Anasayfa » MANŞET » Gelecek komünizmindir! Komünist devrim platformu günceldir!

Gelecek komünizmindir! Komünist devrim platformu günceldir!

YENİ BİR YAŞAM İHTİYACI YENİ BİR YAŞAM PERSPEKTİFİ

Kapitalist tekeller ve mali oligarşinin küresel özgürlüğünün olduğu yerde, işçiler için ancak daralan ücretli kölelik mengenesinden söz edilebilir.

Sadece işçiler için mi? Kölece çalışma, kölece yaşam bütün toplumu yakıyor. Kölelikten kurtuluş ve özgürleşme, burjuvazinin sınırsız egemenliği altındaki proletaryanın, toplumun ve bireylerin en yakıcı gereksinmesi haline geliyor. Dünya, nükleer felaketlerin, savaşların ve halk isyanlarının, kan-ter atelyelerinde vahşice sömürülmenin, çalıştıkça köleleşmenin, yıkımlar ve toplumsal tepkilerin içerisinden, sarsılarak dönüyor. Dahası, tekelci burjuva sınıf egemenliği ve burjuva demokrasisi, devlet, sermaye, para, meta hükümranlığıyla, ebedi ilan edilip süreklileştirilmek isteniyor! Fakat büyüttüğü sömürü, büyüttüğü kölelik, büyüttüğü çürüme kurtuluş ve özgürleşme gereksinmesini de büyütüyor. Bunu en yaşamsal, en şiddetli, en büyük toplumsal gereksinme haline getiriyor.

Kapitalizm, üretim araçlarından mülksüzleştirdiği işçiye emek gücünden başka satacak bir şey, artıdeğer çarkları içinde  öğütülmekten başka yaşam olanağı bırakmadı. İşsizliğin beton çivisiyle işçilerin sermayeye köleliğini derinleştirdi. Toplumun çoğunluğunu ücretli köle haline getirdi. Kapitalist mülkiyet, sermaye ve metalar, insanlar arası her türlü ilişkiyi dolayımlandıran, güdüleyen, köleleştiren tek toplumsal ilişki oldu. Özgürlük, eşitlik, bağımsızlık, demokrasi, evrensellik… Her birini ve hepsini borsanın, büyük banka ve tekellerin gücü belirledi. İşçiler ve toplumun büyük çoğunluğu için ise özgürlüksüzlük, eşitsizlik, kölelik, diktatörlük, alçaltılma olarak işledi. Sınıfsal-toplumsal kurtuluş, insanlığın kurtuluşu ve özgürlüğün bütün tanımlarını da derinlemesine özel mülkiyet, sermaye ve meta egemenliğinin yıkılmasına bağladı.

