Anasayfa » DÜNYA » Futbol bir festival midir?

Futbol bir festival midir?

The 2009 US Air Force Thunderbirds fly over Superbowl XLIII in Tampa, Fla., Feb. 2. (RELEASED)

The 2009 US Air Force Thunderbirds fly over Superbowl XLIII in Tampa, Fla., Feb. 2. (RELEASED)

Futbol bir festival midir?

Liberal reformist solun mali-endüstriyel futbolu solda realize etmek için başvurdukları slogan bu: “Futbol bir festivaldir!” Birgün gazetesinin (siyaset ve sendika yazarlarından daha çok sayıda olduğunu hayretle gördüğümüz futbol yazar, uzman, yorumcu ve muhabirlerinin) EURO 2016’yı solda ve muhalif kesimlerde pazarlamak için yükselttikleri neoliberal popülist endüstriyel futbol sloganı işte bu. Birgün gazetesi Türkiye A Milli takımı yönetimini AKP dolayımıyla eleştirirken, EURO 2016 gibi bir mali oligarşik kapitalist futbol organizasyonuna hiçbir eleştirelliği yok. Tam tersine, Fransa’da 4 aydır süren büyük işçi sınıfı direnişine ancak haftada 1, dörtte bir sayfa ayırırken, EURO 2016’ya her gün tam ve renkli bir sayfa, her gün birkaç yazı ayırarak, piyasasını yapmayı üstleniyor. Birgün’ün en az 3-4 muhabiri ve yazarı her gün EURO 2016 maceralarını ballandırarak anlatırken, Fransa’da işçilerin taban komite ve toplantılarını, eylemlerini içinden anlatan tek bir muhabiri ve yazarı yok. Evrensel gazetesinin ve genel olarak solun yaklaşımı hiç farklı değil, Fransa’daki son dönemin en önemli işçi sınıfı mücadelesine Fransa’daki EURO 2016’nın onda biri kadar ilgi göstermiyorlar.

Dünya çapında neoliberalizmin öncüllerinden Thatchearizmin işçi sınıfına açtığı savaşın önemli bileşenlerinden biriydi: “Holiganizm ile savaş” adı altında işçi sınıfının stadyumlardan, işçi sınıfı kültürünün de futbol ve taraftar kültüründen tümüyle dışlanması. Neomuhafazakar işçi düşmanlığının bu operasyonunda Liverpool’un muhalif liman işçisi taraftarları “holiganlar” diye hedefe çakıldı, delil karartmadan dezenformasyona, kara listeler oluşturmaya kadar binlerce işçi stadlardan zorla sürüldü. Maçların ucuz halk tribününden ayakta izlenmesi, mahallelerde toplanılıp birlikte gidilmesi, sabahın köründe binlerce kişilik bilet kuyrukları, maçlardan sonra “zafer yürüyüşleri” ve sonra gruplar halinde birahanelere dağılıp sohbetleri koyultma bile bu kültürün bir parçasıydı. Stadlar ve taraftarlar kent merkezlerinden sürüldü. Ayakta maç izlemenin yasak olduğu AVM-Arena-Otopark tarzı Stadyumlar artık daha ziyade orta ve üst sınıflar için tek tek arabayla gidilip VİP koltuklarda iş sözleşmeleri ve lüks tüketimin yapıldığı, maç sırasında maçtan çok elektronik reklam tabelalarının ve pazarlamacılığın insanın göz hareketlerini bile kontrol ettiği, sayısız kamera, polis ve özel güvenlik tarafından denetlenen, haftanın her günü alışveriş, eğlence ve rant merkezlerine dönüştürüldü. Bugün bu sürecin Türkiye’de de AVM-otopark-Stadyumlar ve paso-lig gibi yüksek rant ve polis kontrolü mekanizmalarıyla uygulandığını ne çabuk unuttunuz?

2009’da bu kez İtalya’da Silvio Berlusconi, “Tessara del Tifosi” adında taraftar güvenlik kartı benzeri bir projeyi başlattı. Deplasmana gidecek taraftar bu kartı almak zorundaydı, kart da taraftarın oturduğu semtin polisi tarafından yapılacak güvenlik araştırması ve fişlemesiyle verilecekti. Ezeli rakip Juventus ve Torino taraftarları, Napoli taraftarlarının da katılımıyla aylarca sokaklara döküldü, birlikte gösteriler yaptı, maçları boykot etti. Ne çabuk unuttunuz?

