Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Estetik-Komünizm ütopyası: Hiçbir Yerden Haberler

Estetik-Komünizm ütopyası: Hiçbir Yerden Haberler

Büyük sosyal hayal gücü, büyük tarihsel dönüşüm ve geçiş süreçlerinde ortaya çıkar. Nedeni açıktır. Tarihsel dönüşüm süreçleri ortaya, farklı sorunlar, ihtiyaçlar, tehditler, olanaklar, korkular, umutlar, öfkeler, iyimserlikler, tepkiler, beklentiler, yıkımlar ve yeniden yapılanmalar, tıkanmalar ve yeni dinamikler, belirsizlikler … çıkartır. Bilinegelen önceki yaklaşımlar yetersiz kalır. İnsanlarda yaşamları ve gelecekleri üzerinde kontrolü kaybetme duygusu artar. Sosyal hayal gücünün devreye girdiği nokta burasıdır. Büyük etkide bulunmuş ütopyalar, bir yerde, insanın gerçek yaşam ve geleceği üzerinde kaybettiği kontrolü, hayali olarak kazanma çabasıdır. Bu açıdan ilk eşitlikçi/komünal topluluklarda büyünün işlevine benzerler. Doğa karşısında çok güçsüz ve zayıf olan ilk insanlar, büyüyle onu düzenlemeye ve başa çıkmaya çalışıyorlardı. Fakat onların safiyene büyüsünün sonraki dinlerden farkı, gerçek dünyadan ayrışmamış ve gerçek bir üretici güç olmasıydı. Ütopyalarda ise her şeyden önce mevcuttaki gibi yaşamak istememe ve yeni bir yaşam özlemi vardır. Tabii geçiş sürecinin büyük krizleri, çalkantıları, sıkışmaları, yıkımları karşısında uyumlu, huzurlu, mutlu bir toplum özlemi. Bunu gerçekleştirecek bilimsel devrimci teori, bilinç, örgütlülük ve toplumsal güç henüz ortada yoksa ya da yetersiz kalıyorsa, çoğu ütopyada olduğu gibi yeni bir gelecek özlemi, ilk sınıflı toplumlardan bu yana süregelen geçmişe dönük “altın çağ” özlemiyle de iç içe geçer. Geçmişteki “kaybedilmiş cennet”i geri getirme hayali ile tarihsel dönüşümün doğurduğu yeni olanak ve ihtiyaçları da gözeten geleceğin “ideal toplum” tasarımı iç içe geçer. Kimisinde ilki, kimisinde ikincisi ağır basar. Fakat tümünde kesin olan, mevcut durumun sert eleştirisi ve yadsınmasıdır. Bu açıdan, büyük tarihsel dönüşüm ve toplumsal alt üst oluş süreçlerinde, konum kaybeden veya yeni bir temelde oluşan sınıf ve kesimlerin henüz oldukça eklektik ve çelişkin durumlarına da tercüman olurlar. William_Morris_age_53

Paris Komünü ile Ekim Devrimi arasında geleceğe bakış

İngiltereli sosyalist William Morris’in 1890 yılında yayınlanmış “Hiçbir Yerden Haberler”i, tam da böyle bir ütopyadır. İngiltere’de de büyük yankıları olan Paris Komünü ve ABD’de 8 saatlik işgünü (1 Mayıs) isyan ve hareketi sonrasında, dönemin en ileri kapitalist ülkesinde, emperyalist dönüşümün başlangıç evrelerinde yazılmıştır. Giderek tekelleşen kapitalist sanayileşme ve kentleşmenin yıkıcılığına, eziciliğine, yarattığı sefalete, her şeyi vasıfsızlaştırmasına büyük nefret duyar. Bir yandan tarihin çarklarını geri döndürmek ister; ortaçağın pastoral kır komünlerine, yaptığı işten yabancılaşmamış ve haz duyan zanaat emeğine, ihtişamlı Gotik kültürüne özlem duyar. Diğer yandan kendi döneminde ütopik görünse de, gerçek önemini 125 yıl sonra, bugün kazanan, daha ileri bir komünizm düşüncesinin bir dizi ipucunu ortaya koyar: Kent ve kırın bütünleştirilmesi çerçevesinde “bahçe şehirler”, doğanın korunması, tarihsel eserlerin modernist restarayona kurban gitmeden orijinal biçimleriyle korunması, sanatsal estetik tasarımın gündelik yaşama ve ürünlere taşınması, emeğin, üretimin ve bilginin sanatsallaştırılması, eğitimin kitabi olmaktan çıkartılıp yaşam, sanat, oyun ve doğayla bütünleştirilmesi gibi bir dizi önemli fikrin ilk mücidi ya da ilerleticisi, odur.

