Anasayfa » GÜNDEM » Fransa’da sarı yelekliler hareketine dair tarihsel ve sınıfsal bir analiz

Fransa’da sarı yelekliler hareketine dair tarihsel ve sınıfsal bir analiz

Fransa ‘yi 1 Aralık’ta Noel ışıkları değil mali oligarşik kapitalizm ve kapitalist devletin soydukları ve yök saydıkları aydınlattı.

Her kesim sarı yeleklileri konuşuyor; kimler, nereden çıktılar, nasıl örgütleniyorlar, arkasında kimler var… Sorularını dönemin ruhuna denk düşen bir yüzeysellikle birbirine sorup duruyorlar. Biz bunlardan farklı olarak nasıl mayalandı sorusunu soralım.

Fransa sosyal haklar bakımından Avrupanın en gelişkin ülkelerinden biriydi. Bu da öyle burjuva demokrasisinin bir lütfü değil yüz yıllara dayanan sınıf mücadelesinin bir kazanımıydı.

Bu kazanımların yarattığı zeminin insan gelişimine sunduğu zemin üzerinde şekillenen bireyler topluluğundan bahsediyoruz. Yılda en az iki kez tatil yapan, elde ettiği kazanımlar sayesinde 22 yaşlarında bir işe girdiğinde artık işsiz kalma sorunu pek olmayan, işten atılma sopasının nadir olarak kullanıldığı bir güç dengesi vardı. Çünkü bu haklarını savunan güçlü bir öz savunma örgütleri, sendikası vardı.

Çocuklarının eğitimi hem ücretsiz hem de belli bir gelişkinlik düzeyindeydi. Çocuğunun doğduğu andan itibaren kreş sorunundan, sağlık sorununa kadar her mahallede bulunan sağlık ocakları sayesinde çocuğun gelişimi sistemli olarak çizelgelerle kontrol altındaydı.

Ve bunlar belli bir yasa çerçevesinde anayasal bir hak olarak kazanılmıştı ve bütün bu hizmetlerin karşılığında aldığı aylığın yüzde kırkını devlete veriyordu, kalan yüzde altmışın yaklaşık yüzde beşini de yine vergi olarak ödüyordu. Yani devlet bütün bu hizmetler karşılığında bir işçinin aylığının yarısını alıyordu.

Sağlık sorunu yine bu çerçevede bir sorun olarak bir işçinin önünde durmuyordu, tatil hakkı keza öyle, barınma sorunu ve benzeri bir çok sorun verilen mücadelerle azçok bir işçinin yaşamında sorun olmaktan çıkmıştı.

Geriye kalan yüzde elliyle yaşamını planlamaktı, onu da sınırlı bir ücretle de olsa azçok yapabiliyordu.

Bütün bu yukarıda saydıklarımızın oluşturduğu zeminde, Fransa işçi sınıfı çalışmak için yasama değil yaşamak için çalışma yeteneğine kavuşmuş bir gelişkinlik düzlemindedir.

Doksanların ortalarından itibaren ise sosyal hak gasplarına yönelik sistematik saldırıların ardı arkası kesilmedi. Bu saldırılar dönem dönem genel grev genel direniş hareketleriyle püskürtülse de kapitalist devlet yer yer geri adım atsa da sistematik saldırılar her seferinde vites büyüterek devam etti.

Fransa işçi sınıfı, Avrupa’nın diğer ülkelerine göre daha ileri sosyal hak kazanımlarına sahipti, ancak bu ücretlerin diğer ülkelere göre daha geri düzeyde olmasını örtüyordu.

