektir.

Hareketin bu gibi yeni özellikleri karşısında eski düz dizgeci kalıp ve kodlara sarılanların hiç şansı yok. Çünkü farkında olunsun veya olunmasın, algı düşünce ve ilişkileniş biçimleri dönüşmüş kitlelerin en fazla tepki gösterdiği ve direndiği şeylerden biri tam da bu eskimiş düz dizgeci zihniyettir.

Diğer taraftan postmodernizmin estetik popülizmine uyarlanıverenler, belki bu süreçten belli bir kitleselleşme devşirebilirler, ama makro amaç ve politikadan (sosyalizm) daha fazla çözülerek (daha fazla programsızlaşarak), ideoloji-siyaseti daha fazla olumsallaştırarak, mikro siyaseti makro siyasetin karşısına koyarak, örgütleri daha fazla merkezsizleştirerek ve liberal çoğulculuğa uyarlayarak, gittikleri yer de bellidir.

Peki, bu direnişin ortaya çıkardığı direniş kültüründen, siyasal olduğu kadar toplumsal-kültürel bir direniş olmasından öğrenilecek, alınacak bir şey yok? Tam tersine çok şey var. Ama Proudhonvari keyfi bir pozitivist diyalektikle, şu iyi bu kötü diyerek değil. Tarihsel-diyalektik materyalizmle, bizzat bu direniş kültürünün, siyasal olduğu kadar toplumsal-kültürel direnişin içindeki sınıfsal-toplumsal çelişkileri, sınıfsal-toplumsal olarak çelişkin eğilimleri açığa çıkartarak, tarihsel gelişme yönünden kavrayarak ve değiştirerek.

490-254Çok yönlü toplumsal-bireysel gelişme ihtiyacı

Ekonomik sömürü ve siyasal baskılar kadar kültürel baskı ve dayatmaların da tahammül edilmez hale gelmesinin arka planında, kültürel üretim ve ihtiyaçların da muazzam toplumsallaşması vardır. Bu yalnızca ve basitçe yaşam tarzına müdahale edilmesi sorunu değildir. Bilimsel, kültürel, sanatsal, sportif, oyun-eğlence ihtiyaçlarının görülmemiş toplumsallaşmasına karşılık mali oligarşik sermaye biçimi ve baskıları, bunların da birer basit mühendislik projesine indirgenmesi, bu alanda da sınıfsal-toplumsal çelişkiyi şiddetlendirmektedir. İşçi sınıfı ve emekçilerin, gençlerin ne kadar genişliyor ve çeşitleniyorsa o kadar kısıtlanan, o kadar tek tipleştirilmek istenen kültürel ihtiyaçlarıyla, asıl olarak da kendileri için ve kendilerini toplumsallaştırma etkinliği olarak kültür istemiyle, bu alan da sınıfsal-toplumsal karşıtlığın genişleyip derinleştiği bir alan haline gelmiştir. Kültürel, sanatsal, sportif özlemler, oyun-eğlence ihtiyacı da ekonomik/siyasal mücadele istemleriyle kaynaşan, yeni bir yaşam ihtiyacını derinleştiren istemlerdir. Kültür-sanat-spor-oyun-eğlence alanlarında da, tarih kitleleri sahneye ve sahaya çağırmaktadır! Yeni ve daha yüksek bir kültüre, evrensel dünyanın evrenselleşen kültürüne geçiş, ancak kitlelerin tarihsel inisiyatifine dayanan ve toplumun ve her bir bireyinin kültürel (sanatsal, sportif, bilimsel, vd) yetilerini sınırsızca geliştiren bir toplumsal sistemi şart koşmaktadır.

İşçi ve emekçilerin, çok yönlü gelişim ihtiyacı yakıcılaşmaktadır. Emeğin toplumsal üretici güçlerinin gelişmesi temelinde, bireylerin tüm yönlü gelişim ihtiyacı yakıcılaşmaktadır. Küresel tekelci kapitalizm bir yandan tüm bu kültürel, sanatsal, sportif, oyun-eğlence ihtiyacını körüklemekte, diğer yandan onu salt kar ve tüketime indirgemekte ve siyasal olarak bastırmaktadır. İnsanın bu en yüksek yaratıcı etkinlik alanlarını, basit bir teknik mühendislik alanı gibi kendi çıkar ve egemenliğine göre disayn etmeye çalışmaktadır. İşte bu noktada bireylerin toplumsal yeti ve ihtiyaçları (bilimsel, teknik, kültürel, sanatsal, sportif, oyun-eğlence vd) ne kadar gelişirse, o kadar darlaştırıcı karcılığa tahvil edilmesi, o kadar siyasal baskıya uğraması, insanın o kadar bir ekonomik unsura indirgenmesi başlıbaşına bir toplumsal patlama dinamiği haline gelmektedir.

