Anasayfa » DÜNYA » Eriyikleşen programlar, sosyalist devrim ve sosyalist işçi demokrasisi

Eriyikleşen programlar, sosyalist devrim ve sosyalist işçi demokrasisi

İsviçre’de Devrimci Proletarya tarafından düzenlenen panel konuşması, soru ve yanıtları şöyleydi:

Hepimizin içerisinde yer aldığı bir dönem kapandı. Uzun bir tarihselliği olan, 60’lar, 70’ler, 80’ler, 90’ları kapsayan, direnişlerin, çatışmaların, devrimci kahramanlık ve özverinin yüksek olduğu, yoldaşlarımızı kaybettiğimiz bir dönem kapandı. Parti ve örgütler önceki çekim gücüne sahip değiller. Kitleleri örgütleyemiyoruz. Var olan güçler de kaybediliyor. Örgütsüzleşmiş olanlar örgütlü olanlardan daha fazla!

Böylesi dönemlerde ilk akla gelen ve yansıyan örgütsel sorunlardır; sorunlar, örgütsel sorunlar olarak görülür. Bu şekilde görmek ve açıklamak yanlıştır. Sınırlı bir dönem değişikliğinden doğan sorunlar olarak görmek de doğru değildir.

Buradakiler açısından bu dönemi karakterize eden emperyalizme ve faşizme karşı mücadele ve demokratik halk devrimi programlarıydı. Önceki dönemi belirleyen geri kapitalizmdi. Kimilerine göre feodal kalıntılar ya da yarı-feodalizm vardı. Siyasal düzeyde faşizm egemendi. Sınıfsal toplumsal durum bu temelde değerlendiriliyor, sınıfsal siyasal stratejiler, kır-şehir ayrımlarıyla, işçi sınıfına ve ittifaklara farklı vurgularla bu temelde ele alınıyordu.

Kapanan dönem, bu program ve stratejilerin geçersizleştiğini gösteriyor. Aynı şekilde düşünerek ve aynı şeyleri yaparak ve tekrar ederek farklı sonuçlar elde edebileceğimizi sanıyoruz. Ayrıştığımız yapıda da ‘97 sonrası defalarca toparlanma hamleleri yapıldı, kısmi sonuçlar verenler olsa da, geriye gidiş durmadı. Bir bütün olarak da bu süreç, gerileme ve çözülme sürecidir. Tekrarlar ve yeni tekrarlar yapılarak ilerlenemez. Artık soruları daha farklı sormak ve bunlara cesaretle yanıt vermek zorundayız.

Neler değişti?

Üretimin teknik altyapısı değişti. Üretim ve emek organizasyonları değişti. Sermaye hareket ve yatırımları değişti. Sermayenin üst tekelci birikim evresine ve küresel birikim temeline geçildi. Sınıflar, toplum ve bireyler neoliberal temelde örgütleniyor. Sermayenin küresel hareket, konumlanma ve birikimini, merkezileşmesini güvence altına almak, akışkanlık kazandırmak, istikrarlılık kazandırmak için farklı düzeylerde burjuva demokrasileri oluşturuldu.

Üretici güçlerdeki değişimle üretim ilişkilerindeki değişim, sınıf mücadelelerinin bu temelde ele alınması Marksizm açısından temel iken, Kapital’deki analizler bunun üzerinden yükselirken, bu kavramlar görüş alanından tümüyle çıkmıştır. Teorik bir tespit olarak üretimin teknik altyapısı değişti diyoruz ve bu değişim üretim ve emek organizasyonlarından başlayarak sınıfsal toplumsal yapı ve ilişkilerde bir dizi değişiklik ortaya çıkartır. Ama buradan görülmez. Hepimizin günlük yaşamda kullandığı cep telefonları, bilgisayarlar ve internet bizim için haberleşmenin, yazı yazmanın, haberleri okumanın, chat yapmanın aracıyken; burjuvazi için anlamı mikro elektronikle üretimin teknik altyapısının değiştirilmesi, üretim ve emek organizasyonlarının değiştirilmesi, bir ürünün her parçasının farklı yerlerde üretimi imkanı, bir tıkla 2 trilyon doların dünya ölçeğinde dolaşımı ve sermaye yatırım ve dolaşımının yeni bir temelde örgütlenmesi, borsa sisteminin hâkim kılınmasıdır. İşçi sınıfının yapı ve bileşimindeki değişmeler, kapitalist yeniden yapılanma ile Arap baharına kadar uzanan hareketler dizgesidir.

Bunların sonucu;

1) Kapitalist üretim ilişkileri dünya ölçeğinde hâkim hale geldi.

2) Kapitalist küreselleşmeyle birlikte ulus devletler çözülüyor. Üst kapitalist birliklerde birleşme ve dünya devleti eğilimi öne geçti.

3) Burjuvazi-proletarya çelişkisi dünya ölçeğinde hâkim hale geldi. Dünyanın dünkü “kırları”nda bugün proleter kitleler var ve kapitalist üretim ilişkileri egemen durumda. Dünya ölçeğinde emperyalizmle halklar çelişkisi belirleyici çelişki olmaktan çıktığı gibi, dünyanın çok sayıda ülkesinde sosyalist devrim aşamasına geçildi.