2000’li yıllar itibariyle AB, hızlı bir şekilde sosyal hak gasplarına yöneldi. Almanya, İngiltere, Belçika’da olan sosyal kazanımları gasp etmeye yöneldiler. Almanya’da buna karşı güçlü eylemlikler yapılsada geri adım atırılamadı. Fransa’da 2003’te yapılan büyük öğrenci eylemlikleri ve sokak gösterileriyle Fransa’da saldırılar geri adım atmak zorunda kaldı, ama vaz geçmedi hemen hemen her yıl yeni paketlerle işçi sınıfının karşısına çıktılar. Eylemler grevler ve uzlaşılarla geçen yıllar işçi ve emekçilerin yaşamında küçük küçük ama yıllara yayıldığında sosyal kazanımların büyük bölümünü gasp ettiklerini rahatlıkla görebiliyorsun.

Artık çocuk yapmak isteyen bir aile on kez düşünmek zorunda, çünkü artık çocuğunun sağlık ve eğitimi ve kreş parası kesilen yüzde elinin içinden değil sana kalan yüzde elli ücretin içinden alınıyor.

En temel hak olan tatil hakkı hizmet endüstrisine dönüştürülmüş durumda, uçak bileti otel parası gasp edilen sahiller bir yanda, küçülen ücretler ve gaspedilen haklar, yükselen fiyatlar diğer yanda.

İşe girdiğinde bir genç artık iş sorunumu çözdüm bu sorunu arkama attım diyemiyor, çünkü çalışma performansı kariyer testleri ve benzeri baskıların kuşatması altına alınmış durumda. Ve daha da önemlisi seni çok basit bir nedenle işten atabilir patron. Patronlar bu hak ve yetkilere artık fazlaşıla sahip ve senin çalışma hakkını koruyan artık nerdeyse hiçbir yasa yok.

İş bulmak yetmez işte kalmak için de olağanüstü bir çaba göstermek zorundasın. Önceden okuma bir haktı ve yasal güvenceye kavuşturulmuştu ve okuyan öğrencinin belli bir burs ve barınma sorununu devlet karşılamakla yükümlüydü. Artık yurt sayısı çok sınırlı ve iki yıl üst üste sınıf geçmeyince otomotikman bu hakkını kaybediyorsun. Öğrenci sayısının nerdeyse onda biriyle sınırlı tutulan yurt sayısından sonra öğrenci gittiği şehirde fahiş kira paralarından dolayı barınma sorununu çözemeyince okulu bırakmak zorunda kalıyor. Ya da çok ağır koşularda çalışarak okumak zorunda kalıyor.

Bu eylemliklerde çokça bahsedilen temel dinamiklerini oluşturan küçük kasaba ve köylerde yaşayanlar, ya da sarı yeleklilerin deyimiyle “ötekileştirilenler”, aynı zamanda Fransa’da en müfazakar kesiminin de temel dinamiğini oluşturuyor. Ne oldu da bu sokağa çıkma ihtimali en son olacağı hesaplanan hatta sokağa çıkanlara karşı bir kontra dinamik olarak da yedeklendiği düşülünülen bu kesim beklenmedik anda beklenmedik biçimde gelenekselin ötesinde bir tepki gösterdi?

Yukarda bahsetiğimiz sosyal hakların gaspinin diğer bir ayağı da sanayi üretiminin ucuz işgücünün olduğu ülkelere doğru kayması. Avrupa çapında Almanya yı ayrı tutarsak özelikle de Fransa ve Belçika’da yaygın olan irili ufaklı fabrikalar ülke geneline serpiştirilmişti. Her küçük kasabada onlarca yüzlerce büyük fabrikaların yan sanayi üretim fabriklari görebilirdik. Küçük kasabaların etrafındaki köyler de buralara gelip çalışırlardı.

Bu fabrikaların yüzde sekseni daha ucuz iş gücünün oluduğu ülkelere göçtüler. Buradaki işsiz kalan insanların bir kısmı, daha genç olanları büyük şehirlere göç etti. Diğer kalanlarsa ailesinden kalan toprakla uğraşarak yaşamını sürdürmeye çalıştı.

