Anasayfa » DÜNYA » Fransa’dan 5 Aralık Süresiz Genel Grevi öncesi notlar…

Fransa’dan 5 Aralık Süresiz Genel Grevi öncesi notlar…

Fransa’da 5 Aralık genel grevine doğru giderken, dünyada neo-liberal kapitalist dönüşümün yıkıcı sonuçlarının doğal karşılıklarının domino taşı etkisiyle yayıldığı bir tarihsel süreçten geciyoruz.

1990’ların ortasında Avrupa çapında başlatılan neo-liberal yeniden yapılandırma süreçleri Avrupa’nın bir çok yerinde büyük ölçülerde gerçeklestirildi. Fransa’da işçi sınıfının direnişiyle karşılaşınca kapitalist devlet, diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak, strateji değiştirerek tepeden aşağı daha merkezi yürütme yerine sektörel dönüşümlerden başladı. France Telecom, demiryolları, postaneler ve havaalanlarının özeleştirilmesiyle başladı. Bir yandan sektörel dönüşüm (yıkım) diğer yandan “aşamalı dönüşüm” dedikleri zamana yayılmış dönüşüm (yıkım) programları ile işçi sınıfının güçlü olduğu sektörlerde ikili bir strateji izlediler. Bir yandan özelestirmeleri buralarda uyguladılar diğer yandan örgütlülüğü kırmak, kıramadıkları yerde etkisiz hale getirme yolunu izlediler.

Bu süreçlerde özellikle sektörel saldırılara karşı koyma konusunda her sektör kendi sınırları içerisinde kaldı.. Çok güçlü sektörel eylemler yapmalarına rağmen bu dönüşümü (yıkımı) yer yer yavaşlatıp duraksatalarda engelleyemediler. Fransa’da bu sektörlerdeki sendikal örgütlülük ve deneyimli işçiler belli ölcülerde tasfiye edildi. En direngen demiryollarında da geçen yıl altı ay gibi uzun soluklu bir greve rağmen saldırı püskürtülemedi. 1995 yılını milat alırsak bu saldırılardan 95 yılında yapılan saldırı 21 günlük genel grevle püskürtülmüstü. 2002 de yapılan merkezi saldırı yine iki ay süren blokaj eylemlikleriyle geri püskürtülmüstü.

Bu iki önemli kitlesel ve uzun soluklu grevden sonra kapitalist devlet strateji degisikligine giderek sektörel saldırılarla ve “ayrıcalıklı kesimler” dedigi işçi sınıfının örgütlü ve militan kesiminin kazanımlarını hedefe koyarak ilerledi. 2014’e gelindiginde burjuvazi açısından azımsanmayacak yol alınmıştı. Özelikle isçi sınıfının örgütlü oldugu sektörler (demir yolları hariç) tasfiye edilmisti, Fransa’da güçlü olan militan sendikacılık gelenegi yok edilemese de zayıflatılmıştı. İşçi sendikaları hızlı bir şekilde üye kaybetmeye başladı. Belki bunların hepsinden daha kötüsü, işçi sınıfı içinde birey merkezli ve “gemisini kurtaran kaptan” tarzı liberal düşünce tarzını egemen kılmaya çalıştılar. Sendikaların üye kaybetmesinde taban inisiyatif ve örgütlülüklerinin engellenmesi, ve genişleyen güvencesiz, genç ve göçmen işçi kesimlerinden uzak durmasıyla birlikte, geliştirilen bu liberal düşünme tarzının da etkisi var.

Burjuvazi 2014 yılından bu yana bütün saldırılarını bu düşünüş tarzına göre tasarlıyor. 2002 yılından bu yana izlediği parçadan saldırı ya da merkezi saldırı programlarını parça parça ve kademelendirerek yürütme taktiklerinde aldığı yol ile birlikte, şimdi tekrar (Almanya ve Holanda’daki gibi) merkezi kapsamlı saldırı programlarıyla geliyor işçilerin karşısına.

