Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Emeğin ve işçi sınıfının önlenemez görünürleşmesi

Emeğin ve işçi sınıfının önlenemez görünürleşmesi

Neoliberal kapitalizmin işçi sınıfına karşı en büyük -fakat kaçınılmaz olarak geçici- kumpaslarından biri emeği, sınıfı, sınıf mücadelesini görünmez hale getirmekti. İşçi sınıfı ne kadar genişleyip toplumun çoğunluğunu oluşturur hale geldiyse, o kadar parçalanıp katmanlaştırıldı. Amansız bir rekabet içindeki bireylere doğru çözüldü. Güvencesizleştirildi. Sınıf bilinç ve karakteri tahrip edildi. Daha yoğun bir bağımlılık ve baskı altına sokuldu. İşyerlerine gömüldü. Çalışma ve yaşam alanı birbirinden kopartıldı. Sınıf mücadelesinin daha yoğun olduğu büyük sanayi kent merkezlerinin ve kamusal alanların dışına sürüldü. İşçi sınıfının tarihsel-kolektif mücadelesini yaşatan alanlar yokedildi ya da yasaklandı. Geleneksel sendikaların zemini kaydı, büsbütün etkisizleşip çürüdü. Küçük burjuva sol ve devrimci hareketin sınıftan kopması ve yabancılaşması ayyuka çıktı. Grev sayısı dibe vurdu. Çoğunlukla etkisiz tekil ve yerel işçi mücadeleleri, ülke çapında belli bir ağırlığı, iç bütünlüğü ve etkisi olan bir sınıf hareketi olma niteliğini uzunca bir dönem kaybetti. Kolektif istem ve gereksinimleriyle birlikte işçi sınıfı, sınıf olarak tümüyle siyasetin ve “kamuoyu”nun dışına sürüldü. Kültürel aidiyet ve kimlik sorunları öne çıkarken, emek ve sınıf kavramları yok hükmünde sayılır hale getirildi. Emek ve sınıf, medyadan, kültür-sanattan, akademi ve aydın camialarından tamamen dışlandı. Kent merkezlerinde, kamusal alanda, siyasal gündemlerde, gündelik yaşamda neredeyse tamamen görünmez hale getirildi.

Otuz milyona yakın işçi var. Ama sanki yok! Uyku dışındaki zamanın üçte 2′sine yakını işyerlerinde, çalışarak geçiyor. Ama işyerlerinde neler olup bittiği; emek süreci yaşamın sanki en büyük ve en kritik parçası değil, toplumsal ve siyasal yaşamın tamamen dışına sürülmüş. Metalar dünyası ne kadar büyüyüp ışıldıyorsa, onları kanter içinde üreten toplumsal emek dünyası o kadar küçültülmüş, karanlıklar alemine gömülmüş. Emek onu yıkıcı biçimde değersizleştiren ve önemsiz gösteren neoliberal burjuva hegemonya altındaki toplumun konsensus halinde görmek ve duymak istemediği, solun ve sendikaların bile ağırlıklı bölümünün ilgiye ve dikkate değer bulmadığı bir şey haline gelmiş…

Şu veriler yeterince çarpıcı olacaktır: Kürtlerin, kadınların, Alevilerin, lgbtilerin toplumsal-siyasal yaşamda (ve kamusal alanda, “kamuoyu”nda) görünmezleştirilmesi üzerine yüzlerce araştırma/inceleme vardır. Emeğin, emek süreçlerinin, işçilerin, işçi sınıfının görünmezleştirilmesi üzerine ise yalnızca birkaç araştırma vardır. Yakın zamana kadar kendine komünist, sosyalist, işçi sınıfı öncüsü diyen sol internet sitelerinde bile, en az tıklanan haber ve yazılar, emeğe, işçi sınıfına, işçi direnişlerine ilişkin olanlardı. 2013 yılında 500 işçi direnişi gerçekleşmiş, bunların yalnızca yüzde 30′u yerel basında, yüzde 10′u sol basında, yüzde 1′i ulusal basında yer bulabilmiştir. Çoğu işçi direnişi, bunlarda belli bir inisiyatifi olan siyasetler dışında, haber değeri bile taşımamaktadır. İşçilerin işyerlerindeki çalışma koşullarını, şiddetlenen sömürü ve baskı altındaki emek süreçlerini anlattıkları geleneksel işçi mektupları, röportajları, toplantıları – ki 90′lı yıllarda devrimci, sol, sendikal basında önemli yer tutardı- artık sol basında bile, öne çıkan direnişler dışında, adeta silinmiştir.