Ancak toprakla uğraşırken de rahat bırakmadılar adeta kaptalist tekelin bir parçasına dönüşmüş bölge kooparatıfleri mahsulün ekiminden ürüne kadar herşeyi belirliyor ve tabi bu belirleme süreçlerinin bütün malıyietlerini köylülerin üzerine yıkıyor. Sonuçta kendi toprağında konum yitirmiş, taşeronlaşmış. Taşeron diyorum çünkü burda kendi mülkünse kurumsal şirket olarak yürütmek durumundaşın. Bu kurumsalığın da büyük bir maliyeti var buna her geçen gün eklenen mazot maliyetleri yeni vergilendirme sistemleri ve benzeri bir çok deli dumrul yöntemini de ekleyince köylüler de kendi toprağında köleleşmiş, taşeron işçileşmiş durumundalar. Bırakıp bir yere de gidemiyorlar ve her geçen gün ellerinde kalmış kalıntılardan fedakarlık yaparak yaşamaya çalışıyorlar.

Fransada son on yılda tatile gitme oranı yüzde kırk düşmüş ya da daha ucuz tatil tercihleri yapmak zorunda kalınıyor. Fransada şu an asgari ücret 1260 euro Pariste en küçük ev 600 eurodan başlıyor. En küçük derken evler her geçen gün küçülüyor şu anda en yaygın ev 25 metrekare. Stüdyo ev fiyatı en 600 euro buna elektrik telefon ve artık aylık ücret üzerinde alınacak vergi ve ulaşım parası, ev sigortası ekleyince 1000 euroyu geçiyor bir çok insan 1260 euroya ya da bilemedin 1500 euroya çalışıyor. Bir çok insan sadece giderleri ortaklaştırmak için birlikte yaşamak zorunda kalıyor.

Tekrardan 1 Aralık’a dönersek yaşamak için çalışan,bunun belli bir tadını da almış toplum yeniden çalışmak için yaşamak koşularına hızlı bir şekilde geri itilince bunun içerisin de uzun süredir bocalayan Fransa’daki geniş bir kesim çıkış bulamıyor. Bir kısmı artık dünya ölçeğinde iş arayarak Kanada, İsviçre ve İskandinavya ülkerinde iş aramaya başladı. Özellikle İsviçre sınırında yaşayan Fransızların büyük bir bölümü artık İsviçre’den iş arıyor ya da orada çalışıyor. Nice, Cannes, Manoco gibi sahil bölgelerinde gaspedilen sahillerde yapılan devasa hotel restoran ve benzeri eğlence merkezlerinde düşük ücrete güvencesiz mevsimlik uzun saatler çalışmak zorunda kalıyorlar.

Kendi doğduğu büyüdüğü topraklarda yüzyıllara dayanan mücedeleler sonucu elde edilmiş neredeyse bütün hakları gaspedilmiş bu da yetmezmiş gibi mazot ve benzin fiyalarına yapılan zamlar vergiler ve benzeri yasalarla eskisine göre çok daha zor koşularda çok daha az ücrete çalışmak zorunda kalanların ortaklaşan ve devasa boyutlara ulaşan sorunların ortaya çıkardığı sıkışmanın ortaklaşması ve sıkışmanın açığa çıkardığı patlama halinin sosyal iletişim araçları üzerinde hızlı bir şekilde merkezileşmesi ve özelikle çağrıcıların bu sefer gelenekselin dışında olması SENDİKA PARTİ ya da büyük kentlerin dışında küçük kasabalardakilerin başını çekmesi.

Jilet jeunes sarı yeleklerimizi giyerek kasabalarda geçen otobanları bloko edelim çağrısından ismini alıyor. Yol çalışanlarının ya da sürücülerin güvenlik amacıyla giydikleri yelek, otobanları keserek hem büyük kentlere seslerini duyarbileceklerini hem de yolları keserek bir şekilde üretimi durduracakları fikriyle seçilmiş bir sembol.