Sınıfa karşı sınıf ekseni güçleniyor

Son beş yılda ardarda, toplumun her kesimini içine alan 3 saldırı programıyla çıktılar işçilerin karşısına. 2014 ve hemen ardından 2016 Mart’ında çalısma yasalarının yeniden düzenlenmesi yasası işçi sınıfının merkezi anlamda baglayan bütün haklarını gasp etmeyi hedefliyordu. Buna karşı sekiz ay boyunca her salı genel grev ve sokak gösterileri gerçeklestirildi ve bir milyon kişinin katıldıgı gösteriler oldu. Yasaya Fransa’nın yüzde 73’ü karşı olmasına rağmen, artık eski ve içi boşalmış “burjuva demokrasisi”nin iç yüzündeki sermaye diktatörlüğünü de açığa çıkaracak biçimde, yasa “ohal yasası”na dayandırılarak parlamentodan gecirildi. Direniş karşısında kısmi geri adımlar atmak zorunda kalsa da yasa büyük ölcüde geçmiş oldu. Bu 8 aylık direniş, hem üretimi durdurma boyutuyla hem gösterilerin kitlesellik ve militanlıkları ve geniş kitle desteğine karşın istenilen sonucu alamayınca, sendika bürokrasileri ve reformist uzlaşmacıların yaydığı liberal uzlaşmacı çözüm arayışları işçi sınıfının sendikalı kesimleri içinde belli bir güç kazanmaya başladı.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken beklenmedik biçimde, 2016 gösterilerinin de üzerine çıkan, küçük kentlerden büyüyerek büyük kentlere dogru yayılan Sarı Yelekliler hareketi yeni bir mücadele tarzı ve yolunu açmaya başladı. Hem geleneksel sendikalist mücadele hattını aşan hem de devlet ile sendikalar arasındaki kontrollü grev ve kısmi uzlayışı gelenegini de parçalayan, devlet acısından uzun süre bir muhatap dahi bulamadıgı bu hareket Fransa’da bir çok şeyi değiştirdi.

Fransa’da genel grev ve gösteriler hafta içi grev ve gösteri biçiminde gercekleşir, kendi içinde bir belirlenmişlik vardır güzergah vesayire. Sarı yelekliler, neo-liberal dönüşümlerle birlikte tekeller açısından altın gün diyebilecegimiz çoklu piyasa-tüketim ayini günü olan Cumartesileri her haftanın sistematik sokak eylemleri günü ilan ettiler. Bunu hedef alarak kentin en işlek sermaye-piyasa-orta sınıf tüketici caddelerini hedef aldılar. Yakıp yıkma da dahil, militan, yasa ve kural tanımaz gösterilerle yalnız Cumartesileri değil düzen alışkanlıklarını da sarstılar.

Mali oligarşik sermayenin isterleri doğrultusundaki yeniden yapılandırma saldırıları ise hız kesmeden devam ediyor. Son 5 yıldaki toplumun her kesimi kesen saldırı programlarının yanısıra, sektörel saldırılar da hız kesmeden devam ediyor. Özellikle işçi sınıfının halen güçlü direniş ve mücadele geleneği olan, hastaneler, eğitim ve demiryolları.

Dönüşüm ve karşı birikim iç içe devam ediyor bu gerilim hattı her iki sınıfı da hızlı bir şekilde ayrıştırarak belli bir gerilim hattı üzerinde karşı karşıya getiriyor. Liberalizm, reformizm ve karamsarlık Fransa solunda yaygın virüsler olsa da, burjuvazinin saldırısının kapsamlılığı, çok geniş kitle kesimlerini bir araya getiriyor. Derinleşen sosyal yıkımla birlikte, bu liberal veya nihilist düşünme ve çözüm arayışlarının yarattığı travmalar, intaharların artması, anti depresanlar, en parlak meslege dönüşen psikolog ve avukatlara sığınma vb; bunların hiç birinin çözüm olmadıgı da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Bugünkü toplumun işçileşmesinin ve her düzeydeki ihtiyaçların geldiği görülmemiş boyutun, bunları aşacağı sarı yelekliler sürecinde gösterilmiş oldu.