4) Daha gelişkin bir sosyalizmi inşa etmek ve komünizme geçiş için gerekli olan bilimsel teknolojik, sınıfsal toplumsal temel ortaya çıktı. Mikro elektronik, robotik teknoloji, biyoteknoloji, nano teknoloji; üretimin ve emeğin ileri toplumsallaşma düzeyi ve toplumsal emek üretkenliğindeki gelişme, azamileşen tekelci kapitalist sermaye egemenliğinin, meta üretiminin yıkıcı karakterinin açığa çıkması. Mali oligarşik egemenlikteki azamileşmeyle ve bu arttıkça emekçi sınıfların siyasal alandan da dışlanması ve buna karşı oluşmakta olan bilinç ve mücadeleler… İşçi sınıfı mücadelesinin yeni gelişme zeminini oluşturduğu gibi, sosyalist devrimle gelişkin bir sosyalizmin inşasını da olanaklı kılıyor.

5) Proletarya sayısal olarak arttı. Yapısı ve bileşimi değişti. Işçi sınıfı nitel ve nicel olarak gelişti. Dün, 30–40 yıl önce olmadığı yerlerde Çin’de, Filipinler’de, Endonezya’da, Afrika kıyılarında işçi orduları var bugün. Üretimin teknik alt yapısının değişimiyle ve üretime dahil olan yeni sektörlerle milyonlarca kafa emekçisi kitlesel olarak üretim alanına işçileşerek dahil oldu. Ar-Ge merkezleri, hastaneler, bilgisayarlı üretim teknolojileri, robotik sistemler, yeni üretim dallarının ortaya çıkması, üretim ve dağılım süreçlerinin iç içe geçmesi, üretim ve emeğin toplumsallaşmasındaki gelişmeler, emeği nitel ve nicel olarak ve bileşik toplumsal emek olarak güçlendirdi.
Modern sanayi proletaryasına göre –onun da içerisinde yer aldığı– daha gelişkin bir proletarya sınıfı ortaya çıktı. İşçi sınıfı kolektif emekçi niteliği kazandı.

Sınıf olarak sosyalist devrime önderlik edecek ve komünizmi kuracak, kendisini de sönümlendirerek ortadan kaldıracak bir işçi sınıfıdır bu. İşçi sınıfının politik örgütlenmeleri, partileri ve ekonomik mücadele örgütleri, sendikalar da etkisizleştiler, çözülme ve dağılma yaşanıyor. İşçi sınıfı bugün üretim ve emek organizasyonlarındaki değişmelerin, sınıfın yapı ve bileşimindeki değişimin sorunlarını yaşıyor. Bunlar geçiş döneminin sorunlarıdır.

6) Tarihsel olarak proletarya devrimlerinin eskisinden de güçlü olacak yeni dönemi açılıyor.

Türkiye’de de bir dönem kapandı

Geri kapitalizmden orta ileri kapitalist gelişme düzeyine geçildi. Türkiye tekelci burjuvazisi, dışarıda da sermaye biriktiriyor ve bölgesel bir güç haline geldi. Kırlarda da Kuzey Kürdistan’da da kapitalizm hâkim hale geldi. Meta üretimi genişledi ve derinleşti. Girip egemen olmadığı tek bir alan, yer, kişi kalmadı. Tüm ilişkileri belirler hale geldi.

Bunu gündelik yaşamda faturalarda, ödenemeyen kredi kartı borçlarında, her ailede iki-üç kişinin çalışmak zorunda kalışında, almak istediklerimizi alamayışımızda görüyoruz. Proletarya-burjuvazi çelişkisi temel uzlaşmaz karşıtlığı oluşturuyor. 24 milyon işçi var.

Geri kapitalizm koşullarında kır kentin içerisine geçmişti, bugün en ücra köyler için dahi kent kırın içerisine geçti. Kapitalizm kırlara da bütünüyle egemen oldu. Kırda sınıf ilişkileri değişti. Artık toprak dağıtımından değil, toprakların toplumsallaştırılmasından söz etmeliyiz.

Rejimin yapısı değişti. Faşist diktatörlükten geri düzeyde bir burjuva demokrasisine geçildi. Faşizm yıkılmadı, emperyalist burjuvazinin, Türkiye burjuvazisinin çıkar ve isterleri doğrultusunda, sınırları onlar tarafından belirlenerek çözüldü.

Neoliberal kapitalist gelişimle bir bütün olarak toplum ve birey durumları değişti. Toplumsal ve bireysel ihtiyaçlar farklılaştı ve yeni ihtiyaçlar oluştu.

80’ler sonrasında önceki parti ve programlar yeni koşullara yanıt veremeyerek etkisizleştiler, çözüldüler. İşçi sınıfı, kadın, doğa, kent, demokrasi, ezilen ulus sorunları kapitalizm içerisinde büyüyen sorunlar olarak ortaya çıktılar.

Antiemperyalist demokratik halk devrimi programları eriyikleşti. Geçersizleşti.

Bugün temel alınması gereken kapitalizme karşı mücadeledir. Bayrağına açıkça sosyalist devrimi, sosyalist işçi demokrasisini yazmayan her görüş, program ve örgüt, reformist bir muhalefet örgütüne dönüşür ve dönüşüyor.