Fransa’da en etkili eylemin üretimi durdurarark yapılabileceği fikri herkes tarafından kabul görür. 2016 yılında başlayan genel grev eylemlerinde taşaron ve güvencesiz çalışmanın yaygınlığından kaynaklı üretimi tam durduramayınca özelikle Havre ve benzeri 30 bin işçinin çalıştığı büyük sanayi hafzalarında yollara devasa barikatlar kurarak fiili genel greve katılımı sağlamışlardı. Otobanlar ve petrol çıkışlarını bloke ederek de benzer eylemlerle grevin gücünü artırmışlardı.

O dönemki grevlere en az katılımı gösteren bugün jilet jounes eylemlerine katılanlarda bugünün bilinç mayalanması da o dönemde oluşmuş. 2016 grevlerinde, sendikaları da aşan 21 nci yüzyılın yeni mücadele yol ve yöntemlerini de içinde barındıran sekiz aylık genel grevler ve sokak gösterileri sürecinde. Fransada işçi sınıfı kazansın yada kaybetsin artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak bu yeni mücadele zeminini açığa çıkaran grev ve direnişler bugünün de zeminini oluşturdu.

Sarı yelekliler kim sorusuna cevabımız küçük mülk, vasıf, satülerini kaybetmekte olan küçük burjuvaziden, göçmenlere öğrencilerden işsizlere işsizlerden kadınlara yaşlılara küçük esnafa kadar, kısacası tekelci kapitalizmin bütün sömürdükleri, soydukları, ezdikleri, yıktıklarının ortak sembolüdür sarı yelekler. Sendika ve sol partilerin bütün engellemerine rağmen Fransa işçi sınıfınının geleneksel öncü dinamiklerinden, son üç yılın grev ve direnişlerin merkezinde olan demir yolu işçileri ve diğer işçi kesimleri de 1 Aralık’tan itibaren eyleme katılmaya başladı.

Güvencesiz işçi öğrenciler ve en altakilerin katılımıyla son 20 yılın ortaya çıkardığı yıkımın enkazından çıkmak isteyenlerin de sokağa dahil olmasıyla gerici ırkçı partiler ya da sosyal şoven sol yüksek perdeden nutuk atarak nemalanmak isteyenlerin de hayalerini kursağında bırakmıştır.

Marie Lepen geçen haftaki eylemlerden önce kasabalarda küçük tepkileri örgütlenmesine on ayak olduklarını söyleyerek konuşmalar yaparken sarı yelekliler Champ-elişyı işgal edip her tarafı savaş alanına çevirip devlet öteritesine çizik atınca Marie Lepen doksan derece dönüş yaparak içişleri bakanını suçlayarak neden oraya çıkmalarına izin verdiniz diye şikayet etti.

Eylemler Paris ve kent merkezlerini belirleyince sınıfsal zeminine oturmaya doğru da hızlı bir gelişme gerçekleşiyor.

Fransa’daki sınıf mücadelesinin birikim ve etkisi de eklenince hızla kendi sınıfsal zeminine ilerlerken diğer sistem içi bulanık etkilerini de daha aza indirgiyor ya da belirleyen olmaktan çıkarıyor.

Dünkü eylemlerin sonucunu değerlendirirken herkes bir konuda daha ortaklaştı: Bu bir iç savaş ilanı.

Dün bu eylemler sırasında yaklaşık 1000 km yolculuk yaptım bu sırada 5 ayrı otobanda saatlerce barikat önlerinde bekledik ben ilk kez bu kadar geniş bir kesimin bu kadar sert eylemler yapmalarına rağmen eylemlere açıktan destek verdiklerini gördüm. Sarı yelek bulup giyenlerden sarı bezleri arabasına asana kornalarıyla eylemcileri selamlıyanına kadar geniş bir desteğe sahip. Fransa çapında yapılan kamoyu yoklamalarında yüzde yetmiş beş desteğe sahipler. 2O16 grevleri başlarken bu destek yüzde altmış ikiydi.

