Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Fikri derinlikli” sermayenin “kader”i

“Fikri derinlikli” sermayenin “kader”i

Erdoğan’dır; sermayenin, “fikri derinliği” olan başbakanı.
Sermayenin başbakanı, sermayenin madeninin 540 metre derinliğinde, sermayenin sömürü ve egemenlik ilişkileri altında çalıştırılan 30 maden işçisinin katledilmesiyle, sonuçlara tepki vermekten henüz çıkamamış, süreklilik kazanamamış da olsa, yeni ve daha bir yüksek düzeye çıkan tepkiler, protesto eylemleri ve komünizmin bir kez daha en temel, en yakıcı, tüm diğer toplumsal ihtiyaçları belirleyip kendinde bütünleştirici ihtiyaç olarak kendini dayatması karşısında, miadını çoktan doldurmuş, intikaları oynayıp, ömrünü işçi sınıfını, emekçileri eze öldüre, gün gün, hafta hafta, yıl yıl uzatma nafile uğraşındaki sermayeyi korumak için, “fikri derinliklere” ulaşmak zorunda kaldı.

“Mesleğin kaderi maalesef”
Sermayenin maden işçisi katliamını, önce, diğer işçi katliamlarında da yaptıkları gibi “kader” olarak sunmaya çalıştı: “20 yıl gerisine kadar incelediğimde, ta 90’lı yıllardan bugüne kadar Zonguldak bölgesinde bu tür kazaları, grizu facialarını yaşadık. Ben de geldim, bu tür ocaklar nasıl ocaktır diye indim. 2 bin metre derinlikteki kömür madeni ocaklarında çalışan kardeşlerimin nasıl çalıştıklarını gördüm. Onlarla orada iftar yaptım. Bu mesleğin kaderinde maalesef var.”

Dağılıp birleşen, birleşip dağılan
Maden işçilerinin, katledilen maden işçilerinin ailelerinin anında ve eylemli karşılık vermesi; sınıf ve kitle örgütlerinin, devrimci demokrat örgüt ve hareketlerin birlikte, ardarda, sınıf öfkesinin öne çıktığı eylemli tepkilerinin; burjuva medyanın ve diğer sermaye partilerinin ekonomik politik rant hedefli teşhir ve Erdoğan’ı hedefe çakmalarının içiçe geçerek büyümesi üzerine, sermayenin başbakanı yeniden sahne almak; tepki ve eylemler nedeniyle bir aradalıklarını yitirip dağılmakta olan, “kader” ile taşeronluğu, “fikri derinlik” ile gerçekliği, “dünyadaki değişim ve dönüşüm” ile “provakasyon”u vb., yeniden bir araya getirmeye uğraştı.

