Anasayfa » DÜNYA » Fransa’da Macron operasyonu ve sınıf mücadelesi

Fransa’da Macron operasyonu ve sınıf mücadelesi

Kim bu Emmanuel Macron? Özel kilise okularında yetişti. Kariyerinin bekasının sermayenin ihtiyaçlarına cevap olmaktan geçtiğini bilince çıkarıverdi ve siyaset bilimini okuduktan sonra memur olarak çalışmaya başladı. Uluslar arası finans kapitalin gözüne girmeyi sonunda başardı.

Ve hızlı bir şekilde banka sermayesinin işbitirici pazarlamacısı olarak boy göstermeye başlar. 2011 yılındaki seçimlerde büyük vaatlerle gelen Holande ilk gülü finans kapitale attı. Küresel mali oligarklardan Rotchilde bankasında göz dolduran, Emmanuel Macron, paraşütle önce Hollande’ın danışmanı ardından da Maliye Bakanı oluverdi. Macron bir gün hükümet/parlamento toplantısındaysa, diğer gün soluğu MEDEF (Fransa’nın TÜSİAD’ı, büyük mali sermaye patronları federasyonu) toplantısında alıyordu.

2015 Macron yasaları diye adlandırılan, çalışma saatlerinin esnetilmesinden tutun da pazar ve bayramların çalışma günlerine dahil edilmesi, hatta 2016 yılında El Khormi yasaları diye adlandırılan işyasalarında yeni neoliberal despotik düzenlemelerin arka planında Macron’un imzası vardı. Hollande yönetiminde mali oligarşik sermaye gruplarının dolaysız volan kayışı olarak “yaptıkları başkan olarak da yapacaklarinin teminatıdır”.

Peki nasıl oldu da gelecek stratejisi, Fransa işçi sınıfı ve gençlerinin soluklu direniş ve tepkilerine neden olan büyük sermayenin neoliberal saldırganlığı artırma programına bağlanan Macron Cumhurbaşkanı seçildi? Paris’te Macron’un en çok oy aldığı semtlere bakarsak, AB mali oligarşisi, Fransa büyük burjuvazisinin tam desteğini alan, Macron’un üst ve orta sınıfların ağırlıkta olduğu bolgelerden oy aldığını görürüz. Kriz koşullarında konum kaybetme korkusu ve elindeki sermaye veya sermaye gibi görülen vasıf ve işlerini koruma güdüsü ile birlikte, geleneksel “merkez” düzen partilerinin iç operasyonlarla etkisizlestirilmesi ve zaten saldırı paketlerinin uygulayıcısı olan bu partilerin kitlelerin gözünde artan ölçüde itibarsızlaşmasıyla oluşturulan zeminde yükseldi Macron.

Gercek oy oranı yüzde yirmileri geçmiyor. Toplumun yüzde 36’sı sandığa gitmedi. Oy hakkı tanınmayan 10 milyona yakın göçmen yine hiçe sayıldı. Ve tabii beylik neoliberalizm/neofaşizm kıskacıyla, “ırkçı parti büyüyor, iktidara yürüyor, durdurmak icin Macron’a oy verin!” kampanyalarına, ilk turda yüzde 20’ye yakın oy almış sosyal liberal popülizmin adayı Melanchon’un da canı gönülden desteğiyle, daha fazla neoliberalizm daha az demokrasinin yaşlı bebeği sezeryanla dunyaya getirildi. Onu söylendiği gibi “halk” seçmedi, başından sonuna kolay bir siyaset mühendisliğiyle, onu Maliye/MEDEF bakanlığından alıp biraz sokaklarda “hareket -miş” gibi beyaz yaka popülizmi yaptığı biçimde gezdirip, başkanlık sarayına atayan AB ve Almanya mali oligarşisinin de tam desteğiyle Fransa tekelci oligarşik burjuvazisi oldu.

Fransa’daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gerçekleşen bu ilk de, bu yeni dönemin habercisi aynı zamanda. İlk kez küresel ve Avrupa mali oligarşisi, Fransa seçimlerine aleni ve dolaysız biçimde müdahale etti, Macron’a resmi destek verdi. Macron, önceden belli seçim sonuçlarından sonra balkona, pardon kürsüye geldiğinde, lafı hiç gevelemeden, küresel ve AB sermayesiyle uyumlu çalışacağını, Fransa’nın çıkarlarının küresel ve AB çıkarıyla iç içe geçmiş olduğunu, AB ve benzeri mali oligarşik birlik ve anlaşmaları geliştirerek devam ettireceğini açıktan deklare etti. Avrupa’da da yükseliş içindeki milliyetçi-muhafazakar havayı böylece kısmen bloke ederek, neoliberal teknokrasiye tam gaz devam dediler.

Peki Macron isçi sınıfının tarihsel mücadele kazanımlarını pervasızca gasp ederek yükselirken Fransa solu neredeydi ne yapıyordu? Fransa isçi sınıfı, vites büyüten neoliberal saldırılar, yükselen milliyetçi-muhafazakarlık, OHAL, göçmen krizi gibi ağırlaşan koşullara karşın, son iki yıldır oldukça güçlü ve soluklu direniş azmi gösterdi. Ancak gerek Fransa işçi sınıfının direnişçilik sınırlarını aşamaması, ufku parlementerizm ile sınırlanmış ve Macronlara koltuk çıkmaya kadar gerileyip gelecek perspektifi cüceleşmiş parti ve örgütlerin daralan sosyal haklari ve çürüyen burjuva demokrasisini korumakla sınırlı mücadeleleri ve direnişçi bir sendikayi aşmayan CGT toplamda, işçi sınıfının sistemden kopuş dinamiklerini de boğmuş oluyorlar.

Seçim sürecinde belli bir çaba gösteren “sol cephe” ve troçkist partiler epey ilgi görmelerine rağmen, özellikle troçkistler yine hayal kırıklığına uğradılar.Buna dair kamuoyu araştırmaları, kitlelerin solun eleştirilerini haklı bulduğunu, ancak gelecek programlarını güvenilir bulmadığını gösteriyor. İşçi sınıfına, kadınlara, gençlere, göçmenlere yeni bir yaşam ufku, heyecanı ve mücadelesi sunma yetisinden yoksunlar.

Fransa’da isci sınıfı, önümüzdeki süreçte iki eğilimin mücadelesine gebe. Birincisi, küreselleşme ve AB’ye sözde karşıtlık içindeki “altıncı Cumhuriyet” ve benzeri isci sinifi içine yuvalanmış ulusalcı sol. İkincisi daha güçlü bir eğilim olarak, 2016 grev, direniş ve toplantılarında kendini hissettiren işçi sınıfının yeni bileşen ve dinamikleri. Bu dinamikler taban inisiyatifi ve örgütlendirmelerini güçlendirmeye, enternasyonalist proletarya düşüncesine daha açık. Bu dinamikler aslında yalnızca Fransa’da değil, Yunanistan, İtalya, İspanya, Brezilya ve pek çok ülkede var. Bir yandan neoliberalizmin kırılganlaştığı halde küresel planda eşgüdümlü köklenmeye devam etmesi, sistemin daha fazla neoliberal kapitalist sosyal yıkım programları ile milliyetçi-muhafazakarlık kıskacı dışında bir vaadinin olmaması, burjuva demokrasisinin artan kriz ve çürümesi, parlamenterist beklentiler ve meşruiyetin azalması, bir çok ülkede yaşanan işçi direnişi dalgaları ve Gezi tarzı isyan ve direnişlerin birikim ve dinamikleri, bu zemini geliştiriyor.

Fransa Devrimci Proletarya

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*