Peki nasıl örgütleniyor, bu en çok sorulan sorulardan biri. Sorunun cevabı herkesin kendi yaşamında ve yeni ilişki kuruş biçiminde saklı. Eskiden iletişim araçları sınırlıyken insanlar çeşitli dernek sendika parti düğün eğlence mekanlarında ya da çalıştığı ortam ya da mahallelerde kuaför kafe ve benzeri ortak kulanım alanlarında ortak iletişim ve etkileşim kurarlardı. Bu büyük oranda çözülmüş durumda. Özellikle Avrupa’da bu bireylere doğru alabildiğine çözlülmüş durumda. Hatta yerini yanlızlaşma almış durumda ve insanlar bireye doğru çözülüp yanlızlaşırken sorunlara karşı daha edilgen ve daha çaresizleşiyor. Bu durum psikolojik destek yaşam koçu ve benzeri ihtiyaçlarla giderilmeye çalışılıyor.

Ama aynı zamanda iletişim ve ulaşım araçlarının gelişip yaygınlaşması sorun odaklı arayışlarda sosyal medya üzerinden hem çok hızlı çözüm üreten ortamlar bulunabiliyor hem de bağlayıcılığının sınırlı olması, esnekliği, dinamizmi ile çok hızlı gelişebiliyor. Bir kişi bir çok sosyal ağ içinde kendini aynı anda ifade edebiliyor. Bir yanda iş mahalle bulunduğu aile ilişkilerine alabildiğine yabancışan diğer yanda sosyal ağlar üzerinde çok daha devasa ağlar içerisinde kendisini yeniden üretebiliyor. Orada hızlı sorun da üretebiliyor ama bu devasa ortak kolektif aklın ortaklaştığı ağlar sorunlara hepbirlikte çözüm de üretebiliyor.

Küçük şehirlerde facebook ve benzeri ağlarda jilet jeune eylemliklerine dahil olanlar için şehir merkezinde bir kafe öneriliyor birbirini tanımayan bir sürü insan gelip burada doğal komiteler kurup neler yapacaklarını karar altına alabiliyor.

Çok uzatmadan başlığa geri dönelim. Fransada her yıl 1 Aralıkta caddelere önceden aşılmış ışıklar 1 Aralık’ta yakılarak bir aylığına bütün sokakları AVM’ye çevirirler herkes harıl harıl, çözülmüş aileyi yaşatmak için 24 Aralık’ta aile büyüklerinin evinde toplanır ve herkes birbirine aldığı hediyeleri yarıştırır. Bu yarışta eniyi olabilmek için bir ay boyunca hediyelik eşya arar, herkes bütçelerini bu hediye için zorlar, ışıklar kısacası 1 Aralık’ta kapitalistler için yanar. Bu yıl herkes o gün devasa vitrinle ağaç ve demirden parmaklıklar yaparak başladı, bu bile tek başına anti kapitalisti.

İşçi sınıfı bu eylemlerin neresinde sorusu da çokça soruluyor. Harekette çok baskın bir kesim halen yok, aslında Fransa çapında köylüler ağırlıklı başladı ancak bir Aralık itibariyle ve kent merkezlerinin işgaline yönelince doğal olarak kentlerde yoğunlaşan genç dinamikler eylemde ağırlığı oluşturmaya başladı. 1 Aralık eylemlerine ağırlıklı katılım işçilerden demir yolu işçileri petrol rafinerilerinde çalışan işçiler ve Havre bölgesinde nükleer santral ve liman işçileri metal sektöründen katılımlar oldu.

Fransa’da gerçekleşen sarı yelek hareketi Belçika’da kısa sürede karşılığını buldu. Belçika sokakları da Parisi aratmıyor özelikle Brüksel’de yoğunlaşan eylemlerin talepleri ve hareket tarzı benzer durumda.

Bu hareket karşısında sol donma halinden çıkarak sürece dahil olmaya başlıyor. Bu da hareketin sınıfsal zemininin gelişmesinde bir rol oynayacaktır. Bu tarihsel hareket, onu elinin tersiyle itip bir adım önünü dahi göremeyen anarşist guruplara terk edilemiyecek kadar ciddi ve hayatı bir olanak ve mücadeledir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*