Anasayfa » GÜNDEM » Filistin, Kudüs, Ortadoğu: Yeni bir grev, isyan, direniş dalgasıyla uyan ve burnunu yaralarına sokanların burunlarını kır!

Filistin, Kudüs, Ortadoğu: Yeni bir grev, isyan, direniş dalgasıyla uyan ve burnunu yaralarına sokanların burunlarını kır!

ABD emperyalist kapitalist devlet başkanı Trump, eski ABD başkanlarından farklı olarak, artık bir fiili “dünya başkanı” değil. Sözü, dünya bir yana, ABD’de bile eskisi kadar geçmeyen bir ABD başkanı. ABD emperyalist kapitalizmin güç ve irtifa kaybına çıkış arıyor, hamleler yapmaya çalışıyor. Bu hamleleri, İran’la anlaşmayı iptal etmeye çalışmasında olduğu gibi, bırakalım rakipleri Rusya ve Çin’i, AB’de, hatta fifisi İngiltere’de bile destek bulmuyor. Bir nevi çırpındıkça, irtifa kaybı daha bir belirginleşmiş olarak gözler önüne serilmiş oluyor. Ama emperyalist ve Ortadoğu’daki bölgesel kapitalist güç dengeleri ve değişimlerine ilişkin her güç yansıtma ve hamle de kitlelerin daha fazla yıkımına ve kanına mal oluyor.

Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması/ilan etmesi, uğuldayan Ortadoğu kovanına yine bir emperyalist çomak sokmaktan, daha fazla kan istemekten farksız.

Bu emperyalist pervasızlığa ilişkin ilk yorumlar, Trump’ın bunu ABD’deki iç sıkışmasına karşı ABD merkezli mali oligarşi içinde önemli bir yer tutan İsrail/Yahudi menşeili mali sermayenin desteğini kazanmak ve İsrail’de yolsuzluk skandallarıyla sıkışan Netanyahu hükümetine destek sunmak için yaptığı yönünde. Doğrudur. Ancak kişiler ve hükümetler çerçevesinde kalan dar olgucu açıklamalar yetersizdir.

Kudüs sorunu, yalnızca Filistin ulusal sorununu değil, tüm bölgeyi, tüm dünyayı kesen tarihsel, siyasal, dinsel, ulusal ve uluslar arası derinliğe sahip bir sorun, bir yara. ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması/ilan etmesi, bu yaraya kezzap dökme ve yarayı bölge çapında büyütme anlamına geliyor. Çoktan iflas etmiş “iki uluslu/devletli çözüm”, “idari özerklik” vb vaatlerine resmen son verildiği ve alenen Siyonizmin kutsandığı anlamına geliyor. İsrail’in Kudüs ve Filistin’deki (müslümanlarca kutsal sayılan yerler dahil) fiili işgal, ilhak ve aşağılamalarının ABD tarafından körüklendiği anlamına geliyor.

ABD’nin İran’la anlaşmayı iptal etmesi, Suudi Arabistan’daki iç operasyonda parmağı ve desteği olması, Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi politika ve hamleleri bir bütündür. Ortadoğu’da Rusya ve İran’ın (ve arka planda Çin’in) artan güç ve etkisi karşısında yaşadığı zemin ve hegemonya zayıflamasını geri almaya çalışan, iç örgüye sahip hamlelerdir.

Kudüs pervasızlığının Çin, Rusya, İran’ın yanısıra ilk elde AB ve İngiltere’den de destek bulmadığı ve asıl İran’ın elini güçlendireceği söylenebilir. Ancak iki sonuca daha gebedir: Bölgede gerileyen ve zayıflayan cihadçı çetelerin yeniden canlandırılması ve bölgede yeniden toplanmaya başlayan daha büyük savaş bulutları… Kudüs sorunu Suud ve Körfez petrol oligarşilerini de zor duruma düşürecek olmakla birlikte, onların da doğrudan ya da dolaylı olarak İsrail safında yer alacakları, diğer taraftan tüm emperyalist, bölgesel tekelci, yerel kapitalist güçlerin şu veya bu yanında yer alıp şu veya bu biçimde müdahil olacakları yeni bir savaş olasılığını da ısıtmaya başlatmaktadır.

Filistin, yüzde 95’i işgal edilmiş, geriye kalan verimli toprakları (Ürdün Vadisi) her gün siyonist yerleşimlerce işgal edilmeye devam eden, avuç içi kadar iki toprak parçasına sıkıştırılmış, çevresi duvarlarla ve kalekollarla çevrilip yarı-açık hapishaneye dönüştürülmüş, ezilen ulus sorunudur. İsrail burjuva-siyonist devleti, 2014 yılında bir bakanının ağzından bir kez daha ve alenen “Tüm Filistin halkı düşmanımızdır, çocukları küçük yılanlardır” (Adalet Bakanı Ayelet Shakes) diye ilan etmiş, siyonist haham şefi “Onlara füzeler göndermeli ve onları yok etmeliyiz. Onlar kötü ve lanetlidir” demişti (Ovadia Yosef). Bu pervasızlık sözde kalmıyor. İsrail ordusu Gazze’ye düzenlediği iki büyük saldırı ve bombardımanda (2012 ve 2014) bini çocuk en az 5 bin Filistinliyi katletti, onbinlercesini yaraladı, evsiz, işsiz, gıdasız, ilaçsız bıraktı, binlerce Filistinlinin daha bu şekilde ölümüne yol açtı. Bu büyük saldırıların yanında İsrail ordusu ve paramiliter siyonist çeteleri, her yıl sayısız irili ufaklı saldırılarda yüzlerce Filistinliyi öldürüyor, yaralıyor, dövüyor, taciz ediyor, tutukluyor, işkence ediyor.

