Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Emre faşist mi “nefret suçlusu” mu?

Emre faşist mi “nefret suçlusu” mu?

Anayasanın “Temel Hak ve Özgürlükler” bölümü yazılmaya başlandı. Radikal gazetesinde yer alan habere göre, Anayasa Uzlaşma Komisyonu, “nefret suçları“nın ayrımcılık olarak değerlendirilerek cezalandırılması görüşünde birleşti. Geçtiğimiz aylarda 60 STK TBMM’ye başvuruda bulunarak anayasaya nefret suçlarına karşı maddeler koyulmasını istemişti. Bu STK’ların oluşturduğu “Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu”nda Alevi örgütleri, Ermeni, Rum ve diğer azınlık milliyet ve din örgütleri, Roman örgütleri, bazı kadın örgütleri, LGBTT örgütleri, engelli örgütleri vd ile birlikte sendikalardan Tüm Bel-Sen İstanbul şubeleri yer alıyor. Ayrıca CHP de eşitlik maddesinin “cinsel yönelim” nedeniyle ayrımcılığa karşı korunma önerisinde bulundu.

“Nefret suçu” nedir?

Özel internet siteleri de açılan “Nefret suçlarına karşı yasa istiyorum” kampanyasının imza metni şöyle:

Belirli ve ortak karakteristik özellikleri bulunan birey ve gruplara veya onların mülklerine yönelik önyargılarla işlenmiş suçlara Nefret Suçu denir. Nefret Suçları dünya çapında başta etnik, ulusal ve dini kimlik, cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli olmak üzere; sağlık durumu, zihinsel ya da fiziksel engellilik, toplumsal statü, siyasi veya felsefi görüş, eğitim durumu gibi özelliklere yönelik olarak da işlenmektedir. Bu suçlar taciz veya hakaretten, mülk ve eşyalara zarar vermeye, okul veya işyerinde zorbalıktan kundaklama ve cinayete kadar varabilmektedir.
Nefret Suçları aslen ‘mesaj’ suçlarıdır. Suçun yöneldiği bireyin ötesinde, mensup olduğu gruba toplumda istenmediği mesajı verilir. Bu suçların sonucunda mesajın yöneldiği grup üyeleri kendilerini dışlanmış ve tehdit altında hisseder, korkuya kapılır, psikolojik travmaya, hatta intihara kadar varan sonuçlar yaşayabilir.
Yakın zamanda Trabzon’da Rahip Santoro cinayeti (2006), Hrant Dink cinayeti (2007), Malatya Zirve Yayınevi katliamı (2007), Manisa Selendi’de Roman yurttaşlara linç girişimlerinin (2010) yanı sıra çeşitli il ve ilçelerde Kürt yurttaşlara yönelik linç girişimleri, HIV pozitiflerin yaşadıkları tecrit durumu ve basında çok sık yer alan LGBT cinayetleri açıkça Nefret Suçlarındandır.
Nefret Suçları, mağdur birey ve grupların toplum ile uyumunu, toplumsal adalet duygusunu zayıflatır, hukukun üstünlüğüne ve kamu kurum ve kuruluşlarına duyulan güveni zedeler. Farklı toplumsal gruplar arası nefret ve önyargıları besler. Gereğince kovuşturulmadığında yeni suçlar işleyecek olan önyargılı kişi ve grupları cesaretlendirir. Mağdur grupların ötekileşmesine ve toplumsal hayatın dışına sürüklenmesine neden olur.
Bu derece ağır ve kalıcı sonuçları olan Nefret Suçlarına karşı ABD’de, Avrupa’da ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) katılımcısı ülkelerin çoğunluğunda yapılan yasal düzenlemeler bu suçların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de ise konuya özel herhangi bir yasal düzenleme henüz yoktur.
Toplumun bütününü tehdit eden, toplumsal dokuya onarılması güç biçimde zarar veren Nefret Suçları hakkında en kısa sürede evrensel insan hakları ölçütlerine ve uluslararası örneklere uygun yasal düzenleme yapılmalıdır.