Sermayenin küresel temelde tekelci birikimi ve bir dünya devleti kurma eğilimi birlikte gelişiyor. Küresel tekelci kapitalist azami sömürü, azami egemenlik sistemine dönüşüyor. Mali sermaye, oligarşik bir egemenlik kurarak, bütün dünyaya pençelerini geçirmiştir. İşçi sınıfını, toplumu ve doğayı sömürmekte, yok etmekte, bütün dünyayı açık hava hapishanesine çevirmektedir. Emeğimizin devleşen toplumsal üretkenliği, karşımıza kıyıcı bir düşman olarak, tüm yaşam enerjimizi sömüren sermaye biçimiyle çıkıyor. Emek üretkenliği artıyor; ürettiği artıdeğer çoğalıp sermayeyi büyüttükçe işçinin sömürülmesi ve köleliği de büyüyor. Emeği ne kadar toplumsallaşırsa emekçi o kadar parçalanıp o kadar yalnızlaşıyor. Sömürü de işsizlik de ortadan kalkabilecekken büyüyor. İşçiler zahmetli ve köreltici çalışma biçiminden özgürleşebilecekken çalışma köleliği ağırlaşıyor. Çalışma süreleri kısalabilecekken uzuyor. Bugün son derece gelişmiş üretim araçlarına sahip olanlar, en karmaşık egemenlik araçlarına, tüm yaşam araçlarına, zihinsel-kültürel araçlara da hükmediyorlar. Yaşamlarımıza, geleceğimize dair kararlar oligarşik tekelci aygıtlar tarafından alınıyor. Sınıfsal, toplumsal, bireysel özlem ve ihtiyaçlarımıza şaşmaz biçimde karşıt kararlarının birçoğundan haberdar bile olmuyor, yine kabullenmek, yine boyun eğmek zorunda kalıyoruz. Toplumsal emeğimizin bugünkü görülmemiş genişlik ve çeşitlilikteki ürünleri, karşımıza ancak yaşayabilecek kadarını satın alabildiğimiz çıldırtıcı metalar dünyası olarak çıkıyor. Emekgücünün genişleyen ve derinleşen temelde metalaştırılması, işçiyi de her türlü hak ve güvenceden soyulmuş bir ücrete tabi çıplak işgücüne indirgiyor. Kapitalizm aklı, bilgiyi, eğitimi, sağlığı, duyguları, kişiliği, kültürü, sanatı, hayalleri, aşkı da metalaştırıyor. Kar için üretilen ve ancak parası olanın satın alacağı şeyler haline getiriyor. Tüm ihtiyaçlar karşılanabilecekken, özgürce yepyeni ihtiyaçlar yaratıp kendimizi geliştirebilecekken, en yaşamsal ihtiyaçlarımızı bile karşılamakta zorlanıyoruz. Toplumsal emeğin ürettiği zenginlik, soyutlanıp ve soyutlaşıp karşımıza bizimle alay eden para olarak çıkıyor. Para, burjuvazi için sermaye biriktirme, bizim için çıplak ücrete indirgenip sömürülme aracı. Her şeye para, milyar dolarlara mali sermaye hükmediyor. Milyar dolarlarla üretimin toplumsallaşmasının son sınırına kadar genişletilmesi bir yandan yeni ve daha yüksek bir üretim tarzının -sosyalizmin- arifesini oluştururken, bugün devasa boyutlara ulaşmış bir asalaklık ve mali haydutluk biçimiyle sürüyor. Kapitalizm emeğin toplumsal yetilerini son sınırına kadar geliştirirken, bunu emeğin daha fazla sömürülmesine bağımlı kılıyor ve emekçiyi güdükleştiriyor. İşçinin toplumsal yaşamı bankalarla ilişkisine, toplumsal ihtiyaçları da kredi kartı ve borçlara bağlanıyor.