Kürt sorununun demokratik bir sorun olarak yakıcılığına vurgu yapıldıktan sonra demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılmasını içeren istemlerin sadece ezilen ulus sorunuyla sınırlı olarak olmadığı, işçi sınıfı ve ezilen kadın için de olduğu belirtildi. İşçi sınıfının siyasal örgütlenmesi, ekonomik sendikal hak ve özgürlükleri, memurların grev hakkı vb.lerinin bu kapsamda olduğu belirtildikten sonra bugün demokrasi sorununun demokratik burjuva çözüm çerçevesiyle ve demokratik kapitalizm yaklaşımıyla ele alınamayacağı, burjuva demokrasisi denilmese, faşizm denilse dahi alternatifleştirilmesi gerekenin sosyalist demokrasi, sosyalist işçi konseyleri demokrasisi olduğu belirtildi. İşçi sınıfı için demokrasi sorunu, demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılmasıyla sınırlı değildir. 10 saat çalışmanın, taşeron sisteminin olduğu, köle işçi ticareti bürolarının açıldığı, esnek çalışmanın ve güvencesizliğin olduğu, özemeğiyle ürettiklerini ancak vitrinlerde gördüğü, paran kadar sağlık, paran kadar eğitim, ücretin kadar satın alabilirsin denilen yerde, ücretli emeğin/köleliğin olduğu yerde işçiler için demokrasi ve özgürlükten söz edilemez! Bütün kararlar, dışında ve üstünde bir güç tarafından, kendisini sömüren burjuvazi tarafından alınıyorsa işçiler için demokrasiden söz edilemez!

İşçi sınıfı için demokrasi mücadelesi kapitalist kölelikten kurtulma mücadelesidir. İşçi sınıfı için demokrasi ve özgürlük belirtilen çelişkilerin sosyalist devrimle, sosyalist işçi konseyleri demokrasisiyle çözülmesidir. İşçiyi ücretli köle olmaktan, yaşamsal ve temel ihtiyaçlarını dahi uzun süreler çalışarak karşılamak zorunda kalmaktan, çalıştıkça daha fazla köleleşmekten kurtaracak, sağlık gibi yaşamsal ihtiyaçları meta üretiminin konusu olmaktan hemen çıkartacak, hak olarak görecek, sınıf organları içerisinde kendisiyle ilgili kararları kendisinin alacağı, üretim ve yönetim birliğini sağlayacak demokrasi, sosyalist işçi demokrasisidir. Kapitalizm karşısında alternatifleştireceğimiz demokrasi biçimi budur…

Konuşmanın ilk bölümünü zamanın aşılması nedeniyle bitirdik. Neden genel sosyalist değil komünist bir program, komünizmle bugün ilişkisi ve çıkışını komünizmden alan bir program, yeni yaşam ihtiyacıyla komünizm ilişkisi gibi konulara, gelişmekte olan kriz, sınıf mücadelesinin yeni dinamikleri, ortaya çıkmakta olan mücadelelerin özellikleri, tekelci kapitalist egemenlikteki azamileşme ve krizle birlikte burjuva demokrasilerinin sınırlandırılmasıyla burjuva demokrasilerinin sınırlarını açığa çıkartacak mücadeleler içerisinden sosyalist devrim ve sosyalist demokrasisinin alternatifleştirilmesi, olanaklar gibi konulara geçiş ve gönderme düzeyinde değinmeler dışında giremedik.

Konuşmamızın kapsamı ve planı içerisinde bunlar da yer alıyordu. Bununla birlikte İsviçre’de ayrışma ve sonrasında ilk panelimizin olması, katılımcıların bileşimi, çeşitli yapılardaki iç sorular ve tartışmaların konuları göz önünde tutuldu. Programatik stratejik kopuş ve dönüşümün zorunluluğu, bunu zorunlu kılan etmenler, emperyalist kapitalist sistemdeki içsel dönüşümün temellerinden kavranılması, kapitalist sınıf egemenliğine karşı sosyalist devrim, siyasal mücadele alanında da burjuva demokratik çerçevenin içerisinde ve demokratik halk devrimciliğinin sınırları içerisinde kaldıkça derinleşen yalpalama ve reformistleşmeye karşı siyasal mücadelenin sosyalist demokrasi mücadelesi ekseninden yürütülmesinin zorunluluğu, kapsam ve içeriği öne çıkartıldı. Dar siyasal düşünüşle birlikte son siyasal konjonktürün dezavantajlarına karşın “burjuva demokrasisi mi faşizm mi” tartışmasında konunun üzerine gidildi.

2. Bölüm

Panelde TKP/ML, MKP, TKİP, MLKP’den, çeşitli Kürt hareketlerinden, TKEP, DHKP-C, Dev-Yol çevrelerinden dinleyiciler vardı. Bugün ya da geçmişte de herhangi bir örgütle bağı olmayan arkadaşlar da vardı.

“Faşizm mi, burjuva demokrasisi mi” eleştiri ve tartışmaları ikinci bölümün öne geçen konusuydu. Faşist diktatörlüğün sürdüğü görüşü, MKP, MLKP gibi partiler ve çeşitli konuşmacılar tarafından ifade edildi. Belirtilen görüşler partilerin resmi görüşü olarak ifade edilmedi. MKP’nin görüşlerini ifade eden arkadaş, Ergenekon’un ince ayarlı bir operasyon olduğunu, kontrgerillanın kontrollü bir şekilde tasfiye edildiğini belirterek, bürokratik burjuva kesimlerin tasfiye edildiğini, ama bunun yerine İslami sermaye kaynaklı burjuvazinin geçtiği, teokratik denilebilecek işaretlerin olduğunu ve bunların egemen olduğu bir faşizme geçildiği görüşünü ileri sürdü. Klikten kliğe geçiştir, değerlendirmesini yaptı. MLKP, faşist diktatörlüğün sürdüğü, Kürt hareketine saldırıldığı, devletin imhayı dayattığı, kitlesel tutuklamaların gerçekleştiği, 12 Eylül’ü bile geçen saldırıların olduğu, liberaller tarafından dahi bu yönden görüşler belirtilirken nasıl faşizmin çözülmesinden söz edilebildiği görüş ve eleştirisinde bulundu. Bugün İslami, yeşil faşizmin hâkim olduğu, ortodoks kapitalizmin olduğu farklı konuşmacılar tarafından ileri sürüldü. Faşizmin nasıl çözüldüğü sorusuyla birlikte faşizmi kim yıktı, sorusu da yöneltildi.