Ağırlığını yeni işçi ve işçileşen kitlelerin oluşturduğu Gezi’de bile emek, çalışma alanı, gerek yapılan halkçı, toplumsal hareketçi, orta sınıfçı değerlendirmeler açısından, gerekse bizzat eylemlerde yer alan kitleler açısından oldukça geri planda kalmıştır. Gezi içinde yer alan çoğu sol, devrimci, sendikal örgüt açısından bile, işçi sınıfı çalışması, eylemleri ve ilgisinden bir dönem boyunca daha bir uzaklaşmasının gerekçesi kılınabilmiştir.

itu-isgaline-destek-yagdi-1Soma: Neoliberal despotik çalışma rejiminin sürdürülemezliği

Soma madenci katliam ve eylemleri, emeğin/sınıfın hem genel planda toplumsal-siyasal olarak, hem bizzat “sol”da ve Gezi’de görünmezleştirilmesi ve önemsizleştirilmesi tablosunda ciddi bir sarsıntı ve kırılmayı kaçınılmaz olarak ortaya çıkardı. Soma öncesinde yıldan yıla artan sayısız irili ufaklı direniş, son yıllarda bir yandan büyük sanayi işçilerinin, diğer yandan taşeron ve güvencesiz işçilerin artan direnişleri, dahası beyaz yakalı işçilerin de kendini hissettirmeye başlamasıyla bir birikim oluşmaya başladı. 2012 ve 2013 yıllarında işçi grev, fiili grev ve direnişlerinde hissedilir artışla birlikte, Gezi sonrasında özellikle Greif ve Yatağan direnişleri -yine solun küçük bir kesiminin ilgisine mazhar olabilseler de- büyük sanayi proleteryası olarak ve taşeronluğa, özelleştirmeye, sendika bürokrasisine, devlet baskı ve saldırılarına karşı mücadeleleriyle, taban inisiyatifleriyle, işyeri işgalleriyle, kent merkezlerine de taşınmalarıyla, farklı bir etki yarattılar, Gezi dinamikleriyle de nisbeten bir bağ kurmayı başardılar. Seri iş katliamlarının giderek daha sık, daha kitlesel yaşanması ise, emeğin ve işçi sınıfının içine itildiği durumun -işçi mücadeleleriyle birlikte- işçilerin düpedüz kitleler halinde ölmesiyle görünürleştiği, bir toplumsal kriz ve sürdürülemezlik durumunun sinyallerini verdiği bir diğer dinamiği oluşturdu.