Burjuva demokrasisinin işçilere sunduğu 10-12 saatlik çalışma, hafta sonu tatilinin yok edilmesi, kadınların ve çocukların da en ağır ve tehlikeli işlerde ezilmesidir. Her gün iş katliamlarında parçalanmaktır. İşçiler sakatlar, hastalar ordusuna dönüştürülürken kısmi sağlık güvencelerinin bile ortadan kaldırılmasıdır. İşçiler 10-15 yılda çalışamaz hale getirilirken emeklilik yaşının uzatılmasıdır! Hiçbir şey kapitalizmi bunlardan  daha iyi anlatamaz! En gelişkin burjuva demokrasileri dahi işçilerin kölece çalışması ve sömürülmesi üzerinden yükseliyor. Sınıfsal, toplumsal ve bireysel özgürlük yoksunluğu, yaşamlarımızın hücreleştirilmesi, insanın çürütülmesi üzerinden yükseliyor. Kapitalizmde özgürlük, demokrasi ve insan haklarının temelinde meta egemenlik ilişkileri yer alıyor. Metalar dünyası büyüdükçe insanlar dünyası küçülüyor. İnsanı düşkünleştiren meta tapınmacılığı, burjuva medya, bilinç endüstrisi, toplum mühendisliği, kamuoyu yönetimi, psikolojik savaş aygıtları ile tamamlanıyor. Toplumsal üretkenlik artan ölçüde toplumsal akla bağlı hale gelir, bilginin üretimi toplumsallaşır, işçi sınıfının kafa emeği-kol emeği bileşimi yükselirken, kölece çalışma ve kölece yaşam kölece düşünmeyle tamamlanıyor. Yaşam zehirleniyor, beynimiz keçeleştiriliyor. Alıklaştırılıyoruz. Yaşamlarımıza dışımızda ve üstümüzde olan, ama içimize de nüfuz eden bir güç hükmediyor. Burjuvazi sadece sermayesiyle ve zorbalık gücüyle değil fikirleriyle, kültürüyle de topluma hükmediyor. Kendi gerçek sınıfsal-toplumsal istem, gereksinme ve özlemlerimize en aykırı biçimde, patron kafasıyla düşünüyor, kendimize bile burjuvazinin sömürü ve egemenliğinin gerekleri açısından bakıyoruz. Kalabalıklar içerisinde yalnızlaşıyor, varlık içerisinde yoksunlaşıyoruz. Bir kutupta sermaye birikimi ve sefahat, diğer kutupta sefalet, yozlaşma ve cehalet gelişiyor, çürüme derinlemesine toplumsallaşıyor. Tekelci oligarşik burjuva sınıf dünyanın hakimi, efendisi durumunda. Evrenselleşen emeğin, evrenselleşen aklın, evrenselleşen kültürün, evrenselleşen insanın üstüne çöreklenmiş, hepsini kendine mal etmiş, hepsini sınırlamış, bütün gücü elinde toplamış olarak dünyaya hükmediyor. Umutsuz ve geleceksiziz! Hiçbir reform, hiçbir iyileştirme bu durumu ortadan kaldıramaz. Değiştiremez, çözemez! Yeni bir yaşam perspektifine, yeni bir siyasal, ekonomik, toplumsal sisteme ihtiyacımız var. Bütün hücrelerinden özgürlük fışkıracak, bize sınıfsal, toplumsal ve bireysel kurtuluşu, insanlığın kurtuluşunu getirecek bir yaşam için yeni bir umuda, bir manifestoya ihtiyacımız var. Boyun eğmeden yaşamaya, yalnız sömürülmeye değil köleliğe, aşağılanmaya karşı da sınıf kinimizi büyütmeye, onurumuzu korumaya, kendimizle ilgili kararları kendimiz vermeye, bugünü ve geleceğimizi ellerimize almaya, mücadele ederek ve savaşarak özgürleşmeye ihtiyacımız var. Bir devrime, yaşamı bütünüyle yeni temellerde kurma olanağını bize kazandıracak bir devrime ihtiyacımız var. Bu, komünizmdir! Kapitalizmi yıkarak ihtiyacımız olan bu toplumu kurmak için savaşmadıkça kölelikten kurtulamayız. Kapitalist kölelik sistemini sonuna kadar yıkmadan ve komünizm için savaşmadan özgür olamayız. İnsanın ve doğanın giderek kendini yeniden üretemez noktaya kadar sömürüldüğü, umutların, geleceğin yok edildiği, insanın nesneleştiği, borsanın üstünde taht kurduğu bir dünyada komünistler geleceği temsil ediyorlar. Bize doğal ve alternatifsizmiş gibi kabul ettirilen, boyun eğdikçe köleleştiğimiz bugünkü toplumsal sistemi yıkmak, komünistlerin ereğidir. Gelecek komünizmindir! Değişen bu koşullara yanıt olmak için komünistler, komünizmin maddi öncüllerini bizzat bu koşulların içerisinde bularak, kendilerini yeniden örgütlüyorlar. Tarihsel bir özeleştirellikle reformizmle, revizyonizmle, dogmatizm ve tutuculukla derinleşen bir karşıtlık içerisinde program ve tüzüklerini bugüne yanıt verecek hale getiriyorlar. Bulundukları ve dokundukları her sınıf savaşımı alanında onları büyüyen bir ideolojik tutkuyla büyüyen bir savaşım gücüne ve dalga dalga yayılan enerji akımına çevirmenin koşullarını hazırlıyorlar. Kapitalizmin bugün en böbürlendiği ve alternatifsiz saydığı demokrasisinin, bilim ve teknolojisinin, metalar imparatorluğunun, hormonlu şehirciliğinin, kültür eğlence endüstrisinin, kendini dünyanın merkezinde/tek ve biricik sanan güdük bireyciğinin üzerine, onların gerçek yüzünü  gösteren ve cilasını kazıyan komünizmdeki gelişkin karşıtları ve çıkışını komünizmden alan ileri bir sosyalist devrim iradesi ile yürüyeceğiz.

