Anasayfa » DÜNYA » Fransa’da Genel Grev Değerlendirmesi 2

Fransa’da Genel Grev Değerlendirmesi 2

Devrimci Proletarya olarak röpartajımızın ikinci bölümüne Cem Akbalıkla devam ediyoruz. Cem Akbalık Fransa’da on yıl önce gercekleşen ögrenci grevlerinde yer alan ve eylemlerin strasbourg bölgesindeki önemli aktörlerinden biriydi. Devletin geri çekmek zorunda kaldığı paketin de bir devamı özeliğini taşıdığı için röportajımızın ikinci bölümünü Cem e ayırdık .

DP : 9 Mart’taki grevi bize açıklar mısın ?

C.Akbalık : 9 Mart grevi çalışma, istihdam, Mesleki Formasyon ve Sosyal Diyalog Bakanı Myriam El Khomri’nin hazırladıgı yeni çalışma yasası tasarısının iptal edilmesi için yapılacak. Sendikalar, ögrenciler, öğretmenler, devrimci ve anarşist gruplar EL Khomri adı verilen bu yasa tasarısının, bırakın işsizliği azaltmasını (El Khomri’nin iddiası bu yönde), bu yasanın uygulanması durumunda, prekaritenin giderek yaygınlaşıp kurumsallaşacağını, işsizliğin giderek artacağını ve esnek üretim tarzının bu yasalarla meşrulaştırılacağını düşündükleri için genel grev çağrısı yaptılar.

Ama hemen belirtmeliyim ki, her zaman oldugu gibi, sendikaların hepsi bu konuda hem fikir değil. CFDT, CFTC gibi bazı sendikalar şimdiden genel grev yapmak yerine yasada bazı düzenlemelerle geçiştirmek istiyorlar.

DP: Kimler karar aldı, nasıl bir katılım bekliyorsunuz ?

C.Akbalık: Biraz önce söyledigim gibi, birçok sendika, Yeni Parti Antikapitalist Parti, Sol Cephe, İsçi Mücadelesi, Anarşist Federasyonu, Devrimci Anarşist Hareket, vb. birçok devrimci ve anarşist grubun yanı sıra, başta gençler olmak üzere, toplumun her kesiminden insanlar bu yasaya tepki gösteriyor ve 9 Mart’ta greve gideceklerini söylüyorlar. Örnek vermek gerekirse, yasanın iptali için internette başlatılan imza kampanyası bir haftadan az bir sürede bir milyonu aştı.

Liseliler ve ögrenciler 9 Mart’ta üniversitelerde ders yaptırmama ve kitlesel bir şekilde yürüyüşe katılmak için çağrılarda bulundular. François Hollande ve sosyalist hükümet, tıpkı kendisinden önceki sağcı hükümetler gibi neoliberal politikalar uygulamaktan geri kalmamış, hatta bunu sağcı hükümetlerden daha iyi ve etkili yapmıştır. Irkçı ve radikal sağın yükselmesiyle korkutulan sendikalar da daha kötünün iktidara gelmesinden korktukları için « sosyalist hükümete » karşı çok pasif davranıyorlar.

Sendika yöneticilerinin bu tavrı kendi üyeleri tarafından da eleştiriliyor ve 9 Mart grevi ile ilgili sendika yönetiminden çok değişik iş kollarının yerel sendikalarının baskısıyla yapıldığını belirtmek lazım. Bu konuda son bir şey daha söylemek isterim. Bu sabah gazetelerde okudum, yapılan bir ankete göre, Fransa’da her üç kişiden ikisi Fransa’da gençlerin giderek radikalleştiğini ve toplumsal bir patlamaya doğru gidildiğini düşünüyor. Ve 9 Mart grevinin bu radikalleşmede bir kopuş yaratma « tehlikesine » vurgu yapıyorlar.

DP: Çıkacak yasalar neleri getiriyor, ya da neleri götürüyor ?

C.Akbalik: Öncelikle şunu söylemek istiyorum : Bu yasalar prekariteyi ve esnek çalışma tarzını yaygınlaştırarak bugüne kadar mücadelelerle kazanılan hakları birer birer elimizden almayı öngörüyor. Yasaların içeriğine geçmeden önce bazı tarihsel hatırlatmalarda bulunmak istiyorum. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra elde edilen ve Kapital ile Emek arasındaki uzlaşmayla biten fordist-keynezien modelin 1970’li yıllarda krize girmesinden sonra, 1930’lı yıllarda, üniversitelerde ekonomistler tarafından tartışılmaya ve oluşturulmaya başlanan neo-liberalizmin Hayekçi versiyonu, bu kriz fırsat bilinerek uygulanmaya başladı.

