Anasayfa » BASINDAN » Genç işsizliği ve seçimler

Genç işsizliği ve seçimler

AKP’li ailelerin çocukları anlatıyor: “Babam beni reddetmeden şu seçim bitse”

31 Mart Yerel Seçimleri geride kaldı ve önümüzde yenilenen İstanbul seçimi var. 23 Haziran’da yapılacak İstanbul seçimine ise çok az bir zaman kaldı. Medyascope muhabirleri olarak aylardır sokaklarda seçmenin nabzını tutmaya çalışıyoruz. Bu süre içerisinde dikkatimizi çeken seçmen profiline ise ayrıca eğiliyoruz.

Daha önce ben AKP’li kadınlarla, Murat Utku ise AKP’li erkeklerle sohbet etmiş ve bu sohbet ışığında ikimiz de birer izlenim yazmıştık. Bu defa ise ben, “Erdoğan nesli” diyebileceğimiz, ailesi AKP’ye oy veren fakat kendisi önümüzdeki seçimde Ekrem İmamoğlu’nu destekleyecek olan genç insanlarla konuştum. Bu seçimi kritik yapan noktalardan biri de 2000 doğumlulardan itibaren gençlerin oy kullanıyor olması.

Zira bu nesil, AKP dışında bir iktidar görmemiş, görse de çok da hatırlamayan bir nesil. “Erdoğan nesli” dememin sebebi de bu. Sokakta yaptığımız röportajlarda genç insanların, daha erişkin yaşta olanlara nispeten AKP’ye daha tepkisel olduğunu söyleyebilirim.

Bu gençlere, ne düşündüklerini, neden bu kadar tepkisel davrandıklarını ve aileleriyle ilişkilerini sordum.

Konuştuğum herkesin ortak birtakım sorunu olduğunu gördüm. Bu sorunların başında ise işsizlik geliyor. Konuştuğum gençler üniversite okuyor veya üniversite mezunu ve bir kısmının halihazırda ödemesi gereken öğrenim kredisi bulunuyor. İş imkanlarının kısıtlılığı, kendi mesleklerini yapamıyor oluşları, halen ekonomik olarak ailelerinin desteğine ihtiyaç duymaları bizim sohbetimizin neredeyse tamamını oluşturacak kadar büyük bir sorun onlar için.

Benim şimdi yaşadığım bana yetiyor, niye düşüneyim eski hükümetleri?

İlk olarak sabah saatlerinde, Balat’ta bir çay bahçesinde Merve ile buluşuyorum. Merve ile okuldan ortak bir arkadaşımız vasıtası ile haberleşiyor ve tanışıyorum. Merve meslektaşım sayılır. O da gazetecilik okumuş, şu anda ise iş bulamadığı için bir kozmetik firmasında satış elemanlığı yaptığını anlatıyor:

“Uzun bir süre işsiz kaldım. Daha sonra garsonluk, kasiyerlik gibi başka işler aramaya başladım. Çoğu yer üniversite mezunu olduğum için iş vermek istemedi. Daha sonra şu an çalıştığım mağazada işe girdim. Hizmet sektöründe çalışmak çok zor, her gün işe gelirken okuduğum için pişman oluyorum. Okudum ve elime geçen hiçbir şey yok, üstelik ödenmesi gereken bir de öğrenim kredisi var. Düşünmemeye çalışsam da insan düşünüyor, çalıştığım çabaladığım bir kenarda dursun, dört yıl o eğitim için yaptığım bir masraf var. Hadi o zaman öğrenciydim ailem destek veriyordu, şimdi çalışıyorum yine ailemin eline bakıyorum.”

Merve’ye bu durum karşısında ailesinin tutumunu soruyorum. Merve’nin de ailesinde en şaşırdığı konu bu. Merve, tüm bunları ailesine anlatmasına gerek olmadığını, tüm bu süreçleri ailesiyle birlikte yaşadığını fakat yine de onların bu durumun sorumlusu olarak kimseyi görmediğini söylüyor.

“Bazen çok sabrım taşıyor, anlatıyorum bir şeyler. ‘Sen daha önceki hükümetleri görmedin’ gibi şeyler diyorlar bana. Benim şimdi yaşadığım bana yetiyor, niye düşüneyim eski hükümetleri? Ama ailemin düşünce yapısını anlıyorum. Onlar Erdoğan’ı seviyorlar, bir şeye tepki gösterecek olsalar bile bundan asla Erdoğan’ı sorumlu tutmuyorlar, ‘Erdoğan da her şeye yetişemez ki’ gibi bir anlayış oluşuyor. Neden bilmiyorum ama çok bağlılar.”

