Anasayfa » DÜNYA » Ekvator: “La revolución de los zánganos” (bal arılarının devrimi)

Ekvator: “La revolución de los zánganos” (bal arılarının devrimi)

Ekvator devlet başkanı Moreno, 4 Ekim 2019’da yaptığı konuşmada, akaryakıt, ulaşım ve enerji fiyatlarına yüzde 120 zam anlamına gelen akaryakıta devlet sübvansiyonlarının kaldırılmasını, kamu emekçilerine ücret indirimini, yıllık tatillerinin yarı yarıya azaltılmasını, işçilere esnek, güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılmasını içeren İMF paketini açıklarken, burjuva jargonuyla şöyle demişti: “Se acabo la zanganeria!” (Bal arılarının dönemi bitti).

Zángano” İspanyolca’da erkek bal arısı anlamına gelir, ancak argodaki ifadesiyle, zenginler ve elit kesimler tarafından, geleneksel olarak, “cahil ve aptal işçiler ve yoksullar” anlamında kullanılır. Moreno, İMF paketini açıklarken, “zángano”ya işçi ve emekçilere dönük geleneksel burjuva aşağılayıcı anlamının ötesinde, bir de kapitalizmin beylik kriz saldırganlığı demogojisini katmıştı. “Bal arıları bitti” ifadesini, iliği kurutulmuş işçiler ve emekçilerle alay edermiş gibi, “tembel ve çalışmadan devletin sırtından geçinen işçilerin ve yoksulların saadetine son veriyoruz” anlamında kullanmıştı.

Geleneksel “cahil ve aptal” anlamlarının ötesinde bir de “tembel ve asalak” anlamları eklenen “zángano” ifadesindeki pervasızlık, Ekvator işçi sınıfı ve emekçilerinin yeni sosyal yıkım paketine karşı öfkesini büsbütün kışkırttı. Ancak ulaşım işçilerinden başlayıp geniş kitlelere doğru yayılan grev, gösteri, isyan ve barikatlar büyüdükçe, kitleler büyüyen eylem dalgası içinde özgüvenleri arttıkça, “zanganeria” (bal arıları) ifadesini tersine çevirerek benimsediler, bizzat ABD destekli kapitalist oligarşik iktidara karşı alaylı bir meydan okumaya çevirdiler: “La revolución de los zánganos” (bal arılarının devrimi). Bal arısı, Ekvator’da Ekim isyanının simgesi haline geldi.

Tıpkı Türkiye’de Erdoğan’ın Gezicilere “çapulcular” demesinden sonra, Gezi isyan ve direnişçilerinin bu ifadeyi, iktidara karşı alaylı biçimde benimseyerek, kendilerini “çapulcular” olarak tanımlaması gibi.

Ekvator-2000: Bir devrimci kriz ve ikili iktidar olanağı nasıl kaçırılır?

Ekvator’da bugün bir kez daha, 1997-2000 dönemi benzeri bir ön devrimci kriz dinamiği oluşuyor. Ekvator yeni binyıla, nüfusunun yüzde 62’si resmi yoksulluk sınırının altında, yüzde 42’si o dönemki Dünya Bankası’nın kötü ünlü yoksulluk sınırı olan günlük 1 dolarlık gelirin altında, yüzde 70’i işsiz ya da gizli işsiz olarak, ama büyük bir isyanla girmiş, 2000’li yılların başında Venezuella ve Bolivya’daki ayaklanmalarla birlikte, Latin Amerika’daki “sol dalga”nın başını çeken ülkelerden olmuştu.

1995’teki kısa Ekvator-Peru savaşının büyüttüğü sosyal yıkım, Ekvator’da işçi ve köylü kitlelerin büyük eylemlerine yol açmış, bu dalga üzerinde popülist-demagojik kampanyayla 1996’da devlet başkanı seçilen Abdala Bucaram, iktidara geldikten bir süre sonra, 1997 kriziyle, İMF paketini uygulamaya koymuş, bir gecede elektrik fiyatları yüzde 500, akaryakıt fiyatları yüzde 340 artmıştı. İşçilerin 1997’de süresiz genel grev ilanı genel isyana dönüşünce, Bucaram ülkeden sıvıştı. Yerine Mahuad geçerken, Ekvator kapitalizmi petrol ihracatı fiyatlarının da düşmesiyle ulusal gelirini aşan borçlarını ödeyemez hale gelmiş, ulusal parasının değeri 90’ların sonunda dolar karşısında 5 kat değer yitirerek pula dönüşmüştü. Ekvator burjuvazisi ve emperyalist ortakları döviz spekülasyonu ve karaborsadan görülmemiş vurgunlar yaparken, işçiler ulusal parayla ödenen ücretleriyle temel gıdalarını bile alamaz durumdaydı. Bir de bunun üzerine Mahuad yönetimi “dolarizasyon” uygulaması başlatınca, Ocak 2000’de bir büyük isyan daha patladı.

