Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » ‘Faiz lobisi’ ile ‘Rant lobisi’ el ele, konut sorununu nasıl çözer?!

‘Faiz lobisi’ ile ‘Rant lobisi’ el ele, konut sorununu nasıl çözer?!

Davutoğlu 1 hafta önce, artık “bilmemkaçıncı grup” olduğunu hatırlamadığımız bir “öncelikli stratejik program” çerçevesi daha açıklamıştı. Çerçeve, rant vergisi, devletin şeffaflaşması, yolsuzlukla mücadele, mal beyanı gibi yeni düzenleme tasarılarını kapsıyordu.

Lobiler savaşı

Program, açıkça görüleceği gibi Hükümetin Babacan kanadının, yani AB-TÜSİAD ekseninin ağırlığını taşıyordu.

Derken programdan Erdoğan’ın haberinin olmadığı açığa çıktı. Davutoğlu fırçayı yedi. Erdoğan alenen, “inşaat ya resulluhlah” deyip “inşaatsız sanayi ve ekonomi” olamayacağını, “rant vergisi, şeffaflık, mal beyanı” gibi düzenleme tasarılarının değiştirilmesini istedi. “Görüyor musunuz” diye söyleniyordu gazetecilere, “koordinasyon böyle yürümüyor. Başkanlık sistemi lazım.”

İşler tabii böyle yürümüyordu. Öncelikli dönüşüm programları konusunda tekelci sermayenin TÜSİAD ağırlıklı kesimi Babacan-Davutoğlu üzerinden “lobi” yapıp rant vergisi vb kararı çıkarırken, son dönemlerin en hızlı palazlanan inşaat-mütaahhitlik tekelleri de “faiz lobisi”ne atıp tutan Erdoğan üzerinden “rant lobisi” yapıp krizdeki paylarını koruyup yükseltmeye çalışıyordu.

toki-sakinlerinden-donuyoruz-eylemi-2_493_o

Program o saat toz oldu. Yeniden “faiz lobisi”, “rant lobisi” ve daha aklınıza ne kadar büyük sermaye kesimi ve örgütü varsa onların “lobiler savaşı” başlayacaktı ki… Erdoğan’ın direktifi üzerine hemen bir “rant lobisi” zirvesi düzenlendi. Başbakan Davutoğlu ve 8 bakanla birlikte tam 250 büyük inşaat-müteahhit-gayrımenkul tekelinin katıldığı büyük bir “ne olacak bu rantlarımızın hali” toplantısı yapıldı. Yeni tasarı “rant lobisi”ne sunulup onların istek ve görüşleri doğrultusunda yeniden şekillendirildi. Zirveye katılan “inşaat-müteahhit-gayrımenkul” baronlarının en büyükleri arasında elbette TÜSİAD üyeleri de vardı. Başbakan Davutoğlu ardından bu kez “faiz lobisi”, yani büyük banka temsilcileriyle biraraya gelip tasarıyı onların onayına sundu, tasarı son şeklini böylece almış oldu. Sonra Davutoğlu son program tasarısını açıkladı: Rant vergisi tasarıdan çıkarılmış, tam tersine inşaat sektörü ve banka kredilerine devlet teşviki getirilmişti. Bankalar gayet hoşnuttu, riski büyüyen inşaat balonuna artık kredi vermek istemezken, inşaat-gayrımenkul kredilerine bir tür devlet güvencesi ve teşviki gelmiş, önlerinde yüksek karlı yeni bir kredi piyasası açılmıştı. İnşaatçılar halen “rant vergisinin kaldırılması yetmez, diğer vergiler de indirilsin”, “rantlar düşünce zararımız karşılansın” diye mızıldanmaya devam etseler de, onlar da yeni düzenlemeden hoşnutlardı. Hem hepsini altında bırakarak patlamaya yüz tutan boş inşaat balonunu böylece yine yüksek karla okutacaklar, ayrıca inşaat-gayrımenkul piyasası orta vadede canlanıp yüksek karlar getirmeye devam edecekti. İnşaat balonu ve zehirli kredilerin altında kalmaktan korkan, banka, borsa, sigorta, gayrımenkul, inşaat, müteahhit, sanayi tekelleri, hepsinin kaynaşmasından oluşan mali oligarşi hoşnuttu, devlet teşvikli konut kredileri sistemi ile, emekçiler ömür boyu borca batıp boğazlarından kesip ev almaya manipule edilecekler, bankalarda milyarlarca dolarlık yeni yatırım-kredi fonları oluşacak, bunlar yine gayrımenkul-inşaata akacak, inşaat balonu şişmeye devam edecekti. Patladığında da altında kalan devlet teşviğiyle gırtlağına kadar borca batarak ev almaya çalışanlar olacaktı!