2012’de Mısır’da Al Masri ve Al Ahli takımları arasındaki süper lig maçında, bizzat polisin proke etmesi ve muhalif taraftar gruplarına saldırmasıyla çıkan çatışmalarda 79 kişi öldü. Devlet, katliamı muhalif taraftar grubuna yıkıp 21 kişiyi ölüme mahkum etti. Al Masri taraftarları ölüme mahkum edilen taraftarların konulduğu Port-Said hapishanesini kuşattı ve polisle çıkan çatışmalarda 21 taraftar daha katledildi. Üst mahkemece tekrar yargılanan 21 kişi bu kez ömür boyu cezaya mahkum edilince, her iki takım taraftarları Tahrir’e yürüdü ve taraftarlara verilen cezaları ve katliamın sorumlusu polislerin yargılanmamasını haftalarca eylemlerle protesto etti. Al-Masri ve Al-Mahli taraftarlarının hapishane basma ve Tahrir eylemleri, Mısır’da ikinci Tahrir meydan isyanının öncüllerindendir. Ne çabuk unuttunuz?

Güney Afrika’daki dünya futbol kupası organizasyonunda, taşeron stad işçilerinin fiili grevlerini, polis saldırısına karşı direnişlerini ne çabuk unuttunuz?

resized_7568e-2016-06-11t161605z_335798335_lr1ec6b196ila_rtrmadp_3_soccer-euro-eng-rus-securityGezi’de Çarşı’nın Dolmabahçe ve İnönü’nün rant, AVM ve devlet temsilciliği merkezi haline getirilmesine, Fenerbahçeli muhalif taraftarların ise Şükrü Saraçoğlu’nun modernizasyon adı altında benzer dönüşümüne karşı direnişlerinin etkisini, Abbasağa ve Yoğurtçu parkları forumlarını, muhalif futbol taraftarlarının Gezi boyunca oynadığı rolü, POMA’yı, endüstriyel futbol karşıtlığını, “İstanbul United”ın birlikte yaptığı Ali İsmail Korkmaz eylemleri ve sloganlarını, aylar boyunca tüm stadlarda yapılan 34. dakika “Her yer Taksim her yer direniş” eylemlerini, pasolig’e karşı yapılan boykot ve mücadeleleri ne çabuk unuttunuz? Çarşı’nın eski İnönü’deki her maç öncesi Kartal heykelinde binlerce kişi toplanıp ironik pankart, slogan ve mizansenlerini birlikte hazırlayışlarını, bazan Beşiktaş yönetimi ve hükümete karşı sloganlarla hep birlikte Dolmabahçeye trafiği keserek yürüyüşlerini, sayısız kez polisle çatışarak Stada girebilişlerini, takım kazansa bile bir seyir zevki sunmadıkları zaman yuhlayışlarını, yani futbolda metalaştırılmış müşteri çarkının edilgen parçası olmayı reddetme çabalarını, farklı bir sosyalleşme ve inisiyatif olarak kendilerini varetme, futbolu tekelci oligarklar ve devlet için değil, kendileri için bir festival haline getirme çabalarını, ve tüm bunların nasıl bastırıldığını ve cezalandırıldığını ne çabuk unuttunuz?

Brezilya’daki 2013 kitlesel isyan ve direnişinin önemli bir dinamiğinin “dünya futbol kupası” adı altında ülkenin büyük bir şantiyeye dönüştürülmesine, yeni stadyumlara, havaalanlarına, otoyollara, lüks oteller ve basın merkezlerine karşı olduğunu, temel taleplerinden birinin “futbol-rant kupasına değil eğitim, sağlık, ulaşım ve işsizlere bütçe” olduğu ne çabuk unuttunuz? Stadyum, havaalanı ve otoyol inşaatları için 100 bin kişi mahalle ve evlerinden, 20 yerli kabile topraklarından atıldı, kupa organizasyon mekanları hemen birkaç sokak gerisinde başlayan favelalardan demir barierlerle ayrıldı.