15 Ocak 2000’de yoksul köylü ve tarım işçisi ağırlıklı yerli örgütü CONAIE ve Toplumsal Hareketler Koordinasyonu, başkanın istifası istemiyle, genel grev ve direnişe çağrı yaptılar ve başkent Kuito’yo yürüyüş başlattılar. Devlet petrol şirketi PetroEcuador işçileri, süresiz genel grev ilan ettiler. Sendika Konfederasyonları CSLdeE ve FUT da genel grev genel direnişe katıldılar. Hareket, genel grev, direniş ve ayaklanmaya dönüştü. Başkent Kuito’da en az 100 bin kişi, ülkenin ekonomik merkezi Guayaquil kentinde 10 binlerce işçi ve öğrenci, Cuenco ve Chimboraza gibi yerli kent ve bölgelerinin her birinde en az 50 biner yoksul köylü, tarım işçisi sokakları işgal etti. Tüm yollarda barikatlar yükseldi, temel devlet binaları günlerce kuşatıldı, bazıları işgal veya tahrip edildi, diğer kent ve bölgelerden onbinlerce işçi, yerli, köylü, öğrenci başkente yürüdü. 21 Ocak’ta Ulusal Meclis binası, “El pueblo unido jamas sera vencidos” (birleşen halklar yenilmezler) sloganıyla binlerce işçi ve köylü tarafından işgal edildi.

Kapitalist iktidar orduyu isyan eden işçi ve köylülerin üzerine göndermesine karşın, askerler ve alt düzey subaylar, bir çok durumda kitlelere ateş açmayı reddetmiş ve geri çekilmişler, hatta devlet binalarını koruma talimatlarını bile yerine getirmemişlerdi.

İşçi, köylü ve öğrenci hareketi, kendi temsilcilerinden bir El Parlamento Popular (Halk Meclisi) oluşturdu. Bu, yerel ve bölgesel temelden temsilciler ve kanaat önderlerinden başlayıp alternatif bir ulusal Halk Meclisi biçimi aldı. İlk deklerasyonu da, “devletin üç kuvvetinin (başkanlık, yargı ve yasama) halk tarafından artık tanınmadığı” oldu. Ama “Halk Meclisi” muhalif kılıklı sendikacılar, orta sınıf liberal-reformist temsilcilerini de içeriyordu. En büyük zaafı, burjuva parlamentosunu dağıtıp yerine bir işçi ve kent-kır yoksulları konseyi oluşturmak yerine, eklektik bir “halk” parlamentosunun oluşturulmasının yeterli sayılmasıydı.

Ayaklanma sırasında çatlayan devlet aygıtı kitleleri bastırma gücünden yoksundu. Binlerce asker ve yüzlerce küçük subay, silahlı askeri araçlarıyla işgal edilmiş Meclis binasına geliyordu, ama işgalcileri ezmek için değil işgali desteklemek için. Albay Lucio Gutierez komutasında bir dizi orta rütbeli subay da isyana katılmış göründü. Chavez Venezuelası’nı çağrıştıran görüntüler.

Bir tür ikili iktidar durumu tohumu oluşmuştu. Egemen sınıf ve devleti paralize olmuş ve çatlamış, hatta ordunun alt ve orta kademelerinin bir kısmı isyanı destekler bir konuma geçmişti. Burjuva muhalefet partisi Democracia Popular, özelleştirme ve kemer sıkmanın geri alınmasını isteyerek kitlelere şirin görünmeye çalışıyordu. İktidar partisi, generallerle gizli toplantılarla bir saray darbesiyle, ordunun hükümete bağlı birlikleri üzerinden bir faşist rejim biçimine geçiş planları yaptı. Ancak generaller, ordunun tabanının da kaynadığı, alt ve orta subayların önemli bir kesiminin emirlere itaat etmediği koşullarda, bir iç savaşa yol açacak darbeye cesaret edemediler. Ekvator’da Kolombiya’daki kontrgerilla operasyonlarını organize eden önemli bir askeri üssü olan ABD emperyalizminin askeri-faşist darbe telkinleri de para etmedi. İktidar aslında fiilen, Ekvator basınının “Komünarlar” dediği isyancılar ve Halk Meclisi’nin denetimindeydi, ama onlar (tıpkı Paris Komünarları gibi) bu gücü nasıl örgütleyip kullanacaklarını bilmiyorlardı. Başkanlık ve hükümeti indirmek, neoliberal kemer sıkma politikalarını kaldırmanın yeterli olacağını düşünüyorlar; halen yerinde duran eski iktidar ve generalleri tutuklamak, banka ve tekellere, ABD üssüne el koymayı akıllarından bile geçirmiyorlardı. Kırmızı pançolar giyen işçiler ve yerliler, kırmızı kurdeleler takan tüm subayları “kardeşimiz” diye kabul ediyorlardı.