Faşist diktatörlüğün sürdüğü görüş ve eleştirileri yüksek tansiyonlu bir atmosferde ifade edildi. Yanıtımızda yöneltilen eleştirilerin siyasal konjonktürdeki gelişmeler üzerinden yöneltildiği, konunun bu şekilde ele alınmasının yanlışlığı belirtilerek seçimler sonrası doğan atmosfere işaret edildi. PKK ile devlet arasında Oslo’da süren görüşmelerde -PKK kaynaklarından yapılan açıklamalara göre görüşmelerin kapsamı belirtilerek- eğer bu görüşmelerde orta bir noktada anlaşılmış olsaydı, ne PKK bugün ‘AKP faşizmi’ diyor olacak ne de sizler bu şekilde konuşuyor olacaktınız. Süreç sert ve çalkantılı bir biçimde gelişiyor. Biz faşizmin çözüldüğü görüşünü ilk ileri sürdüğümüz günden itibaren bu sürecin sert ve çalkantılı yaşanacağını, gelgitli olacağını söyledik. Artık bugün süreç bütün sert çatışmalara karşın geri düzeyde bir burjuva demokrasisi içerisinde işlemektedir. Kürt sorununda da çatışmaların şiddetlenmesi, bölgedeki gelişmeler ve sorunun bölgeselleşmesiyle de birlikte, her iki taraf açısından kendi çözüm biçiminin kabul ettirilmek istenmesi nedeniyledir. Bunun mücadelesi ve çatışmaları sürmektedir. Bu saatten sonra kimse Kürt sorununun faşist tekçi hâkimiyet sistemi içerisinde inkâr ve imhaya dayalı bir çözümünü kabul ettiremez ve ileri süremez. Çatışma ve görüşmeler, Kürt ulusal sorununun neoliberal birey hakları ve sınırlı bazı kültürel haklar biçimiyle mi çözüleceği ya da PKK tarafından önerilen biçimde ‘demokratik özerklik’e dayalı bir çözüm mü olacağı üzerinden olmaktadır.

“Daha önce faşist diktatörlüğü yürüten burjuva kesim tasfiye edilmiş olabilir, ama onun yerini burjuvazinin İslami sermayeye dayanan bir başka kesimi aldı, yeşil faşizm aldı. Bir faşist klik gitti, yerini bir başka faşist klik aldı” görüşüne karşılık;

Neoliberal burjuva demokrasisine geçiş burjuvazinin sadece bir kesiminin değil, burada yeşil faşizm kapsamında ifade edilen MÜSİAD ve TUSKON’un da politikalarıdır. Onların yakın zaman önce yayınladıkları yeni anayasa ile ilgili görüşlerine de bakılabilir. Kürt sorununa yaklaşım da dahil olmak üzere geri düzeyde burjuva demokratik çerçevede görüşlerdir. Tekelci burjuvazinin farklı kesimleri ve genel olarak burjuvazi içerisinde üstünlük ve çıkar mücadelesi ve politik görüş farklılıkları var olmakla birlikte, geri düzeyde bir burjuva demokrasisine geçiş, emperyalist burjuvaziyle de uyumlu olarak, ortaklaşmış bir politikadır.

Bir arkadaş, burjuva demokrasilerinde şiddet olmaz biçiminde bir yanlış anlama olduğunu, oysa örneğin Fransa’da Kürt hareketine, derneklere ve çalışanlarına saldırılar olduğu, derneğe gelmenin yasaklandığı örneğini vererek bu konunun açılmasını istedi. Burjuva demokrasilerinde şiddetin ortadan kalkmadığı, geriye çekildiği, burjuva demokrasisi için burjuvazinin çizmiş olduğu sınır bir nebze çiğnendiğinde bastırmak için açık ve gizli yöntemlerle hemen ve şiddetle saldırıya geçildiği belirtildi.