Tüm bunlar bir hafta içinde olup bitmişti! “Faiz lobisi”ne karşı “rant lobisi”nin zarar ve riskleri birbirine yıkma didişmesi büyük ölçüde sonlanmıştı. Yeni programın adı “faiz lobisi-rant lobisi el ele!” olabilirdi. Gerçekte ortada tek bir lobi olduğu bir kez daha açıklığa kavuşmuştu: O da mali sermaye lobisi, tüm tekelci sermaye kesimlerinin mali oligarşik egemenliğiydi. Hep birlikte emekçilerin yastık altı paracıklarına, boğazından kesip bir ev sahibi olma hayaline kadar vantuzlayıp inşaat-gayrımenkul-kredi balonunu azami karla şişirmeye devam edeceklerdi.

tokaiProgramın gösterdikleri

Mükemmel burjuva demokrasisi!

Bir “banka/faiz lobisi” yok mudur? Elbette vardır. Tıpkı bir “gayrımenkul/müteahhit/rant lobisi” olduğu gibi. Tıpkı ne kadar sermaye kesimi varsa, sermaye büyüklüğü, güç ve konumuna göre devlet kurumlarının içine ve tepesine çöreklenmiş o kadar sermaye “lobisi” olması gibi. Eskiden farklı sermaye kesimlerinin güç ve paylaşım çekişme ve düzenlemelerinin arenası, burjuva parlamentoydu. Parlamentonun etkisizleştirilmesiyle bu iş “üst kurullara” kaydı. En sonu, “üst kurullar” da giderek etkisizleşip gereksizleşmeye başladı. Çünkü üst kurulların asıl işlevi, zaten burjuvazi ve mali sermayesiyle devleti çok daha dolaysız ve üst düzeyden kaynaştırmaktı, bu işlev de büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Bugün Cumhurbaşkanı Sarayında büyük patronlarla doğrudan toplanıp görüş ve isteklerini alır, TÜSİAD veya banka temsilcileri Başbakana isteklerini bildirir, zaten rapor ve yönergeler mali sermaye organlarınca hazırlanıp Hükümete paslanır, eski bürokrasinin yerini almış yüksek yetkili danışmanlar çeşitli sermaye kesimlerinin temsilci ve uzmanlarından oluşur, zaten her türlü Hükümet ve dönüşüm programının temel perspektifini küresel mali oligarşik organlar oluşturur, vb. Yukarıda gayet burjuva neoliberal demokratik bir “lobi” sürecinin nasıl işlediğinin somut ve güncel bir örneğini göstermeye çalıştık.

Öyle gizli kapaklı “faiz lobisi”, “rant lobisi” filan aramaya gerek yok. Her şey, gayet ayan beyan herkesin gözü önünde yapılıyor. İnşaat tekelleri aşırı üretim krizine mi girmiş, bankalar artık kredi vermiyor mu, yeni bir banka-kredi-inşaat düzenlemesi mi gerekiyor? Topla bütün büyük tekelci inşaat-müteahhitlik patronlarını, Başbakan ve neredeyse tüm hükümetin katılımıyla tam günlük bir “inşaat patronları kongresi” düzenle, en burjuva demokratik biçimde istedikleri program tasarısını orada şekillendir. Sonra aynen büyük banka, finans patronlarıyla bir kongre düzenle, tasarıyı onlara sun, son biçimini orada şekillendir. Biz buna burjuva neoliberal demokrasi deyince, neden anlamamazlıktan geliniyor ki? Bundan ala burjuva neoliberal demokrasi mi olur? Hükümet programları, ilgili bütün sermaye kesimlerinin, büyük patronların, banka, gayrımenkul, borsa, sanayi, müteahhit tekellerinin doğrudan katılım, tartışma ve uzlaşmasıyla, gerektiğinde yüzlerce kişilik büyük patron kongre-konseyleri kurularak belirleniyor.