Zayıf ve güçlü yanlarımızın iç içe geçtigi bir geçiş sürecindeyiz ve bütün zayıflıklara rağmen sınıfsal reflekslerini yüzyıllara dayanan mücadelelerle göstermiş olan ve gösteren bir sınıf ve bunu tercübe edinen bir kapitalist devletle kaşı karşıyayız. 5 Aralık bu sınıfsal refleks ve bu birikimin dışa vurumu olacak. 21inci yüz yılın en güçlü katılımlı bir genel grevi olacak bunu bugünden rahatlıkla söyleyebiliriz.

Hareket, güvencesiz işçi ve işsiz, işçi-işçileşen öğrenci ve eğitimli emekçiler, kadın, emekli, ekoloji gibi çok çeşitli kesimleri kapsayan, yer yer anti-kapitalist dinamikler de gösteren sokak hareketini, taban örgütlenmelerinin inisiyatifinin arttığı ve işgal ve blokajlarla bütünleşen bir süresiz genel grevle birleştirebilirse (ki hem Fransa’nın yakın tarihinde hem de Ekim 2019’dan itibaren küresel isyan dalgasında hepsinin örnekleri var), etkisi ve sarsıcılığı da artar.

Emeklilik Yasası

Emeklilik yasası neyi amaçlıyor. Bu yasa tam bir laboratuvar dosyası, herşey düşünülmüş, hesaba katılmış, adını da “eşitleme yasası” koymuşlar. Neymiş bazı kesimler emeklilik hakkından ayrıcalıklı yararlanıyormuş, bunu ortadan kaldırmayı hedefliyorlarmış. Bu beylik argümanı hafife almayın, daralan kırıntılar içine sıkıştırılmış toplum içinde belli bir karşılığı oluşmuş durumda. Bu yasada başvurdukları meşrulaştırma söylemi; yüksek emeklilikten yararlanan işlerle en alt seviyede yararlananları güya eşitlemek. Ama nasıl bir eşitlenme, en alt seviyede emekli olacağı bir tık yükseltiyor, “yüksek” alanları dört tık düşürüyor. Yani geçici ve küçük bir gözboyamayla dibe doğru eşitliyor.

Burjuva medya “az alanların yararına” diye tezahurat yapa dursun, bundan daha önemli ve sinsice saldırı başka bir yerden geliyor. Fransa da emekli olurken son üç yılki ücret baz alınarak emekli maaşın belirleniyor. 40 yıl çalışan bir işçi en yüksek ücreti de bu son üç yılda alıyor. Bu önemli kazanımı da bu yasayla işçilerin ellerinden alıyorlar. Çalıstıgın 40 yılı hesaplayıp ordan çıkan ortalama üzerinde emeklilik maaşını belirleyecekler. Böylecede emeklilik maaşının en az yüzde 20 sini gaspetmiş olacaklar. “Ayrıcalıklı meslekler” dedikleri demiryolları, limanlar, inşaat, havayolları gibi ağır mesleklerdeki daha yüksek risk primleri işçilerin aylıklarından kesilirken emeklilikte bu hakkı da gasp etmiş olacaklar.

Dahası, “bireysel emeklilik” ve “ek sağlık garantisi” adı altında banka-finans-sigorta tekellerine de işçilerin emekleri üzerinde muazzam bir pazar alanı açmış oluyor. Bu yasa ile önü tamamen açılan özel emeklilik sistemi, adım adım zorunlu hale getirilecek. Böylece hem kamusal emeklilik fonları daha fazla sermayeleştirilip yağmalanacak, hem de işçiler mali sermaye kıskacına alınan müşterilere dönüştürülmüş olacak.