Merve’ye kendisinin ne zamandan beri ailesinden farklı düşündüğünü sorduğumda ise, şartların kendisini politize ettiğini söyledi ve kendisine, başka insanlara yapılan çok fazla haksızlık olduğunu, bunların savunacak hiçbir yanı olmadığını anlattı.

“Aileme ilk defa başka bir partiye oy vereceğimi söyledim. Önceden bu konuları çok konuşmazdım ama nedense bu seçimde sürekli tartışmak istiyorum onlarla. Sanırım seçimin yenilenmesinin de bunda etkisi oldu. Babam bir şeyler izleyip ‘Oy çaldılar’ falan diyor, tepem atıyor.”

Bu ara babasıyla çok tartıştığını söyleyen Merve, “Babam beni reddetmeden şu seçimler bitse bari” diyor gülerek ve ekliyor, “İnan bilmiyorum, daha başlarına ne gelmesini bekliyorlar?

“Ben artık kimsenin eline böyle bir gücün teslim edilmesini istemiyorum”

Aynı gün Merve’nin ardından iki sevgili olan Ahmet ve Sena ile buluşuyorum. Ahmet ve Sena, hukuk fakültesinde son sınıf öğrencileri. Sınav yoğunluğuna rağmen benimle buluşmayı kabul ediyorlar. Üçümüz de konuyu özetle bildiğimiz için gülüşüyoruz önce, sonrasındaysa ilk sözü Sena alıyor, “Sormadan söyleyeyim, gencecik insanlar neden AKP’li oluyor hiç anlamıyorum” diyor ve gülüyoruz. Sonrasında ise şaka bir yana diye başlayarak asıl sorunları anlatmaya başlıyor:

“Hukuk fakültesinde okuyoruz ikimiz de ve inan aramızda en çok okul bitince ne yapacağımızı konuşuyoruz. Hukuk fakültesi girmesi zor, okuması zor, saygınlığı olan bir bölüm halbuki ama şu an hiçbir meslekte ‘Garanti iş bulurum’ diyemiyorsun.”

O sırada sözü Ahmet alıyor:

Şu anda gördüğüm ne kadar genç insan varsa hepsinin en büyük sorunu önünü görememek. Aynı şeyi biz de yaşıyoruz. Okuyoruz, eğitim sistemi çökmüş durumda, bir de hukuk okuyoruz, adalet sistemini anlatmama bile gerek yok, bu noktaya gelmiş bir adalet sisteminde, hukuksuzluğun had safhada olduğu bir dönemde nasıl yapacağız mesleğimizi hiçbir fikrim yok. Kayırmayla, torpille baş edecek ne gücüm var, ne öyle bir bağlantım ne de içim kaldırıyor. Seneye olacak şeyi söyleyeyim sana, ben olduğum yerde sayarken bu kayırmayla yetersiz bir sürü insanın yükselişine şahit olacağım.”

“Peki bu sorunlar mı sizi AKP’den uzaklaştırdı? Ya da ailenizin aksine hep mi bu şekilde düşünüyordunuz?” diye soruyorum. Sena daha önceden AKP’ye karşı bir sempatisinin olduğunu söylüyor. Ailesi oldukça muhafazakâr olan Sena 24 yaşında ve çocukluğundan beri ailesi AKP’yi destekliyor. Evde başka bir partinin adının bile anılmadığını söyleyen Sena de ailesiyle bazı noktalarda çatıştığını fakat çok da politik konulara girmemeye çalıştığını anlatıyor.

Ahmet ise 25 yaşında. Ahmet’in dedesi Saadet Partisi’ni destekliyor. Kendisi de çok dindar olan Ahmet sırf AKP’ye oy vermemek için Saadet Partisi’ne oy verdiğini söylüyor. Ahmet Merve’nin aksine ailesiyle siyasi konularda çok daha fazla çatışıyor:

“Babama, ‘Ben çocukken sen de Milli Görüşçü’ydün, o dönem tepki göstereceğin, haksızlıklar, yolsuzluklar vardı da şimdi yok? Ne değişti’ diyorum. Bana hep aynı cevabı veriyor: Erbakan’dan sonra Saadet Partisi bitti.”