Yemen ise, ABD ve İsrail tarafından desteklenen Suud ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından Mart 2015’ten bu yana, okul, hastane, pazar yeri, sivil yerleşim yeri gözetmeden sürekli bombardıman altında tutuluyor. Bombardımanlarda en az 10 bin kişinin öldüğü, Yemen nüfusunun 4’te üçünün açlık, kıtlık, ağır salgın hastalıklara boğuştuğu biliniyor.

Emperyalist ve bölgesel tekelci kapitalist güçler, 2000’li yıllarda Ortadoğu’da “rejim değişikliği” adı altındaki operasyonlarla, en az 5 ülkede toplumsal yıkımlardan sorumludur: Irak, Suriye, Libya, Yemen, Filistin. Ki bu ülkelere Kürdistan, Mısır ve Türkiye de ayrıca eklenebilir.

Emperyalist ve bölgesel tekelci kapitalist güçler, Yemen’de (ve Suriye-Irak’ta) yaptıkları gibi, şimdi Kudüs sorunu üzerinden, tüm bölgeyi bir kez daha din-mezhep savaşları içine çekmeye çalışıyor. Çünkü din-mezhep savaşları, hem emperyalist ve bölgesel tekelci kapitalist güçlerin; emek insan doğa düşmanı, işçi sınıfı düşmanı, kadın düşmanı, ezilen ulus düşmanı olan güç, paylaşım ve yeniden dizayn politikalarını örtüp kitleleri kendi kapitalist çıkarlarının peşine takmasını kolaylaştırıyor. Şimdi, cihatçı çeteler gerilerken, emperyalist ve bölgesel tekelci kapitalist güç ve paylaşım savaşımlarının, bir kez daha din-mezheple örtülmesine ve farklı din, mezhep ve uluslardan işçilerin, emekçilerin birbirine kırdırılmasına izin verilmemelidir. Karşıtlık dinler, mezhepler, halklar arasında değil, işçi sınıfı ile burjuvazi, ve yine bu eksenden ezilenler ile ezenler arasındadır.

Kapitalist emperyalist, siyonist ve petro-dolar güçlerinin Filistin ve Yemen’deki işgal ve katliam politikalarına karşı olduğu gibi, Kudüs pervasızlığına da çok net ve kesin biçimde karşı durulmalı ve mücadele edilmelidir. Filistin ve Kudüs sorunlarından nemalanmaya çalışan ve dinci-gericiliği körüklemekte kullanan diğer kapitalist güçlerle sınırlar net çizilmeli, ve bunlar da teşhir edilmelidir.

İsrail’de 2012’de 2 ay süren öğretmenler kitle grevinde, Arap-Filistinli müslüman ve İsrailli yahudi öğretmenler omuz omuza birlikte mücadele ettiler, Kudüs’teki ortak grev komite ve meclislerinde birlikte yer aldılar. 2013’teki büyük çadır ve meydan direnişlerinde yer yer birlikte mücadele ettiler, Kudüs’ün doğusundaki Arap-Filistinli işçiler ve kent yoksulları ağırlıklı çadır kampı, İsrail devletinin saldırılarına ve sayısız kez yıkmasına karşın sayısız kez yeniden kurularak direnişini 2 ay boyunca sürdürdü. Ve şimdi, İsrail’de neoliberal saldırılara ve Netanyahu hükümetinin yolsuzluklarına karşı onbinlerin katıldığı yeni bir eylem dalgası başlamışken, Kudüs pervasızlığına karşı Filistin ve Kudüs’te başlayabilecek yeni bir intifada dalgası ile dayanışmanın gelişmesi imkansız değildir.

ABD emperyalizmi ve siyonizm, Kudüs saldırısı ve pervasızlığının gerçek cevabını, diğer ikiyüzlü emperyalist ve bölgesel tekelci kapitalist kanki-rakiplerinden değil, işçi sınıfından, kent ve kır yoksullarından, ezilen ulus ve halklardan almalıdır. Bu emperyalist müdahale, Filistin’de, İsrail’de, Ortadoğu’da, Türkiye’de, Avrupa’da, Amerika’da kitle eylemleriyle yanıtlanmalıdır.

Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!
Emperyalizm, siyonizm, Filistin’den, Kudüs’ten, Ortadoğu’dan defol!
Din-mezhep kılığı altına gizlenmiş kapitalist güç ve paylaşım savaşlarına hayır!
Ezilen uluslara kayıtsız koşulsuz kendi kaderini özgürce tayin etme hakkı!
Ortadoğu yeni bir grev, isyan, direniş dalgası ile uyan ve burunlarını yaralarına sokup duranların ağızlarını burunlarını kır!
Ortadoğu Bush’a mezar olmuştu, Trump’a da mezar olacak!
Kendi tependeki kapitalist güçlerle mücadele etmeden Filistin halkıyla dayanışamazsın!
Filistin’e, Ortadoğu’ya, dünyaya özgürlük işçilerle, sosyalizmle gelecek!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*