Ve işte bu noktada, bilim, kültür, sanat, spor, oyun, eğlence vd basit bir yaşam tarzı sorunu olmaktan çıkmaktadır. Asıl karşılanmayan, karşılanması engellenen, bastırılan çok yönlü toplumsal gelişim ihtiyacı olarak siyasallaşmaktadır. Direniş tümünün içinden geliştiği gibi, her biri de bir direniş silahına çevrilmektedir. Bilginin, aklın, zekanın, sezginin, hayalin, duyarlılığın, beğeninin, yaratıcılığın, neşenin, bedenlerin, cesaret ve sınırları zorlamanın tümü, yani emeğin ve bireylerin toplumsallaşmasının geliştirdiği ama kapitalist üretim ilişkileri ve mali oligarşisinin engellediği tüm bu yeni yeti ve ihtiyaçlar, Genel Direniş’in içine taşınmakta, asıl fiili direniş içinde gerçekleştirebilir hale gelmekte, ve direnişin toplumsal-bireysel etki ve gücünü artırmaktadır.

Direnişin ortaya çıkardığı kültür, kültürün yüksek bir bireysel uzmanlık alanı olmaktan çıkması, hele ki bir sermaye ve devlet dayatması olmaktan çıkması, bireysel yetenekler çeşitliliğini de içerimine alan toplumsal-bileşik emeğe dayalı ve büyüyen bir toplumsal ihtiyaç, kendini gerçekleştirme ihtiyacı haline gelmiş olmasının, ve bunun da bu düzen koşullarında tıpkı fiili kitlesel sokak demokrasisi gibi ve bunun bir bileşeni ve biçimi olarak fiili kitlesel sokak kültürü olarak ancak bir nebze gerçekleşebilirliğinin bir belirimidir.

TUNALH~1Direnişin kültürü de içindeki farklı toplumsal sınıf ve kesimlerin eğilimlerini yansıtıyor

Ve tıpkı direnişin kendisi gibi, kültürü de, içinde olan toplumsal sınıf ve kesimlerin farklı eğilimlerini yansıtmaktadır. Bir yanda orta ve üst sınıfların körüklediği ve ön plana çıkarıp hakim kılmaya çalıştıkları, postmodernizm, sosyal pasifist anarşizm, sosyal liberalizmin, burjuvazi ve devletine karşı savaşımdan ürken, sınıfsal-toplumsal savaşımı geliştirmek amacıyla değil de, yatıştırmak ve yeniden düzene bağlamak için, kimseyi incitmeyen, kimseyi itmeyen ve kimseyi ürkütmeyen, ve “yaşa ve bırak yaşasınlar” felsefesiyle yolunu çizen zihniyeti… Bu sınıf ve kesimler, tekelci sermayenin daha yoğun girdiği ve şekillendirdiği; medya, sosyal medya, sivil toplum kurumları, basın-yayın, reklam, pazarlama, grafik, kültür-eğlence, sanat, spor, eğitim-üniversite gibi alanlarda yaygınlaşan bir vasıflı istihdamı da içermekte, kapitalizmin en sivri yanlarından da -başta homo-economicus’a indirgenmek ve otoriterlik, dayatmacılık, yabancılaşma olmak üzere- belli bir hoşnutsuzlukla, “şimdi-burada, kurgulanmamış, belirlenmemiş, düzenlenmemiş, müdahale edilmemiş, araçlaşmamış bir doğal düzen/doğal hayat” özlemini duyar ve bunun düzen içinde özerk kültürünü üretmeye çalışır. Liberal ütopya, kimsenin duygularını incitmeden, sermaye ve mali oligarşisini, baskı aygıtlarını ortadan kaldırmadan, sonuna kadar götürülen amansız bir sınıfsal-toplumsal savaşım verilmeden de, Türkiye’de bir çok reformlar yapılabileceğini, politik ve kültürel özgürlüğün sağlanabileceğini, kitlelerin durumunun barışçı ve uyumlu biçimde iyileştirilebileceğini savunur. Orta sınıfların ütopyasıysa, paylaşımcı ve tepeden müdahalesiz bir yaşamın sermaye ve mali oligarşik egemenliği altında korunabileceğini hayal eder. Bu sınıf ve kesimlerin toplumsal-bireysel yaşam ve kültür alanında da istemleri, gerçek bir özgürlükten çok özerkliktir. Daha doğrusu liberalizm, kapitalizme kökten karşıtlık bir yana kapitalizm ve piyasasının kültürel planda da daha hızlı gelişmesini sağlayacak özerkçi bir çeşitliliği savunmaktadır.