Macron bu yasaları isteyerek çıkarmadıgını, bunu “büyük Fransa”nın devamı için yaptıgını söylüyor. Kastettiği “büyük Fransa” mali oligarşik burjuvazisinin çıkarları. İşçilerden gaspedilenlerin burjuvazinin tıkanan birikim iştihasına sunularak, uluslar arası ve AB kapitalizmi içinde Fransız tekellerini güçlendirme temel stratejisiyle hareket ediyor ve aynı zamanda uluslar arası sermayenin içe ve dışa doğru hareket alanını kolaylaştırmak.

Bu yasa bu haliyle geçer mi bunu bugünden kestirmek zor ama 5 Aralıktaki grevin etkisi bunu belirleyecek. Fransa’da herkesi kesen bu kapsamlı saldırı geri püskürtülemese bile sınıfsal gerilimi ve işçi sınıfının yeni bir gelecek için dövüşmek zorunda oldugunu ve artık burjuva demokrasisinin ve eski yaşam standartlarının göstermelik olarak bile varlıgını sürdüremiyecegi bilinci ve kapitalizmde yaşamın daha da zorlaşacagı ve yeni bir yaşam arayışları bu yıkım içerisinde yeşerecek, gelecek arayışları düne göre daha da artarak çıkılacaktır bu süreçten. Kapitalizmden kopuş eğilimleri gelişmeye devam edecektir.

Sosyal sigorta, çalışma saatleri, yaşanabilecek bir ücret, kendini güvende hissedecegi sağlık sigortası, gelecek güvencesi sayılan emeklilik ve eğitim, ve doğa, bütün bunlar, en temel yaşamsal ihtiyaçlar gasp ediliyor. İşçi sınıfına yeni bir yaşam, insanca bir yaşam için dövüşmekten baska bir açık kapı bırakılmıyor.

Kapitalist devletin Fransa da son beş yılda yaptığı herkesi kesen üç merkezi saldırı programının yanı sıra egitimden sağlıga hastanelerin yeniden yapılandırmasından okulların yeniden şekilendirmesine itfayeden, limanlara, demir yollarından, üniversitelerin yeniden yapılanmasına, buradan yeni göçmen yasalarına ve işsizlik ücretlerinden kira yardımlarına kadar her alanda saldırıları sürüyor.

Büyük kentlerde sanayinin daha ucuz işgücünün olduğu ülkelere kaydırılmasıyla özellikle göçmenlerin çalıştığı bir çok fabrika kapandı. Artık büyük kentlerde yaşayan göçmenleri ülkelerine dönmeye ya da küçük kentlere, kira yada gıdanın görece daha az pahalı oldugu yerlere doğru itiliyor. Göçmenlerin en büyük dayanağı belediye konutları, kentin yeniden yapılandırılması çercevesinde yıkılıyor. Yerine yapılan evler de oturma şansları yok zaten şehir içinde kalan hastane ve benzeri büyük rant oluşturulan tarihi kurumlar kentin dışına taşınarak bu alanlar kentsel dönüşüm adı altında ranta dönüştürülüyor. Yani her şey Türkiye’den de iyi bildiğiniz gibi, tıknefes olan sermaye birikim ve yağmasını büyütmeye, tıknefes olan toplumsal emek ve ihtiyaçları boğmaya dönük. Kısacası aklınıza gelebilecek herşey kapitalizmin ihtiyaçları temelinde yeniden yapılandılırılıyor.

Dolayısıyla Süresiz Genel Grevin merkezi konusu emeklilik hakları gaspını durdurmak olarak görünse de, Sarı Yelekliler hareketinde veya dünya çapındaki isyan dalgasında olduğu gibi mücadele istemleri hızla genişleyip derinleşme potansiyeli taşıyor.

Öfke birikimi artarak devam ediyor. İçinde umutsuzluğu da barındıran bu birikim yeni mücadelelerinde fay hatlarını oluşturuyor.

Devrimci Proletarya/Paris

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*