Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Fransa’da Genel Grev

Fransa’da Genel Grev

 

Fransa’da 2016 yılından bu yana başlayan ve gelişen, yeni çalışma yasasına karşı grev ve gösteriler işçi sınıfı ve onun öncüleri açısından sadece bu yeni yasanın geri çektirilmesi niyetini aştı. Bir çok alanda taşları yerinden oynattı. Sadece burjuvaziyi sarsmakla kalmayarak, statik olan ne varsa önemli bir sarsıntı dalgası yaratmış olup her birimizi yeni durum içerisinde yeni gözle bakmaya ve düşünmeye zorladı. Gerçi bu durumun Türkiyeli hareketler ve göçmen kitlesi üzerinde çok bir etkisi olduğunu söyleyemeyiz; değişmeme, yeninin içinden düşünmeme konusunda kararlılar, yapacak bir şey yok!

2016′ daki gösteriler hem militanlık hem de yaygınlık açısından oldukça güçlüydü. Hükümete somut geri adımlar attıramasa da, “sosyalist parti”yi tarihin çöplüğüne göndermeyi başardı. Önceki dönemde %52 oy oranıyla iktidara gelen Hollande ve onun partisi, %6 gibi bir oranla yerle bir oldu. 2017 yılındaki seçim süreci, her ne kadar perdelenmeye çalışılsa da, 2016′ da devam eden grevler, gösteriler ve bunların yarattığı gerilimin gölgesinde gerçekleşti. Uluslararası tekellerin desteğini arkasına alarak bu gerilim ve yıkıntının içinden sıyrılarak çıkan Macron burjuva meşruiyetini bile yakalayamadan %48 lik katılımın olduğu bir ortamda %50 küsürlük oy alarak burjuvazinin programının yeni yürütücüsü olmayı “başardı”. Yani %25 gibi bir oy oranıyla burjuvazinin yeni temsilcisi oldu. İktidara gelir gelmez ilk icraatı işçi sınıfının çalışma haklarına saldırı oldu. Yeni çalışma yasası adı altında, işçi sınıfının örgütlü gücünden gelen kazanımlarına direk yöneldi. Gün geçmiyor ki işçi sınıfıyla ilgili bir açıklama yapmasın. Yunanistan ziyaretinde bir taşla iki kuş vurmaya çalıştı, işçi sınıfının tembel olduğunu vurgularken bir yandan da Yunanistan’ın bu duruma gelmesinin işçi sınıfının tembel olmasından kaynaklandığını vurguladı. Bu açıklamayı yaparken diğer tarafta Fransa işçi sınıfının da kazanılmış hakların arkasına saklanarak çalışmadığından, üretmediğinden dem vurarak saldırıların devam edeceği mesajını da verdi. Bir yandan sendikaların yeniden yapılandırılması gereğinden bahsediyor diğer yandan da sokak eylemlerinin demokrasi karşıtı olduğu söylenen bir ülkenin sokak gösterileri tehdidi altında yönetilemiyeceğini söylüyor ve buna benzer onlarca şey söylüyor, söylettiriliyor. Ancak bu süreçte işçi sınıfı ve onun öncüleri de boş durmuyor, harıl harıl çalışıyorlar. Metrolarda, tren garlarında, fabrikalarda bildirilerle, sokak afişleriyle, televziyonlarda, radyolarda… aklınıza gelecek her yerde neoliberal saldırıları teşhir ediyorlar. Tüm işçi sınıfı sokaklara çağrılıyor. 12 Eylül’de başlayan genel grev ve sokak gösterilerine yaklaşık olarak 400 bin kişi katıldı. Bu katılım oranı henüz üniversitelerin açılmamış ve tatilin rehaveti hala insanların üzerinde olmasına karşılık ileri bir başlangıçtı. 21 Eylül’ de yapılan gösterilerde de yine azımsanmayacak bir katılım gerçekleşti. 24 Eylül’de de sol örgüt, parti ve sendikalar da ortak bir gösteri düzenleyecekler. 500 bin kişinin üzerinde bir katılım bekleniyor. 25 Eylül sabahı Transport Sendikası Fransa genelinde sabah saat 06.00’dan itibaren şehirlerin giriş ve çıkışlarını bloke edecekler ve doğalında genel grev olacak. 12 Eylül’deki grevde de Transport Sendikası benzer bir eylem yapmıştı; Paris ve başkaca büyük şehirlerde kilometrelerce kuyruk oluşmuştu. Buna benzer onlarca blokaj eylemi gerçekleşiyor, bu eylemliklere ilaveten önümüzdeki günlerde okul işgalleri ve benzeri blokaj eylemleriyle devam edilecek.