Halk Meclisi, içlerinde Albay Gutierrez’in de fiili başkanı olduğu, 3 kişilik bir Junta de Salvacion Nacional (Ulusal Kurtuluş Komitesi) atadı.Gutierrez’in halka hitap eden ilk konuşması, “… Cumhuriyetin tüm eski başkanları, işsizler, kadınlar, erkekler ve dürüst iş adamları ülkeyi kurtarmak için öne çıkıp el ele vermeli” tarzında bir skandaldı. Ama isyancı işçilerin sınıf bilinçli küçük bir kesimi dışında, kapitalizm dışında bir ufku, ve burjuvazi ve devletinin isyanı doğrudan bastıramaz hale gelince, papaz maskesi takarak çevireceği dolaplara karşı bir uyanıklığı yoktu.

“Halk Meclisi” bir iktidar organı olduğu veya olabileceğinin bile farkında değildi. Eski Meclisi azletme, dolarizasyon ve özelleştirme politikalarını iptal etme, borçları ilga etme ve ABD’nin Manta üssünden çekilmesini sağlama gibi öneriler için (karşı devrim güçleri ve sermaye yerli yerinde dururken) bir referandum çağrısı yapmakla yetindi.

Ordu genelkurmay şefi general Carlos Mendoza, zaten hiçbir etkisi kalmamış olan eski başkanı azlettiğini açıkladı. Böylece Mendoza da halk isyanını destekler görünecekti. Ardından Albay Gutierrez Halk Komitesi’ndeki yerini Mendoza’ya bıraktı. Kitle hareketinin temsilcileri ve kanaat önderleri içinde, buna karşı koyanlar, eski rejim aygıtının tümüyle dağıtılmasını savunanlar azınlıkta kaldı. Sendika bürokrasileri, burjuva muhalefet partileri, hareketin içine sızmış orta sınıf kurum ve temsilcileri, kitleleri fiilen aldıkları iktidarı yine egemen sınıfın “papaz” temsilcilerine bırakmaya teşvik ediyorlardı. Yerel, bölgesel işçi, köylü, öğrenci örgüt ve komiteleri vardı ama dağınıklardı.

Böylece zaman kazanan düzen güçleri, mevcut başkanı yıkan ama mevcut devlet iktidar, rejim ve sermaye güçlerini yıkmaya doğru ilerleyemeyen işçi ve köylü güçlerin bu durumundan yararlandı. General Mendoza, “Halk Komitesi”ne bile danışmadan, Komite’den ayrıldığını ve eski başkan yardımcısı Gustavo Noboa’yı başkanlığa atadığını açıklayıverdi. Kitlelerin “burjuva yüksek politika” karşısındaki inanılmaz safdilliği sayesinde, eski iktidar ve rejimi restore eden saray darbesi, bizzat “Halk Meclisi”nin atadığı “Ulusal Kurtuluş Komitesi”ne önce “halktan yana” görünen bir albayın alınması, sonra onun yerini genelkurmay başkanına bırakması, en sonu onun, Halk Meclisi ve Komitesi’ne bir açıklama bile yapmadan, eski başkan yardımcısını başkan atamasıyla gerçekleşmişti. Böylece iktidar eski rejimin eline geri dönüvermişti.

Ne yazık ki hareket içinde, kitle gücünü buna karşı yeniden ayağa kaldıracak alternatif devrimci sosyalist bir güç ve önderlik yoktu. Zaten “yeni hükümet”in ilk uygulaması da “dolarizasyon” programına devam edeceğini açıklamak oldu. Ayaklanma hareketi ezilmemiş ama içinden aldatılıp dağıtılmıştı. Halk Meclisi bir süre daha varlığını sürdürdü. “Yeni” hükümet -genelkurmay başkanı tarafından- atandıktan sonra, kendisinin işlevini tamamladığı ve dağılması isteklerini geri çevirdi. Eski Meclisin dağıtılması, dolarizasyon ve özelleştirme politikalarının kaldırılması, borçların ödenmemesi ve ABD’nin Manta üssünden çekilmesi için referandum yapılmasını istedi. Ama kitle hareketi geri çekildikten sonra, giderek bir gölge meclise dönüşmüş, güç fiilen kendi eline geçmişken kullanmadığı etkisini kaybetmişti. Bir süre sonra o da sönümlendi. Ama kitle hareket ve mücadelelerinin sıcaklığını pek kaybetmediği Ekvator’da, özellikle öncü, sınıf bilinçli işçiler, işçi-öğrenciler, yoksul köylüler/yerliler/tarım işçileri içinde, embriyonik varlığını, bundan sonraki ilk büyük isyanda yine canlanmak üzere korudu. Ama asıl önemlisi, Ekvator’da işçi sınıfının ve yoksul köylü/yerlilerin bundan güçlü sınıfsal, siyasal dersler çıkartıp çıkarmayacağıdır.

