Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Ev mi lazımdı? Milyonlarca boş, bomboş ev var! Ama…

Ev mi lazımdı? Milyonlarca boş, bomboş ev var! Ama…

unnamedThe Guardian gazetesi, Avrupa’da mali oligarşik kapitalizmin yeni bir skandalını daha ortaya çıkardı. Avrupa’da tam 11 milyon boş konut, birkaç milyon da inşaatı yarıda bırakılmış konut var! Tekelci kapitalizmin ekonomik durgunlaşma koşullarında şişirdikçe şişirdiği inşaat balonunun çöküşünün ifadesi olan, tam 11 milyon boş konut! Toplam piyasa değeri 1 trilyon Euro’nun üzerindeyken satılamadığı için sermaye açısından değeri sıfırlanmış, bu yüzden işçilerin, kent yoksullarının, göçmenlerin onca yakıcı konut ihtiyacına karşın yıllardır boş duran 11 milyon konut!

Milyonlarca boş konutun büyük bölümünü mortgage sistemi ya da banka kredisiyle ev almaya çalışıp ödeyemeyenlerin bankalar tarafından haczedilen evleri; onca toplumsal konut ihtiyacı varken çok sınırlı bir burjuva-üst orta sınıfa dönük aşırı üretilip satılamayan lüks konutlar, veya sırf bankalar ve devletten kredi-teşvik almak ya da arazi spekülasyonu, rant için yapılıp ortada bırakılan konutlar oluşturuyor. Sonuçta büyük bölümü az sayıda bankanın elinde toplanmış milyonlarca konut, eski yüksek fiyatlarından satılamıyor, fakat mali sermaye karlarının önemli bir bileşeni haline gelmiş olan gayrımenkul spekülasyonunu, kent, arazi rantlarını, fahiş konut fiyatlarını düşürmesin diye daha düşük fiyattan da satılmıyor. Kapitalist banka ve tekellerin, satamadığı, kar edemediği, hiçbir işlerine yaramayan milyonlarca konutun, neden konut ihtiyacı içindeki milyonlarca işçiye, kent yoksuluna, mülteciye parasız dağıtılmadığı sorusunun yanıtı, son derece açıktır: Çünkü o, tüm toplumsal ilişkilerin sermaye-meta-para-kar temelinde işlediği kapitalizmdir.

20inci yüzyılın ilk yarısındaki kapitalist buhranlar döneminden şöyle bir anekdot anlatılır: Soğuktan titreyen işçi çocuğu annesine sorar: “Anne, neden bizim kömürümüz yok?” İşçi annesi yanıt verir: “Çok fazla kömür üretildiği için çocuğum!” Karlı fiyattan satılamayacağı için milyonlarca ton kömür depolarda durur, milyonlarca ton tarım-gıda ürünü tarlalarda-depolarda çürür, işçiler, yoksullar soğuktan ve açlıktan kıvranır. Bugün de kapitalizmin aynı çelişkisinin (toplumsal üretici yetenekler ve ihtiyaçların gelişimine karşılık mülk edinmenin özel biçimi) yaşamın her alanında nasıl işlediğini görmek mümkün.

Neden milyonlarca evsiz var, neden milyonlarca işçi ücreti kadar kira/kredi borcu ödediği halde en sağlıksız evlerde kalabiliyor: Çok fazla lüks konut üretildiği için! Üretilen konutlar azami karla satılamadığı için! Neden işçilerin kendilerine ayıracak hiç zamanları yok? İşçiler çok fazla toplumsal serbest zaman ürettikleri halde kapitalizm bunu artı-değer sömürüsü zamanına çevirdiği için! Neden işçilerin kendileri için değerlendirebilecekleri mekanları yok? İşçiler çok fazla yeni mekan ürettikleri halde sermaye hepsine rant, kar, meta alanı olarak el koyduğu için!

