Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Gemlik Gübre grevi ve işçilerin neye hakkının olup olmadığı üzerine

Gemlik Gübre grevi ve işçilerin neye hakkının olup olmadığı üzerine

58890Bursa’nın Gemlik ilçesinde bulunan Gemlik Gübre fabrikasında, Petrol-İş Sendikasına üye 335 işçi toplu sözleşme uyuşmazlığı üzerine greve çıktı.

Sendika yöneticileriyle işçilerin fabrikanın önünde yaptığı greve çıkış toplantısında, Petrol-İş Bursa Şube başkanı Erhan Yakışan ve Genel Başkanı Ali Ufuk Yaşar birer konuşma yaptı.

Konuşmalarına geçmeden önce, soralım: Sizce bir eksik yok mu? Neden kendi grevlerine çıkış toplantısında, tek bir işçi konuşamıyor? Bir dizi bedeli de göze alarak grev mücadelesine giren işçiler, neden kendi öz mücadelelerinin söz hakkına bile sahip olamıyor?

Petrol-İş Şube başkanı Erhan Yakışan, 4 aydır yapılan toplu sözleşme görüşmelerinden sonuç alınamadığını ve işverenin yüzde 25 ücret artışı ve geçmişe dönük iyileştirme istemlerini kabul etmediğini belirterek, ” “Grev; amaç değil araçtır. Kapılar kapanmadı. İşveren çağırsın oturalım işçilerin istekleri doğrultusunda anlaşma yaparak grevi bitirelim” dedi.

Petrol-İş Genel Başkanı Ali Ufuk Yaşar ise, “Hak etmediğimiz hiçbir şeyi talep etmedik. Zam oranlarının bugünün yaşam şartlarına uygun seviyeye gelmesini istedik. Pek çok fedakarlık da yaptık ama işveren ısrarla önerilerimize yanaşmadı. Günün zor şartlarında, işverenden biraz anlayış bekledik, yanaşmadılar. 60 günlük eylem sürecimizin sonunda greve çıkacağımızı söylemiştik. 22 Ağustos sabahını da son tarih vermiştik. Sabah 08.00 vardiyası ile greve başlamış durumdayız. Bizleri kimse yolumuzdan döndüremez. Tek amacımız, işçilerimizin haklarını almalarıdır” dedi.

Çünkü, işte, sendika bürokratları konuştuğu zaman böyle konuşur! Greve çıkan işçilerin toplantısında bile, işçilere değil patrona hitap ederler. İşçiler kendi grevlerine çıkış toplantısında bile muhatap değil figüran muamelesi görürler. Greve çıkış toplantısında bile grevin nasıl güçlendirileceği, büyütüleceği, örgütleneceği değil, bir an önce nasıl bitirileceğini dillendirirler, adeta taban basıncıyla greve çıkmak zorunda kaldıkları için patrondan özür diler tadında konuşurlar, patrondan “biraz anlayış” dilerler.

Bir de şu; “hak etmediğimiz hiçbir şeyi talep etmedik” söylemi var. Sendikal bürokratizm kodlarında, grevin ve grev taleplerinin meşruluğu, işçilerin tabandan mücadele ihtiyaçlarına ve kararlılığına göre değil, taleplerin patronu zorlamayacak sınırlarda tutulmasındadır. Petrol-İş başkanının patrona böylelikle verdiği teminata göre, kısmi ücret artışı ve geriye dönük ekonomik hak kayıplarının kısmen telafisi dışında, hiçbir şey işçilerin hakkı değildir! Örneğin çalışma saatlerinin kısaltılması, çalışma koşullarının, işçi sağlığı ve güvenliği koşullarının iyileştirilmesi, işyerinde işçi denetimi ve söz ve (bürokratik grev prosedürü dışında) eylem hakkı, işçilerin hakkı değildir!

Burjuva hukukunda, “hak” kategorisi, zaten özel mülkiyetle tanımlıdır. Özel mülkiyet de, başkalarının emeğini sömürme, tüm yaşam enerjilerine el koyma yetkisi demektir. Bu koşullarda işçiler, ancak kendilerini sömürtme “hakkı”na sahip olabilirler. Patronların bu işçileri sömürme ve tüm yaşam enerjilerine el koyma hak ve yetkisi, ve onun gücünü aldığı, her türlü işçi istem, ihtiyaç ve özlemine karşıt ve boğan tüm bir kapitalist sistem sorgulanmadan, ücretli köleliği kaldırma mücadelesi vermeden, patronlardan anlayış bekleyerek, istemleri patronların anlayış gösterebileceği sınırlar içinde tutarak, verilebilecek mücadelenin sınırları da bellidir.

Görüldüğü gibi bu konuşmalar, patrona hitaben “biraz anlayış” dilemekle, “biraz anlayış”la grevi hemen bitirme sözleri vermekle, işçilere hitaben de çıkılan grevin kati bürokratik sınırlarını çizmekten ibaret. Grevin yasal sınırları, grevin bürokratik sınırları, grevin üç kuruşluk ücret artışına indirgenen talep sınırları… İşçilere konulan bilinç, ufuk, ihtiyaç, mücadele, hareket sınırları…

Bu sınırlar içinde tutulan bir grevin sonuçları da, işçiler bu sınırları taban örgütlenmesi ve inisiyatifi ile parçalamadıkça baştan bellidir: Şu kırıntıları istedik, şu kadar daha azına bağlamaya hazırız… Çünkü işçilerin kendi grevlerinde bile özne değil figüran konumunda tutulduğu, aşağıdan değil bürokratik cendere altındaki grevin sınırları bunlardır. Bu da, işçiler üzerindeki sermaye diktatörlüğü ve cenderesinin bir biçimidir.

İşçilerin en büyük ve en meşru hakkı, bunu yıkmaktır.

Sol basın da, Gemlik Gübre grevinde olduğu gibi, bu tür, sadece bürokratların “işçiler adına” konuştuğu “işçi haberleri”nde, yalnızca sendika bürokratlarının konuşmasını ve greve konulan bürokratik-ekonomist sınırları bazen olumlu bir şeymiş gibi, bazen yorumsuz verir. Böylece sendikalizm-bürokratizmi de meşrulaştırır. Küçük burjuva solun gözünde, zaten işçi sınıfının işlevi ekonomist-sendikalist sınırlarda mücadeleden ibarettir. Tıpkı sendika bürokratlarının gözünde işçilerin patronun gözünde hak etmedikleri hiçbir şeyi talep etmemeleri gerektiği gibi, küçük burjuva solun gözünde de, işçi sınıfı kendi sınıf demokrasileri için, işçi demokrasisi mücadelesi hakkına sahip değildir! Küçük burjuva sola göre, zaten tekelci oligarşik kapitalizmin “ekonomi alanı”, üretim ilişkileri, “demokrasi ve özgürlük” sorununun dışındadır.

Ondan sonra, Türkiye’de siyaset ve iktidarın aldığı biçime neden şaşıyorsunuz ki?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*