Anasayfa » GÜNDEM » Fransa genel grev ve direnişi: Bir ilk değerlendirme

Fransa genel grev ve direnişi: Bir ilk değerlendirme

Fransa’da 5 Aralık’ta başlayan genel greve yaklaşık üç aylık bir hazırlık yapılmıştı.

Bu hazırlıkla birlikte, 5 Aralık’ta, demir yolarında greve yüzde doksan yedi gibi bir katılım gerçekleşti. Yine metrolarda, metro 14 ve metro 1 hariç bütün metro ve RER hatları greve katıldı. Bu iki metroda konduktörsüs (şoförsüz otamatik) metrolardı. Şehiriçi otobüslerde katılım yüzde seksendi, yine ögretmenler ve okul çalışanları yüzde seksen bir katılım gösterdi. Hastanelerde doktor, hemşire ve diğer sağlık işçileri yüzde doksan katılım gösterdi. Opera ve bale saanatçıları yüzde yüz bir katılımla grevdeki yerini aldı. Havayolu yüzde yetmişle en az katılımı gösteren sektör oldu. Özel sektörde de 5 Aralık grevine yüzde seksene yakın bir katılım oldu. Ve ulaşımın etkili katılımıyla Fransa’da “prekarya” denilen güvencesiz işçiler de greve dogal katılım göstermiş oldu.

Greve bu yüksek katılım özelikle büyük kentlerde yaşamı durdurdu. Fransa’da son 30 yılın en etkili genel grevi gerçekleştirildi. Bunun sokaklara yansıması ulaşım zorluklarına ragmen iki milyon kişiyi buldu. Güçlü biçimde, üretimi ulaşım ve tüketimi aynı anda durduran bu genel grevin sokaklara yansıması da görkemliydi. Başta Paris olmak üzere gün boyu çatışmalar yaşandı. Ama akşam geç saat olmasına ragmen işçiler hedefledikleri noktalara ulaşmadan alanı terk etmediler.

5 Aralık akşamı devlet bu kadar yüksek katılım beklemediklerini itiraf ederken arkasında bu paketi geçirmekte kararlı oldukarını da yinelemeyi ihmal etmedi. Grev beş gün boyunca yukarıda saydıgımız sektörler içinde özel sektör hariç ciddi bir kayıp verilmeden devam etti.

Cuma günü kapitalist devlet iktidarıyla yapılan görüşmelerde sonuç alınamayınca greve devam kararı alındı. Grev 21 Aralık’a kadar etkili bir şekilde devam etti. Bu süre içinde 11 Aralık ve 19 Aralık’ta Fransa çapında bir buçuk milyona varan katılımlarla çoşkulu ve kararlı gösteriler gerçekleşti.

Kapitalist devletin stratejisi 15 günlük Noel tatilinde bu grevi boğarak bitiremese de etkisizleştirmeyi hedefledi. Yoğun bir anti-grev faaliyeti yürütüldü.

Buna karşı demir yoları ve metro işçileri bizzat grev komitelerinde tartışarak aldıkları greve devam kararıyla burjuva devletin bu hamlesini boşa çıkardılar. Grevi demir yolları ve metrolarda ciddi kayıp vermeden yeni yıla taşımayı başardılar.

Ancak diger sektörlerde opera ve bale sanatçıları hariç aynı şeyi söyleyemeyiz. Süresiz genel grev yerini doğallğında demir yolları, metro ve otobüs işçilerinin süresiz grevine dönüştü ve haftanın bir günüyle genelleştirilmeye çalışıldı. Sokak gösterileri ve blokajlarla grev güçlendirilmeye çalışıldı.

Bu paketten önce ön paketlerle iki yıldır sektörel düzlemde yıkıcı bir dönüşüm süreci kaldığı yerden devam ediyordu. Hastaneler, eğitim sektörü ve demir yollarında, üniverstelerde ve benzer bir çok alanda küresel sermayenin ihtiyaçları temelinde herşey dönüşüme tabi tutuluyordu. Buna karşı demir yollarında altı aya aşkın süren grevler, keza hastanelerde aylarca süren grevler gerçekleştirildi, ögretmenler keza grev ve gösterilerle saldırıları püskürtmeye çalıştılar. Ancak her sektöre yapılan saldırı diger sektörlerle birleştirilemedi ve herkes bu kapsamlı saldırıyı ve yıkıcı sonuçlarını yalnız göğüslemek zorunda kaldı.