luks_konut_stoguTürkiye’de de bankaların elinde toplanan 1 milyona yakın boş, bomboş konut var

Avrupa’da inşaat-gayrımenkul balonu ve çöküntüsünden bize ne, diyecek olanlar için: Bu Türkiye’de de aynıyla vaki olan bir küresel neoliberal kapitalizm karakteristiğidir. Yarısı boş kalan inşaat balonları, ABD’den Çin’e, neoliberal kapitalizmin aşırı üretim krizlerinin, zıvanadan çıkmış üretim-piyasa anarşisinin, emek-sermaye ve toplumsal ihtiyaç-özel mülk edinme çelişkilerinin karakteristik görünümlerinden biridir.

Türkiye’de de özellikle 2008 krizinden bu yana inşaat-gayrımenkul balonunun bankalar, tekeller ve hükümet tarafından nasıl bir hızla şişirildiği biliniyor. Türkiye’de bu konuda bir resmi istatistik olmamakla birlikte, inşaat-mütaahhit tekellerinin ağlayıp sızlanmalı açıklamalarından, son 10 yılda görülmemiş bir hızla büyüyen inşaat-konut-ofis-mağaza-işyeri stoğunun yüzde 20’lik bölümünün satılamayıp boş kaldığı, 1 milyona yakın boş emlak olduğu anlaşılıyor. Bir TÜRYAP YK üyesi şunları söylüyor: “Şimdi, üretimi bitmiş tüm bu konutlar satılmayı bekliyor, ama alım gücü düştü. Faizler yüksek, dolayısıyla kimse bankadan kredi almak istemiyor. İnşaatı devam eden projelerde hız kesildi, fiyat indirimine gidiliyor, ancak maliyetin altına satmak da mümkün değil. Yeni yapılan konutlarda fiyatlar yüksek seviyelerde kaldığından bazı bölgelerde büyük stok oluştu.” Durmaksızın yükselen, yeni inşaatlarda yüzde 50’yi bulan gayrımenkul rantları, neoliberal kapitalist kent ve konut koşullarında, zaten “dar gelirliler” için ucuz konut üretmeyi olanaksız kılıyor, İstanbul başta olmak üzere lüks konut stoğu ise şiştikçe şişiyor.

Bir diğer gösterge bankaların elinde 1 milyar dolarlık icralık boş konut, emlak, gayrımenkul toplanmış olması. Bunlar da satılamıyor, çünkü üst sınıf gırtlağına kadar lüks konut, villa, residans ve mağazalara doymuş durumda, işçi sınıfı ve orta sınıfın geniş kesimlerinin ise satın alma gücü düşüyor. Buna karşın satılamayan, icralık olan, boş konut oranı giderek yükseldiği halde, yeni inşaatlar furyası tam gaz devam ediyor. Türkiye’de de banka-borsa-tekeller ve devletin şişirdiği inşaat balonunun çöktüğü, reklamlarda her gün bir yenisini gördüğümüz o lüks “rüya yaşamlı siteler”in bile belki yarısının boş kalacağı bir noktaya doğru gidiyor.

Oysa şu anki -maliyetinin altında fiyatlara bile satılamayan, ya da bankalar tarafından haczedilmiş- boş konut stoku bile, örneğin bir odaya asgari ücretin üzerinde kira vermek zorunda kalan Suriyeli mültecilerin konut sorununu çözmeye yeterdi. Avrupa’da 12 milyon boş konutun 10’da biri ile bile, Avrupa’da sayıları 4.1 milyon kişi olarak tahmin edilen evsizlerin ev ihtiyacı karşılanabilirdi. Dünya çapında sayısı 30-40 milyonu bulan boş konutun parasız dağıtımı ile, kiraya ya da konut taksidine çalışan, en sağlıksız konutlarda kalabilen milyonlarca işçi ve kent yoksuluna, ev tutucak işi, veya yeterli ücreti olmadığı için ailesinin yanından ayrılamayan milyonlarca gence, toplama kamplarında, çadırlarda, sokaklarda sefil edilen göçmenlere, sağlıklı ve güvenli barınma sağlanabilir, giderek büyüyen konut sorunu bir ölçüde hafifletilebilirdi. Hepsi bir yana, dünya çapında 60 milyon yersiz yurtsuz, evsiz barksız mültecinin barınma sorunu bir çırpıda çözülebilirdi.