Soma maden işçisi katliamı ve eylemler dalgası, bu birikimin üzerine geldi. Bir yıldır süregelen toplumsal-siyasal kriz ve sarsıntıları, en derindeki ve temelindeki üretim ilişkilerinin, neoliberal despotik çalışma rejiminin krizini ve sarsıntısını da açığa çıkararak, derinleştirdi. Gezi, toplumun/toplumsal ihtiyaçların mevcut neoliberal muhafazakar siyasal rejimin daralan kabına sığmaz ve bağdaşmaz, bu rejimin daha uzun zaman sürdürülemez hale geldiğinin ciddi bir sinyalini vermişti. Soma ise, toplumsal emeğin mevcut neoliberal despotik çalışma rejiminin daralan kabına sığmaz ve bağdaşmaz, bu yıkıcı üretim ve emek organizasyonunun daha uzun zamanlar sürdürülemez hale gelmekte olduğunun dehşetli bir sarsıntısını gösterdi. Bu, bugün çok daha kökleşmiş ve sıkı bir tahkimata sahip mevcut siyasal rejimin ve mevcut üretim-çalışma rejiminin bir çırpıda, bugünden yarına değişeceği anlamına gelmiyor, bunun için çok daha soluklu, çetin, durmaksızın yeni boyutlar kazanan sınıfsal-toplumsal savaşımlar gerekecek. Fakat Gezi gibi Soma’nın da ortaya koyduğu, artık kimsenin görmezden gelemeyeceği, kimsenin kaçamayacağı ölçüde tüm toplumu derinlemesine sarmış ve temeline yerleşmiş bir toplumsal çelişki ve bağdaşmazlıktır. Emek-sermaye çelişkisidir, kapitalist üretim ilişkilerine içsel olan uzlaşmaz sınıf karşıtlığıdır.

Neoliberal hegemonyanın unutturmaya, tarihten kazımaya, görünmezleştirmeye çalıştığı emek, işçi, ücretli kölelik, sınıf, işçi sınıfı, sömürü, işçi katliamları, işçi sendikası, işçi sağlığı ve güvenliği, emeğin korunması, sınıf mücadelesi gibi kavramlar bunları bilinçaltına bastırmış bir post-travmatik toplumun dehşetle yüzüne çarptı. Sermaye, kapitalizm, kar hırsı, plaza, üretkenlik, vahşi kapitalizm, neoliberalizm, taşeronluk, özelleştirme gibi doğallaştırılıp içselleştirilmiş kavramlar kan-kusuldu, şu veya bu ölçüde, fakat daha geniş bir kesim tarafından, yıkıcı sonuçlarıyla daha fazla bilince çıkarılmaya, daha bir ciddiyetle sorgulanmaya başlandı. Fakat geniş kitleler açısından Soma’nın açığa çıkardığı, kapitalizmin tam da en fazla karanlıkta bırakılan, görünmezleştirilen can damarıdır: Kapitalist üretim ilişkileridir, üretim ve emek sürecidir, ücretli köleliktir, artı-değer sömürüsü ve tahakkümüdür, emek-sermaye çelişkisidir; bunların bugün aldığı çok daha keskin, şiddetli, uzlaşmaz biçimlerdir. Son dönemlerde Kürt sorunu, kadın sorunu, Gezi… için -eskisi gibi yönetilemez, anlamında- sık kullandığımız bir deyimle, kapitalizmin en temel, ve her şeyin temeline yerleşmiş olan en büyük cini, emek-sermaye çelişkisi de, bir kez şişeden çıkmıştır. Sınıflar arası ilişki biçiminde ve güç dengelerinde bir çırpıda bir değişim olmasa da, Soma sınıf savaşımına içerilen yeni bir dönüm noktası, işçi sınıfının yeniden oluşum sürecini yoğuran yeni bir kolektif- birleştirici uzlaşmaz sınıf savaşımı simgesi olacak, bundan sonraki bir dizi önemli işçi direnişi, Soma’yı, Soma’da en dehşetli biçimiyle özetlenen kapitalist üretim ve emek cehennemini, katil burjuvazi ve devletinin suratına çarparak başlayacaktır.

soma-da-protesto-eylemiEmeğin korunması mücadelesi daha yaygın ve acil bir gündem haline geldi