Henüz bu saldırıların yıkıcı sonuçlarından kurtulamamışken bu emeklilik yasası tasarısı dayatıldı. Herkesi kesen özelikle emeklilik yaşının 62 den 64 de çıkarılması maddesiydi. Kapitalist devlet bunda şimdilik geri adım atmak zorunda kaldı. Bu yasada bile uzun süre ayak diredi.

Peki neden bu pakete en etkili karşı koyuş demir yolu ve metro işçilerinden geldi? Çünkü bu paketin stratejik olarak hedefe çaktığı demir yolu işçileri, Opera ve bale sanatçılarıydı. 42 farklı emeklilik biçimi var Fransa’da. Bunların hepsini bir maddeyle eşitlemeyi hedefliyorlar. Özellikle sabah erken saatte işe başlayıp ya da gece 2’de işi biten iş koşuları ya da şehirler arası trenlerde çalışan ve adeta işe göre şekilenmek zorunda kalan demir yolu işçileri, diger işçilere göre daha erken emekli oluyorlar. Yine bale ve opera sanatçıları da benzer bir hakka sahipler. Ağır ve belirsiz zaman dilimine sahip demir yolu ve metro işçileri, bu yasa 3 Subat’ta parlementodan geçerse bu haklarını kaybetmiş olacaklar.

Bu grev süreci bize önemli bir şey ögretti. İşçiler haklarına saldırıyı net gördüklerinde çok daha etkili grev ve gösterileri sendikayı da aşarak bizzat kendi grev komitelerini kurarak 50 günlük bir grevi etkili bir şekilde yürütmeyi başardılar. Buna ragmen henüz istenilen geri adım attırılamadı.

Neden peki? Evet Fransa’da görkemli bir sınıf mücadelesi tarihi ve geleneği var. Ama sınıf mücadelesi aynı zamanda uzun yıllara dayanan haklarını korumaya indirgenmiş bir mücadele. Köklü ve süreklileşmiş bir mücadele hattı olan Komünist Partisi’nde simgeleşen bu mücadele yaklaşık yüz yıldır reformizme indirgenmiş, son 30 yıldır ise bundan da geriye dogru çözülerek haklarını korumaya indirgenmiş mücadele hattı ve bununla baglantılı yerelden düşünme ve mücadeleyi de parçadan ele alma oldukça yaygın ve köklü bir davranış biçimine dönüşmüş durumda.

İkinci ve bu grevler sürecinde grevi zayıflatan önemli bir etken de özel sektörün greve sınırlı katılmış olmasıydı. CGT sendikasının ısrarlarına rağmen özel sektör greve yeterince katılamadı. Özeşlikle limanlar ve petrol depoları önceki grevlerde en etkili grev silahları olarak kulanılıyordu. Bu grevde bu yeterince gerçekleştirilemedi. Keza metal sektörü de istenilen ya da beklenilen katılımı gösteremedi. Burada özel sektörün kendi içinde oldukça örgütsüzlestirilerek, fabrika içinde taşeronlaşmayla işçilerin parçalanmış ve güvencesiz hale getirilmiş olması da bu grevlerde yukarıda bahsettiğim üretim alanlarında istenilen düzeyde katılımın gerçekleşmemesinin başlıca nedenleri.

Bunların hepsini kesen en önemli etkenlerden biri de işçilerin çeşitli kredi, su, elektrik, internet, kira ve benzeri onlarca her ay düzenli ödemek zorunda olduğu faturalar aracılığıyla rehineleştirilmiş olması ve uzun süreli bir ücret kaybını göze alamamaları.

Bu yazı hazırlanırken grevler devam ediyor. 29 Ocak’ta itfaiye işçilerinin militan gösterisine sahne oldu. yine 30 Ocak’ta Fransa çapında kitlesel gösteriler devam etti. Yasa 3 Şubat’ta meclise sunulacak bu yasayı hayata geçirebilirler. Ama dipten gelen dalgadan kurtulamayacaklar.

Bu gösterilerde en öne çıkan kadınlar ve genç kuşaklardı. Grevin başından bu yana en militan ve coşkulu katılımı gösterdiler.

Burjuva devletin stratejik saldırılarından biri de sınıf mücadelesini kesintiye uğratmaktı. Başaramadılar. Bizim en büyük kazanımımız bu oldu. Yeni kuşaklar da buradan yürüyecektir. Daha cok grev ve direnişe tanık olacaktır Fransa sokakları .