Nedir bu xxxL dedikleri?

xxxL diye adlandırılan yasa bizim torba yasa olarak adlandırdığımız biçimle benzerlik taşıyor. Her şeyi bir torba içinde önümüze koyuyorlar ve bir iki ufak olumlu yanı da sakız gibi çiğneyip duruyorlar. Asıl olanı geçirmeye çalışıyorlar, asıl olan nedir peki? Asıl olan işçi sınıfının savunma mekanizmalarını devre dışı bırakan yasaları geçirmek ve ulusal bazda yapılan anlaşmaları kaldırarak, sendikaları fiilen gereksiz, işlevsiz birer yapıya dönüştürmekten ibaret. Toplu sözleşmeleri kaldırarak, işçinin işyeri ile birey olarak sözleşme imzalamasının önünü açarak, sadece sendikayı ortadan kaldırmayı değil, işçi sınıfının örgütlülükten gelen, gelecek olan bütün haklarını da gasp etmeyi hedefliyorlar. İşyerlerinde sendika işyeri temsilcisi gibi kadrolara yeni yasada yer yok. İşten çıkarma yasallaştırılarak, tazminat hakkı sınırlanıyor ve serbest çalıştırma patronlar lehine güvence altına alınıyor. Nedir serbest çalışma? Özellikle hizmet sektöründe sezonluk anlaşmalar (ihtiyaca göre anlaşmalar diyelim; örneğin sabah 3 saatlik ihtiyaç var, öğleden sonra 3 saat. Patron bu saat dilimlerini istediği gibi bölme hakkına sahip) bu çalışma tanımına girebilir. Bu yeni çalışma yasası ile patronlara buna benzer onlarca alavere dalavere yapma yetkisi sunuluyor. Zaten fiilen bu biçimde çalıştırılan göçmenlerin koşullarına meşruiyet kazandırılarak bu çalışma biçimi toplumun geneline kabul ettirilmek isteniyor. İşçi sınıfı, ya kendi geleceğini bu saldırıları püskürterek yeniden inşaa edecek ya da uzun süredir hantallaşan gövdesinin ağır yükü altında kazanmış olduğu hakları da yitirecek!

Fransa işçi sınıfı bu zorlu mücadele sürecine girerken, stratejik bir bilinç ve bu bilincin örgütünden yoksun olmanın dez avantajlarını yaşadı, yaşıyor ve görünen o ki; önümüzdeki zorlu grev, gösteri süreçlerinde de yaşamaya devam edecek. Eylemlerde tek tek incelediğimiz pankart ve dovizlerde sınıfsal bir duruş sorunlu da olsa bir sınıf perspektifinden söz edebiliriz bu olumlu görülmekle birlikte sistemi yıkma hedefi ile birlikte yeni bir sisteme geçişi içeren bir söylem maalesef henüz görülmüyor. Neredeyse herkes ağızbirliği etmişçesine kapitalizm karşıtlığına dem vuran söylemlere döviz ve pankartında yer vermiyor. Kapitalizm karşıtlığı anarşistlere bırakılmış, onlarında perspektifinde yıkmak yok, dağıtmak var. Görünen o ki; bir süre daha mücadelenin seyri böyle ilerleyecek. Tüm bu tabloya rağmen Fransa işçi sınıfı 21. yüzyılın sınıf mücadelesinin tohumlarının filizlendiği yer, kökleri derinlerde olan bu filiz bütün sınıfsal felaketlere rağmen ilk baharını 2016’da yaşadı. 21. yüzyılın cemresi toprağa düşmüştür. O’nu büyütüp yeşerttikçe üzerimize çöken bu boğucu grilikte yerini yeşilin doğallığına bırakacaktır. Bulunduğumuz her yerde işçi sınıfının mücadelesini merkeze alan, üretimden gelen gücü arkamıza alarak sokağa çıkmanın mücadelesine hazırlanmalıyız.

Devrimci Proletarya/ Paris

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*