Konuşmamızın ilk bölümünde de faşizmin işçi sınıfı ve emekçi sınıfların bütününün mücadeleleriyle yıkılmadığı, çözüldüğünü söylediğimizi, bugün burjuvazinin kendi çıkarları doğrultusunda burjuva demokrasisini geri bir düzeyle sınırlandırdığını, buna karşı aşağıdan demokrasi mücadelesinin yükseleceğini, asıl görülmeyenin Türkiye’nin sınıfsal toplumsal ve birey koşullarındaki değişim olduğu ve artık tekçi faşist biçimin bununla bağdaşmadığı, bu durumun işçi sınıfı açısından da Kürt halkı açısından da kabul edilmeyeceği ve bunun mücadelelerinin yükseleceği, dünyada da benzer bir durumun olduğu, Arap baharından sonraki kimi gelişmelere, Occupy’cı ve Avrupa’daki hareketlere de bu perspektiften bakılması gerektiği belirtildi. Ortaya çıkan sınıfsal, toplumsal, siyasal gelişimlerin, birey gelişiminin sonucu olarak Türkiye’nin artık faşizme sığmayacağı, tekçi bir hakimiyet biçiminin sürdürülemeyeceğini, hatta geri düzeyde bir burjuva demokrasisine de sığmayacağı belirtildi. Bizim açımızdan asıl sorun, demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılması ile -burjuva demokrasisini- aşmayan bir mücadele mi, demokrasi sorununu işçi sınıfı, kent ve kır yoksullarının durumları, çıkarları ve istemleri içerisinden, sosyalist demokrasiyi alternatifleştirerek mi ele almak olduğudur, denildi. Konuşmanın ilk bölümünde bundan dolayı işçi sınıfının durumu içerisinden bir bakışla işçi sınıfına karşı saldırılar ve işçi sınıfının kapitalizmle olan karşıtlığı temelinde sosyalist işçi demokrasisinin alternatif olarak belirtildiği söylendi.

Faşizmin yeni bir biçimde yeşil faşizm olarak ve şiddetini artırarak sürdüğü görüşlerine yanıt verirken MLKP’li bir kaç arkadaş toplantıyı terk ettiler. Bir toplantıya gelmek, dinlemek, katılmak, görüş ve eleştirilerini ifade etmek gibi, ayrılıp gitmek de haktır. Bununla birlikte görüş ve eleştirilerinizi özgürce ifade ettiğiniz bir toplantıda size verilecek yanıtları da dinlemek demokratik bir kültürün gereğidir. Ki her konuşmacı süre aşımı da yaparak görüşlerini ifade etti. Bu tür toplantılarda demokratik bir ortamın olmasının gereğine inandığımızdan kesici bir müdahalemiz olmadı. Yanıtımız sırasında araya girip tekrar söz alan konuşmacılar da oldu. Siz de bunu isteyebilirdiniz. Ki ifade ettiğiniz görüşler fazlasıyla da dile getirildi. Ayrıca hamama girdiysek terlemeye de hazır olmalıyız. Görüşler ve eleştirilerinizi var olan siyasal konjonktürün içerisinden kolaycı ve tepkili bir dille de belirttiniz. Biz faşizm ve burjuva demokrasisi gibi bir konuda eğer varsa sizin görüşlerinizi sadece günlük siyasetin sınırları ve yanıltıcılığı içerisinden değil, böyle bir kolaycılığa kaçmadan teorik düzeyden de belirtmenizi ve bunu duymayı isterdik. Konu ve sorunların programatik ve stratejik düzeyden ele alındığı bir toplantıda bir görüşü üstün kılabilmenin doğru olan yolu da budur. Sizi rahatsız eden Oslo görüşmeleri farklı seyretse, Kürt sorununun çözümü yönünde orta bir noktada buluşulsa ne Kürt hareketi bugün ‘AKP faşizmi’ diyecek ne de burada bu görüşler bu şekilde dile getirilecekti, demiş olmamız, demokratik hak ve özgürlük istemleriyle sınırlı görüşlerin TÜSİAD vb.lerinin görüşleriyle arasındaki farkların çok azaldığını söylemiş olmamız ise, sizi rahatsız etmesi gereken bu olmamalıdır. Kürt sorununa aşırı hassasiyet göstermeniz eğer hassasiyet sınırları içerisinde kalsaydı anlaşılabilirdi; ama bu hassasiyet olmaktan çıkmış, sizi ve EMEP’i önce ‘emekten yana’lığa sonra ‘emekten yana’lığın dahi unutulmasına vardırmışsa, bunu nereye doğru gittiğiniz yönünden düşünmelisiniz. İsminizi de değiştirmelisiniz. Demokrasi sorununu ortaya koyarken dahi işçi sınıfı için, genel olarak emekçiler için demokrasi sorununun varlığına dair tek bir cümle söylememek sizi düşündürmüyor mu?

Program ve stratejiler erimişse, kendi görüşlerinin savunucusu olmaktan dahi çıkılıyorsa aynanın yüze tutulmasını hakaret sayıp terk edip gitmek yerine yeniden düşünmeyi tercih etmek daha yararlı olacaktır. Toplantının başında da sonunda da önceki düşünüşle, program ve stratejilerle hareket edilemeyeceğini, soruları daha farklı sormamız ve yanıtlamamız gerektiğini söyledik. Var olan krizin aşılması için ikinci bir yol yoktur.

Burjuva demokrasisi ve silahlı mücadele

Gelen bir soruda sosyalist devrim denildiğinde silahlı mücadeleden vazgeçileceği söylendi. Buna yanıt olarak; bu yanlış bir düşüncedir. Sosyalist devrim görüşüne sahip partilerin modern revizyonizme evrilmeleri, sosyal reformizme ve parlamentarizme kaymalarından sonra oluşan yanlış bir algı ve düşünüştür bu. Burjuva demokrasisi bile olsa sınıf mücadelesi yükseldiğinde burjuvazi var gücüyle onu bastırmak için saldıracaktır. Buna karşı devrim işçi sınıfının silahlı ayaklanmasıyla olacaktır. Kırlardan şehirlerin kuşatılmasıyla da değil, işçi sınıfının bulunduğu kentlerde silahlı ayaklanma biçimiyle. Kaldı ki biz silahlı mücadeleyi sadece devrim anının sorunu olarak da görmüyoruz. Daha ayrışma olmadan önce de ifade ettiğimiz bir görüş olarak emeğin korunması için ‘emeğin yumruğu’nu, işçi sınıfının milis örgütlenmesinin gerekliliği görüşünü savunduk.

