Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Erdoğan’dan AB-TÜSİAD’a öpücük

Erdoğan’dan AB-TÜSİAD’a öpücük

Erdoğan TÜSİAD’ın istemlerinden birini daha uygulamaya geçiriyor. AB-TÜSİAD’ın yıllardır istediği “Yargı Reformu Strajesi”nin “başlangıç adımlarını” açıkladı.

Daha açıklamasının en başında, “bu reformlara AB dayattığı için değil, milletimizin ihtiyacı olduğu için sahip çıkıyor ve hayata geçiriyoruz.” diyor. Hemen ardından “AB tam üyelik sürecine bağlılığımızı da ifade etmiş oluyoruz” diyerek AB-TÜSİAD’a neoliberal despotik yeniden yapılandırma programının devamı konusunda da teminat veriyor.

İlginç, uzun süredir Erdoğan ilk kez, “biz yapıyoruz” diyemiyor, AB-TÜSİAD’ın “Yargı programına, sahip çıkıyor ve hayata geçiriyoruz.” diyor.

“Milletimizin ihtiyacı” dediğinin mali oligarşik sermayenin ihtiyaç ve istek programı olduğu daha bir cümle geçmeden açığa çıkıyor:

“Yargı reformu belgesi hem vatandaşlarımızın sisteme güvenini artıracak hem de daha öngörülebilir yatırım ortamına yardımcı olacaktır.”

Zaten Erdoğan’ın tüm açıklaması, AB-TÜSİAD’ın neoliberal mali oligarşik teknokrasisi çerçevesinde. ​Hukuk Fakültelerine ve yargıç ve savcılara performans sistemi getiriliyor. HSYK merkezinde, performans, ölçüm ve takip merkezi oluşturulacağını, tam da TÜSİAD’ın istediği gibi uzun süren davaların kısaltılacağını, söylüyor. Yargıda performans ve ölçme sistemi, tıpkı eğitim ve sağlıkta olduğu gibi, yargı sisteminin de artan ölçüde piyasalaştırılacağı anlamına geliyor.

Hakimliğe ve savcılığa girişteki “mülakat ekibinin genişletileceğini” de belirtiyor. Bu tabii ki yargı ve adaylar üzerinde sıkı denetim ve ayıklamacılığı ortadan kaldırmayacak, ancak anlaşıldığı kadarıyla, sermayenin hukuk/yargı uzmanları da bu sürece dahil edilecek. Ve tabii aşırı bürokratik mevzuatın, (piyasa isterlerine göre) “sadeleştirilmesi ve etkinleştirilmesi”.

Avukatlara da “belli kriterlere göre yeşil pasaport hakkı verilerek, uluslararası faaliyetlerini kolaylaştıracağız” vb diyor. Bu ifadenin örtük iki içerimi: AB eksenli uluslararası neoliberal despotik hukuk sistemini tanıyoruz ve kendi hukuk sistemimizi ucundan buna doğru entegre etmeye çalışacağız; ikincisi, avukatlar arasında da buna uygun devletin düzenleyeceği bir kademelendirme yapacağız, anlamına geliyor.

Yanısıra hukuk fakültesi mezunlarının bir bölümün de, “adli kolluk” olarak görevlendirilmesinin (savcının talimatı, adliyenin işlerini yapan, soruşturmaları yürüten bir tür polislik) önü açılıyor.

“Tutuksuz yargılamayı asıl yöntem olarak görüyoruz. Tutuklama tedbirinin daha ölçülü kullanılması…” türünden ifadeler var. İfade özgürlüğünü güçlendirme konusunda hamasete karşın, bu konuda söylediği tek şey, bu konudaki davaların istinaf aşamasından sonra bir de Yargıtay tarafından incelenmesi! Yani “ölçülü konuşmak” şartıyla, “ölçülü tutuklanabilirsiniz”. Ancak zaten davalar hızlandırılacağı için, “tutuksuz yargılama”nın da pek anlamı kalmıyor.

Aynı paralelde, “ceza adaleti sisteminde savcıların takdir yetkisinin artırılması”ndan bahsediyor. Yani savcıların yetkileri artırılıyor. Polisin savcılık, savcıların da hakimlik yapması, “yargı etkinliği”nin temel çizgileri oluyor.

15 yaş altı çocuklara açılan davaların, ilk kez işlenen fiiller açısından kovuşturmasız kapanacağı; şiddet içermeyen suçlardan hükümlü olan hamile ve yaşlıların ceza infazının ev hapsine dönüştürüleceği belirtiliyor. Ancak “şiddet içermeyen suçlar”ın siyasal davalara uygulanmayacağı söylenmiyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*