Kapitalist küreselleşmenin ortaya çıkardığı yeni koşullar içerisinde girilen dönem, öncekileri kat be kat aşan proletarya hareketleri ve devrimlerinin, gelişkin sosyalizm örneklerinin yaratılacağı ve yaygınlaşacağı, dünyanın komünizme doğru ilerleyerek özgürleşeceği bir dönemdir. Kapitalizm karşısında komünizm, sömürünün olmadığı bir ekonomik toplumsal sistem olmanın ötesinde komünistlerin ve işçi sınıfının önderliğinde yürünecek, sınıfların da kalkmasıyla gerçekleşecek toplumsal ve bireysel kurtuluş ve özgürleşmenin sistemidir. Komünizm, toplumun, her bir üyesini kurtarmadan kendisini kurtaramayacağı, toplumun kendi gelişimini ve özgürlüğünü her bir bireyinin gelişiminde ve özgürlüğünde gördüğü, bireyin doğrudan toplumsallaşarak özgürleştiği ve tüm ilişkileriyle doğallaştığı toplumun adıdır. İnsan ilişkilerine paranın, metaların, devletin, ailenin, işbölümünün, sınırların ve yasaların hükmetmemesi, tutkulu yaşam enerjimizin ve zamanımızın bize ait ve özgür olmasıdır. Kararlarımızın bize yabancı, dışımızda ve üstümüzde bir güç tarafından değil bilinçli öz irade ve eylemimizle kendimiz tarafından alınıp uygulandığı, engelleyen tüm bağlardan kurtulmuş olarak özgüçlerimizi özgürce harekete geçirerek kendimizi gerçekleştirebileceğimiz, yetenek, gereksinme ve ilişkilerimizi tüm yönlerden zenginleştirebileceğimiz sistemin adıdır. Özgür, bilinçli, her yönden gelişmiş ve özneleşmiş, ilişkileriyle toplumsallaşıp evrenselleşen, yaratıcı bireyler toplumudur. Komünizm özgürlük dünyasıdır. Bundan dolayı komünistler sadece işçi sınıfının kurtuluşu için değil toplumsal-bireysel kurtuluş ve özgürleşme için mücadele ediyorlar. İnsanın tekelci kapitalizmin üst evresinde ne kadar ilerlemişse o kadar barbarlaşmış, ne kadar gelişmişse o kadar çürümüş, ne kadar toplumsallaşmışsa o kadar yalnızlaşmış, ne kadar özneleşmişse o kadar nesneleşmiş, ne kadar kolektif bir zekaya sahip hale geldiyse o kadar alıklaşmış, ne kadar evrenselleşmişse o kadar güdükleşmiş, toplumsal yetileri ne kadar gelişmişse o kadar eli kolu bağlanmış, gereksinmeleri ne kadar zenginleşmişse o kadar karşılanamaz hale gelmiş, ilişkileri ne kadar genişlemişse o kadar kördüğüm olmuş dehşetli tarih öncesine dehşetli bir son vermek, bilinçli ve özgür tarihsel gelişimi için mücadele ediyorlar.

