Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Gecikmiş bir 1 Mayıs, erken bir 1 Haziran yazısı

Gecikmiş bir 1 Mayıs, erken bir 1 Haziran yazısı

Taksim 1 Mayısının öne çıkartılması gereken sınıfsal yönü, küçük burjuva sol basındaki 1 Mayıs değerlendirmelerinde yine gözardı edildi. 2014 Taksim 1 Mayısında emek ve işçi sınıfı yönelimi hem daha güçlü hem de daha yaygın ve kitleseldi.

1 Mayıs’ta emek ve işçi sınıfı vurgusundan daha doğal ne olabilir ki diye sorulabilir.

Önceki yasaklı Taksim 1 Mayısları ve Gezi’yle karşılaştırıldığında bu farklılık daha iyi anlaşılacaktır. Önceki yasaklı Taksim 1 Mayıslarında az sayıdaki sendikalı ve öncü işçi kesiminin dışında Taksim eylemleri daha ziyade devrimci ve sol örgüt ve gruplarla sınırlıydı. AntiAKP, antifaşist sloganlar ve yazılamalar çok baskındı. Sosyalizm ve siyasal sınıf savaşımı, hatta güncel işçi slogan ve talepleri bile eser miktarda kalıyordu.

2014 Taksim 1 Mayısında ise donanımlı devrimci ve sol grupların, Gezicilerin yanısıra Taksim çevresine dolaysız işçi, emekçi kimliğiyle gelmiş oldukça geniş bir kesim vardı.

DİSK Sendikalarından katılım yine sınırlıydı. Ancak Şişli’de kendi hazırladıkları 1 Mayıs/Greif işçileri baretleriyle Greif işçilerinin ve diğer direnişteki işçilerin varlığı ve etkisi önemliydi. Otoyol üzerinden yol keserek yürüyüş yapan ve Ali Sami Yen tarafına giren birkaç yüz kişilik KESK’li grubun eylemi ise, Mecidiyeköy civarındaki çok sayıda işçi grubunun katılımıyla birkaç bin kişilik eylemlere, Mecidiyeköy’den Levent’e kadar devam eden yığınsal işçi eylemlerine dönüştü. Kızılay eylemlerinde Ostim işçileri, Beyaz Yakalı işçiler, Taksim eylemlerinde Plaza Eylem Platformu, Çağrı Merkezi İşçileri, Ev İşçileri Sendikası, İnşaat İşçileri Sendikası Girişimi gibi yeni işçi örgütlülükleri, yanısıra Kadıköy mitingini reddedip Taksim 1 Mayısına gelmiş Türk-İş sendikalarından (Tümtis, Hava-İş, Petrol-İş, Deri-İş…) az sayıda işçi gruplarını da görmek mümkündü.

Bunlar dışında da, daha ziyade Mecidiyeköy’e ikişerli, üçerli, beşerli küçük gruplar halinde gelmiş, örgütsüz, dağınık, ağırlıklı olarak genç (20-35 yaş arası) sürekli hareket ve çıkış arayışı içinde binlerce ve binlerce işçi vardı. Küçük Çekmece, Pendik gibi yerlerden gelmiş sanayi işçileri de, vasıfsız hizmet işçileri de, beyaz yakalı işçiler de vardı. Ali Sami Yen, Profilo AVM, Trump Towers, Metrobüs, Ortaklar Caddesi gibi yerlerde başını sol siyasetlerin ya da donanımlı Gezi-gençlik grularının çektiği eylemlere katılan işçiler de oldu, “işçiler toplanın” ya da “Yaşasın 1 Mayıs”, “Taksim hakkımız, söke söke alırız” gibi slogan ve çağrılarla kendiliğinden toplanıp birkaç yüz kişilik çok sayıda eylem başlatan işçiler de oldu, polisin tuttuğu çıkış noktalarında kaldırımlarda oturup sessiz bir inatla (ve 300-500 kişi olup gaz yiyinceye kadar) bekleyen işçiler de oldu, yorgunluktan yürüyemez hale gelinceye kadar ordan oraya dört dönenen de işçiler de oldu… Gidip kendi başına polis barikatı başındaki polislere bağırıp küfreden işçileri de gördük, sokaklarda ordan oraya yürürken yüksek sesle çalıştığı işyerine, banka borçlarına, polise veryansın ederek içini döken işçileri de…