Morris, dönem boyunca, özellikle ekonomik olarak daha geri kıta Avrupası ve Asya sosyalistlerinde çok ağır basan bilim, teknoloji, makinalaşma, mühendislik, sıkı merkeziyetçilik ve planlamaya dayalı sosyalizm anlayışları ve ütopyalardan kesin biçimde ayrılır. Prusya tipi kapitalistleşen ülkelerdeki, güçlü devlet, yasa, düzen, katı merkeziyetçilik, planlamacılık, hiyerarşi, teknikçilik, rasyonalizm, modernizm geleneğine karşılık o her zaman daha ademi-merkeziyetçi ve birey merkezli olmuş Anglo-Sakson ekolündendir. Hepsi bir yana, dahilik düzeyinde bir sanatçı, gündelik yaşam ürünleri tasarımcısı ve estetdir. Günümüzün moda deyişiyle bir “arzu politikacısı”dır. Dev çaplı yazınsal literatürününde teorik-bilimsel yan oldukça zayıftır. Buna karşılık baştan aşağıya yaratıcı ve estetik bir yeni yaşam ve komünizm tasarımında ilk ve Sovyetler Birliğinin 1920′li yıllardaki sosyalist inşaa sanatı akımlarına kadar tektir. 1968 isyanları ve günümüzün dünya çapındaki isyan ve direniş dalgalarının önemli bir yönünü oluşturan “estetik politik eylemler” bağlamında yeniden gündemleşmekte ve tartışılmaktadır. Nitekim Morris’in “Hiçbir Yerden Haberler”i, kendisiyle aynı dönemde yazılmış Bellamy’nin “Geçmişe Bakmak” adlı bilimsel-teknolojik, katı merkeziyetçi ve planlamacı, katı işbölümü ve hiyerarşinin olduğu sosyalizm tasarımına bir yanıt ve tartışma niteliğindedir. Her iki kitap da Avrupa’da, Amerika’da ve birkaç yıl sonra çevrildikleri Rusya’da yüzbinler satar, büyük bir heyecan yaratır, tartışılır. Her iki kitap da, Sovyetler Birliği’nin 1920′li yıllarındaki sosyalizmi inşa deneyim, arayış ve tartışmalarına önemli etkilerde bulunmuştur.

Morris, Bellamy’nin sıkı ekonomik-teknolojik determinist, aşırı akılcı ve toplumsal düzenlemeci yaklaşımını, yaratıcılığa hiç yer bırakmayan “toplum mühendisliği” addederek reddeder. Yerine daha kültürelci, estetik, öznelci, duygulara hitap eden bir komünizm tasavvuru önerir. Paris Komünü ile Bolşevik Devrimi arasındaki tarihsel kesitte, kapitalizmin emperyalist aşamaya geçiş sürecinin ilk evrelerinde, iki farklı sosyalizm anlayışı ve tasarımı arasındaki bu tartışma, tarihin tozlu raflarında kalmış bir şey değildir. Tam tersine 20. yüzyılın kritik dönemeçlerindeki (Sovyet deneyiminin 1920′li yıllardaki arayış dönemi, 68 isyanlarından sonra modernizmden neoliberalizme dönüşüm süreci -örneğin Althusser’in yapısalcılığıyla Thompson’un kültürelciliği arasındaki tartışma-) olduğu gibi günümüz büyük dönüşüm sürecinde yeniden canlanan katı belirlenimci ve düzenlemeci ile öznelci, akılcı ile duygucu, altyapıcı ile üstyapıcı yeni yaşam ve sosyalizm anlayışları arasında süregiden tartışmanın ilk büyük veçhelerinden biridir. Tüm büyük tarihsel dönüşüm süreçleri, aynı zamanda burjuva ikilemleri (üretici güçler-üretim ilişkileri, altyapı-üstyapı, nesnellik-öznellik, zorunluluk-özgürlük, toplum-birey, akıl-duygu, vb) arasındaki ilişkilerin krize girdiği, birbiriyle ayrıştığı ve çatıştığı dönemlerdir. Birbiriyle çelişen katı düzenlemeci veya öznelci tek yanlı sosyalizm anlayışları, birbiriyle çelişen bu öğelerin bir ya da öteki yanını mutlaklaştırması, öteki yanını yadsıması (ya da en azından ihmal etmesi) nedeniyle ortaya çıkar. Ancak tarihsel-diyalektik materyalizme dayalı bilimsel sosyalizm anlayışıdır ki, zorunluluk adına özgürlüğü, toplum adına bireyi ya da tersine yaratıcılık adına üretici güçlerin gelişimini, duygu adına akılı yadsımaz, tümünü yeni ve daha yüksek bir temelden ilişkilendirebilir. morris-wallpaper-s Resimler: Morris’in ütopyasını işçilerin gündelik yaşamına taşımayı gözettiği ünlü duvar kağıdı desenlerinden

Morris’in ortaya koyduğu sorun: Kendini gerçekleştirme!

Morris zengin bir burjuva aileden geliyor olmanın, Oxford dahil en seçkin okullarda okumanın, dahası İngiltere’nin dönemin en gelişmiş ve sömürgeci ülkesi olmasının avantajlarına sahip. Bu yüzden dönemin kıta Avrupası sosyalistlerinin boğuştuğu katı ekonomik zorunluluklar, bilimsel-teknolojik sınai gelişme, makinalaşma ve modernleşme önceliği ve hatta fetişizmi, onun için pek belirleyici değil. Büyük çaplı merkezileşmeye ve yoğunlaşmaya (tekelleşmeye) başlayan modern büyük kapitalist sanayi ve kentlerde diğerleri sosyalizmin koşullarını görürken, o teknoloji ve modernizme derin bir kuşkuyla bakıyor. Teknolojiyi tümden reddetmiyor; kapitalizm koşullarında teknolojinin hem emeği zahmetli çalışmadan ve zamanda serbestleştirme olanağını yaratması ama hem de emek, doğa üzerinde yıkıcı sonuçları çelişkisine devrimci sosyalist bir çözüm arıyor. İngilizceye henüz çevrilmemiş olan Marx’ın Kapital’inin birinci cildini o da Fransızca çevirisinden okuyabiliyor ve özellikle “Meta fetişizmi” eleştirisi, “çalışmanın zorunluluktan çıkıp ihtiyaç haline gelmesi”, “insanlar şeyler tarafından yönetileceğine insanların şeyleri yönetmesi” fikirlerinden çok etkileniyor. Teknoloji ve sanayinin ortadan kaldırılmadığı ama, ağır, tehlikeli, zahmetli ve pis işlerle sınırlandırıldığı bir sosyalizm hayal ediyor. Önerdiği çözüm kendi dönemi için oldukça ütopik olsa da, kapitalizmin günümüz gelişme düzeyi açısından oldukça güncel ve tartışmaya değerdir: “Bugün elle yapılan işlerin makineyle, bugün makinayla yapılan bazı işlerin de elle yapılması!” Morris, yalnızca sömürü, baskı, sefalet, kölelik ve eşitsizliğin ortadan kalkmakla kalmayacağı, herkesin kendini zihinsel-duygusal olarak da gerçekleştirme olanağına sahip olacağı bir komünizm düşler. Çalışma ve eğitimin yalnız zorunlu olmaktan çıkmak ve sürece kısaltılmakla kalmayıp haz ve heyecan verici bir kendini gerçekleştirme olacağı bir komünizm tasavvurudur bu. Tehlikeli, ağır ve pis işler makinalaşacak, zevkli ve yaratıcı işler ise beceriye dayalı bedensel, zihinsel, duygusal emekle kendini gerçekleştirme aracı olacaktır.

