Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Ezme ezilme muhakkak olacak, mesele bunu minimize etmek” mi?

“Ezme ezilme muhakkak olacak, mesele bunu minimize etmek” mi?

Sömüren-sömürülen, ezen-ezilen sınıflar hep var mıydı, hep olacak mı?

Başbakan Erdoğan Makedonya’da hafızalardan silinmeyecek bir vecize daha yumurtladı.

“Emperyalist güçler arzularından hiçbir zaman vazgeçmiyorlar, vazgeçmeyecekler. Yani ezen ve ezilenler muhakkak olacak. İlk insanla başladı, sonuna kadar devam edecek. Mesele, bunun farkında olmak suretiyle bunu minimize edebilmektir, bu mücadeleyi verebilmektir.”

Erdoğan, ezen ve ezilenlerin ve hatta emperyalizmin hep var olduğunu, ilk insanla başladığı, bundan sonra da hep var olacağını, son insana kadar da süreceğini, tek kelimeyle değiştirilemeyecek ezeli ve ebedi bir şey olduğunu söylemiş oluyor!

Bundan ne sonuç çıkarmalıyız? Erdoğan’ın inandığı dinsel mitolojiye göre ilk insanlar Adem ve Havva’dır. O zaman Adem emperyalisttir. Adem’in, şeytana kanarak elmayı kopartan Havva’yı, sonraki erkeklerin de kadınları ezmesi tanrı kelamıdır. Ancak tabii bu ezmenin neoliberal demokrasi filanla biraz hafifletilmesinde yarar vardır.

Erdoğan’ın tüm söylediği şundan ibarettir: İnsanlar arasındaki ezen-ezilen, dolayısıyla sömüren-sömürülen ilişkisi, ve hatta emperyalizm, tanrı kelamı bir kaderdir, ezeli ve ebedidir, değiştirilemez. İşçilerin ve emekçilerin sömürülme ve ezilmeden hiçbir kurtuluşu yoktur. Bunu akıllarından bile geçirmemeli, ezeli ve ebedi bir kader olarak benimsemelidirler. Ancak ezilmeleri ve sömürülmeleri, belki bir nebze düzeltilebilir ve azaltılabilir. Erdoğan, tıpkı Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki nutuklarında olduğu gibi, Balkanlardaki nutuklarında da bölge işçi ve emekçilerine, emperyalist kapitalizmin alt bölge merkezi ve yumuşak bölge gücü olarak Türkiye burjuvazisinin nufuz alanı ile kodlanmış, “düzeltilmiş kapitalizm ve emperyalizm” hayali pazarlıyor.

Ezen ve ezilenler hep yoktu. İlk insanlar, sayısız arkeolojik ve antropolojik çalışmanın bilimsel olarak ortaya koyduğu gibi, sınıfların olmadığı eşitlikçi komünal topluluklar biçiminde yaşıyorlardı. Bu topluluklarda ne ezenler ve ezilenler, ne sömürenler ve sömürülenler vardı. Avcılık ve derleyecilik ile geçinen bu eşitlikçi komünal topluluklarda özel mülkiyet yoktu. Geçim de, yönetim de ortaktı.
Ezen-ezilen ilişkisi, emperyalizmden de önce sınıflı toplumlarla tanımlıdır. Emperyalizm ise yalnız işgal, zorbalık, haydutluk ile değil, kapitalizmin en üst ve tekelci aşamasıdır. Emperyalist kapitalizm ise sınıfların, sömürünün, eziyetin, yıkımların en üst fakat sınıfların, sömürünün, her türlü ezme-ezilme ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmaya götürüleceği sosyalizmin de olanaklı ve kaçınılmaz kılan son aşamasıdır.

İşçi sınıfını, emekçileri, insanlığı her geçen gün yeni felaketlere sürükleyen emperyalist kapitalizm düzeltilemez. Ancak yoğunlaştırdığı uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ve mücadelesi temelinde yıkılabilir.

Ezen-ezilen ilişkisi ve emperyalist kapitalizm hep olmayacaktır. Ezen ve ezilenlerin, sömüren ve sömürülenlerin, sınıfların, yıkımların olmadığı bir toplumun yolu, sosyalist devrimlerle açılacaktır.

Türkiye gibi ülkelerin bölge merkezi ve “yumuşak bölge gücü” olarak yeniden organize edilmesi ile küresel tekelci kapitalizmin bölgedeki egemenliği ve yıkıcılığı azalmamakta, tam tersine azamileşmektedir. Erdoğan’ın “ezen-ezilen ilişkisinin Türkiye sayesinde minimalize edileceği” demogojisiyle pazarladığı, fakat emperyalizmi ebedi ilan ederek de aslında itiraf ettiği budur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*