Türkiye’de sol muhalefet gerçekten bir tuhaf! Herkes Rıza Zerrap ve 4 eski bakanın yolsuzluklarının derdinde, ama aynı şey, hem de 10 katıyla, herkesin gözü önünde, alenen, ayan beyan yapıldığında kimsenin gıkı bile çıkmıyor? Hükümet, rant baloncusu büyük inşaat ve kredi baloncusu banka patronlarıyla fiili-organik zirveler yapıp, ülkedeki ağırlaşan konut sorununun gelecek 10 yılını tayin edecek, inşaat sektörünün işçi sınıfı ve kitleleri nasıl sömürüp soyup soğana çevirme üzerinden kurtarılacağı kararları hep birlikte aldıklarında, bunda hiçbir sorun görünmüyor? Zerrap ve 4 eski bakan, kendi acemiliklerine yansın, gizli kapaklı iş çevireceklerine, altın tüccarlarını, enerji patronlarını, rant ve kredi baron ve oligarklarını toplayıp bir kongre düzenleseler, oradan bir hükümet programı çıkarıp yapacaklarını öyle yapsalar, hiçbir sorun olmazdı? Çünkü bu burjuva demokrasisidir! Burjuvazi için demokrasidir! Ve bu ülkenin tuhaf sol muhalefeti de, tek adam tepedenciliğine kızar “padişah” filan der ama, aynı karar ve uygulamaların besbeteri burjuvazinin tam katılım ve yer almasıyla alındığında, gıkı çıkmaz?

Burjuva ve mali oligarşisinin inşaat sektörü ve kentsel dönüşümün 10 yılını tayin edecek program belirlenirken her gün bir kaçı daha ölen inşaat işçilerinin sorunları konuşuldu mu? Hayır! İnşaat işçilerin en ufak bilgisi, söz hakkı var mıydı? Ne gezer! Dümdüz edilecek mahallelerin, yakılıp yıkılacak ormanların söz hakkı? Ha ha! Peki asgari ücretle çalışıp asgari ücretin üzerinde kira vermek zorunda kalan milyonlarca kişiye, konut sorunundaki gerçek istem ve çözüm önerileri soruldu mu? Öbür soruya geçiniz. Son 5 yılda yapılan orta ve üst sınıf konut ve ofislerin yüzde 30’u boş kalırken, onları yeniden ve daha yüksek fiyattan okutmayı planlayan inşaat ve banka baronları, 100 binlerce evsize danışdı mı? Yok artık! “Konut edindirme programı” hakkında banka-borsa-inşaat tekelleri tüm kararları verirken, konut sorununu en ağır biçimde yaşayan işçiler, kent yoksulları, kadınlar, gençlerle hani bir konut ihtiyacı nasıl çözülür türünden bir kongre değilse bile, bir anket dahi yapıldı mı? No comment!

İşte neoliberal burjuva demokrasisi böyle bir şeydir. Kitleler oy verir. Burjuvazi karar verir. İstanbul’da en ucuz ev kirası asgari ücretin üstüne çıktığında bu bir sorun değildir. Banka-inşaat patronları ürettikleri lüks evlerin yüzde 30’unu satamaz hale gelip karları düştüğünde bu bir sorundur.

Bu sorun nasıl çözülür? Evsizleri, kira ödemekte zorlananları boş evlere yerleştirip kiraları ücretin makul bir oranına indirerek veya diyelim lüks konut yapıp durmak yerine ucuz ama sağlam ve sağlıklı sosyal konutlar yaparak mı? Tabii ki hayır. Sorun ve ihtiyaç tanımını hangi sınıf yapıyorsa, çözüm de o sınıfın çözümüdür: Neoliberal kapitalizmin çözümü, mevcut durumu devlet teşviğiyle sürdürmektir: Bir yanda evsizlerin ve kiraya çalışanların durumu ezicileşirken, diğer yanda inşaat balonunu şişirmeye devam etmekten başka bir şeye yaramayacaktır. Ta ki gayrımenkul-inşaat-kredi balonun ertelenen çöküşü, şiddetlenerek ve ev sahibi olabilmek için gırtlağına kadar borçlananların önemli bir bölümünü de altında bırakarak gerçekleşene kadar!