Morris’in -çözüm önerisi değilse bile- ortaya koyduğu “kendini gerçekleştirme” sorunu, her şeyin küresel tekelci sanayileşme ve hazır meta piyasasına bağlandığı, bu temelde yeniden yapılandığı günümüzde çok daha güncel ve yakıcı bir sorun haline gelmiştir. Günümüzde eğitim, sağlık, kültür, sanat, spor, oyun, eğlence, seyahat, tarih, tarım, doğa bile büyük çaplı tekelci kapitalist sanayi ve hazır meta piyasası sektörleri haline gelmiştir. Eskiden az buçuk varolan kendini gerçekleştirmek için, bilim, sanat, spor, seyahat, doğa gibi alanlarda amatör uğraş ve beceriler geliştirme olanağının zemini bile kaydırıldı. Her şey gibi gündelik yaşam da tepeden, mali oligarşik güçlerce dizayn ediliyor ve sömürü ve tahakküm kadar insanın kendine (kendi gerçek ihtiyaç ve yeteneklerine) yabancılaşması ve edilginleşmesi derinleşiyor. Nitekim kendini toplumsal-bireysel olarak kendi istediği gibi gerçekleştirme ihtiyacı, dünya çapında yaygınlaşan Gezi tarzı isyan ve direnişlerin önemli dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Otantizm, organikçilik, doğalcılık, kentte son kalan tarihi ve yeşil alanların savunulması, evde/bir avuç bahçede küçük çaplı amatör tarım, yöresel ev yemekleri/köy kahvaltıları, yüzyüze insan ilişkilerine dayalı özerk ortak yaşam alanlarının yaratılması gibi girişim ve eğilimlerin artması da bunun bir diğer ifadesidir. Kuşkusuz bu eğilim, daha farklı bilgi, ilgi, ihtiyaç, beceri ve olanaklara sahip beyaz yakalı, eğitimli işçiler ve üniversite öğrencileri arasında daha güçlüdür. Çalıştıkları görece yüksek ücretli işleri bırakıp daha düşük gelirli de olsa serbest zaman ve kendini gerçekleştirme olanağı yaratan deneyim ve girişimlerde bulunma, Gezi’den sonra bu kesimler de daha fazla görülmeye başlamıştır. Morris’in ütopyası, işçi sınıfının bu yeni kesimleri ve yıkıcı proleterleşme süreci içinde olan modern ara sınıf kesimleri için çok çekici olabilir.

Nitekim Morris’in Marksizm ile romantik (geriye dönük) komünizm arasında bir yerlerde duran sosyalizm anlayışı ve ütopyası, kendi başlattığı “Sanatçılar ve Zanaatçılar” hareketinde çok güçlü bir zemin buldu. (Bu hareket, Morris’in ölümünden sonra, İngiltere’de her türlü zanaat emeğinin tasfiye olduğu, sanatın da iyice tekelci piyasalaşmaya dönüştüğü 1920′lere kadar, önemli bir ara sınıf hareketi olmuştu). Fakat ağır gündelik geçim köleliğine tabi büyük vasıfsız sanayi işçisi kitleleri içinde pek bir zemin bulmadı. Morris, Engels ve Elanor Marx’ın övdüğü ve destek verdiği Sosyalist Birlik’in kurucusu ve lideri olarak, yeni partisi, gazetesi ve hitabet yeteneği ile işçi sınıfının üst tabakalarının ve yıkıcı işçileşme sürecinde olan kesimlerin dikkatini çeken iyi bir başlangıç yaptı, fakat Kropotkin ile yakın ilişkisinden ve geriye dönük romantik komünizm eğilimlerinden gelen nostaljik özlemlerinden tümüyle sıyrılamadı. Arkadan gelen vasıfsız büyük sanayi işçilerinin kabarışı ve mücadeleleriyle güçlü bir bağ kuramadı. İşçi sınıfının büyük sanayi gövdesini, bu kabarış içinden kurulan Labor Party’nin (Emek Partisi) Fabianist, reformist, sendikalist, parlamentarist “iş, ekmek, parlamenter demokrasi” politikasına kaptırdı (Morris parlamenter mücadeleyi ve sermaye ve devletiyle uzlaşmaya dayalı sendikacılığı kesin biçimde reddediyordu).