Kürt sorunu

Kürt sorunuyla ilgili görüşlerimizin ne olduğu sorularına ise, Kürt sorununun ‘demokratik özerklik’ biçimindeki bir çözümünün tam hak eşitliğini içermediği ve bir çözüm oluşturmayacağını, ezilen ulusun ayrılma ve ayrılma devletini kurma ya da federasyon biçimiyle vereceği karara göre kendi kaderini tayin hakkını kullanmasının savunucusu olduğumuzu belirttik. Bununla birlikte bizim tutumumuz ve kendisine komünistim diyenlerin, sınıfçıyım diyenlerin olması gereken tutumu, ulusal demokratik bir hakkın kullanılmasının savunulması ile sınırlı kalamaz ve orada duramaz. Konuşmanın ilk bölümünde Kuzey Kürdistan’da da kapitalist üretim ilişkilerinin hâkim olduğunu, kırlarda da kapitalist üretim ilişkilerinin hâkim olduğunu söylemiştik. Kürt burjuvazisi ve Kürt tekelci burjuvazisi var. A.Öcalan da Diyarbakır’da holdinglerin olduğunu söylüyor, bundan dolayı biz soruna Kürt işçilerinin, kent ve kır yoksullarının sınıf durumları ve çıkarları içerisinden bakıyoruz, bundan dolayı Marx’ın söylediği gibi ‘her ulus iki ulustur’, bundan dolayı ‘her kent iki kenttir’, Kürt işçilerinin Kürt burjuvazisine karşı mücadelesidir ve ulusal sorunla bu mücadelenin perdelenmemesidir.

İşçi sınıfının bağımsız örgütlenmesi ve ittifaklar

Sadece proletaryadan bahsettiniz, proletaryanın devrimci potansiyelleri ve rolüne vurgu yaptınız. Başka devrimci sınıflar yok mu? Küçük burjuvazi devrimci değil mi? İşçi sınıfı kendi başına mı devrim yapacak? Katı ulusal çitler arasına sıkıştırılmış bir dünya emekçi halklar açısından, yoksullar açısından ne ifade ediyor?

Konuşmanın ilk bölümünde ittifaklar konusu eksik kaldı. Bizim işçi sınıfına vurgumuz işçi sınıfının devrimdeki önder rolüne ve işçi sınıfının bağımsız örgütlenmesinin gerekliliğine olan vurgudur. İşçi sınıfının bağımsız örgütlenmesi, diğer sınıflar içerisinde eritilmemesi demokratik devrimcilikle, halkçılıkla temel bir ayrımımızı oluşturur. Ayrıca demokratik devrimle sosyalist devrimin ittifak bileşenleri farklıdır. Demokratik devrimde işçi sınıfıyla köylülük ittifakı temel iken sosyalist devrimde işçi sınıfı ile kent ve kır yoksulları ittifakı belirleyici ittifaktır. Küçük burjuvazinin de devrimci potansiyelleri vardır; örneğin tekellere karşı mücadelede de devrimci bir potansiyele sahiplerdir, ama biz bunu belirttiğimiz perspektifin içerisinde ele alırız ve küçük burjuvazinin çelişkileri kapitalizme temelden karşıtlık düzeyindeki çelişkiler değildir. Dünya ölçeğinde ise emperyalizm ve halklar çelişkisi ortadan kalkmadı. Bununla birlikte kapitalist üretim ilişkilerinin dünya ölçeğinde hâkim hale gelmesiyle belirleyici çelişki proletarya- burjuvazi çelişkisidir. Gelişmiş kapitalist ülkeler dışında çok sayıda ülke sosyalist devrim aşamasında olduğu gibi, bölgesel devrimler ve dünya devrimine bu çelişki ve strateji içerisinden bakmak gerekir.

Geleneksel sosyalist devrimcilikten de kopmak

Kızıl Bayrak’ın görüşlerini ifade eden bir arkadaş kendilerinin ‘87’den beri sosyalist devrim dediklerini, bunun yok sayıldığını, kendinden önceki teorik birikimin tanınmadığını, devrimci demokrasinin eleştirildiğini ve bu tablonun ilk defa burada ortaya konulmadığını, TİKB’yi de ara akım olarak değerlendirip eleştirdiklerini, ısrarla işçi sınıfı vurgusu yaptıklarını, işçi sınıfı devrimciliği ve sosyalist devrimciliği başarılı bir şekilde temsil ettiklerini belirten tepkili ve gergin bir konuşma yaptı.

Bu eleştiri ve görüşe yanıt olarak; ayrışmadan sonraki süreçte TKİP’den arkadaşlardan sosyalist devrim görüşünü ilk savunanların kendilerinin olduğu eleştirilerini değişik kereler aldık. Konuşma planımızda olmakla birlikte sosyalist devrimin kapsam ve içeriğini birinci bölümde ele alacak zaman olmadı. Buradaki toplama da bakarak halkçı demokratik devrimcilikten kopuş konusunda yoğunlaşan bir konuşma yaptık. Bizim kopuşumuz sadece demokratik devrimcilikten bir kopuş değildir. Türkiye’yle sınırlı olarak da söylemiyoruz, sadece modern revizyonizme evrilen partilerle de sınırlı olmadan, bizim kopuşumuz geleneksel sosyalist devrimcilikten ve program görüşünden de bir kopuştur. Reformistleşen sosyalist devrimcilikle sınır çekmenin dışında işçi sınıfı mücadelesini salt siyasal mücadeleyle, siyasal iktidar mücadelesiyle sınırlayan bir sosyalist devrimcilikten de farklı olarak sosyalist devrim görüşümüz siyasal, sınıfsal, ekonomik, toplumsal kültürel, toplumun topyekun dönüşümünü öngören bir devrimdir.