algeria-4Konut sorunu

Türkiye kapitalizminin stratejik dönüşümü yazımızda vurguladığımız gibi, Hükümet “kriz yok” pozlarında ama, açıkladığı her “öncelikli dönüşüm programı” bir krizin daha itirafından başka bir şey değil. “Konut edindirme programı” da, inşaat ve konut krizinin apaçık ifadesi. Konut krizi, kapitalizmin aşırı birikim ve aşırı üretim krizlerinin tipik bir tezahürü. “Neden bizim evimiz yok anne?” “Çok fazla ev ürettikleri için çocuğum!” Konut kredi ve yatırımlarının çoğu, şimdiden 3’te biri boş duran lüks konutlara akıyor, işçilerin, kent yoksullarının ise konut sıkıntısı giderek büyüyor. Çok basitleştirmiş bir tarzda söylersek, işçilerin satın alabileceği ucuzlukta konutlar, yalnızca karlı olmadığı için değil, karlı olsa bile üretilmiyor. Engels’in Konut Sorunu’nda belirttiği gibi, bütün sağlık kuralları çiğnenmediği durumda dahi, işçi konutları yapımı kapitalistler için karlı olabilir.

“Ancak sorun” lüks konut balonu şişip dururken, işçiler için “tam olarak konut darlığının neden aynı şekilde devam ettiği, kapitalistlerin neden aynı şekilde işçilere yeterince sağlıklı konut sağlamadıklarıdır.” Yanıt basittir: “İşçiler, kentlerin merkezinden dış mahallelere sürülmekte; işçi meskenleri ve genel olarak küçük meskenler nadir, pahalı ve çoğu kez bütünüyle elde edilemez bir hale gelmekte, çünkü bu koşullar altında daha pahalı konutlar ile çok daha iyi bir spekülasyon alanına kavuşan yapı sanayi, ancak istisnai olarak işçi konutu yapmaktadır.” (age).

Burjuvazi işçiler için konut sıkışmasını, hem de kendisi içinde karlı biçimde çözebilecek olsa bile, ortadan kaldırmak istemez. (Tabii konut sorunu çok öne çıkıp çok güçlü bir sınıf mücadelesi talebi hale gelmedikçe!) Çünkü en temel yaşamdal gerekler arasında yer alan konut sorununu, bazan işçilerin ücretlerini düşürmek, bazan işçileri soymak (örneğin kent merkezlerinde en korkunç viraneye bile asgari ücretin üzerinde kiralar), bazan kölelik prangasını kalınlaştırmak (ev kirasını veya taksidini ödeyebilmek için en ağır çalışma koşullarına katlanmak zorunda bırakmak, vb), yani daha fazla sömürmek, soymak, sindirmek, baskılamak için kullanır. Türkiye’de de inşaatın büyük patronları ne zaman lüks konutlar ellerinde patlamaya başlarsa, “dar gelirliler için konut” projelerini tartışıp yönelecek gibi olurlar, ama her seferinde bu tartışma ve projeleri biraz da devlete şantaj için kullanıp rafa kaldırıverirler. Zaten devlet devreye girip bir takım “teşvik” mekanizmaları ile onların elinde kalan konut stoğunu eritecek bir takım düzenlemeler yapmakta gecikmez.

