Anasayfa » BASINDAN » Gabriella Coleman röportajı: “Hacker kültüründe Linux’un rolü”

Gabriella Coleman röportajı: “Hacker kültüründe Linux’un rolü”

Linux.com sitesinden Jennifer Cloer‘in, “Coding Freedom: The Ethics and Aesthetics of Hacking” kitabının yazarı Gabriella Coleman ile yaptığı röportajın çevirisini yayınlıyoruz.

Orijinal metin: Author Gabriella Coleman Expands on Role of Linux in Hacker Culture
17 Aralık 2012, Jennifer Cloer

Üç yılınızı San Francisco’da hacker kültürünü keşfederek geçirdiniz. Wired sitesinin haberine göre araştırmak için özel olarak Debian Linux topluluğunu seçmişsiniz. Neden? Ve burada ne gibi sürprizlerle karşılaştınız?

Coleman: San Francisco’daki ilk aylarımda Apache, FreeBSD ve Debian dahil farklı projelerin içerisinde yer aldım. Hızlıca gördüm ki bu projeler çok karmaşık ve sosyolojik anlamda zengin projeler. Ancak ben kendimi kafaca ancak belli birine yoğunlaştırabilirdim. Seçmek zor olsa da Debian’da karar kıldım, bunun bir takım pragmatik nedenleri olduğu gibi, daha çok da benim etiğe olan ilgimle bağlantısı var.

Öncelikle, Debian projesinde çok fazla geliştiricinin yer alması benim de daha çok kişiyle irtibata geçme şansımı arttırıyordu. Ki Debian, en fazla sayıda katılımcı geliştiricinin yer aldığı projelerden biri. Yine, birçok Debian geliştiricisi aynı zamanda başka özgür yazılım projelerinin de içinde yer alıyor, bu da benim için daha genel bir bilgi alma şansı demek. Debian projesinin genişliği başka sebeplerden de önemliydi. Örneğin bu kadar çok sayıda geliştiricinin yönetilmesi açısından. Yine Debian’ın dikkatimi çeken bir özelliği, özgür yazılım anlayışı ve kullanıcılarına karşı sorumluluğu çok bariz bir şekilde göstermesiydi. Etik taahhütlerini sözleşmeler içerisinde ya da ötesinde nasıl belirlediklerini araştırmak istedim ve bu da zaten araştırmamın ve yazınımın kilit noktası haline geldi.

Hacker kültürünün toplamında Linux’un nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz?

Coleman: Saha çalışmasına başladığımda açıkça gördüm ki hacker kültürü dediğimiz şeyi oluşturan çeşitlilik içerisinde açık kaynak bir parçası sadece.

Öte yandan Linux’un gerçek anlamda oyunun kurallarını değiştirdiği de birçok yönden bir gerçek. Bu zamana kadar Unix de tüm dünya çapında hackerları bir araya getiriyordu, ama Chris Kelty‘nin de söz ettiği gibi Linux, Unix felfesinin tüm potansiyellerini tamamen serbest bıraktı ve tüm dünyaya işbirliği içinde çalışmanın nasıl organik olarak, sanal ortamda ve coşkulu bir şekilde ortaya çıkabildiğini gösterdi. Bu, işbirliğinin tüm potansiyellerini serbest bırakması açısından tarihi bir andı. Kitabımda da bahsettiğim gibi bu, şu üç yönden önceki dönemden ayrılıyordu:

1) Üretimin yalnızca tek bir kuruma bağlı olmaması 2) Üretimin ağırlıklı olarak piyasa koşulları ve onun baskısından bağımsız oluşması 3) Üçüncü taraflardan gelen katkıların teşvik edilip teknik olarak da yararlı ise kabul edilmesi. Bu deneyim sırasında hackerlar piyasadaki mülki yazılımlarla rekabet edecek güçlülükte yazılımları üretmeye başlıyorlardı, o zamanlar henüz çok azı bunun farkında olsa da.

Linus Torvalds’ın buradaki pragmatik etkisi de güçlüdür. Özgür yazılımı geniş bir katılımcı havuzuna açar ve hareketi pratik-teknik aktivitesi açısından genişletir.

Özgür yazılım / açık kaynak yazılımların üretiminde politik dallanmalar varsa da, bunun üretiminde yer alacak bir kişinin politik bağlılığa dayanan bir vizyonu olması gerekmez, bunu farklı motivasyonlarla da yapabilir. Linus’un liderlik tarzı bunu sağladı.

San Francisco’da katıldığınız Linux Kullanıcı Grupları’nda sizde yer eden deneyimler nedir?

Coleman: “Hackerlar”. Onları tanımayan insanlara bu kelimeyi söylediğinizde genelde şu tarz bir şey kafalarında canlanır: Yalnız, asosyal, biraz kırık ama çok çok zeki insanlar… Saha çalışmasına başlarken neyse ki ben bu tarz kalıplar içinde düşünmekten uzaktım, çünkü öncesinde de bir miktar zaman geçirmiştim onlarla.

Bir hacker, dünyanın sosyal boyutuyla ilgilenmeden tek başına da mutlu bir şekilde takılabilir ama benim Linux Kullanıcı Grupları’ndaki deneyimimden çıkarımım; hacker konferansları ya da geliştirici konferansları gibi etkinlikler kesinlikle kişiler arası etkileşimin önemini ortaya koyuyor. Aslında özellikle de bir açık kaynak projenin genişlediği durumlarda geliştiricilerin sürekli bir araya gelmesi gibi bir koşul yok.