Günümüzde işçileşmiş ya da işçileşme sürecindeki geniş yeni eğitimli işçi tabakalarının toplumsal-bireysel olarak kendini gerçekleştirme ihtiyaç ve özlemi, Gezi’nin estetik ve yaratıcı politikası ve doğrudan demokrasisinin onlar üzerindeki çekim gücü son derece anlaşılırdır. Fakat bırakalım estetik ve otantik zevkleri, dar geçim köleliliğinden başını kaldıramayacak durumda olan, en ağır ve ölümlü işlere bile ekmek parası diye sesini çıkaramayan milyonlarca vasıfsız işçiyle nasıl bağ kurulacağını da iyi düşünmek gerekir. Geçim ile kendini gerçekleştirme karşı karşıya geldiğinde pek az kişi ikincisini seçme cesaret ve olanağına sahip olabilir. Maslow’un kötü ünlü ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi en azından bu açıdan doğru görünür. Bununla birlikte, ihtiyaçların en temel ve basit olandan daha yüksek ve karmaşık olanlara, geçim sorunundan kendini gerçekleştirmeye doğru, illa düz aşamacı tarzda gitmesi gerekmez. Birbirini dışlamak yerine iç içe geçerek birbirini geliştirdiği, daha yüksek bir sınıf mücadelesi ve sosyalizm anlayışı pekala mümkündür. Morris, geriye dönük bakışı nedeniyle bu handikabı aşamadıysa da, asıl günümüzde gerçek anlamını kazanan bazı ipuçları sunmaktadır.

JasmineWallpaper_Morris1

 

Vasıfsızlaşma ve özerklik yitimi

Morris, İngiltere çapında ünlü bir şair, yazar, gazeteci ve editör, dünya çapında ün kazanmış bir desinatör ve tasarımcı (onun çizdiği tekstil ve duvar kağıdı desenleri günümüzde halen kullanılmaktadır), vitray sanatçısı, litograf (yeni yazı karakterleri bulmuştur), hattat, aynı zamanda dönemin ünlü hatiplerinden biri, politikacı, parti kurucusu ve lideri, meslek hareketi başlatıcısı ve lideri, tarihçi, botanikçi, pedagogdur. İnsanın bu kadar çok yönlü olabilmesi, dahası el attığı hemen her alanda önemli, bazılarında çığır açıcı yenilikler gerçekleştirebilmesi için, dahi olmaktan önce hiçbir geçim sorununun olmaması, iyi bir eğitim, ilişki ve olanaklar ağına sahip olabilmesi gerekir. Gerçi Morris hiçbir zaman, uğruna mücadele ettiği işçileri küçümsememiş ve kendini gerçekleştirme olanağı olduğunda, istenilen işlerin yapılıp yapılan işlerden heyecan duyulduğunda herkesin benzer yeteneklerinin gelişeceğine inanmıştır. Kendi ütopik sosyalizm anlayışı çerçevesinde kurduğu, büyük ün kazanan tasarım şirketinde, işe aldığı işçilerle yalnız kar dahil her şeyin eşit paylaşımını ve kararlara doğrudan katılımın olduğu doğrudan demokrasi uygulamaya çalışmakla kalmamış, herkesin yaptığı işten ve emek sürecinden keyif duymasını, kendilerini ve birbirlerini çok yönlü geliştirmesini gözetmiştir. Morris’in 14. yüzyıl zanaat loncalarına, kır komünlerine, ağır Gotik mimari ve sanatına duyduğu hayranlık ve özlem, kuşkusuz onun sosyalizm anlayışının romantik, anarşist, tarihsel olarak gerici yanını oluşturur. Bir tür zanaat sosyalizminin, tekelleşmekte olan ve her türlü el becerisini ezip geçen, her türlü vasfı yok edip işçileştiren kapitalist modern büyük sanayi karşısında hiçbir şansı yoktu. Bilgisayarlaşmanın vasıfsızlaştırdığı kafa emeği dahil her şeyin temeline yerleştirdiği günümüzde ise, zanaatkar tarzı bir sosyalizmin lafını etmeye bile değmez. Morris’in sosyalizm anlayışındaki romantik, anarşist yön açısından Marx’ın çok önceden, Komünist Manifesto’da söyledikleri yeterlidir:

“Orta sınıfın aşağı tabakaları, küçük imalatçı, dükkancı, zanaatçı, köylü, bütün bunlar, orta sınıfın birer parçası olarak, burjuvaziye karşı varlıklarını yok olmaktan kurtarmak için savaşım yürütürler. Onun için bunlar devrimci değil tutucudurlar. Hatta gericidirler de, çünkü tarihin tekerleğini gerisin geriye çevirmeye çalışırlar. Eğer devrimcilikleri tutarsa, bu ancak proletaryanın saflarına kaçınılmaz geçişlerini gözönünde tutmaları yüzündendir; onlar böylece, o andaki çıkarlarını değil, gelecekteki çıkarlarını savunurlar, kendilerini proletaryanın görüş açısına yerleştirmek için, kendi görüş açılarını bırakırlar.”

Morris, proletaryanın görüş açısına yerleşmek ve gelecekteki çıkarlarını savunmak ile yüksek zanaatçı becerilerini burjuvaziye karşı ve ondan geriye doğru savunmak arasında ikircikli bir yerdeydi. Tüm servetini mücadelesine adadı, hapse de girdi. Onun tekelci kapitalist sanayi ve kentlerde gördüğü yalnız ürettikleri korkunç sefalet, kölelik, emek ve doğa yıkımı değildi: Onun sorunu, bunlarla birlikte, yol açtıkları vasıfsızlaşma, yüksek el becerisine dayalı zanaat ve sanat emeğinin yok olması, yabancılaşma, standartlaşma, bayağılık, can sıkıntısı, zevksizlik ve çirkinlikti.

“Makinenin geniş ölçüde kullanılması ve işbölümü yüzünden, proleterlerin çalışması tüm bireysel niteliğini ve dolayısıyla, çalışan için tüm çekiciliğini yitirmiştir. İşçi, makinenin bir uzantısı olmuştur; ondan istenen ancak, en basit, en cansıkıcı, en kolayca edinilebilen bir beceridir. Bu yüzden de, bir işçinin üretiminin maliyeti, hemen hemen tümüyle, yaşamını ve neslini sürdürmesi için gereksindiği zorunlu geçim araçlarından ibarettir.” (Marx, Komünist Manifesto).

