Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Eskişehir’de fiili grev üzerine notlar…

Eskişehir’de fiili grev üzerine notlar…

Eskişehir Candy Hoover Doruk ve Renta fabrikalarında, 16 işçinin işe geri alınması için fiili grev devam ediyor.

Aslında, artık Candy Hoover değil, Haier demek lazım. Çünkü, henüz geçen hafta Çin merkezli dünyanın en büyük elektronik eşya tekeli Haier’in, İtalya merkezli Candy Hoover’ın Türkiye’deki tüm fabrika ve tesislerini 475 milyon Euro’ya blok satın aldığı ortaya çıktı.

Çin merkezli Haier, ABD merkezli General Electric’in beyaz eşya grubunu satın aldıktan sonra, 2016’dan itibaren, dünya pazarındaki payını yüzde 12’ye yükselterek, dünyanın en büyük beyaz ve elektronik eşya tekellerinden biri haline geldi. 29 milyar dolarlık cirosu ile, dünyanın en büyük 100 sermaye grubu arasında yer alıyor. Dünya çapında 29 ülkede üretim üssü, 10 AR-GE merkezi, 16 endüstri parkı, 100’den fazla ülkede 143 bin bayi/distribütör ağı var. Yeni nesil buzdolabı, klima, mikrodalga, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, televizyonların yanısıra, cep telefonu, laptop bilgisayar üretiyor ve enerji teknolojileri alanında at oynatıyor. 50 bini Çin’de olmak üzere, dünya çapında toplam 80 bin işçi çalıştırıyor.

Haier Grup, Almanya merkezli elektronik eşya tekellerine fason üretim yaparak büyüdü. Çin kapitalizminin dünya çapında varolan “ucuz Çin malı” klişesinden sıyrılıp teknoloji geliştirmek, küresel üretim zincirlerinin daha kilit halkalarında kontrol sağlamak ve yayılmacılık stratejisi çerçevesinde, kapitalist Çin devletinin de muazzam teşvikleriyle daha yüksek artı-değerli elektronik girdilerde uzmanlaşmış, Çin’in en büyük holdinglerinden biri haline gelmiş, son 5 yılda ise dünya çapında satın almalarla agrasif bir büyüme ve yayılma stratejisi izlemeye başlamıştı. Haier’in Almanca mühendislik ve elektronik uzmanı şirketleri çağrıştıran ismi bile, bu stratejinin bir parçası. GE’nin elektronik eşya grubunu satın alarak ABD pazarında ilk sıraya oynamaya başladığı gibi, Candy Hoover’ı da satın alarak AB pazarında da ilk sıraları zorlamaya başladı.

Türkiye pazarına da, geçtiğimiz yıllarda önce klima ve cep telefonu distribütörleri ve ortaklıkları ile girmişti. Candy Hoover Türkiye’nin de başlıca elektronik girdi tedarikçileri arasındaydı.

Beyaz eşyada, metal sac levha halen en önemli maliyet kalemi gibi görünürken, artı-değerin en yüksek bölümü, ar-ge, elektronik ana girdiler ve nihai ürün montajında üretiliyor. İlk ikisinde rekabet üstünlüğü sağlayanın, çok geçmeden artı-değer zincirinin diğer halkalarını yutması ya da kontrol eder hale gelmesi, bir “küresel üretim zincirleri” klasiği.

Haier, “Kaizen” (sürekli teknoloji yenileme, yani göreli artı-değer sömürüsünü yükseltme) sistemini uyguluyor, bütçesinin yüzde 4’ünü AR-GE’ye ayırıyor. (Türkiye’nin AR-GE patent “şampiyonu” Arçelik’in, Türkiye ve dünyadaki AR-GE birimlerinde çalıştırdığı 1300 mühendis ve uzmanla, ar-ge oranı ise yüzde 2!)

Yani, küresel tekelci oligarşik beyaz/elektronik eşya alanında kızışan rekabet, kapitalizmde hep olduğu gibi, sömürü şiddetini artırmaktan geçiyor.

Küreselleşmiş tüm diğer sektörlerde olduğu gibi, bunun rekabet kızışmasıyla hızlanan bir yolu da, küresel tekelci oligarşik sermaye merkezileşmesi ve yoğunlaşması. Beyaz/elektronik eşya üretiminin bir yandan ABD ve AB’den ucuz emekgücü ülkelerine doğru kayması hızlanırken, diğer yandan bölgesel-küresel beyaz eşya tekelleri arasında birleşme ve birbirini yutma operasyonları hız kazanıyor.

Daha önce Avrupa’da Grundig ve Artric gibi markaları satın alan Arçelik, son birkaç yılda Afrika’da Defy’i, Pakistan’da Dawlance’ı satın aldı, Hindistan’da dev Tata grubu ile ortak buzdolabı yatırımına girdi, Tayland’ta bir yatırım başlattı.