Sabrınıza sığınarak, sermayenin başbakanını konuşturalım:
“(…) Sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde bu ne yazık ki yine altını çizerek söylüyorum, bu işin kaderidir. Bunu sağa, sola çekmek isteyen bazı köşe yazarlarına da hatırlatmak istiyorum, çeşitli kurum ve kuruluşlara da söylüyorum, bu işin kaderidir diyorum. Bunu sağa, sola çekmeye de kimsenin ne fikri derinliği, ne düşünce derinliği bu tür adamların yetmez. Niye yetmez? Adam bunu alıyor, herhalde kaza, kader olayıyla ilişkili hale getirmek istiyor. Senin kazaya, kadere imanın yoksa o ayrı mesele zaten. Onu ben seninle tartışacak değilim. Onu git sen Diyanet İşleri Başkanı ile konuş, benimle konuşma. Benim söylediğim mesele başka. Yani bu olayın fıtratında bu var, kaderinde bu var. (…)
8 Mayıs’ta Rusya’da meydana gelen patlamada elliye yakın işçi hayatını kaybetti. Çıkmışlar şunu söylüyorlar, ‘Efendim niye bunlar taşerona verildi.’ 5 yıldır bu taşeron orada çalışıyor, 5 yıldır orada bir olay olmamış. Bunlar sadece galeri açmak için bu görevlerini yapıyorlar.
Dünya bir değişim ve dönüşüm yaşıyor. Ama bakıyorsunuz çeşitli odalar falan çıkıyorlar çeşitli açıklamalar yapıyorlar. ‘Bu iş taşerona verildiği için böyle oldu’ gibi.
(…) Tabii oradaki acıyı istismar etmek, provoke etmek isteyenlerin, o kalabalığın içine girdiklerini dün bir kez daha gördük. Çok ağır, ağza alınmayacak küfür ve hakaretlerle halkı galeyana getirmek isteyen bir kişinin, Zonguldak ile hiçbir bağının, hiçbir bağlantısının olmadığını (milli eğitim müdürünün eylemci öğrencilerin hiçbirinin babasının Tekel işçisi olmadığını açıklaması, sopası), aslen Sivas Şarkışla nüfusuna kayıtlı, Ankara doğumlu, illegal-legal malum örgütlerinin mensubu olduğunu istihbarat teşkilatımız tamamıyla çıkardı. Neticede yargı kendisiyle ilgili bir tutuklama kararı verdi ve tutuklandı.
Tabii bu insanlar, ne yazık ki bunlar da bu toplumun kaderi. Onu da söyleyeyim. Bunlar da toplumumuzun içerisinde mevcut. Tabii memnuniyetle ifade etmek isterim ki Zonguldak’lı kardeşlerimiz bu profesyonel provokatöre aldırış göstermeden sağduyusunu ve misafirperverliğini orada bizlere karşı sergilemiştir
. (…)”

Bu önemli konuşmayı şurasından burasından alıp didiklemeye gerek var mı? Yok elbette; bu konuşma, tıpkı sermayenin kendisi gibi, tıpkı sermayenin başbakanının kendisi gibi, artık yama tutar hali kalmayan, sermayenin önceki döneminin üretici güçleri, üretim ve egemenlik (Anayasa!) ilişkilerinden kopmaya, toplumu bir avuç sömürücü ve ezici dışında bir bütün olarak proleterleştirmeyi, mutlak ve göreli artık değer sömürüsünü alabildiğine derinleştirip kapsamlılaştırmayı, sonuç olarak azami karını daha da azamileştirmeyi, toplumu bir bütün olarak daha bir ezikleştirmeyi amaçlayan, yine sermayenin yeni üretim ve egemenlik ilişkilerini kurmaya geçiş sürecinin, bir ifadesinden; dağılma ile yeniden birleşmenin, birleştirirken yeniden dağılmanın; özcesi, sermayenin iç çelişkisinin, kendi kendinin engeli olmasının, uzlaşmaz karşıtı komünizmin karşısındaki tıknefes ve onun koşullarının hazırlayıcısı olmasının bir ifadesinden ibaret.

Maalesef!
Sermayenin “kader” uyuşturucusunda dahi, “provakatörler”in de toplumun “kaderi” olması örneğinde olduğu gibi, sermayenin kendi karşıtını habire yeniden üretmek ve güçlendirmek zorunda kalması, neyin ifadesidir?

Ah, yazmadan edemeyeceğiz! Sermayenin başbakanının, şu “kader”-“provakatör” bağlantısını kuruşunda büyük bir talihsizlik vardı! Katliama tepkisini fiilen, kendisinin burnunun dibinde koyan insanımıza dair, “bunlar da -maalesef- toplumun kaderi” dedikten sonra; tepkisini gösteren insanımızın, Zonguldak ile hiçbir bağlantısının olmadığını, Sivaslı, bilmemnereli, ama asla Zonguldaklı olmadığını vurguluyor ya… Tıpkı, İstanbul Milli Eğitim Müdürü’nün, ödün vererek okullarına döndürmek zorunda kaldıkları, Tekel işçileriyle dayanışmacı çocuklarımıza dair, “Onların hiçbirinin babası Tekel işçisi değil” demesi gibi!

İnansaydık, bu da sermayenin, sermayenin başbakanının kaderi, derdik!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*