Onun asıl sorunu buydu. Tekelcileşen kapitalist büyük modern sanayi ve kentlere karşı, yalnızca ürünlerin değil, üretim ve emek sürecinin, eğitimin, gündelik yaşamın yeniden vasıflandırılması ve estetikleştirilmesi hayali gibi imkansız bir işe girişti. Yalnızca özel mülkiyet ve burjuva iktidarının yıkılmasını istemekle kalmıyordu. (Ki tüm bulanıklıklarına karşın samimi bir devrimci sosyalisttir. Hiçbir Yerden Haberler belirsiz ve yalıtık bir yerdeki, kendinden menkul klasik ütopyalardan iki yönüyle farklılaşır: Ütopyasını doğrudan İngiltere’de kurar ve başında, şiddete dayalı bir işçi devrimi sürecini uzun uzun kurgulayıp anlatır.) Tüm işçilerin kendilerini gerçekleştirebilecekleri, yapmaktan heyecan duyacakları işlerde çalışabilmesini, yaşamaktan zevk duyacakları sanatsal mimariye sahip kent ve evlerde yaşayabilmelerini, hatta iç mekandan giyim kuşama kadar estetik bir beğeniyle yoğrulmasını hayal ediyordu. “İşçiler bunlardan anlamaz, onların tek derdi ekmektir” diyen dönemin sosyal demokratlarına çok kızıyor, “işçiler dar geçim sorununun ötesinde yeni ihtiyaç ve beğeniler kazanmadıkça sosyalizm kurulamaz” diyordu. Yaman çelişkiyi aşamadığı için, dünya çapında ün kazanan kitap, duvar kağıdı, mobilya, tekstil, vitray tasarımları, ne yazık ki işçilerin değil, orta sınıfların, hatta burjuva ve aristokratların evlerini süsledi!! (Bir çoğu bugün dünya kültür mirası statüsündedir ve ABD ve İngiltere’de onun eserlerini toplayıp korumaya çalışan William Morris vakıf ve dernekleri vardır.) Morris bir yanıyla da, şu beylik: “geçim sorunu, işsizlik, rekabet, zorunluluk kalkarsa insanları çalışmaya ve gelişmeye motive edecek bir şey kalmaz. Sosyalizm geri kalmış bir miskinler toplumudur” liberal iddiasına yanıt vermeye çalışıyordu. Üretim, emek, eğitim, öğretim süreçlerinin sanatsallaştırılması, bunları haz ve heyecan verici kendini gerçekleştirme süreçlerine dönüştürecekti. Hem çalışma ve eğitim zorunlu olmaktan çıkacak ve kısalacak, hem de başlıca gönüllü kendini gerçekleştirme ihtiyacı haline gelecek, tembellik ve cahillik ortadan kalkacaktı.

William Morris

Hiçbir yerden her yere!

Morris’in modernizmin çok baskın olduğu kendi döneminde aykırı, biraz uçuk, yüksek becerili zanaat hayranlığı ve Gotik hayranlığı boyutuyla da epey geri düşünceleri, romantik ve anarşist kabuğundan sıyrıldığında, özellikle emeğin toplumsal üretici güçlerinin günümüz gelişme düzeyinde, kapitalizmden geriye değil ileriye doğru gerçek komünist devrimci anlamını kazanabilir. Günümüzde ürün tasarımı ve estetiği için, yüksek el becerisi ve zanaat nostaljisine zaten gerek kalmamıştır. Neoliberal kapitalizm, otomobillerden televizyonlara, cep telefonlarından bilgisayarlara, içki şişelerinden gıda ürünlerine, kitap kapaklarından spor ve futbola kadar, pek çok üründe tasarım ve estetiği üretim ve tüketimin olmazsa olmaz bileşeni haline getirmiştir. AR-GE, tasarım ve estetik emeği süreçleri, en yüksek artı-değer üretilen alanlar haline gelmiştir. Kapitalizm kronikleşen aşırı birikim ve aşırı üretim krizlerini hafifletmek, düşen kar oranları yükseltmek, piyasasını durmaksızın genişletmek ve çeşitlendirmek için buna kesinkes mecburdur. Kapitalizm durmaksızın yeni ihtiyaçlar yaratıp kara çevirmeden, dolayısıyla kitlelerin eğitim, beğeni ve beklenti düzeyini yükseltmeden ayakta kalamaz.

Morris’in nefret ettiği standart tek biçimli tek ve dar işlevli kaba üretim bir yana, salt akla değil duygulara ve çoklu duyulara (görsel, işitsel, tad ve koku, dokunma) hitap eden meta tasarım ve estetiği, çoğu zaman işlevin bile önüne geçebiliyor. Eskiden içki sadece kafa bulmak için içilirdi, şimdi envai çeşit farklı tadlarda ve adeta sanat eseri gibi tasarlanmış şişelerde satılıyor. Eskiden taraftar sadece takımının kazanmasını isterdi, şimdi iyi oynamasını, görsel estetik ve artistik hareketler de istiyor. Eskiden atletlerden sadece iyi koşmaları gerekirdi, şimdi beden estetiğini sergilemeleri gerekiyor. Eskiden yemek sadece karın doyurmak için yenirdi, şimdi sağlıklı, lezzetli, görsel estetiğe sahip, hatta mümkünse otantik olması isteniyor (Vedat Millor gibiler bunun için çırpınıyor!). Şampuanın kokusu, cipsin akustiği, otomobilin motor sesi ve iç ve dış görsel estetiği, dişlerin beyazlığı, domatesin kırmızılığı (dişlerin doğal rengi hafif bej kemik rengi, organik gerçek domatesin rengi ise pembe ve çekirdekleri siyahtır!) vb… hepsi teknolojik tasarım ürünüdür, ve genellikle ürünlerin ilk eldeki işlevleriyle hiç alakası olmayan estetik cazibe duygusuna hitap ediyor, tüketicinin sözkonusu ürünle sadece işlevsel değil, kişisel ve duygusal bir bağ kurmasını hedefliyor. (Başlıbaşına bir estetik albeni endüstrisi olan dev çaplı reklam ve ambalaj sektöründen bahsetmeye gerek var mı?) Hatta biz bugün, Morris’in tersine, meta fetişizminin bir üst biçimi olan tasarım, estetik ve imaj endüstrisinden şikayet edebiliriz!