Katar’da 2022 dünya futbol kupası için futbol stadyumlarının inşaatında yüzlerce göçmen işçinin öldürüldüğü ve her gün birkaçının daha öldüğü neden gör müyorsunuz? Dünya kupasının Katar petro-dolar mali oligarşisine verilmesi için FİFA’da dönen dolapları, milyar dolarlık skandalları ne çabuk unuttunuz_

Avrupa’da korkunç kemer sıkma paketleriyle işçilerden gasp edilenlerin EURO 2016 gibi mali sermaye “festivalleri”ne akıtılması neden “solu” rahatsız etmiyor?

AB-Fransa emperyalist burjuvazisinin EURO 2016 “festivalini”, işçi sınıfının gerçek festivali olan direniş, işgal ve blokajlardan korumak için polis, asker 50 bin kişilik bir orduyu seferber ettiğinden, stadların çevresinde birkaç kilometrelik güvenlik sahası oluşturduğundan, havayolu işçilerinin süresiz grevini nasıl baskılarla kırdığından haberiniz var mı? İşçi grev ve direnişlerinden TOMAlarla, Akreplerle, özel harekat timleriyle korunan stadlarda yapılabilen bir mali oligarşik organizasyona siz hangi “festival” kılıfını geçirmeye çalışıyorsunuz? Takımlarının maçlarını seyretmek için Fransa’ya gelen, ancak otelde kalacak parası olmadığı için garlarda, parklarda yatan taraftarların Fransız polisi tarafından aynı mülteciler gibi buralardan nasıl ite kaka dışarı atıldığını niye yazmıyorsunuz?

Bütün bunlar, endüstriyel futbolun giderek daha fazla önem kazanan bir yıkıcı-çürütücü mali sermaye birikimi ve ideolojik-siyasal-toplumsal kontrol ve hegemonya aracı olmasıyla, giderek önemi artan bir sınıfsal-toplumsal mücadele bileşeni ve alanı haline geldiğini anlamanıza yetmiyor mu?

İki yılda bir Avrupa’nın bir kentinde, EURO 2016’nın hemen öncesinde ise Almanya’nın Hamburg kentinde düzenlenen muhalif futbol taraftarlarının, gerçek ve alternatif futbol festivali, anti-ırkçı, anti-cinsiyetçi, anti-endüstriyel taraftar futbolu şenliği Antira 2016 (Anti-ırkçı 2016) için neden tek muhabiriniz yoktu ve tek kelime yazmadınız? Antira’da Avrupa ülkeleri, Rusya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan bizzat muhalif, anti-ırkçı, anti-faşist, anti-cinsiyetçi, anti-endüstriyel futbol taraftarlarının, kadını, erkeği, lgbtisi, mültecisi, göçmeni, siyahı, beyazı, hristiyanı, müslümanıyla kurdukları amatör futbol takımları oynuyor, kimin kazanıp kaybettiği hiçbir önem taşımıyor, tüm maçlar oyun, eğlence, müzik, dans ve anti-ırkçı, anti-endüstiyel taraftar gösterileri ve forumlarıyla birleştiriliyor. Neden Türkiye’deki solun ve Avrupa’daki Türkiyeli göçmenlerin ilgisini Antira yerine mali-endüstriyel futbol kapitalizmi içinde erimeye güdüyorsunuz?

Mali-endüstriyel futbol kapitalizmine, “futbol bir festivaldir” diye “sol” bir kılıf geçirmek, neoliberal kapitalizme güzelleme düzmektir. Endüstriyel futbol ve bir bütün olarak Uluslar arası endüstriyel “spor” organizasyonları, küresel mali sermaye birikiminin giderek önem kazanan bir birikim ve yıkıcı değerlenme alanıdır. UEFA Kupasının EURO Lig’e dönüştürülmesi, Avrupa kupasının 16 ülke takımdan 24 ülke takıma çıkartılması, endüstriyel futbolun serbest zaman ve mekan hakimiyetini ve sömürü tabanını genişleterek, yapılan maç sayısı ve karlı organizasyon süresini uzatarak, futbolda tekelci oligarşik sermaye ve hakimiyet yoğunlaşması ve merkezileşmesini bir üst düzeye çıkararak, yalnızca bunun bir ifadesi olmaktadır.