Peki Türkiye burjuvazisi ve hükümetinin ürettiği cin fikir çözüm nedir? Ev satın almak için gerekli paranın (İstanbul’da asgari 120 bin liradan başlar) yüzde 25’ini bankada açtıracağı “konut edindirme” hesabında 5 yılda biriktiren (diyelim ki 30 bin lira) herkese, devlet de bunun yüzde 15’i kadar (4500 lira) teşvik verecek. Bunlar peşinata sayılarak eve çıkabilecek kişi, gerisini de 5 veya 10 yıllık vadeyle her ay kredi taksidi olarak (ayda en az 2 bin lira) ödeyecek. “Evliliği teşvik etmek” için yeni evlenecek gençlere daha düşük peşinat uygulaması gibi bir takım ayrıntıları bir yana bırakırsak, tüm “konut edindirme programı” bundan ibaret! Bu da işçinin ev satın alması değil, evin işçiyi satın alması anlamına geliyor. Çünkü ortalama ücretli bir işçinin, devletten 3-5 bin lira “ev satın alma yardımı” alabilmek için, 10 yıl boyunca eve çalışması, tüm ücretini ev taksitlerine bırakması gerekiyor. Devlet o “yardımı” da ev almak isteyen emekçiye değil, aslında ev satmak isteyen müteahhite, yüksek faizli kredi pazarlamak isteyen bankaya vermiş oluyor. Çünkü kredi faizleri ve bu sistemle kredi genişlemesiyle daha da yükselecek rantlar ve ev fiyatları, o 3-5 bin liralık “yardımı” da 3-4 misliyle götürmüş oluyor. Neoliberal kapitalizm ve mali oligarşisi, her zaman olduğu gibi, sorunu, yani konut sektöründe banka-borsa-müteahhit tekeli egemenliğini, çözüm diye yutturuyor.

ALGERIA ELECTION RIOT
Tasarruf dedikleri…

Program, aynı zamanda Özel döneminden iyi bildiğimiz “zorunlu tasarruf paketleri” silsilesinin bir bileşeni. İşçi sınıfının çoğunluğu, tanımı gereği en temel ihtiyaçlarını ancak karşılayabilme ihtimali dışında tasarruf yapamaz. Hele günümüz neoliberal kapitalizminde, işçilerin çoğu borca çalışmaktadır. Peki o zaman, kıdem tazminatı gaspetme fonu, çocuğunu ilerde evlendirme için çeyiz fonu, yok ev satın almak için tasarrufu teşvik fonu, vb vb silsilesi ne anlama geliyor? Çok basit. İşçinin on kez bedelini ödemiş olmasına karşın, en basit bir takım şeylere 5, 10, 15 yıl sonra (yarı yarıya budanmış biçimiyle) sahip olabilme ihtimali adına, o kadar süre boyunca, asgari temel ihtiyaçlarından bile çok ciddi biçimde kesinti yaparak, köleliliğinin katmerlenmesi anlamına geliyor. Daha az tüketip (tüketimini belirsiz bir geleceğe erteleyip) daha çok çalışması anlamına geliyor. Böylece milyonlarca kişiden ucuza kapatılacak birikimler, mali sermayenin denetiminde dev çaplı yeni yatırım fonlarının oluşturulmasında, sermaye krizinin temel sorunu olan göreli artıdeğer sömürüsünün derinleştirilmesinde kullanılacak. Geçiş sürecinde ise tüketimin kısılıp ihracatın artırılmasıyla, sermayenin dev çaplı cari açıkları da kitlelere ödetilmiş olacak. Evet, bildiniz, bunların her biri, ister “ev satın almayı”, ister “evliliği teşvik”, ister “herkese kıdem tazminatı hakkı” gibi şekere bulanmış biçimiyle, gerçekte örtük birer kemer sıkma paketidir. Neoliberal demokrasinin farkı şu ki, 12 Eylül-Özal döneminde olduğu gibi “zorunlu tasarruf fonları” ücretlerden kesilmiyor, “tasarrufu teşvik” adı altında, kitleler en temel bazı ihtiyaçlarını gelecekte edinebilmek için, bugünkü en temel ihtiyaçlarından kendi kendine ağır kesintiler yapmaya zorlanıyor, pardon “teşvik ediliyor”!

“Konut edindirme programı”, banka-borsa-tekellerin konut alanında düşen karlılık çarklarını yağlar, krizini genel bir eğilim olarak şiddetlendirecek olsa da öteler ve işçi sınıfına yıkmasını sağlar. Aşırı konut stoku nedeniyle evlerin fiyatlarının düşmesini engeller, tam tersine ev kira ve fiyatlarını zıplatır. Bu yolla işçi sınıfının en yüksek ücretli kesimleri ve üst sınıflar, belki ikinci, üçüncü evlerini alır, spekülasyon alemi yapar. İşçi sınıfı ve kent yoksullarının büyük çoğunluğu ise, ister “teşvikli” kredi sistemine girsin ister kirada kalsın, artık adıyla sanıyla konut köleliliği büyür, daha ezicileşir.