Komünistlerin işçi sınıfı devrimcileri olmaları, son sömürü ve egemenlik sistemi olarak kapitalizmin çelişkilerinin proletaryanın öz yaşam ve çalışma koşullarında toplanmış olması ve uzlaşmaz karşıtlık biçimiyle proletarya-burjuvazi çelişkisinde ortaya çıkması nedeniyledir. Proletarya, kapitalist sömürünün özsel biçimiyle karşı karşıya olan, sınıfsal-toplumsal çelişki ve karşıtlıkları en açık ve dolaysız yaşayan sınıftır. Bu karşıtlıklarını sonuna kadar götürüp -burjuvaziyi yok ettikten sonra- sınıf olarak kendisiyle birlikte ortadan kaldırmadan diğer emekçileri, toplumu ve insanı özgürleştiremez. Diğer emekçi sınıfları ve toplumun bütününü, her bireyini sınıflı toplumdan kurtarmadan kendisini tam olarak özgürleştiremez. Komünizmle ezen ulusun ezilen ulus üzerindeki, erkeğin kadın üzerindeki, insanın insan üzerindeki, doğanın insan, insanın doğa üzerindeki tahakküm ve yıkıcı egemenlik ilişkisi, işbölümüyle birlikte ondan doğan körelme, parça insanlık ve bölünümler, sınıflarla birlikte konuma, rütbe ve statüye dayanan üstünlükler, ayrıcalıklar tamamen son bulacaktır. Sömürücü sınıf en baştan ortadan kaldırılacak, sömürücü olmayan bir sınıf egemenliği de kalmayacaktır. Burjuva sınıf iktidarını ve sermayenin egemenliğini yıkmış, özel mülkiyetin yerine toplumsal mülkiyeti geçirmiş olarak işçi sınıfı, ücretli emeği, metaya dayalı ilişkileri, işbölümünü ve değer yasasını ortadan kaldırarak sınıf olarak kendisini de ortadan kaldırmış olacak, sınıf egemenliği de son biçimiyle sönümlenerek devlete olan gereksinim de tümüyle ortadan kalkacaktır. Sömürücü olmayışı, azınlığın değil çoğunluğun egemenliği oluşu ve örgütleniş ve işleyişiyle yöneten-yönetilen ayrımını ortadan kaldırmaya girişmesiyle “devlet olmayan devlet” olan işçi konseyleri demokrasisi sönümlenerek ortadan kalkacak ve insanlık tarihinin gördüğü son devlet olacaktır. Üretim ve yönetim süreçlerinin, bireylerin iç içe ve en üst düzeyde toplumsallaşmasıyla, toplumun üstünde ve ona yabancılaşmış bir güç olarak devlet, bürokrasi, teknokrasi, herhangi bir yönetici kesim de kalmayacaktır. Yerini işlerin doğallaşan yüksek düzeyde toplumsal örgütlenişi, komünalliği alacaktır. Siyasete olan gereksinim de kalmayacak; son parti olarak komünist parti tarihsel rolünü tamamlamış olarak sönümlenecektir. Toplumsal yaşam ve faaliyetlerin yüksek düzeyde bilinçli, saydamlaşmış ve doğallaşmış düzenlenmesiyle yöneten-yönetilen ayrımı tümüyle silinecek, toplum kendi kendini yönetir hale gelecektir. Özel mülkiyetin kaldırılmasıyla yerine geçen toplumsal mülkiyet de, yerini mülkiyetsizliğe bırakacaktır. Mülkiyet, konum, statü, pasaportlar, ayrıcalıklar çöpe atılacaktır. İnsan mülkiyet ve meta köleliğinden, üretimin asli unsuru ve temeli olmaktan kurtuldukça özgürleşecektir. İşçiler “üreten” olarak, üretim sisteminin asli unsuru olarak kalmaya, şeylere yaptırılabilecek işler insanlar tarafından yapılmaya devam edildikçe, işçiler sınıf olmaktan tümüyle çıkamaz. Komünizm, yalnızca kaba biçimiyle sömürücülerin ve her türlü sömürünün ortadan kaldırılması değil, üretimin teknik temelinin, nitelik ve kapsamının değişmesiyle dolaysız ve kaba biçimiyle emeğin kaldırılması, işçilerin doğrudan üreten ve işçi olmaktan da çıkması, fizik emeğin egzersiz olması, onun yerini bilimsel, sanatsal ve özgün yaratıcı emek türlerinin ve çok yönlü gelişiminin alması kesin amacını taşır. Bu, komünizmin, yalnızca kapitalizmden değil sosyalizmden de en temel ayırdedici yönlerinden biridir. İşgücü metaya, insan işgücüne indirgenmekten tamamen çıkacaktır. İnsan tek bir mekana ve işe bağlı olmaktan özgürleşecek, kendini gerçekleştirme, yetenek, yaratıcılık, gereksinme ve ilişkilerini tüm yönlerden geliştirmenin en gelişkin olanaklarına sahip olacaktır. Son derece yükselen ve olağanüstü çeşitlenen gereksinimlerini karşılamak için çalışma 4 saate, sonra 2 saate düşecektir. İnsanın gelişmesinde ölçü, çalışma zamanı olmaktan çıkacak; herkes için en geniş özgür zaman ve bunu olağanüstü çeşitlilikte eğitim, bilim, sanat, spor, eğlenme vd. her türlü etkinlik ve dinlenme ile değerlendirme olanakları sınırsızlaşacaktır. Komünizm kapitalizme yalnız emeğin sömürülmesi yönüyle değil, nitel karakteri yönüyle de tam karşıttır! Komünist birey, özgür, bilinçli ve bağımsız bireydir. İnsanın gerçek ve en büyük gereksinmesi, başka insanlar; en büyük zenginliği, başka insanlarla ilişkilerinin çeşitliliği ve zenginliğidir. İnsan kendisini; bilgilerini, yeteneklerini, gereksinmelerini ancak başka insanlar yoluyla geliştirebilir. Tüm o toplumsal yetenekler, gereksinmeler, ilişkiler zenginliğinin aralarındaki her türlü sınır ve dolayımı ortadan kaldırarak, yaratıcı tasarımları, inisiyatifleri ve gereksinmeleriyle bir araya gelerek, gerçekten neye gereksinme duyuyorlarsa hep birlikte karar verip birlikte gerçekleştirecekleri, bireylerin de bu temelde özgürce gereksinimlerini belirleyip gerçekleştirebileceği bir toplumun bugün yakıcılaşan zorunluluğu ve uzanıp tutuveresi olanakları vardır.