Onlar boş, bomboş olsa da, özel mi özel mülkiyet!

Bunları söylediğinizde kapitalist sınıf size deli gözüyle bakar. Israrlı olduğunuzda, örneğin evsizler, kira köleleri, yoksullar, göçmenler boş evlerin kırık dökük olanlarını dahi olsun fiilen işgal edip kendileri için yaşamsal bir kullanım değerine çevirdiğinde ise, polis zoruyla oradan atılmak istenirler. Çünkü milyonlarca konut boş da olsa özel mülkiyet olarak kalmaya devam eder. Çünkü kapitalist banka ve tekeller, kar edemeyecek, satamayacak olsa bile, onları toplumsal ihtiyaçlara kullanım değeri olarak sunmak yerine, boş kalmasını, hatta çürütmeyi tercih eder. Çünkü kapitalizm, insanların kendisi dahil meta formu almayan, kar getirmeyen hiçbir şeye, hiçbir ilişki biçimine varlık hakkı tanımaz. (Çalışma yeteneği meta olmaktan çıkan işsizlere, emeklilelere yok ve yük gözüyle bakması gibi.) Çünkü konut sorunu, insanlar ile konutlar (şeyler) arasında bir ilişki değil, gerçekte kapitalist banka-tekeller-devlet ile sömürdükleri sınıf arasındaki bir sömürü, soygun, egemenlik ve kölelik ilişkisidir.

Milyonlarca konutun boş kalmasının nedeni de zaten özel mülkiyet olmaları, meta ve kar aracı olarak üretilmiş olmaları, kapitalizmde meta-para-sömürü-kar ilişkileri dışında bir kullanım hakkının olmamasıdır. Kapitalist mali oligarşik ilişkilerin de toplumsal ihtiyaçlar için parasız kullanım hak ve olanağını zaten baştan engellemesidir. Kapitalist sınıfın, özel değişim değerine karşı toplumsal kullanım değeri; özel mülkiyet ve kara karşı toplumsal ihtiyaca dayalı kullanım değeri mücadelesinin yaygınlaşıp kitlelerin nezdinde meşrulaşmasından ödü patlar.

Empty-houses-014Kapitalist değere karşı toplumsal kullanım değeri… Sermayenin mali oligarşik egemenliğine karşı toplumsallaşmış yetenekler ve ihtiyaçlar…

Dünya çapında 10 milyonlarca boş konut stoğuna karşın, kitlelerin konut ihtiyacını giderek ezicileşen bir kölelik prangası gibi boyunlarında taşımaya devam etmesi, bu uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal karşıtlığın keskinleşen bir ifadesidir. Dünya çapında toplamı yüzmilyarlarca dolarlık, 10 milyonlarca boş konutun (ve ofis, fabrika, kent ve tarım arazisi, vd) sayıları 20-30 kadar banka elinde toplanmış olması, bu çelişkinin ulaştığı düzeyin bir göstergesidir. Bu demektir ki, yalnızca bankaların toplumsallaştırılmasıyla bile, bankaların elinde toplanmış olan milyonlarca boş konut, milyonlarca dönümlük boş tarım arazisi, sayısız boş bekleyen üretim birimi, kitlelerin kolektif ve parasız kullanımına açılabilir.