San Francisco Linux Kullanıcı Grupları içerisinde katıldığım ikinci toplantında beni çarpan bir diğer durum da katılımcıların ne kadar eğlendikleri olmuştu. Teknolojinin sıradan ve sıradışı ayrıntılarından konuşmaktan gerçekten çok hoşlanıyorlardı. Şakalaşmalar olağandı ve paylaşılan ortak bir zevki hissettiriyordu.

Kitabınız şu soruyu yanıtlamaya çalışıyor: Hacker olmak ne demektir? Buna ne yanıt bulduğunuzu söyleyebilir misiniz? Özellikle Linux ve açık kaynak açısından.

Coleman: “Hacker olmak” açık kaynak söz konusu olduğunda farklı, ya da örneğin güvenlik araştırmaları söz konusu olduğunda çok daha farklı şeyler ifade edebilir. Ama hack ve açık kaynaktan bahsedeceksek, kitapta da söylediğim gibi en önemsememiz gereken konu üretimin otonomluğudur.

Verimli bir hack için, teknolojik üretimin biçimine, hatlarına ve yönüne özgürce karar verebilmek gerekir. Başka bir deyişle özgürlük, kalite için olmazsa olmazdır. Sosyolog Richard Sennet bu durumu “zanaatkarlık” olarak tanımlıyor, yani “kalıcı ve temel bir insani dürtü, kendi iyiliği için bir işi iyi yapmak”. Bu etik anlayışı pratiğe dökmek her zaman kolay değildir ama açık kaynak hackerları bunu nasıl yapacaklarını, bu durumu nasıl yöneteceklerini çözmüşler.

Yine önemli bir nokta, hackerlar birlikte bir şey inşa ederken bireysel istekler ile kolektif amaç ve ihtiyaçların dengesini gayet iyi kuruyorlar. Örneğin, hackerlar beraber çalışıyorlar ama biri farklı bir şey yapmak isterse ya da farklı bir lisans kullanmak isterse örneğin, o da öyle yapıyor. Kolektivizm ve bireysellik karşı karşıya değil ve hackerlar bu ikisini üretken ve dengeli bir şekilde yönetiyorlar.

Hacker kültürünü çok “derin” olarak tanımlıyorsunuz. Biraz detaylandırır mısınız?

Coleman: Hack’teki derinlik birçok farklı yönden ve farklı yerlerde görülebilir. Çok sayıda hackerla yaptığım görüşmelere göre hackerların büyük çoğunluğu bilgisayar kurcalamaya ya da programlamayı öğrenmeye çok küçük yaşlarda başlamış, kimisi üç yaşındayken! 20’lerinin başlarına geldiklerinde çoğu zaten uzman seviyesinde derinleşmiş durumdaymış.

Öte yandan programlama, networkler, yazılım, donanım öyle karmaşık, öyle hızlı değişen şeyler ki tek kişi -ne kadar bilgili olduğundan bağımsız olarak- hiçbir zaman herşeyi bilemez; bir şeylerin yapılabilmesi için başkalarının uzmanlıklarına da bağlıdır.

Teknik konuların haricinde, derinlik aynı zamanda kültürel değerler anlamında da karşımıza çıkıyor.

Kitaptaki temel argümanlardan biri hack’in derin, yaygın ve canlı bir temel insan hakları kültürünü beslemesine ilişkin. Ünlü bilim insanı Cass Sunstein’ın savunduğu benim de desteklediğim görüşe göre, özgür bir toplumda düşünce-anlatım özgürlüğü ve gizlilik hakkı yalnızca yasalar tarafından korunamaz, temel insan hakları kültürüne gereksinim duyar. Hackerlar bu kültürün yaratılmasında ön safları oluştururlar, kitapta bu kültürün oluşturulması olayına protesto ve sanat cephesinden hatta şiirsel bir protesto olarak bakmaya çalıştım.

Temel haklara ilişkin kültürün de haricinde, hackerlar kendi birikimleriyle, tarihleriyle ve espirileriyle de “derin”dirler. Onların dünyası dışında ne yazık ki çok kimsenin bildiği bir şey değildir bu. Kitabımın bir kısmını da bu espiri anlayışına ayırmaya çalıştım ama biraz beni zorladı açıkçası.

Kitabınızın giriş bölümünde hackerların tüm bu teknolojik hareketi yasalar alanında da geçerli kılmasından bahsediyorsunuz. Bunu önemli buldum. Sizce copyright’ın sektör üzerindeki etkisi nedir?

Coleman: Fikri mülkiyet yasalarının gelişimini inceleyen biri, başından beri copyright ve patentlerin varlığının, kapsamının ve bu konudaki uygulamaların tartışmalı olduğunu görecektir. Açık kaynak bu gelişim içerisinde tatmin olmayanları ifade eder ama belirgin bir farkla: Özgür yazılım / açık kaynakçı hackerlar açık bir felsefi temele dayanarak kopyalamayı özgür kılan alternatif yazılımlar, bunları koruyan alternatif lisanslar yarattılar.

Bu anlamıyla hackerların tatminsizliği, başkalarının da izleyebileceği canlı bir pratiğe dönüştü. Hep daha çok kısıtlama, yasaları çiğneyenlere daha çok ceza talep eden copyright yanlısı şirketler bilmeliler ki sadece bir karşı çıkıştan daha fazlası var artık karşılarında; alternatif bir sistem, kullanabileceğin, öğrenebileceğin hatta değiştirebileceğin. Artık tek bir mantığa, tek bir lisansa mahkum değiliz, sonuç olarak bu bir kazanımdır.

Bir yorum

  1. bu yazınızı yeniden okumak için resmen sondaj çalışması yapmak zorunda kaldım. bu yazınızı da ilgili yazılarınızın toplandığı sekmeye taşısanız nasıl olur? 🙂 teşekkürler…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*