Ve bu ne kadar çok sayıda, ne kadar çeşitli ilgi, bilgi, yetenek ve gereksinmeye sahip insan arasında, ne kadar dolaysız gerçekleşiyorsa, ne kadar çok yönlü gelişmiş, toplumsal yetenekler bütünü olan, özgür ve yaratıcı bireyleri ortaya çıkarıyorsa, o kadar komünizm olacaktır. Bir insanın nerede doğduğunun, hangi ırka, hangi ulusa, hangi dine ait olduğunun, hangi dili konuştuğunun, cinsiyetinin ne olduğunun hiçbir önemi kalmayacak, tarih boyunca kanlı savaşlara ve yıkımlara yol açan ırk, din, ulus, dil, aile, sınıf ve  ayrımları kalkacak, cinsiyet ayrımları aşılarak tarihin müzesine kaldırılacaktır. Sınıflılıktan sınıfsızlığa, sınırlılıktan sınırsızlığa, işbölümünden ve belirli bir coğrafyaya bağlı olmaktan da kurtularak evrenselliğe geçecek, mekanda ve zamanda özgürleşecektir. Erkeğin kadın üzerindeki egemenliği, üstünlüğü, ayrıcalığı ve eşitsizliği, her türden cinsiyet ayrımcılığı son bulacak, hiçbir insanın diğer bir insana karşı üstünlük ve ayrıcalığı da olmayacaktır. Her insanın diğer insanlarla olan ilişkisinde ve tüm ilişkilerde karşılıklılık değil karşılıksızlık egemen olacaktır. “Herkesten yeteneğine göre/Herkese ihtiyacına göre” ilkesi geçerli olacaktır. Toplumsal zenginlikler, yeni, çok daha yüksek gereksinimlerin yaratılması ve karşılanması, insani gelişim için toplumun bütününe ait olacaktır. İnsanın nesneleşmesi, şeyleşmesi ve hiçleşmesi sona erecektir. İnsanın doğayla ilişkisi de kökten değişecek, ne doğanın ne de insanın kör zorunluluklarının ve tahakkümünün olduğu, insanın ve doğanın güçlerinin uyumlu gelişiminin örgütlendiği bir ilişki biçimine dönüşecektir. İnsan doğallaşacak, doğa insanileşecektir. Doğanın ve toplumun kör zorunluluklarından, işçi sınıfı ve emekçiler için yıkıcılaşan, toplumsal ve bireysel gelişimin büyüyen engeli haline gelen, kabuklaşmış toplumsal ilişki biçimlerinin egemenliğinden kurtularak her açıdan yepyeni toplumsal ilişkiler temelinde özgürleşme, insanlığın bilinçli tarihinin başlangıcı; komünizm budur. Kendi gelişim ve özgürleşmesini her bir bireyinin gelişim ve özgürleşmesinde gören, her bir bireyini kurtarmadan kendisini kurtaramayacak olan toplumdur. İnsanın en büyük zenginliği gereksinmelerinin zenginliğidir. Daha geniş, daha gelişmiş, daha çeşitli gereksinimleri olmayan insan, “kabuk bağlamış yetinmeciliği” içinde, üretkenlik, yaratıcılık, yeteneklerini geliştirme doğrultusunda bir iç dinamiği de olmayan insandır. Komünizm insanların yalnız verili gereksinmelerinin en yüksek biçimde karşılandığı ve güvenceye alındığı değil, durmaksızın ve özgürce yeni ve daha yüksek gereksinmelerin yaratıldığı ve bunların yaratıcı ve dinamik biçimde karşılandığı toplum olacaktır. Komünizm gereksinmelerin yüksek insani niteliğiyle, kendi bağımsız ve yeni gereksinmelerini kendisi yaratan -ve artan üretimden ne kadar pay alacağını değil-, asıl bunu toplumsal iç dinamiği, inisiyatifi haline getirerek verili koşulları durmaksızın yıkan ve yeniden kuran toplumsallaşmış insan niteliğiyle kapitalizme tam karşıttır. Sadece proletaryanın kurtuluşu değil toplumsal, bireysel kurtuluş ve özgürleşmenin, bireyin özgür gelişiminin tüm kapılarını özgür bir dünyaya açacak olan yeni bir yaşam ihtiyacımızın yanıtı, komünizmdir. Biz bundan dolayı komünistiz, bundan dolayı komünizm için savaşıyoruz.

Komünist Devrim Örgütü Mücadele Platformu, [s.19,20,21,22]

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*