7200c8a0-c635-11e5-bbaf-0bb83de8b470_486xMali-endüstriyel kapitalist futbol

Kuşkusuz bu tür mali oligarşik organizasyonlarda, her zaman bir takım “sürpriz”ler de olur. Bazan Yunanistan şampiyon, Türkiye üçüncü olur, bazan Nijerya tur atlar, bazan İzlanda çeyrek ya da yarı final oynar, vb. Ama bu “bakın gördünüz mü en büyük para keseleri ve güçler her zaman kazanamıyor, yoksullar da kazanabiliyor” filan anlamına gelmez. Bu düşünce işçi ve kent yoksullarının hayallerini süslese de, Yunanistan’ın dünya futbol şampiyonu veya İzlanda’nın Avrupa şampiyonu olması, o ülke işçi ve kent yoksullarının gerçek çalışma, yaşam ve yönetilme koşullarında hiç bir şey değiştirmez. Kaldı ki, siz TV’de, sosyal medyada, stadyumda Nijerya veya İzlanda’daki futbol maçlarını değil, eskisinden daha fazla İspanya, İngiltere, Almanya, İtalya liglerini ve Bayern Münich, Barcelona, Milan ve Mancherster United maçlarını izlemeye, onlara verilen sponsorluk ve reklam harcamalarını ödemeye devam edersiniz. İster bireysel, ister klüpsel veya “ulusal” olsun, bu gibi başarı öykülerinin hepsi, mali oligarkların sömürü ve hakimiyetlerini genişletme öyküsünden başka bir şey değildir.

İmalat sanayi temelinin ve yatırımlarının giderek yavaşlaması, dev çaplı aşırı sermaye birikiminin, inşaat, enerji, turizm, sağlık, eğitim, futbol gibi alanlara akmasına yol açmaktadır. Tıpkı kentsel dönüşüm, eğitim, sağlık alanlarında yol açtığı yıkıcı etkiler gibi, sporun da daha üst düzeyde mali sermayeleştirilmesi, spor, sporcu ve kitleler üzerinde yıkıcı, ezici ve çürütücü bir etkiye yol açmaktadır. Amatör spor, az sayıdaki ülkedeki kalıntıları dışında neredeyse dünya çapında yok edilmiştir. Futbol stadyumları alışveriş merkezleri ve stadyuma gidecek parası olmayanlar için de büyük ekranlı maç-kafelerin her biri birer mini-stadyum haline gelmiştir. Endüstriyel futbol, aynı zamanda mali sermayenin zaman ve mekan hakimiyetini azamileştirmenin bir aracı olarak işlemektedir. Spor okulları giderek küçülen yaşlardan çocuklara, gerçek sporu, dayanışmayı, kendini toplumsal olarak gerçekleştirmeyi değil, hırs, rekabet, ataerkil agrasifliği ve “Arda gibi olmak” için kendi yeteneklerini pazarlamayı öğretir. Bir tür meta-sermaye toplumsallaşması biçimi olarak, endüstriyel futbol, sermayeye kafaca, ruhça, zaman ve mekan olarak bağımlılığı da artırmaktadır. Haftada birkaç gün AVM’ye dönüşen futbol mabetlerine ya da her semtteki şubelerine gitmeniz, tuttuğumuz klüp şirketi ya da futbolcu markalı metaları satın almanız, haftada en az birkaç gün, bazan her gün maçları kafe-stadyumlardan bol ıvır zıvır tüketerek izlemeniz, kar paylı yüksek “futbol otoritereleri”nin bayağı futbol dedikodularını papağan gibi tekrarlamanız gerekir.