Metni toplarsak, “nefret suçları” kavramı ulus, din, mezhep, cinsiyet ve engellilik üzerinden şiddet, baskı ve eziyete, mülke zarar verilmesi ve dışlanmaya maruz bırakılmayı içeriyor. Kavram ilk kez 1980′li yıllarda ABD’de kullanılarak yasal yaptırım ve ceza konusu ediliyor. 1990′lı ve 2000′li yıllarda Avrupa ülkelerinde de benzer bir yasa yapım süreci gerçekleşiyor. Avrupa’da “nefret suçları” için aynı anlama gelmek üzere “önyargı suçları” kavramı kullanılıyor. BM, AB, Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi örgütler, “nefret suçları” ile genel sınır çeken maddelerin yanı sıra bu suçların işlenme mecralarına ilişkin de özel sözleşmeler imzalıyorlar. İnternet kullanımını tekelci kapitalist devletlerin kontrolü altında tutmaya yönelik Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi’nin ırkçı/yabancı düşmanı içeriği cezalandıran ek protokolü, keza BM Irkçılıkla Mücadele Sözleşmesi’nde ayrımcılıkla mücadele konulu düzenlemeler bunlar arasında. Kampanyayı yürütenlerden Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, Türkiye, bu gibi maddeleri imzalamamayı sürdürmenin yanı sıra 3 bine yakın sitenin kapatılma nedenleri arasında ırkçılık ve ayrımcılığın bulunmamasına dikkat çekiyor. Gazeteci Ragıp Duran da katıldığı bir konferansta medya literatüründe “nefret söylemi” kavramının 1993-94 Ruanda katliamı vesilesiyle kullanılıp daha sonra yaygınlaştığına işaret ediyor. Ruanda’da Hutu yönetimindeki “Radio Libre Mille Colines”in isim ve adres vererek yaptığı yayınlar katliamlarda rol oynamış; 2007′de Uluslararası Özel Ruanda Mahkemesi yayınlarından dolayı radyonun üç yöneticisini mahkum etmişti.

Maraş katliamı, Hrant Dink cinayeti “nefret suçu” muydu, faşist katliam mı?

Nefret suçu”, “nefret söylemi”, “ötekileştirme” kavramları son 10 yıldan fazladır literatürde artan ölçüde yer alıyor. Yer almakla kalmıyor; devrimciler dahil siyasal literatür ve gündelik dile girmiş bulunuyor.

Bunun bir nedeni kuşkusuz faşist diktatörlüğün çözülmüş, ama işçi ve emekçi kitleler tarafından son tuğlasının son parçasına kadar parçalanmamış oluşu. Dolayısıyla tek millet, tek din, tek mezhep… durumu koşullar elverdiği ölçüde sürdürülmeye çalışılmanın yanı sıra işçi, emekçi kitleler içerisinde de toplumsal gericilik birikiminin kodları olarak varlıklarını koruyorlar. Ezilen ulus, mezhep, cins vd.ne yönelik şiddet, önceki ilişki biçimlerinin dayanaklarını da değerlendirerek, her biçimiyle gündelik birer olay olarak sürdürülüyor. Aynı bahiste, devletin eşcinsellere yönelik “Hortum Süleyman” yöntemi ve bunun kitleler içerisinde meşrulaşmış olması da burjuva demokrasilerinin daha gelişkin olduğu -eşcinsel evliliklerinin birbiri ardına yasalaştığı vb.- ülkelerden bir fark oluşturuyor.

Nefret suçlarına karşı yasa istiyorum” kampanyası yürütücüleri, burada özellikle medyanın rolüne dikkat çekiyor ve “Örneğin şu başlıkları artık kanıksar ve içselleştirir olduk. ‘Eşcinsel öğretmen işten kovuldu’, ‘Yunan tacizciye linç girişimi’, ‘Yahudi işadamının borç intiharı’ gibi… Hâlbuki ‘Türk tacizci’, ‘heteroseksüel öğretmen’ veya ‘Türk işadamı’ gibi başlıklar kullanmıyoruz. Diğer yandan, eşcinsel öğretmenin işten kovulması, tacizciye linç girişiminde bulunulması veya borcu olan herkesin intihar etmesi adeta suçu haklılaştırıyor ve hatta meşrulaştırıyor” diyorlar. Etkin medya izleme grupları kurularak anaakım medyanın (keza Vakit, Akit vb “sabıkalı” gazetelerin) taranması, internet iletişimi yoluyla “nefret suçları”nın özendirilmesi ve örgütlenmesi gibi olayların önüne geçilmesi gerektiğini söylüyorlar. Yasemin İnceoğlu bunu “Demokrasilerde en etkili yöntem deşifre etmektir” diye gerekçelendiriyor.