Hepsinde ortak olan öfkeydi. Öfke ise, geçen yıllardakinden farklı olarak yalnız hükümet, polis, gaz, yasağa karşı değil aynı zamanda patronlara, çalışma koşullarına, borçlara, sermayeyeydi. Kısacık sohbetler yapabildiğimiz işçiler ve işçi gruplarından, 30 yaşlarında bir kadın ofis işçisi, AKP’ye oy veren işçilere veryansın ediyor, AKP onlara kadro veriyor, ikramiye veriyor, onlar çalışmıyor ki, bizim gibi eşek gibi çalışsalar burada olurlardı, diyordu. Bir temizlik işçisi, yanından geçtiğimiz plazaları işaret edip, 12 saat temizlik işinde çalışıp 1100 lira aldığını, pazarları da plazalara dış camları silmeye gittiğini anlatıyordu. Bir başka işçi, sesini çevrede bekleyen diğer işçi gruplarının da duyacağı biçimde yükseltip sohbeti doğal bir ajitasyona çevirip her gün sabah erkenden akşama kadar çalışıyoruz, yılda birgün şurada emeğimiz için toplanmamamız da yasak, diye bağırıyor, çevredeki işçilerden de yanıt olarak hemen onaylayıcı ve öfkeli bir uğultu yükseliyor. 40 yaşlarında bir işçi, 17 yıl sanayide çalıştığını, sonra girip çıkmadığı iş kalmadığını anlatıyor, bizim canımız bitmiş, ne emeklilik ne bişi, asgari ücrete seviniyoruz, 21 yaşındaki polisler beni dövmek için benden 4 kat fazla maaş alıyor, diye söyleniyor. Bir grup genç kadın işçiye, nerede çalışdıklarını sormaya kalmadan, bize niye soruyorsun ki , git onlara sor diye plazaların da üstünde bir şeylere işaret ederken, öfkelerinden biz de nasibimizi alıyoruz.

Komünistlerin Mecidiyeköy’de kurduğu barikatta yükselttiği Kahrolsun burjuva diktatörlük, kahrolsun ücretli kölelik düzeni, Berkin’in katili sermaye devleti gibi uzlaşmaz sınıf savaşımı ekseninden sloganlar, bu yıl ilk kez daha geniş bir kitleye yayıldı, barikat ve çevresindeki işçi grupları tarafından da sahiplenilerek atıldı. Otel, AVM, mağaza işçilerinin, Mecidiyeköy’ün alt tarafındaki mahallelerin, Kuştepe, Feriköy gibi işçi-emekçi mahallelerinin eylemcilere desteği ve sahiplenmesi de aktifti. En sonu 1 Mayısa değil sadece işlerine gidecekken polisin engellediği emekçilerin, hele ki kadın işçilerin tepkisi görülmeye değerdi. Bu 1 Mayıs’ta Ankara’da işsiz “çantalı kadın”ın su sıkan TOMAlara karşı oturma eylemi yeni bir direniş simgesi oldu ama, polis barikatlarının başında oturma eylemi yapan ve kitlenin toplanmasını sağlayıp polis kendisini barikattan geçirinceye kadar da yüksek sesle polise bağırıp çağırmaya devam eden çok sayıda kadın işçi vardı.

İstanbul, Ankara dışındaki illerdeki 1 Mayıslarda da katılımda nisbi bir artış ve iki yönden gelişme eğilimi kendisini gösteriyor. Bir yandan işçi örgütlenme girişimleri ve direnişlerinde son yıllarda nisbi bir artış eğilimini de yansıtan işçi katılımında artış, diğer yandan kadın, öğrenci, doğa mücadelesi, muhalif futbol taraftarları gibi Gezi dinamiklerinin katılımında çeşitlenme ve artış. 1 Mayıs aynı zamanda işçi sınıfı ve Gezi tarzı mücadeleler arasındaki etkileşimi güçlendiren bir moment oldu.

Bu tablo, bir 5-10 yıl öncesine kadar işçilerin yüzde 80’inin 1 Mayıs nedir, Taksim nedir, grev nedir, kitlesel sokak eylemi nedir bilmediği bir durumdan gelinen nokta açısından umut vericidir. Tekel’den Greif’e yerel, bölgesel ve ülke çapında gündem olan çok sayıda işçi direnişinin yarattığı yeni bir birikim, aynı zamanda Gezi tarzı toplumsal hareketlerinin tabanındaki yeni işçi kitlelerine doğru yayılan bir etkisi vardır. Diğer yandan Gezi’nin işçi sınıfının öncü kesimlerinde yarattığı ve bugün Greif, Yatağan gibi işçi direnişlerinde, fabrika işgallerinde, yeni işçi platform ve örgütlülüklerinde kendisini göstermeye başlayan bir etkisi vardır.

Taksim ve Kızılay 1 Mayıslarının iyi bilinen önem, etki ve hegemonyalarının yanısıra, çeşitli siyasal ve sendikal örgütlerin tabanında ve çevresinde olduğu kadar kendiliğinden kitlesel işçi inisiyatif ve eylemlerine de tanık olması, bu süreçte gözden kaçırılmaması gereken bir sınıf dinamiğine de işaret etmektedir. Taksim ve Kızılay’da, çeşitli devrimci, sol siyasetlerin, sendikaların yaptığı eylemler, barikat çatışmaları, baretli, sapanlı Gezici gençlik gruplarının yaptığı eylemler kadar, onların olmadığı alanlarda da küçük küçük sayısız işçi grubunun “işçiler toplanın”, “Taksim hakkımız” gibi çağrılarla biraraya toplanıp gerçekleştirdikleri çok sayıda kolektif işçi inisiyatifiyle yapılan işçi eylemi de önemli bir göstergedir.

Bu işçi inisiyatif ve dinamikleri bugün artan sayıda işyerinde, toplumsal emek havzasında da alttan alta işliyor, tıpkı Taksim-Kızılay 1 Mayıslarında devletin engellediği, parselleyip cendereye çevirdiği alanlarda olduğu gibi çıkış arıyor, birbirine ulaşma, birlikte hareket etme, örgütlenme mücadelesi veriyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*