Bu ütopyalar, kapitalizm ve mali oligarşisinin en sivri yanlarına, despotizmine, hak ve özgürlük yoksunluğuna karşı muhalefet eden, ancak bu savaşımda bağımsız bir yeri olmayan sınıfların çıkarlarından ileri gelir. Ancak bu sınıf ve kesimler Erdoğanlardan korktukları ve tepki duydukları kadar, işçi sınıfı ve kent yoksullarının militan tarihsel inisiyatifinden de korkarlar ve pasifize edip kendi çıkarlarına yedeklemeye çalışırlar. Liberaller bir yandan yığınların desteğini kazanmak için demokrasi yanlısı görünürler, ama aslında gerçek yığın ve sokak demokrasisine, yığınların tarihsel militan savaşım inisiyatifine, “yeri göğü birbirine katma” yeteneklerine kesinkes karşıdırlar. Erdoğan ve AKP Hükümeti’ni bile sokakta tam bir yenilgiye uğratmadan ıslah etmenin barışçıl hayallerini kuruyorlar. Ancak bu liberal hayaller, asıl kitlelerin fiili, aşağıdan, sokak demokrasisi ve kültürü inisiyatifinin içini boşalttığı, asıl onu “ıslah etmeye” çalıştığı için zararlıdır.

Diğer taraftan, kültürel ihtiyaçların da alabildiğine toplumsallaştığı koşullarda, bunun asgari maddi, toplumsal, zamansal, eğitsel olanaklarından, kendi sınıfları için kültür olanaklarından, hele ki öz gelişme etkinliği olarak kendilerini bilimsel, kültürel, sanatsal, sportif, oyun-eğlencesel olarak gerçekleştirme olanaklarından çok daha ağır biçimde yoksun bırakılmış işçi sınıfı ve emekçiler… Sosyal liberal pasifizm, kitlelerin militan mücadele inisiyatifi, barikatlar, polise taş atılması, Gezi Parkı’nı yıkan iş makinelerinin yakılması, bankaların tahrip edilmesi bile kültürsüzlük ve vandalizm addede dursun, direnişin asıl kültürünü yaratan, polis barikatlarının önünde piyano konçertosu verilebilmesini sağlayan özgürlük alanını açan bu militan sokak demokrasisi ve inisiyasitifi olmuştur. Sınıf bilinçli işçiler, içinde farklı sınıfların farklı eğilimlerini barındıran bu toplumsal hareketin ortaya çıkardığı kitlesel fiili sokak demokrasisi ve mücadele kültürünün tohumlarını orta ve üst sınıfların sosyal barış, uyum, hoşgörü ütopyalarından dikkatle ayıklamak ve kültür-sanat-oyun-eğlence özgürlüğünün de ancak sınıfsal-toplumsal güç mücadeleleri temelinde ve bunun bir bileşeni olarak gelişebileceği ve savunulabileceğini bilmelidirler. Sosyalist sınıfın kültürü, kapitalizme karşı yeni ve daha yüksek bir yaşam ve uygarlığın tutkulu ufkunu, inancını, buna dönük savaşımın gereklerini ve değerlerini temeline yerleştirmelidir. Bu toplumsal hareketin doğurduğu direniş kültürünün kapitalizme veya “düzeltilmiş kapitalizm ve demokrasi” hayallerine özümsenmesinin en büyük panzehiri, işçilerin, kadınların, gençlerin asıl bağımsız sınıf savaşımı içinde zihinsel-kültürel olarak daha fazla etkinleşmesi, özneleşmesidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*