Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » G-20 sonuç bildirgesi ve “çağımızın sorunu” üzerine

G-20 sonuç bildirgesi ve “çağımızın sorunu” üzerine

G-20 sonuç bildirgesinin merkezine adeta “zorluklarımız” kelimesi oturmuş: “Çağımızın zorlukları”, “küresel toplumun temel zorlukları”…

Aslında şu zorluklar, bildirgenin “zorluklar” kelimesinin geçmediği her cümlesine, bütün ruhuna nüfuz etmiş: “Dayanıklılığın oluşturulması”, “sürdürülebilir geçim kaynakları”, “güçlü, sürdürülebilir, dengeli, kapsayıcı büyüme hedefimiz”, “tehditler”, “aşağı yönlü riskler”, “ticaret ve yatırım için olumlu bir ortam teşvik etme”, “düzgün bir hareket alanı sağlama”…

Bunlar da, tahmin edilebileceği gibi, gerçekte, küresel tekelci kapitalist ekonomi ve siyasetin artan kırılganlıkları, zayıf ve dengesiz büyüme ve istikrarsızlık, ticaret ve yatırımların giderek yavaşlaması, azalan sayıda elde yoğunlaşan ve merkezileşen olağanüstü sermaye birikimine karşılık toplumların genişleyen kesimlerinin geçim ve yaşam olanaklarını sürdüremez hale gelmesi, büyüyen isyan ve direniş dinamikleri… anlamına geliyor.

“Çağımızın zorluklarının üstesinden gelmek ve birbiriyle bağlantılı bir dünyayı şekillendirmek, uluslararası ekonomik iş birliği için önde gelen forumumuz olan G20’nin ortak hedefidir.”

“Terörizm, yerinden olma, yoksulluk, açlık ve sağlık tehditleri, istihdam oluşturma, iklim değişikliği, enerji güvenliği ve eşitliğin dahil olduğu küresel toplumun temel zorluklarını ele almaya karar verdik. Gelişmekte olan ülkeler de dahil olmak üzere diğerleri ile birlikte çalışarak bu zorlukları çözmeye devam edeceğiz.”

Peki nasıl “çözmeye devam edecekler”miş? Bugüne kadar nasıl “çözmeye devam ettilerse” öyle! Yani emek, insan, doğa yıkımını, yerinden etmeyi (yığınsal göçertmeyi), sefaleti, yoksulluk ve sağlıksızlığı, işsizliği, ele geçirme ve paylaşım savaşlarını, gericiliği ve baskıları, çürümeyi, cehaleti ve rezaleti, yani bilcümle insanlığın (kapitalist) varoluş tarzının krizini ve eskisi gibi sürdürülemez hale gelmesini koşullayan neyse onunla:

Sermaye birikimini hızlandıracak ve büyütecek yeni düzenlemeler, daha fazla küresel kapitalist ticaret ve yatırım teşviki ve düzenlemesi, daha fazla ve daha yıkıcı “büyüme”, daha fazla ekonomik-mali işbirliği, kadınların, yoksulların, gençlerin daha fazla ve daha ucuz işgücü piyasasına çekilmesi, Afrika’nın ve “gelişmekte olan ülkeler”in daha fazla neoliberal kapitalist yeniden yapılandırılması, ve emekçi nüfuslarının daha fazla daha ucuz işgücü olarak “yerinde değerlendirilmesi”, daha fazla “etkin işgücü programı”, daha fazla küresel mali oligarşik kapitalist entegrasyon, küresel kapitalist ticaret ve yatırımlar için daha hızlı, daha kolay, daha yüksek kar koşullarının yaratılması, vb.

“Küreselleşmenin yararlarının paylaşılması”, “sorumluluk”, “saygı”, “ahlak”, “vicdan”, “kapsayıcı büyüme”, “sosyal sermaye” gibi iyice bayatlamış demogojilere ayrıca değinmek gerekir mi? İşçilerin geçim olanakları ve yaşam enerjilerini – ya da ellerinde ne kaldıysa- sermaye ile daha fazla paylaşmaları, sermayenin henüz ya da yeterince sömürü ve kar alanına dönüştüremediği alanlara da daha hızlı ve kolay girmesinin önünün açılması, sosyal, siyasal, kültürel kurum ve ilişkilerin de hem daha fazla sermayeleştirilmesi hem de aile, topluluk, din gibi alanların ücretleri daha fazla düşürmekte kullanılması, kapitalizmin “kapsayıp” sermaye birikimine dönüştürmediği soluk alma alanı bile bırakılmaması…

Yeni olarak ne var: Merkel’in Trump’a Paris İklim Anlaşmasını kabul ettirme ve korumacılık eğilimlerini geriletme golleri atması, G-20’ye Afrika ve Ortadoğu’dan Avrupa’ya göçün engellenmesine ilişkin yaklaşımını kabul ettirmesi dışında pek yeni bir şey -en azından bildirgede- yok.

Arka planda ise belirgin “yenilikler” var: 2017 G-20’si, ABD başkanının merkezi lider ve belirleyici olamadığı, ve üstelik ABD mali oligarşisinin bir kısmının bile Trump’ın yaşadığı bu konum kaybından memnun olduğu, ilk küresel mali oligarşik zirveydi! Bir dizi ABD’li strateji uzmanı, zirveye ilişkin değerlendirmelerinde, artık “ABD merkezi liderliği diye bir şey kalmadığını” açıkça itiraf ediyorlardı. İçlerinde dünyadaki durumun giderek daha fazla 1. Dünya Savaşı sonrasına benzemeye başladığını söyleyenler bile vardı. Taze Fransa devlet başkanı Macron, “Dünyamız hiç bu kadar bölünmemişti” diyordu. “Merkez kaç güçler hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Ortak çıkarlarımız hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı.” Macron, yalnız ABD-AB arasında büyüyen çatlağa değil, dünya çapında büyüyen sınıfsal-toplumsal kutuplaşma ve çelişkilere işaret ediyor.

Sonuç: 2016’dan itibaren işçi sınıfına ve kitlelere karşı vites büyütmeye başlayan “reform” (daha üst sömürü, yıkım ve baskı) program ve düzenlemeleri, daha fütursuz, pardon daha “düzgün ve kapsayıcı bir hareket alanı” sağlanarak devam edecek. Küresel tekelci kapitalizmin eşitsiz, dengesiz, kesintili ve çatışmalı gelişim ve çürümesi devam edecek.

Kapitalizmin, içindeki uzlaşmaz çelişkilerin geldiği gelişme düzeyi karşısında bunları daha fazla derinleştirmek dışında bir çözümü yok ve olamaz. Çünkü sermayenin en büyük “zorluğu” kendisidir. Geliştirdiği toplumsal üretici güçleri, yetenekleri, ihtiyaçları, ilişkileri ve mezar kazıcılarını artan ölçüde “kapsayamaz” hale gelmesidir: Cehenneme hoş geldiniz!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*