Kızıl Bayrak’ın görüşlerini ifade eden arkadaşın araya girip tekrar söz alarak Kızıl Bayrak’ın da bu görüşlerinin olduğunu, bunların bilinmesi gerektiğini söylemesinden sonra devam eden yanıtımız: Kızıl Bayrak’ın görüşlerinde belirtilenler üzerinden karşıtlık oluşturarak bir siyasal mücadele yürütmek tutumunun olmadığı, emperyalist kapitalist sistemde ‘80’ler sonrası ortaya çıkan değişimlerin sınıfsal, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel sonuçlarının görüşlerinde bir girdi oluşturmadığı, siyasal süreçteki gelişmelerle birlikte yaptıkları değerlendirmelerin demokratik devrimcilik yönünden olduğu ve son dönemlerde yayınlanan yazılarının da eklektikleştiği yanıtı verildi.

Ücretli emeğin kaldırılması

Ücretli emeğin kaldırılmasının belirtilmesinin önemine vurgu yaparak ücretli emekle-‘yabancılaşma’yı ilişkilendirdikten sonra Negri’nin görüşlerinden hareketle “Antagonizma sınıfsal mı toplumsal mı?” sorusu bir katılımcı tarafından yöneltildi. Negri’nin “çokluk” görüşünün sınıf kavramını sildiği, bizim ise kolektif emekçi niteliği kazanmış bir işçi sınıfı ve işçi sınıfının kurtuluşundan söz ettiğimiz, işçi sınıfının kurtuluşu için ücretli emeğin kaldırılmasının belirleyici olduğunu, sosyalist demokrasiyi ve sosyalist devrimi de bundan dolayı öncelikle buradan içeriklendirdiğimizi, bununla birlikte görüşlerimizin sadece artıdeğer sömürüsünü ortadan kaldırmakla da sınırlı olmadığı, meta egemenliğinin ve değer yasasının tasfiyesini de içerdiğini, geriye dönmeyecek bir sosyalizm için bunların zorunluluğu belirtildi. Bugün için olanaklı, gelişkin bir sosyalizmle ilk andan itibaren bu yönde atılabilecek adımların olduğu, platformumuzda bunların yer aldığı söylendi.

“Burada kapitalizme karşı tutum alan partiler SP ve Yeşiller, sizin bunlara karşı bir mücadeleniz olacak mı?” sorusu da soruldu. Bulunulan ülkelerde ve Avrupa düzleminde mücadele perspektifiyle gettolaşmış devrimcilik, kapalı devrimcilik tarzını kırmak için de yanıtlamamız gereken, zamanımızın yetmediği için yanıtlayamadığımız ileriye doğru sorulmuş sorulardan birisiydi bu da.

Neden sürekli bölünme olduğu, neden küçülündüğü, TİKB’yi neden dönüştüremediğimiz, sadece kendiniz devrim yapmak düşüncesiyle mi hareket edeceksiniz gibi sorular da oldu. Yenilgi ve güç zayıflamalarının, etkisizliğin arttığı böylesi dönemlerde haklılık da içeren bu tür eleştiriler oluyor. Bölünmelerde küçük burjuva sektarizmi, sınıf temeline dayanmıyor olmak, iç demokrasi eksikliği gibi nedenler olsa da bugünkü durumu bunlar üzerinden açıklamak doğru olmaz. Konuşmanın ilk bölümünde belirtilen nedenler üzerinden bakmak ve eğer birlik arayışında olacaksak bu sorunları çözme ve kopuş ve dönüşüm perspektifi içerisinden bir birlik arayışında olmalıyız, yanıtı verildi.

Genel sonuçlar

Panel, faşizme karşı mücadele söylem keskinliğine karşın halkçı küçük burjuva devrimciliğin program ve stratejilerinin de gerisine düştüklerini gösterdi. Demokratik halk devrimi program ve stratejisini savunan görüşlerin demokrasi sorununu Kürt sorununa doğru indirgemeleri ve tartışmayı faşizm konusunda sürdürmeleri, işçi sınıfı ve diğer emekçi sınıflar için demokrasi sorununun varlığının dahi belirtilmeyişi, “emekçi sınıflar” yaklaşımı içerisinden dahi demokratik devrimin sınıfsal, ekonomik toplumsal içeriğine girilmemesi ortaya çıkan kaymanın programatik stratejik boyutlarını gösteriyor. Görüş belirtenlerin bir bölümünün sorunları ve konuları kendi sınıfsal ve toplumsal konumları, program ve stratejileri üzerinden değil Kürt sorununun ve Kürt ulusal hareketinin atmosferi ve basıncı içerisinden değerlendirmeleri, Halkların Demokratik Kongresi’yle kurdukları ilişki, çatı partisine yaklaşımlarıyla birlikte değerlendirildiğinde kaymanın, kendisi olmaktan dahi çıkmanın gelmiş olduğu noktayı gösteriyor.