Ancak bu da, bu kez Morris’inkinin tersinden bir geriye dönüklük olur, salt kaba kullanım değerine – dar işlevselciliğe- dayalı bir sosyalizmin kapitalizmin yarattığı dev çaplı çeşitlilik ve estetik cazibe endüstrisi karşısında pek bir şansı olmaz. (Nitekim Doğu Bloku’nun çöküş dinamiklerinden biri, bu olmuştur.) Bu, kapitalizmden geriye, Marx’ın söylediği gibi, “verili ihtiyaçların geleneksel, dar, kanaatkar, kabuk bağlamış doyumlarına, eski yaşam tarzının sürekli yeniden üretilmesine” (Grundrisse) geri dönmekten başka bir anlama gelmez. Kaldı ki Morris’in kendi döneminde deneyip başaramadığını, daha sonra 1920’lerin Sovyet sosyalist inşa sanatçılarının çok daha büyük ve cesur denemelerine karşın başaramadığını, bugün kapitalizm büyük ölçüde gerçekleştirmiş, teknolojik tasarım ve estetiği kitlelerin gündelik yaşamına sokmuş, zorunlu ihtiyaç ve yaşam ve beğeni standartı haline getirmiştir. Yine kaldı ki, tasarım ve estetik de aynı zamanda kullanım değeridir, ve her türlü kullanım değerinin aynı zamanda yine kullanım değeri olarak gelişkin bir estetiğe sahip olmaması için hiçbir neden yoktur. Kapitalizm estetiği değişim değerini genişletip derinleştirmek için kullanırken, emek-değer yasasını ve meta egemenlik ilişkilerini ortadan kaldırmış bir toplum, pekala kullanım değerlerini genişletip derinleştirmek (kullanım değerlerini kullanmayı da ayrıca bir zevk haline getirmek) için kullanabilir. Yapılması gereken, ne temel ihtiyaçlar adına estetiği ne de estetik adına temel ihtiyaçları yadsımaya kalkışmadan, örgütlü ve bilinçli kitlelerin ve bireylerin neyi ne kadar nasıl ve kimin için üretileceğine kendilerinin karar vermesini ve gerçekleştirmesini sağlamaktır.

william+morris-morris&co-1884-cray+7

Evrensel emek

Marx, sanatsal doyum yeteneği için, bu işin eğitimine sahip olmak ve ciddi bir çaba harcamak gerekir, der. İnsanı insan yapan özgül toplumsal karakteristiklerinden biri, hiçbir başka canlıda olmayan, estetik duyu yeteneğidir ama ancak toplumsal olanaklar (eğitim, beğeni düzeyi vd) ve çabayla geliştirilebilir. Estetik duyu, sadece sanat alanı ile de sınırlı değildir. Marksist teori veya diyelim ki bir yüksek matematik teorisi, zor bir problemin çözülmesi, yeni bir bilimsel fikrin geliştirilmesi, bir hekim zor bir sağlık problemini yaratıcı biçimde çözmesi, veya belli bir konuda nitelikli bir tartışma ya da nitelikli bir spor karşılaşması, bu işten az çok anlayan ve sürekli uğraşanlara, işlevi ve amacı kadar, bizzat emek sürecinde estetik bir haz ve heyecan verir. Bu estetik haz ve motivasyon duygusu, yalnız sanatçılarda değil, aşağı yukarı tüm vasıflı, daha yüksek bilgi ve beceriye dayalı emek türlerinde vardır. Bu açıdan Morris tamamen haklıdır. Vasıflı emekçileri ayrıca zorlamak gerekmez, o uğraş alanında meydan okuma, kendini gerçekleştirme ve bunlardan kaynaklanan estetik haz ve motivasyonla, gönüllü bir iç disiplin ve dinamizme sahiptir. (Hatta günümüz kapitalizmi zihin işçileri ve beyaz yakalılarının bu özelliğini, vahşi biçimde istismar eder ve sömürür. Çünkü çoğu işte karşılaştıkları sorunları, evde düşünmeye devam eder, çözmeden rahat edemez. Hele odaklandıkları bir meseleyle belli bir süre uğraştıktan sonra açılım noktasını sezmeye başladıkça geçtikleri bir “akış hali” vardır ki, estetik haz duyusunun doruğudur, günlerce yemek yemeyi ve uyumayı unutarak, yorgunluktan bayılıncaya kadar yüksek performansla çalışabilirler. Buna “idealizm sömürüsü” deniyor. Daha doğru bir ifade “kendini gerçekleştirme sömürüsü” olabilirdi!)