Konut sorunu ve sosyalizm

İşçi sınıfının konut sorununu burjuvazi çözmez. Kapitalizm koşullarında geriye iki yol kalır. İşçilerin kendi konutlarını yapması, yani eski tarz gecekondu sistemi ki, bu yol da bugün ortadan kaldırılmıştır. İkincisi devlet yardımıdır. Neoliberal devlet çoktan “sosyal konut”, “lojman” işlerinden çekilmiş, varolanları da yerle bir etmiştir. “Dar gelirlilere nimet” diye sonulan TOKİ konutlarının durumu ise ortadadır. Altyapısı tamamlanmamış, iç tesisatı çürük, kiminin su, elektrik tesisatı, kiminin asansörü bozuk, depreme dayanıksız TOKİ konutları bugüne kadar sayısız kitle eylem ve isyanına neden olmuştur.

Programda öngörülen devletin konut edindirme teşviği ise, olsa olsa banka-borsa-inşaat tekellerinin karlarına, işçilerin ise köleleliğine teşviktir. Diğer tüm neoliberal dönüşüm veya reform programları gibi, “konut piyasasında reform” programınında aslen ve mutlaka mali sermayenin cebine gideceğini görmek zor değildir. “Öncelikli dönüşüm programları”ndan bahsediliyorsa, “öncelikle”, hangi sınıfın hangi sınıfa önceliği ve egemenliği pekiştiriliyor, diye sormak gerekir.

Neoliberal kapitalizm konut krizini de derinleştiriyor. Cezayir’de 1 milyon işçinin fiili greve, kent yoksullarının barikatlara çıktığı büyük eylem dalgasının temel taleplerinden biri konut hakkıydı. Hükümet 1 milyon sosyal konut sözü vererek üçüncü kez seçildi, ama yapılan sadece 10 bin çürük konuttu. 2011 başında bir konut isyanı daha patladı. Hükümet bunu içinde yeni konut programının da olduğu 100 milyar dolarlık bir sosyal yardım paketi açıklayarak ancak yatıştırabildi.

2011 Temmuz ayında bu kez İsrail Tel Aviv’de yine konut krizinden patlayan çadır eylemlerine 500 bin kişi katıldı. Fahiş kiraları ödeyemeyen bir beyaz yakalının meydanda çadır kurarak protesto etmesi üzerine, 100 binler meydanlara ve sokaklara aktı.

Türkiye’de de TOKİ sakinlerinin eylemleri, “konut kooperatifi” adı altında kitleleri soyan ve dolandıran inşaat tekellerine karşı eylemler (en son Esenyurt’da 100 bin işçi ve emekçiyi dolandıran tekellere karşı bir eylem platformu kuruldu), büyük şehirlerde asgari ücreti aşan kiralara karşı tepkiler, birbirini izliyor.

Konut sorununun işçi sınıfı açısından çözülmesi ancak: 1- Tüm toprak ve kentsel arazinin toplumsallaştırılması (rant vb ancak böyle ortadan kaldırılabilir), 2- Kar, kira, rant vb amacıyla kullanılan ve lüks tüm konut ve yapılara toplumsal olarak el konulması, 3- En temel toplumsal ihtiyaçlar arasında yer alan konutların kar ve piyasa aracı olmaktan derhal çıkarılması, giderek her türlü konutun özel mülkiyet olmaktan çıkarılması, 4- İlk elde evsizlerin ve sağlıksız evlerde yaşayanların toplumsallaştırılan boş ve lüks konutlara yerleştirilmesi, 5- Öncelikle işçilerin ve kent ve kır yoksullarının sağlıklı ve güvenli konut, sosyal yaşam ihtiyaçları gözetilerek planlı, organize toplumsal konut üretilmesi, 6- Kapitalist mülkiyet, üretim ve egemenlik ilişkilerinin kaldırılması, kent-kır ayrımının sönümlendirilmesi, 7- Kapitalist mekan, iç mekan (örneğin cinsiyetçi mekan düzenlemesi vb), peysaj ve mimari dahil mevcut kent ve konut anlayışının baştan aşağıya değiştirilmesi gerekir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*