Şili, darbeden sonra, neoliberal politikaların uygulandıgı ilk ülke, hatta laboratuvar oldugu söylenir hep. 1979-1980’de Margaret Thetcher ve Ronald Regan’in iktidara gelmesiyle birlikte dünya genelinde neoliberalizm giderek hegemonik küresel bir model olmaya başladı. SSCB’nin yıkılmasından sonra da açık bir şekilde zaferini ilan etti. Bu sürecin Türkye’de de 24 Ocak Kararları ile başlayıp, bu kararların uygulanması için de 1980 askeri darbesinin düzenlendigini, o dönemler güçlü olan işci hareketi ve devrimci muhalefet engeli bertaraf edildikten sonra da Türkiye ekonomisinin transnasyonal kapitalin ihtiyaçlari dogrultusunda yeniden düzenlendigini hatırlatmak isterim.
Fransa’da prekaritenin giderek yaygınlasmasına dair ilk aklima gelen 1972’deki interimlerin yasalaşması, CDD (sınırlı bir süre için imzalanan kontrat) adı verilen iş sözleşmesinin yürürlüge girmesi ve en son 2006’da CPE (İlk İş Sözleşmesi) adı verilen yasanın yürürlüge girmesi ve yapılan üniversité işgallerinden sonra bu yasanın durdurulması ve iptal edilmesiyle sonuçlanan yasaları örnek verebilirim.

DP: Yasa neyi öngörüyor ?

C.Akbalık: Yeni çalişma yasası tasarısından birkaç örnek vererek bu sorunuzu cevaplamaya çalışacagım. Yürürlükte olan yasaya göre günde on saatten fazla çalıstırmak yasakken, yeni çalışma yasasına göre bu süre oniki saat olacak, meslek okullarında okuyan ve reşit olmayan çocuklar da oniki saate kadar çalışabilecek, işverenin çalışanları işten atması daha da kolaylaşacak, haftalık çalişma saati daha da uzayacak, iş koşulları ağırlaşarak çalışanlar daha az ücretle daha fazla çalısmaya mecbur bırakılacaklar. Yasa genel anlamda çalışanların çalışma koşullarını sosyal ve sendikal haklarını bütünüyle yeniden düzenliyor. Ve bu düzenleme de çalışanların aleyhine oldugu için Fransızların %70’i bu yasa tasarısına sıcak bakmıyor. Yeni çalışma yasasına karşı çıkan sendikalar, bu yasanın patronlar tarafından çalışanlara empoze edildigini düşünüyor ve grev çağrısında bulunuyor.

DP: Bu grev öncesi ne tür hazırlıkar yapıldı bilginiz var mı, varsa bizimle paylaşır mısınız ?

C.Akbalık: Bildigim kadarıyla, bugün itibarıyla 160 fazla il ve ilçede protesto yürüyüşleri gerçekleştirilecek. Kamu sektöründe çok büyük bir katılım beklenirken, özel sektörde çalışanların aktif katılması için de sendikalar büyük bir çalışma içindeler. Üniversiteler ve liseler on gün öncesinden afişler, toplantılar, çağrılar yaparak 9 Mart ve sonrasına hazırlanıyorlar.

DP: Sistem bu yasalarla neyi amaçlıyor ?

C.Akbalık: Sistemin bu yasalarla neyi amaçladığını aslında biraz önce kısmen dile getirdim. Ama tekrar özetlemek gerekirse, şunları söylebilirim : Her şeyden önce bu yeni çalışma yasa tasarısı sadece Fransa ile ilgili sınırlı değil. Örgütlü, sınıf bilincine sahip kapitalist sınıfların, örgütsüz, sınıf bilincinden yoksun, dağınık, kendi sınıflsal çıkarları için mücadele etmek yerine etnisite ve din eksenli kimlik mücadelelerinde enerjisi tükenmiş çalışanlara karşı yürütükleri bir sınıf savaşıdır. Kısacası yaşanan sınıflar mücadelesinin ta kendisidir. Adını koymak lazım. Kapitalistler, bu yasayla prekaryayı ve esnek üretim tarzını kurumsallaştırak sermayenin kendini yeniden üretmesini sağlamak istiyorlar. Ama bunu sadece ekonomik anlamda düsünmemek lazım çünkü neoliberal kapitalizm sadece ekonomik bir model degil, toplumsal bir modeldir. Toplumun her alanını ve bireyi yeniden dizayn etmeyi on görür. Bu anlamda neoliberal kapitalizmin karşısına alternatif bir toplum projesiyle çıkmak lazım. Yeni mücadele tarzları geliştirmek, grupçuluktan kurtulmak ve genel anlamda demokrasi, adalet ve özgürlük mücadelesini reddetmeden sınıf eksenli bir mücadele hattı inşaa ederek kapitalistlere karşı bir mücadele hattı geliştirmek lazım. Transnasyonal kapitale karşı verilecek bu mücadelenin de ulusal parametrelerle yürütülemeyecegi aşıkardır. Yani mücadele enternasyonal olmak zorundadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*