Soma, bugüne değin dağınık, parça direnişlerin (bu direnişlerde de genellikle işe dönme isteminin gölgesinde kalır) ve sınırlı girişimlerin ötesine geçmeyen emeğin korunması/öz savunması mücadelesini, acil olduğu kadar genelleşen, ortaklaşan, toplumsallaşan ve siyasallaşan bir sınıfa karşı sınıf savaşımı ve örgütlenmesi dinamiği haline gelmesinde yeni bir momenttir. Öne çıkanlar kuşkusuz iş cinayet ve meslek hastalıkları, taşeronlaştırma, özelleştirme, denetim sorunlarıdır. Mutlaka çalışma saatlerinin kısaltılması, üretim/çalışma temposunun yavaşlatılması, emeklilik yaş ve süresinin kısaltılması, güvencesiz, rekabetçi (performans vd), despotik (idari baskı ve cezalar, devlet baskıları, vd) çalışma biçimlerinin kaldırılması, bağımsız işçi komite ve meclislerinin oluşturulması ve tanınması, işçi denetimi, işçi sınıfının kolektif söz, anlatım, örgütlenme, eylem özgürlüğü, parasız sağlık eğitim ulaşım konut eklenmelidir. Emeğin korunması mücadelesinin tüm taleplerinin az çok kapsamlı olarak karşılanması, kapitalizm koşullarında olanaksızdır. İşçi kitlelerinin sınıfsal karakteri, özgüven ve kolektif mücadele motivasyonunu artıracak en basit genel kazanımlar için bile daha soluklu, amansız, sert mücadelelere ihtiyaç vardır. Ücretli köleliğin kaldırılması ve emek ve çalışma alanında da yeni bir sosyalist yaşam özlemi ajitasyon-propagandası yaygınlaştırılıp zenginleştirilerek, emeğin sınıfsal-toplumsal korunması/öz savunması mücadelesinin genelleşen, ortaklaşan, toplumsallaşan ve siyasallaşan bir sınıf savaşımı programı haline gelmesi için, Soma’nın ortaya çıkardığı dinamikler içinden, sistematik, enerjik, soluklu, hedefli bir sınıf ajitasyon, propaganda, örgütlenme ve eylem faaliyeti yürütülmelidir. Emeğin korunması/öz savunması taleplerinin işçi sınıfının ortak mücadele talepleri haline gelmesi, çok çeşitli sınıf kesimlerinin birleşik mücadelesini geliştirmesi, yeni bir işçi sınıfı hareketi oluşumunun ilk basamak eşiğidir.Z19_41F_maden_iscileri

Haziran Direnişi ve sonrasında, çalışma alanı ve işyerlerindeki mücadeleler oldukça geri planda ve gölgede kalmıştı. Hatta, uzlaşmaz sınıf karşıtlığının temelini oluşturan kapitalist üretim ilişkilerini, emek-sermaye çelişkisini, çalışma alanını ve işyerlerindeki mücadeleyi silikleştirip küçümseyen, antimarksist yaklaşımlar ortaya çıkabilmişti. Soma, neoliberal kapitalist buzdağının görünmezleştiren ve küçümsenen yüzünü, üretim ve çalışma alanındaki sermayenin yıkıcılaşan sömürü şiddetini, keskinleşen emek-sermaye karşıtlığını ve sınıf mücadelesini de en sarsıcı ve travmatik biçimiyle açığa çıkardı. Dar antiAKPciliğin ve kültür ve kimlik siyasetinin sınırları ve sistem içiliği zaten seçim sürecinde son derece barizleşmişti. Gezi’nin görece ileri dinamiklerinin Soma’dan çıkardığı temel derslerden biri de, “kültür ve kimlik siyaseti değil sınıf siyaseti” oldu. Soma, neoliberal kapitalizmin çalışma, yaşam, yönetilme (üretim, yeniden üretim ve iktidar) koşullarının sistemik iç bütünlüğünü, uzlaşmaz ve bağımsız sınıf savaşımının (ve işçi sınıfının toplumsallaşan ve siyasallaşan proletarya olarak yeniden oluşum sürecinin) üretim ilişkileri temelinden bu bütünlükte olduğu, bu alanlardaki mücadelelerin birbirinden kopuk yürütülemeyeceği ve tarihsel iç içe geçme eğilimini de ortaya koydu.

Not: “Soma eylemleri üzerine” üst başlığıyla sürecek bir yazı dizisidir. 2.bölüme bu linkten ulaşabilrisiniz

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*