Türkiye’de kapitalizmin genişleme döneminde, hatta örtük kriz koşullarında ucuz kredi köpüğü ile devam ettirilen tüketim canlılığıyla, ücretli emekçi ailelerinin yarısından fazlası ev, 4’te birinden fazlası otomobil sahibi haline geldi. Bu da bir dönem boyunca, kitlelerin yaşam standartlarında ve konut, otomobil, sağlık, eğitim, tatil gibi tüketim araçlarının dağılımında iyileşme olduğu algısıyla sisteme içerilmelerinin etkenlerinden biri oldu.

Ancak kapitalizm koşullarında bu durum sürdürülebilir değildir. Tam tersine, sermayenin tekelci oligarşik birikiminin sürdürülebilirliği (hele ki kriz koşullarında), üretim ve yönetim araçlarının giderek azalan sayıda elde yoğunlaşıp merkezileşmesini, bu da yaşam/geçim/tüketim araçlarının da eninde sonunda daha küçük bir azınlık elinde toplanmasına (giderek daha fazla sermaye çıkarına zorla yeniden dağılımına) yol açar. Nitekim Türkiye’de de ücretli emekçiler içinde ev, otomobil sahipliği oranındaki artış eğiliminin, son dönemde durakladığını, son birkaç yıl içinde ise inişe geçmeye başladığı görülmektedir. Bu durumu, satın almış göründüğü evin ısınma, elektrik, su faturalarını, apartman/site aidatlarını bile ödeyemez, satın almış göründüğü arabanın deposunu bile dolduramaz hale gelenlerin ve banka-icra takibindeki konut-araba sayısındaki büyük artışlardan izlemek mümkündür. Türkiye’de önümüzdeki birkaç yıl içinde geliyorum diyen daha şiddetli bir kriz çöküntüsü durumunda, yıllarca borca çalışmak pahasına sahip olmuş göründükleri, ev, araba, üniversite eğitimi, sağlık vd olanakların önemli bölümünü yıkıcı biçimlerde kaybedeceklerdir. Ve aslında krizin şiddetlenmesine bile kalmadan, seçimlerden sonra ağırlaşacak “mali disiplin” ya da “kemer sıkma” paketleri, o da bir yana zaten düşmeye devam eden ücretler, artmaya devam eden işsizlik, yaşam koşullarında da düşüş eğiliminin devam edeceğinin bir ifadesi, hızlanacağının da bir habercisidir.

unfinished-houses-Ireland-008İşçiler yalnızca üretir, burjuvazi yalnızca tüketir ve israf eder

Üretim ve yönetim araçlarının kapitalist mali oligarşik temelde, azalan sayıda elde yoğunlaşması ve merkezileşmesi, kaçınılmaz olarak en temel yaşam/geçim araç ve olanaklarının da (mekan, zaman, barınma, enerji, sağlık, eğitim, vd) azalan sayıda elde yoğunlaşması ve merkezileşmesine, kitlelerin genişleyen kesimlerinin de bunlardan daha fazla yoksunlaşmasına yol açar. Böylece yaşam koşullarında ve gelişme olanaklarında uçurumlaşan eşitsizliğinin iç yüzü, kapitalist mali oligarşik özel mülkiyet, üretim ve yönetim tarzı olarak daha fazla açığa çıkmaya başlar.

Tıpkı milyonlarca insan konut ihtiyacıyla, kira ve ev kredisi köleliliği altında çırpınırken, milyonlarca konutun kapitalist mali oligarşik özel mülkiyet altında boş durması gibi… Tıpkı milyonlarca insan sağlık ve eğitim ihtiyacı içinde kıvranırken, küçük bir burjuva-üst orta sınıf azınlığına dönük yapılan aşırı sayıdaki özel elit okul, üniversite ve hastanelerin yüzde 30-50’yi bulan atıl kapasiteyle çalışması (ve ancak burjuva devlet desteğiyle ayakta durabilmesi) gibi… Tıpkı milyonlarca insan aç veya yetersiz beslenirken, Türkiye’de son dönemde görülmemiş bir patlamanın yaşandığı küresel ultra lüks lokanta ve mağaza zincirlerinin artan bölümünün boş kalmaya ve birer ikişer kapanmaya başlaması gibi…