Peki daha yüksek doyumlar (kendini gerçekleştirme) için ne yüksek eğitimi, ne parası, zamanı, enerjisi, dolayısıyla ne de böyle tutkuları olmayan geniş vasıfsız işçi kesimleri? Kaldı ki Morris’in arzuladığının tersine, tıpkı kendi döneminde olduğu gibi günümüzde çok daha büyük ölçekte, bırakalım vasıflı emekçilerin vasıf ve kendilerini gerçekleştirme olanağını, tüm vasıflı emek biçimleri yıkıcı biçimde vasıfsızlaştırılmakta, değersizleştirilmektedir. Çünkü vasıflı emek tahakküm ve kontrole gelmeyen emektir, direncini kırmanın tek yolu, işsizlik, vasıfları parçalama, nicelik ve performans sistemlerine bağlama, herkes tarafından yapılabilir hale getirmektir. Günümüzün eğitimli, vasıflı, kafa işçilerinin, beyaz yakalıların en büyük hoşnutsuzluk ve isyanı, ücret düşüşleri ve yoksullaşmaktan çok – ki bu da var!- mesleki özerklik ve inisiyatiflerini kaybetmeleri, çalışma sürecinde kendini gerçekleştirme olanaklarının kalmamasıdır. Bunun vasıflı emekçiler için yıkıcı ve travmatik bir işçileşme süreci olduğu kesindir. Dünya çapındaki Gezi tarzı isyan ve direniş hareketlerinin arka planındaki dinamiklerden biri de, özellikle bu kesimlerin, çalışma süreçlerinde kullanamadıkları yetenekleri, kendini gerçekleştirme ihtiyaç ve özlemidir. Gezi’de ortaya çıkan “beklenmedik” kitlesel ve bireysel yaratıcılık ve inisiyatif, estetik politika, haz ve motivasyon duygusunun önemli bir kaynağı budur. Özgürleşme bir yanıyla da fiili ve potansiyel ilgi, yetenek, ihtiyaç ve ilişkilerini, toplumsal ve bireysel olarak kendi istediği ve ihtiyaç duyduğu tarzda gerçekleştirebilmektir. Vasıfsızlaşma, kapitalizm tarihi boyunca olduğu gibi, özellikle de büyük tarihsel dönüşüm süreçlerindeki dev çaplı yeni proleterleşme dalgalarıyla, kaçınılmaz bir süreçtir. Belli emekçi kesimlerinin güçlü ve uzun soluklu direnişleriyle yavaşlatılabilir, yer yer duraksatılabilir, fakat engellenemez.

O zaman sorun tam da Marx’ın koyduğu gibidir: Ya neoliberal kapitalizme karşı salt dar kesimler vasıf/çıkarları korumak için direnilecek, ki bu geçmişteki “kayıp cennet”i, idealize edilmiş kemalist ulusalcılığı, ulus devleti, sosyal demokrasiyi, vb vb nafile geri getirme çabası olmaktan ileriye gitmez. Ya da kendini gerçekleştirme ihtiyaç ve özlemi, yetenekleri, dev çaplı genişlemiş proletaryanın, toplumsal-bileşik savaşım yeteneği ve evrensel amacını gerçekleştirecek tarzda, onunla birleştirilecektir. Mevcut veya geçmişteki dar kesimsel çıkarlarını ütopik-reformist biçimde savunmak yerine, gerçek evrenselleşen çıkarlarını, görülmemiş bir evrensel güç ve amaçla birleştirecektir. Ortası yoktur! Ortası, hem dar kesimsel çıkarları/vasıfları korumak ve geri getirmek istemek, hem de gelecekteki çıkarlarını savunmak ve proletaryayla bütünleşmek istemek, Morrisçi (anarko-komünist) eklektizmdir. Hem dar kesimsel hem de evrensel çıkarları savunmak yeterli değildir. Morris’in talihsizliği, emperyalist aşamaya geçiş sürecinde, kafa/kol emeği, eğitim/çalışma, tasarım/uygulama, üretim/dolaşım, altyapı/üstyapı ve uluslar arası işbölümü ayrımlarının, bürokratik merkeziyetçiliğin hızla katılaşması ve su geçirmez hale gelmesiydi. Anarşist ve romantik eğilimleri kadar, Bellamy tarzı sosyalizm modeli karşısında tarihsel yenilgisinin bir nedeni de buydu. Günümüzde ise eski katı ayrımlı işbölümleri görece daha esnek ve birbirine geçişli hale gelmektedir. Bu, proletaryanın çok çeşitlenmiş farklı katman ve kesimlerinin, toplumsal-bileşik bir bilinç, örgütlenme, mücadele geliştirmesini çok daha fazla olanaklı hale getiriyor. Bugünün en temel sorunlarından biri budur. Fakat bunun için salt ortak kesenler ile her kesimin özgül sorun ve dinamikleri arasında bağ kurmak yeterli değildir. Proletaryanın tüm kesim ve katmanları arasında, bir’den çok’a, çok’tan bir’e, çok’tan çok’a bağların kurulabilmesi, farklı ihtiyaç ve yeteneklerini birbirlerine geçirebilmeleri gerekir.