Uzun Soluklu Grev ve Sendikalar

Böyle kapsamlı saldırıya karşı genel grev çagrısı yapan sendikalar, üç ay önceden 5 Aralık genel grevine oldukça iyi hazırlanılmıştı, ama devletin geri adım atmaması olasılıgının hesaplanarak uzun ve süresiz bir genel grev organize etmeye kafa olarak oldukça uzaklardı. Öyle ki grev uzayınca sendikaların en temel dayanagı olacak bir grev bütçeleri yoktu ve bu eksikligi yaygın dayanışma kampanyalarıyla kapamaya çalıştılar. 2 milyon sekizyüz bin euro toplamayı başardılar, ancak bu grevin kapsamı ve 50 gün gibi uzun süreli grev itibarıyla bu kampanyalar sembolik kaldı.

SUD sendikası, SOLIDER sendikası ve CGT sendikası; bu üç sendika aynı zamanda işçi sınıfı içinde mücadele yürüten devrimci ve radikal birikimler de kendini bu sendikaların tabanında ifadelendirir. O nedenle bu üç sendika sadece bürokrasiden ibaret kurumlar degil güçlü ve sürekliligini korumayi başarmış bir devrimci birikimin de içinde konumlanarak etkide bulanabildiği sendikalar.

Grev ve İşçi Örgüt ve Partileri

Fransa sol örgüt ve partilerin çoğu, diğer Avrupa ülkelerinden ve Türkiye’den farklı olarak, doğrudan işçi örgütleri olarak kurulmuş ve reformistinden troçkistine, geleneksel soldan yeni soluna kadar herkesin ortak yanı kendine zemin olarak doğrudan işçi sınıfını seçmiş olmaları. Hem sınıf açısından hem de bu parti ve örgütler açısından her dönem kendilerini var etme ve bu zeminde geliştirme fırsatları da olmuş. Bu karşılıklı etkileşim burjuva devletin saldırılarına karşı koyma açısından da oldukça güçlü bir zemin sunuyor.

Bu uzun soluklu grevlerin örgütlenmesinde ve özelikle grev komiteleri ve benzeri grevin yaygın ve uzun soluklu daha kapsayıcı olmasında bu işçi örgüt ve partilerinin azımsanmayacak rolleri oldu oluyor. Yine özellikle grevlerin kırılma eğilimi gösterdigi otobüs hatlarında sabahın saat 4’ünde otobüs garajlarına giderek depoların çıkışlarını bloke etme, otoban kapama, gişeleri ücretsizlendirme ve benzeri neredeyse tamamı sabah erken saatlerde gerçeklestirilen blokaj eylemlerinde de bu yukarda saydıgımız işçi örgütleri, partileri ve onlarla iç içe geçen sendikaların büyük emekler harcayarak sadece greve katılmanın ötesinde grevi militanlaştırma ve güçlendirme eylemlerinde işçi sınıfının içinde konumlanmış olmalarının grevdeki rolerini güçlendirmesiyle grevin yaygın ve daha direngen, uzun soluklu olmasında önemli roleri oldu.

Bu emeklerini gözardı edemeyeceğimiz işçi örgütleri birkaç kuşaga dayanan sınıf çalışmalarında iyi birer sendika ya da işçi haklarının korunmasına indirgenmiş örgütlenme anlayişları olmakla birlikte iktidar bilincinden kopmuş olmaları temel sorunu oluşturuyor. Bu dört yıllık süreçte burjuva devletin işçi sınıfı karşısında daha amansız durması ve geri adım atmamasıyla bu işçi sınıfı içinde işçi sınıfının haklarını korumayla sınırlı mücadelenin artık miyadını doldurdugunu bir yandan görüyorlar ama diger yandan eski düzlem içinde kalarak ve eskinin içinden düşünerek çözüm arayışlarinda ısrar etmeleri temel handikaplarını oluşturuyor.

2016 yılından bu yana onlarca genel grev örgütlendi ve milyonları kapsayan çok sayıda sokak gösterileri örgütlendi. Bu grev ve gösteriler burjuva demokrasisinin maskesini de düşürmesine rağmen, yine grev ve gösterilerin organizasyonundaki ciddi çabalarını gözardı etmeden söylersek, kapitalist devletin sokakları kontrolune almak için uyguladıgı şiddete karşı proleter şiddeti örgütleme konusunda sendikalarla aynı zayıflatıcı, barışçıl eylem noktasında durmaları temel bir sorun. Kolektif karşı şiddetin örgütlenmesi gibi iktidari sarsacak eylemleri örgütlemekten oldukça uzaklar.

Bu misyonu otonom/anarşist guruplara bırakarak güçlü bir genç işçi kuşagını da onların insiyatifine bırakmalarına ve iktidarı zor yoluyla yıkma mücadelesine de oldukça uzak durmalarına tanık oluyoruz.