Faşizm mi burjuva demokrasisi tartışmasının siyasal atmosferle beslenen bir şekilde ve kolaycı tarzda yürütülmesi beklenilen bir durumdu. Konjonktürel siyaset yapmanın sonucu ise tek yanlılıklar ve yalpalamalar olur. Bizim sosyalist devrimci siyaseti, anayasa ve diğer konular üzerinden pratikleştirilerek alternatif oluşturmamamız, pratik siyasal mücadeleye uzaklığımız ise bu yönlü görüş, eleştiri ve saldırıların pratikten çürütülememesine yol açıyor. Görüşlerimizin genel siyasal ve teorik savunusunu ve gücünü zayıflatıyor.

Sosyo-ekonomik yapı, sınıf, toplum, birey koşullarındaki değişim, kentleşme, kırlardaki kapitalist gelişme, Kuzey Kürdistan’da kapitalizmin egemen olduğu, burjuvazi-proletarya çelişkisinin belirleyici çelişki olduğu ve Sosyalist Devrim görüşümüzü temellendirdiğimiz değerlendirmelerimize hemen hiç bir yanıtın gelmemesi, demokratik halk devrim program ve stratejilerinin ne ölçüde zayıflamış olduğunu, karşı çıkışların siyasal devrimcilik düzeyinde kaldığını gösterdi. Devrimi öncelikle sınıfsal siyasal bir strateji içerisinden değerlendirmeyerek, askeri strateji üzerinden silahlı mücadelenin terk edileceği eleştirisi ise temelsizliğinin yanı sıra sorunun baş aşağı edilmesiydi. Maocu köylü devrimciliğinin ilk itiraz noktası olması gerekirken artık toprak talepli bir mücadele ve toprak dağıtımının olmayacağı, tarımsal arazilerin toplumsallaştırılacağına ilişkin görüşümüze tek cümlelik bir yanıt gelmedi. Ki bu demokratik devrim programlarının içeriğinden erimesi ve terk edilmekte olduğunun göstergesidir. Kapitalist üretim ilişkilerinin artık bütünüyle egemen hale geldiği olgusal düzeyde kentlerin gelişmesi, bunun yaşam tarzlarına etkisi gibi sonuçlarından görülmekte ve örtük olarak kabul edilmekte, bununla birlikte strateji değişikliğine gitmek gerekeceği korkusuyla bulunulan duruma çakılıp kalınmaktadır. (Tek itiraz Türkiye tekelci burjuvazisinin dışarıya da sermaye ihraç ettiği ve bölgesel birikim düzeyine geçildiğine oldu.)

Emperyalist kapitalist sistemdeki içsel dönüşüm ve bu dönüşümün bilimsel teknik temel değişimiyle olan gelişiminin açıklanması, kulakları tırmalasa da kolay itiraz edilebilir değildi. Sorunların üretici güçler-üretim ilişkileri temelli ele alınışına ve sınıfsal toplumsal ilişkilerdeki yansımasına uzaklık neden olarak görülecekse de, gelişen tekniğin günlük yaşamdaki kullanımıyla çağrışım yaratılması, kapitalizmin sanayi kapitalizmi ve emperyalizm aşamalarına geçişlerindeki teknik temeldeki değişim örnekleriyle açıklanmasının bir kavratıcılığı oldu. Tabii ki bunlar bugünün eklektik kavrayışları içerisinde kendi başına bir ikna edicilik oluşturmuyor ve doğrudan sınıfsal siyasal alana gelindiğinde karşı çıkışlar başlıyor. Diğer yandan artık bir süre daha devam edilse de önceki zeminlerde kalınamayacağını, program ve strateji değişikliklerinin kendisini dayattığını gösteriyor.

Panel, programatik konu ve sorunlarda bu tür ve ortak toplantıların yapılması, sürecin yarılmasının temel ihtiyaçlarından birisinin bu olduğunun belirtilmesiyle bitirildi. Konunun sunumunda yer yer dağılma, ses ve tempo düşüklükleri, yönetiminde de inisiyatif zayıflığı oldu. Bununla birlikte, temel konuların ele alınması, gündemleştirilmesi ve sunumu, cepheden ve karşıtlaştırılarak konulması, kopuş ve dönüşümün zorunluluğuna güçlü vurgu, siyasal atmosferin yüksekliği, yürütülen ön çalışma, sayı olarak iyi bir katılımın sağlanması, görüşlerimizin ifade edilmiş olmasıyla, bizde yaratmış olduğu devinim ve güç toplayıcı niteliğiyle, en başta da hedeflenilenin, önümüze yapmak için koymuş olduğumuzun gerçekleştirilmesiyle başarılı bir panel gerçekleştirdik. Basel’de gerçekleşen panele İsviçre’nin Zürih, Bern, Luzern kantonlarından, Fransa’nın Strasburg ve Mulhouse şehirlerinden katılımlar oldu. Uzun zamandır görmediğimiz yoldaşlarımızı, devrimci dostlarımızı da gördük. Mücadele içerisinde oluşan dostluklar, siper yoldaşlıkları, görüş farklılıklarına karşın kolaylıkla silinmiyor. Eriyip dağılmıyor.

Pizza ve çay eşliğinde 20 kişinin yer aldığı kendi aramızdaki bir sohbet sonrasında paneli sonlandırdık.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*