Ahmet ilk kez CHP’ye oy vereceğini söylüyor, İmamoğlu özelinde vereceği bu oydan rahatsız değil. Fakat İmamoğlu’na da çok fazla anlam yüklenmesini doğru bulmuyor:

Erdoğan’ı bugünlere getiren günleri hatırlıyorlar Ekrem İmamoğlu’na bakarken. Çok öfkeleniyorum, o günlerin yarattığı güç bugün bizi bu duruma getirdi. Birilerinin buna duygulanarak bakması bu ülkeye dair umutlarımı kırıyor. Ben artık kimsenin eline böyle bir gücün teslim edilmesini istemiyorum.

“Babam da ben de milliyetçi insanlarızdır, bu yüzden çok kızıyorum babama”

Bir sonraki gün ise Ömer ile buluşuyorum. Ömer, 27 yaşında ve şu an işsiz. İşletme mezunu olan Ömer üniversiteyi şehir dışında okumuş ve tıpkı Merve gibi üniversite okumanın ne kadar pahalı ve gereksiz olduğunu düşündüğünü anlatıyor:

“Pek çok işte çalıştım, hiçbiri vasıflı işler değildi. Şu an halen iş arıyorum ve arkama bakıp, ‘Ben bu işleri yıllar önce de bulurdum, bütün param ve zamanım boşa gitti’ diyorum. Şehir dışında okumak, ailenin yanında okumaktan çok daha zor. Mecburen öğrenim kredisi aldım ve çalıştığım asgari ücretli işlerle bu parayı ödemem bekleniyor. Hâlâ kendime bir hayat kurabilmiş değilim. Bazen babama sataşıyorum, ‘Neyin eksik de şikayet ediyorsun?’ diyor. Baba diyorum, ‘Sen benim yaşımdayken ben beş yaşındaymışım, ben 35-40 yaşımdan önce evlenemem bu gidişle. Asıl sen eskinin neyinden şikayet ediyorsun?’ O zaman işte klasik yaşlı insan cevabıyla karşılaşıyorum, ‘Ah sen o günleri bir görseydin…’

Bana eskiyi anlatan kimseyi dinlemiyorum, ben az bir şey mi yaşıyorum bu dönemde, kimse de dönüp senin de hayatın zor demiyor.”

Ömer babasının aksine, annesinin İmamoğlu’na daha ılımlı baktığını söylüyor. 31 Mart’ta Binali Yıldırım’a oy vermiş olan annesini bu seçimde İmamoğlu’na oy vermeye ikna etmiş Ömer.

“Annem beni dinliyor, babam ise sadece savunmaya geçiyor. Benim ailem inançlıdır fakat geleneksel bir inanç bu. Babam Cuma namazlarına gider sadece veya Ramazan ayında oruç tutar, o kadar. Babam da ben de Milliyetçi insanlarızdır ama. En azından babam eskiden öyleydi diyeyim. Ben de MHP’ye oy veriyordum önceleri fakat artık hiçbir şekilde oy vereceğim bir parti değil MHP. Babama da çok kızıyorum bu yüzden, bu iktidarı desteklemek bir milliyetçiye yakışmıyor.”

Konuştuğum bu dört gencin de elbet farklı farklı sorunları vardı ama başta da belirttiğim gibi aslında ettikleri her şikayet bir o kadar da birbirlerine yakındı. Önünü görememek, hayatını kuramamak, istediği işi yapamamak veya hiç iş bulamamak. Tüm bunlarla ilgili öfkenin muhatabının AKP olması da iş alımlarının torpille, kayırmayla, mülakatlarla olduğunu düşünmeleri. Uğraşsalar da bir yere gelemeyecekleri düşüncesi bu öfke okunu iktidara yöneltiyor. Hepsinin diğer bir ortak özelliği de AKP’den başka bir iktidar hatırlamıyor oluşları, yeni bir yönetim, yeni yüzler, yeni insanlar görmek istediklerini söylüyorlar. Aileleriyle olan durumu ise çoğu normal ve doğal karşılıyor. Merve bu konuda şunu diyordu: “Konu seçim olmazsa başka bir şey olur. Genç insanlarız ve tabii ki çatışacağız. Yani daha başka nasıl bulur insan kendini?”

Büşra Cebeci/medyascope.tv

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*