Peki Ne Yapmalıyız Nasıl Başarılı Olacagız

Bu sorunun sihirli hazır kalıp bir cevabı yoktur. Ancak bu soru cevapsız da değildir.

Öncelikle kazanmanın yolu neyi kazanacagımızı ve neyden kurtulmamız gerektigi sorularının cevabınında net olmaktan geçiyor. Bu iki sorunun cevabını işçi sınıfının dev çaplı ve bir üst düzeyden toplumsallaşarak degişen yapısı ve bunun doğurduğu daha yüksek toplumsal-bileşik mücadele olanak ve yetilerine; üretim ve emeğin dev çaplı ve bir üst düzeyden toplumsallaşmasının kapitalist üretim ve iktidar ilişkileriyle geldiği bağdaşmazlık düzeyinden bakarak aramaya başlayabiliriz.

İşçi sınıfının değişen ve genişleyerek çeşitlenen yapısı ve üretim araçlarının ve organizasyonunun farklılaşmasıyla, teknoloji ve bilişim-iletişim-ulaşım başdöndürücü hızla kaptalizmin ihtiyaçları temelinde geliştirilmesiyle, işçiler üretim sürecinde parçalanmakla kalmıyor; kapitalizm aileleri çözüyor ögrencileri güvencesizleştiriyor, köylüleri büyük tekellerin güvencesiz taşeron yarı-proleterlerine dönüştürüyor, kavuşmanın ya da özlemin sembolü tren garlarını AVMlere dönüştürüyor. Kentleri kapitalizmin daha fazla kar ve satış hedefleri temelinde yeniden şekillendiriyor. Sahilleri ormanları sıcak bölgeleri ya da karlı dağları, herşeyi, aklımıza gelecebilecek herşeyi, kapitalist mali oligarşinin daha fazla kar ve zapturapt hedefleri temelinde yeniden yapılandırıyor.

Ve bunu yaparken doğada bulunan herşeyi tahrip ederek ilerliyorlar. Kara ve metaya dönüştürülemeyecek hiçbir şeye varlık ve yaşam hakkı tanımıyor. Bütün bu yıkıcı dönüşüm sürecinin yıkıcı sonuçlarının içinde kapitalizme karşı çok daha güçlü ve her zamankinden çok daha kolektivize olmaya yatkın bir sınıfı da kapitalizm kendi elleriyle kendisine karşı daha gelişkin bir temelden yeniden üretiyor.

Bu zeminde mali oligarşik kapitalizm ve tamamen kapitalistleşmiş devletlerine karşı doğayı yaşamı ve emeğimizi daha enternasyonal bir düzlemde ve yaşamı ve mücadeleyi iç içe geçirerek savunmalıyız. .

Güvencesizliğe karşı mücadeleyi ücretli köleliğe karşı mücadeleyle bütünleştirmeliyiz. Kafa ve kol emeği, kadın ve erkek emeği, yerli ve göçmen emeği, genç ve yetişkin emeğinin mücadelelerini proleter devrimci demokrasiyle daha gelişkin biçimlerde bütünleştirmeliyiz. Zamanda ve mekanda özgürlük mücadelelerini bütünleştirmeli, haftada 32 saatlik çalışma mücadelesiyle başlamalıyız. Kar için değil toplumsal ihtiyaçlar için ve üretenlerin kontrolünde olacak üretim ve teknoloji sloganlarını yükseltmeliyiz.

Her işçinin çalıştıgı kentte barınma elektrik su ulaşım iletişim gibi temel toplumsal ihtiyaçları parasız karşılanmalı. Kamu ve emek fonlarının sermayeye akıtılması ve kesilen vergilerin çeşitli kılıflar altında sermayeye aktarılması yasaklanmalı . Kentlerin dizaynı ve şekillendirilmesi o kentte yaşayan ve çalışan işçiler tarafından belirlenmeli. Bir çok yeni taleple kapitalizmi yıkma stratjisinin içinde mutlaka yeni ve daha gelişkin bir üretim tarzının, yepyeni ve daha gelişkin bir yaşamın somut canlı ufku ve mücdelelerinin zemini Fransa’da ve dünyada her zamankinden çok daha güçlü. Bu grev ve direnişlerin bize asıl bu doğrultuda sundugu yeni ipuçları ve tohumlar, umut en büyük kazınımımızdır. Bu zeminde yürüyecegiz.

Paris/Devrimci Proletarya

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*