Arçelik ve Vestel, Güney Kore’nin iflas noktasına gelmiş elektronik devi Daewoo’nun biri beyaz eşya, diğeri televizyon bölümünü satın almaya çalıştılar. Ancak, Toshiba beyaz eşya bölümünü Çinli (dünyanın en büyük elektronik eşya devi) Mieda, televizyon bölümünü ise yine Çin merkezli ( Mieda, Haier, ve ABD merkezli Whirpool’dan sonra dünya dördüncüsü) Hiesese yuttu.

Almanya merkezli Bosch, yine Almanya merkezli B/S/H’nin (Siemens) yüzde 50’sini 3.8 milyar dolara satın alarak ölçek büyüttü.

ABD merkezli Whirpool, İtalya merkezli İndesit’in yüzde 56’sını 1 milyar dolara satın altı.

Polonya merkezli Woricki, İngiltere merkezli CBA’yı satın aldı, vb.

Bütün bunlar ne anlama geliyor? Dünya çapında elektronik eşyada, tekelci oligarşik sermaye yoğunlaşmasının ve merkezileşmesinin muazzam bir hız kazandığı. Tam küreselleşmiş elektronik eşyada üretim ve ticareti zincirlerinin çok geçmeden 3-4 dev küresel tekel elinde toplanacağı. Bu küresel zincirlerdeki milyonlarca elektronik eşya üretimi ve tedariği işçisi üzerindeki despotik göreli ve mutlak artı-değer sömürüsünün durmaksızın artırıldığı ve daha da şiddetleneceği.

Türkiye’de ise sırasıyla Arçelik, Bosch, Vestel ve Candy Hoover’ın, büyük bölümünü elinde tuttuğu Avrupa elektronik eşya pazarında rekabetin, şimdi Bosch’un B/S/H ile birleşmesi ve Haier’in de artık Avrupa pazarının liderliğine soyunan bir fil gibi Candy Hoover’ı yutmasıyla, 60 bin elektronik eşya ana firma ve yarım milyona yakın tedarik işçisi üzerindeki despotik sömürününün büsbütün şiddetleneceği.

Candy Hoover’ın, şimdi Haier tarafından yutulan Eskişehir fabrikalarında, patronun TİS gereklerini yerini getirmemesi, yıllardır işçilerin mücadele konusu olan yemek ve servis koşullarını bile düzeltmemesi, üstelik sözleşmeli işçi sayısını hızla artırması ve işçileri fazla mesaiye zorlaması, bu sürecin bir izdüşümü.

İşçilerin, yemek ve servislerin düzeltilmesi, sözleşmelilerin kadroya alınması, fazla mesai baskısının kaldırılması fiili grev istemleri, 16 işçinin atılmasıyla tetiklenen biçimde, bu tekelci sermaye saldırganlığına bir yanıt niteliğinde.

Eskişehir fabrikalarındaki fiili grevde, Birleşik Metal-İş genel merkezinin bir rolü yok. Fiili grev, işçilerin taban basıncı ve inisiyatifi ile yerel sendika şubesinin almak durumunda olduğu bir karar. Birleşik Metal-İş genel merkezinin “krize karşı direneceğiz”, “krizin faturasını biz ödemeyeceğiz, patronlara ödeteceğiz” türünden genel geçer söylemleri, attığı bir pratik adım olmayıp daha ziyade büyüyebilecek işten atmaları patronlarla pazarlığa bağlamanın pek ötesine geçmese de, kriz tedirginliği artan işçi tabanı ve bazı yerel şubelerde özsavunma eylemleri için bir meşruiyet zemini olarak değerlendiriliyor. Eskişehir’de ise, sözleşmeli işçilerin sayısının artırılması, aşırı çalıştırma dayatmaları, bir de üstüne fabrikaları şimdi ne yapacağı, “yeniden yapılandırma” adı altında işçi sayısını mı azaltmaya kalkışacağı belli olmayan bir Çin merkezli agrasif kapitalist dev’in yutması, işçilerin kolektif özsavunma mücadelesini azmini güçlendiriyor.

Eskişehir Doruk ve Retra fabrikalarındaki fiili grev, metal fırtına ve Teknorot işgalinden bu yana en önemli işçi eylemlerinden biri. Yine içine girdiğimiz kriz aylarında, 3. Havaalanı direnişinden sonraki en önemli işçi direnişlerinden biri. Kriz (ki beyaz eşyada pek kriz yok, fazla mesai dayatması da zaten bunun göstergesi) ve kapitalist güçlerin artan saldırganlığı karşısında, işten atılan işçilere kolektif fiili grevle yanıt verme, sözleşmeli güvencesizleştirmenin kaldırılması, fazla mesailerin zorunlu olmaktan çıkarılması, yemek ve servis koşullarının iyileştirmesi gibi istemlerle, kolektif emeğin kolektif korunması mücadelesi açısından da bir esinleyici örnek oluşturuyor.

Yemek, servis, işçi sağlığı ve güvenliği, ve güvencesizliğin kaldırılması gibi mücadele istemleri, havaalanı taşeron inşaat işçileri ile uluslararası beyaz eşya fabrikası işçileri gibi birbirinden çok farklı görünen işçi kesimlerinin mücadele istemlerinin ve fiili mücadele biçimlerinin ortaklaşmaya başladığını gösteriyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*