Ezilen ulus, mezhep, cins vd.ne karşı işlenen suçların engellenmesi ve yaptırıma uğratılması için mücadeleyi “nefret suçları” başlığı altında yürütmenin ve bu görüşün devrimciler dahil sirayet etmesinin ne sakıncası var o zaman? Nitekim, ESP, HDK gibi parti ve örgütler, LGBTT vd. cinayetlerine karşı bu sloganla yapılan eylemlere katılıyor ve kavram olarak da kullanıyorlar. Sorun şu ki, burada hemen her konuda olduğu gibi bir burjuva demokrasisinin, postmodernizmin, siyasal kültürel çoğulculuğun bendinden taşmış kavramları, Marksizmin kavramlarına karşı atağa geçmiş bulunuyor: Artık ezilen ulus ve mezheplere karşı işlenen suçlarda bile “faşist” demiyoruz, “nefret suçlusu” diyoruz! “Faşist cinayet” diyemiyoruz, “nefret cinayeti” diyoruz! Maraş katliamına faşist katliam, Emre Belözoğlu’na faşist diyemiyoruz! Ulusların, ulus devletlerin küresel kapitalizm koşullarında, eşitsizlik ve ayrımcılığı yeniden üretmeye asla son vermeksizin postmodern tarzda kaynaşadurduğu bir dünyada, kendisini bu gerçekliğe uyarlamaya yönelik düzenlemelerinin felsefesini devralıveriyoruz! Bu safça devralışımız sınıf zemininde çok daha derinden ve belirgin tarzda oturmuş olan eşitsizlik ve ayrımcılığı ortadan kaldırıyor mu peki? Hayır! FBI verileri 2010 yılında işlenen “nefret suçları”nın yarısı ırkçılıkla ilgili iken, bunların yüzde 70′i de siyahlara karşı gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor. Aynı ABD, tarihinin ilk siyah başkanına ancak 21. yüzyılda “kavuşmuş” oluyor!

Nefret suçları” kavramının ve mücadele anlayışı, Türkiye kapitalizminin küresel kapitalizmin evrensel normlarına uymasını, toplumsal konumunu “mağdur bireyler ve gruplar” diye silikleştirdiği ezilen ulus, mezhep, cins, vd.nin bu şekilde korunabileceğini savunuyor. Burjuva demokrasisinin yaydığı postmodern çoğulcu (kimsenin “ötekileştirilmediği”, biçimsel hak eşitliğine dayalı) “yatay toplum” hayali ile, eşitsizlik ve ayrımcılığın sınıfsal, siyasal, toplumsal temellerine, kapitalist üretim ilişkilerine, meta egemenliğine dokunmadan “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” propagandası yapıyor. Bu propagandanın ezilmenin en şiddetli biçimlerini yaşayan toplumsal, ezilen ulusal kesimleri teslim alması, onun kavramları dahil sorgulamaya bile tabi tutulmadan benimsenmesi, nasıl bir yapısöküme tabi tutulduğumuzun göstergesi.

Kavramın asli ve feri kullanıcıları, kapitalizm altında hiçbir ulusal topluluğun burjuva milliyetçi, şoven “nefret”in dışında tutulamayacağını, bunu harlamak için muhatabın hiç de “azınlık” ya da “dezavantajlı” durumda olmasının gerekmediğini gizliyor ya da unutuyorlar. Tekelci kapitalizmin sınıfsal çıkarları gereği her yeri alevlere sarabileceğini, işçi ve emekçileri en alçakça sınıf dışı, milliyetçi sloganlarla baştan çıkarabileceğini gizliyor ya da unutuyorlar. “Nefret suçları” diye silikleştirdikleri olayların en başta işçi sınıfı üzerindeki -hiçbir biçimde gündeme getirmedikleri- artıdeğer sömürüsünün devamlılığı için işbaşında olduğunu ve o pençeleri boğazımızdan sökülmedikçe en gelişmiş burjuva demokrasilerinde bile faşist zorbalığın, resmi-sivil, medya vd tüm araçlarla devrede tutulacağını, Norveç’te olduğu gibi bir yaz günü apansız hunhar bir Breivik katliamıyla yüzeye vurabileceğini gizliyor ya da unutuyorlar. Demokrasi açlıklarının kendilerini burjuva demokrasisinin kavram ve normlarının kollarına attığını gizliyor ya da unutuyorlar…

Eşyayı adıyla anmayan, ona karşı mücadele edemez!

Eşyayı adıyla anmayan, ona karşı mücadele edemez! Bizim faşist, cinsiyetçi, ırkçı zorbalıkla başa çıkmamız, onu geri püskürtmemiz ve ininden doğduğu tekelci kapitalizmle birlikte tarihe gömmemiz için “nefret suçları” kavramına ihtiyacımız yoktur. Dahası, açık söyleyelim, bu bir “suç” ise eğer, biz tekelci kapitalizmden, sınıfın, ezilen cinsin, ezilen ulusun… düşmanlarından “nefret” ediyoruz ve komünizmi onlardan tarihe iz bile bırakmamak için, postmodern liberalizmin geri çevirmek istediğinin aksine maddi temellerine sahip olduğumuz özgürlük dünyası olarak istiyoruz! Buna karşı olan, bu duygumuzu yapısöküme uğratmaya soyunan herkesi de “ötekileştirmekteyiz!”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*