Kendini gerçekleştirme kitlesel bir ihtiyaç haline gelmiştir

Morris ustamızı mezarında zıplatmak pahasına, provokatif bir soruyla sonuca gitmeye çalışalım. Vasıfsızlaşma; bilim insanı, tasarımcı, sanatçı, hekim, öğretmen, üniversite öğrencisi vbnin küçük statü ve vasıflarını yitirmesi, salt kötü bir şey midir? Vasıfsız emek, evrensel emektir; her işi yapabilir emektir. Emekçinin küçük mülk ve topraktan sonra, ömür boyu tek bir iş, tek bir meslek, tek bir vasıfa bağımlı olmaktan serbestleşmesi, kapitalizmdeki yıkıcı ve travmatik sonuçları ne olursa olsun, kapitalist meta ekonomisi ve işbölümünün, dahası işgücünün meta olmasının daha hızlı biçimde ortadan kaldırılabileceği, daha gelişkin bir sosyalizmin daha büyük bir olanağıdır. Vasıfsızlaşma, eskiden belli bir kişinin ya da dar bir kesimin yapabildiği işi, daha geniş kesimlerin, giderek herkesin yapabilmesi anlamına da gelir. Kafa emeğinin (ve tasarımsal, sanatsal, estetik, duygulanımsal emek biçimlerinin) vasıfsızlaşması, bir ve aynı zamanda yığınsallaşması ve toplumsallaşması, kol emeği ile daha fazla iç içe geçmesi demektir. Bu tek yönlü bir süreç de değildir, kol emeğinin de eğitim düzeyi yükselmekte, asıl ikisini birbirine bağlayacak ara nitelikli teknik eleman katmanı gelişmektedir. (TÜSİAD, TİSK, TOBB’un araştırmalarına göre, onca işsizliğe karşın, nitelikli ve ara teknik eleman açığı 2.5 milyon ile 5 milyon arasındadır. Eğitim sistemini buna göre değiştirmek istemektedirler, en vasıfsız denilen ağır ve tehlikeli işlerde, yeterlilik sistemi de yoldadır!) Emeğin toplumsal (bilimsel, teknolojik, organizasyonal) üretkenliğinin artması, çok yüksek bireysel beceriler gerektirmeden, toplumsal-pratik yetilerinin artmasıdır. Çok basit bir örnekle, biraz eğitim ya da uğraşla, herkesin photoshop gibi son derece pratikleşmiş bir dizi bilgisayar programını öğrenebilemesi, belli tasarım ve kurgular yapabilmesi gibi. Veya balkonda kendi yetiştirdiği sebzelerle kendi icad ettiği orijinal yemekler yapmanın, biraz internet tarama, biraz uğraş ve deneme ile herkes tarafından yapılabilir hale gelmesi gibi. Önemli olan bu tür estetik haz ve kendini gerçekleştirme uğraşlarının, aydınca orijinalite merakı olmaktan çoktan çıkması, giderek daha büyüyen ölçekte, kitlesel ihtiyaç ve özlem haline gelmesidir.

Morris’in tam anlamadığı, kapitalist büyük modern sanayinin – hele ki günümüzde her şeyin tekelci sanayileşmiş ve metalaşmış olmasının- ürettiğinin yalnız yalnız sefalet ve zevksizlik olmadığı, onun öz ürünün evrensel proletarya olduğudur. Ve bu proletarya ne kadar çeşitlilik kazanıyorsa, ne kadar farklı işlere girip çıkıyorsa, o kadar çok yönlü, o kadar nitel olarak gelişmiş bir proletaryadır. Yeter ki, Gezi’de küçük bir belirimini gördüğümüz gibi, evrenselleşen ihtiyaç ve yeteneklerini, mücadele içinde birbiriyle paylaşmayı ve ortaklaştırmayı öğrensin! Çalışmanın kapitalizm koşullarında, her geçen gün beter bir işkence haline gelmek dışında, bir zevk, bir kendini gerçekleştirme, bir estetik haz haline gelmeyeceği açıktır. Ya komünizmde? Fourier’nin ütopik sosyalizminde çalışmanın bir zevk haline geleceği düşüncesine Marx katılmaz. Toplumsal çalışmanın, zorunluluk olmaktan çıkacak ve sürece çok kısalacak olmakla birlikte, her zaman belli bir disiplini gerektireceğini, bir toplumsal eğitim, beden ve zihin egzersizi haline geleceğini söyler. Daha ziyade dinlenme ve daha yüksek uğraşlar için özgür zaman ve olanakların azami artacak olmasıyla, insanın çalışma sürecine bambaşka -yaratıcı- bir özne olarak gireceği üzerinde durur. Morris’in düşüncesiyle pek bağdaşmaz görünmüyor. Fakat Morris’in zanaatkar emeğine özlem duyan anarko-romantik komünizminin büyük eksikliği, bunu daha ziyade yüksek becerili bireysel emek sürecinden duyulan estetik kendini gerçekleştirme haz ve ihtiyacı olarak kurgulamasıdır. Günümüzün konum kaybı içindeki çoğu aydın ve vasıflı emekçinin sorunu da budur: Kendi yaptıkları iş, emek süreci ve uğraş alanlarından duydukları estetik haz ve kendini gerçekleştirme heyecan ve motivasyonunu, bunları okuyan-izleyen herkesin duyacağını sanmalarıdır! Yaratıcı bireysel emek süreçlerinden duyulan zevki, daha yüksek bir toplumsal emeğin dolaysız bileşeni olması, toplumsal eğitim -eğiticilerin eğitilmesi-, sorumluluk, kendini kolektif olarak da gerçekleştirme, kendi yeteneklerinde içerili toplumsal emeği, toplumda kendi emeğini görüp kavrama, herkesin benzer yaratıcı faaliyetlerde bulunabilmesini sağlama ile birleştirebilmek önemlidir.

“Komünist emek, artık bilimsel emek, sanatsal emek vb olarak; birincisi, insanı tüketen değil çok yönlü geliştiren emek olarak; ikincisi zorunlu değil bilinçli ve gönüllü olan, ihtiyaç ve zevk haline gelen emek olarak; üçüncüsü dışsal bir baskıya ve motivasyona tabi olmayan, özgür ve nesnelere tam hakim ve yöneten emek olarak; dördüncüsü önceden verili çerçeveyi yeniden üreten değil toplumsal bireyin gelişim düzeyi dışında önceden verili hiçbir koşula sığmayan yaratıcı emek olarak; beşincisi parça emek değil daha baştan ve doğrudan toplumsal ve evrensel emek olarak; altıncısı belirli bir miktar ve zamanla ölçülen ve şeyin ölçüsü olan emek değil, hiçbir biçimde ölçülemeyen ve ölçülmesi de gerekmeyen emek olarak, tüm bunlar ve daha fazlası olarak, emeğin yadsınması olarak emektir.” (KDÖ Mücadele Platformu)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*