“Bugün küreselleşme süreciyle daha da derinleşen sömürüsüyle beraber “boyalı yüzü”nü de büyüten kapitalizmin, bir tarafıyla dev bir uykutulumu futbol. Aynı zamanda da futbol, gerçekliğin dışındaki parçalanmaların meşrulaştırma kanallarından biri durumunda. Maç günleri dışında da, hafta boyunca tüketimin yapıldığı birer mekan olarak -özellikle ileri kapitalist ülkelerin başa oynayan klüplerin statlarını -ele alırsak bu bize, kapitalizmin zaman ve mekan üzerindeki tahakkümünün bir parçası olarak futbolu görmemizi sağlayacaktır. Artık rahatça şunu söyleyebiliriz: futbol çim saha, tribünler ve oyunculardan oluşan basit bir oyun değildir ve kapitalizmin kendini yeniden ürettiği bir alandır. Yani futbolda her şey pazarlanabilir durumdadır ve özellikle de küreselleşmeyle beraber tüm ilişkilerini kapsayan bir saldırı pozisyonu daha da belirginleşmiştir. Stadyumların organize edilmesinden, taraftarın hareketlerinin denetimine kadar kapitalizmin iktidar ilişkileri, futbolseverin uykusunu gün geçtikçe daha da derinleştirmekte.” (Osman Bullugil)

Mali-endüstriyel futbol, futboldaki son oyun ve spor kalıntılarını da yok ediyor. Sahadaki futbolu da güç, hız, performansın domine ettiği bir tekno-bürokratik bilgisayar oyununa benzetiyor. Ve gerçekten Latin Amerika, Afrika gibi çoğu sokak futbolu geleneğinden gelip futbolcu fabrikalarına dönüşen ülkelerden sürekli taze kan almasa, dijital reklam tabelalarıyla pek uyumlu dijital bir bilgisiyar oyunundan fazla bir şey kalmayacak sahada.

indexİşte tüm bu nedenlerle, mali-endüstriyel ya da neoliberal kapitalist futbol, bir “festival” değil, işçi sınıfına ve kitlelere bir saldırı, sömürü ve tahakküm aracıdır. Fakat mali sermaye birikim ve hakimiyetinin, eğitim, sağlık, kent-mekan, doğa gibi tüm yeniden üretim ve yeni değerlendirme alanlarında olduğu gibi, bu, dev çaplı ekonomik, toplumsal, siyasal, ideo-külterel uzanımlarıyla futbolu da, son derece belirgin biçimde, bir kutupta mali sermaye ve güç birikimi, merkezileşmesi ve yoğunlaşması, diğer kutupta, kendi toplumsal emek ve ihtiyaçlarını tekelci kapitalizme kölelik olarak üretenlerin safında, sefalet ve tepki birikimi olarak yaşanıyor. Geriye kalan nadir bir toplumsal soluklanma gözeneğinin de tıkanması ve çürümesi, mali oligarşik sermaye diktatörlüğü aygıtına, işçiler ve taraftarlar açısından zamanda ve mekanda büyüyen kölelik aygıtına dönüşmesi, futbolu da, son yıllardan giderek yoğunlaşan çarpıcı örneklerini verdiğimiz gibi, patlamalı bir sınıfsal-toplumsal çelişki ve mücadele alanı haline getiriyor.

Bilim, sanat, spor, oyun, eğlence, doğa gibi alanlarda keskinleşen sınıfsal-toplumsal çelişkilerin bir özgüllüğü, kitlelerin ekonomik ve siyasal olarak yıkıcı değersizleştirilme sürecine karşılık, kendini toplumsal-bireysel olarak gerçekleştirme çabasıyla bu alanlara olan ihtiyacının artması, fakat bu alanlarda da aynı değersizleştirilme, baskı ve sefalet birikimiyle karşı karşıya kalmasıdır. Kitlelerin ve bireylerin en büyük kültürel gelişme koşul ve dinamiklerinin, dahası yakıcı ihtiyacının ortaya çıkması, görülmemiş bir mali oligarşik sermaye ve meta kültürü ve tahakkümüne köleleşmesiyle, giderek daha fazla bağdaşmaz hale gelmektedir. Brezilya’daki dünya kupası gibi (2014), Avrupa kupasının da, kitle isyan ve direnişlerine karşı yüksek güvenlik duvarları arkasında yapılabilmesi, bunun sadece bir göstergesidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*