Neoliberal kapitalizmin adeta kısır döngüleşen eğilimi, toplumun çoğunluğunu oluşturan işçi kitlelerinin ücretleri, sosyal ve siyasal hakları budandıkça, sermaye yatırımların da artan ölçüde burjuva ve üst orta sınıfın (konut, eğitim, sağlık, hemen her alanda) lüks sefahat tüketimlerine kayması, bunun da hiçbir toplumsal gerçek ihtiyaç karşılanmamış olduğu halde daha büyük aşırı birikim/aşırı üretim krizlerine yol açmasıdır. Ve sonra “krize çözüm” diye, yine işçilerin yaşamsal ihtiyaçlarından sökülen daha fazla “kamusal servet birikimi”nin sermayeleştirilip üst sınıfların sefahat tüketimine aktarılması, üst sınıfların (farklı koşullarda milyonların ihtiyacını karşılayabilecek) görülmemiş sefahat ve israfının yanısıra, o ürünlerin de artan bölümünün artık satılamayıp atıl kalması ve yine israf edilmesidir.

Öyleyse…

Tüm bunlar, kapitalist mali oligarşik sistemdeki uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal çelişki ve çatışmaları açığa çıkartıyor, tüm çalışma, yaşam, yönetim alanlarına yayıyor, birbirine bağlıyor, derinleştiriyor: Kökten ve bütünsel bir sistem sorunu, kapitalist mali oligarşik sistemi yıkarak geçilebilecek yeni bir komünist devrimci yaşam ihtiyacı sorunu olduğunu gösteriyor. Zaman, mekan, özgürlük ve demokrasi, konut, sağlık, eğitim, su, enerji, ulaşım, iletişim, sanat, spor, doğa gibi toplumsal ilişkileri bile sermaye ve metaların azami karla özel üretim/özel mülk edinme ilişkisi haline getiren bu sistem, bunun şiddetlendirdiği karşıtlık ve çürütücülükle kendi yıkılışını koşullamaktadır. Yeni ve daha ileri bir toplumsal sistemin de koşullarını geliştirmektedir.

Üretim ve yönetim alanlarında olduğu gibi, dağıtım ve yaşam alanlarında da görülmemiş kapitalist mali oligarşik mülkiyet/hakimiyet merkezileşmesi; sosyalist işçi konseyleri devrimi temelinde üretim ve yönetimin toplumsallaştırılmasını koşulladığı gibi bunun olanaklarını da artırmaktadır. Kitlelerin tüm yaşam ve gelişme olanaklarının bunları azami daraltıp tıkayan sermaye-meta-para-bürokrasi ilişkilerine bağlı olmaktan çıkarılmasını, toplumsal kullanım değerine dayalı hale getirilerek, ihtiyaca göre dağılımını da koşullamakta ve bunun olanaklarını geliştirmektedir.

Örneğin bugün ortalama bir işçi, tüm yaşam enerjisinin 3’te ikisini sadece barınma, ulaşım, gıda ihtiyaçlarını (o da asgari düzeyde, kırık dökük olarak) karşılamak için harcamak zorunda kalıyor: Bunun pekiştirdiği sermaye-meta-para köleliğini, engellilik ve körelmeyi düşünelim. Sonra da toplumsal ihtiyaçların, köleleştirici/engelleyici sermaye, meta, para, bürokrasi vb formuna çevrilmek zorunda kalınmadığı, bunların yıkıldığı ve gelişim engeli olmaktan çıkartıldığı, giderek herkesin ihtiyacına göre parasız karşılandığı yeni bir yaşamda, sadece bunun bile ortaya çıkartacağı muazzam toplumsal-bireysel enerji, özgürleşme ve gelişim patlamasını hayal edelim!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*