Ekvator Ekim 2019: Bir büyük hamle daha!

Ekvator’da işçiler ve kent-kır yoksulu yarı-proleterler, 3 yıl önce bir devlet başkanını daha kovdu. Şimdi ABDci-İMFci Moduro iktidarını da başkent Kuito’dan Guayaquil kentine çekilmek zorunda bıraktı. Moduro’nun açıkladığı, akaryakıt ve tüm temel geçim mal ve hizmetlerinin fiyatını 2 kat artıran, kamu işçilerinin ücretlerinden yüzde 20 kesinti yapan, yıllık tatilleri yüzde 50 azaltan (30 günden 15 güne indiren), tüm işçilere esneklik ve güvencesizlik ve daha uzun çalışma saatlerini dayatan paquetoros, sendika konfederasyonlarının 3 Ekim’de açıkladığı genel grevin, genel isyan ve direnişe dönüşmesiyle yanıtlandı.

İşçi sınıfı, işsizler, kent ve kır yoksulu yarı-proleterler, yerliler, öğrenciler, kadınlar, bir kez daha onbinler halinde Kuito’yu işgal ediyor, devlet binalarını kuşatıyor, işgal ve tahrip ediyor. Ülke çapında barikatlar yükseliyor. İşçiler ve yerli hareketi Moduro’nun OHAL’ine karşı, karşı-OHAL ilan etti, yerli bölgelerine ve kitlelerin işgal ettiği alanlara giren polis ve askerleri tutuklayacağını açıkladılar. En az 100 polis ve asker kitleler tarafından tutuklandı. Bir dizi yer ve bölgede erler ve alt düzey subaylar yine halkla çatışmaya girmekten kaçınıyor, ateş açma emirlerini dinlemiyor, yürüyen kitlelerin önünden çekiliyorlar.

İşçi, köylü, yerli örgütleri yine başkent Kuito’da alternatif Halk Meclisi oluşturma çağrıları ve hedefiyle hareket ediyorlar. Ekvator’da 20 yıl sonra bir kez daha iktidarı sallıyor, alternatif bir iktidarın olanağını ortaya çıkartıyor. Ekvator işçi sınıfı ve emekçilerinin, 20 yıl öncesinden ve 3 yıl önceki- yine devlet başkanını defettikleri ama beterinin gelmesini engellemedikleri- isyan deneyimlerinden hangi sınıfsal, siyasal ders ve deneyimleri çıkardıklarını, hareketin bu kez başkanı indirmenin, kemer sıkma paketini geri çektirmenin ötesine geçip kapitalizmi ve kapitalist devlet iktidarını kökünden sallayacak adımları atıp atamayacaklarını göreceğiz.

Kapitalizmi yıkmadan paquetozolar bitmez!

Ekvator’da henüz küçük çevreler halindeki proleter devrimcilerin, 3 Ekim 2019 grev ve isyanının hemen öncesinde yayınladığı bir bildiriden:

Hükümetin açıkladığı ekonomik tedbirler, kapitalist kriz dönemlerinde uygulanan paquetozo’dur. (kemer sıkma paketi). Bu paketler dünya çapındaki sağcı, “neoliberal”, solcu ve “21.yüzyılın sosyalist” hükümetlerin hepsi tarafından uygulanır, çünkü hepsi işçi sınıfının sömürüsü üzerinde yükselen kapitalist üretimin mantığına dayanır. Gerçekte, kriz dönemlerinde, Sermaye her zaman aynı ekonomik politikayı sınıfımıza karşı uygular: kemer sıkma ve yoksullaştırma ve sömürüyü büyütme.

Ekvator’da Moreno tarafından uygulanan paquetazo (kemer sıkma paketi) durumunda, önce akaryakıt fiyatlarının artmasıyla tüm yaşam pahalılığı artacak (Ekvator’da herkes “akaryakıt fiyatları artıyorsa, tüm fiyatların artacağını” bilir), ve sonra, tüm çalışma reformları, daha fazla esneklik ve güvencesizlik getirecek (ücret ve maaşlarda, sosyal güvenlikte, tatillerde azalma, esnek çalışma sözleşmeleri, taşeronlaştırma, vd).

Bununla birlikte, sorunumuz yalnızca kemer sıkmayla veya Moreno’nun neoliberal hükümetiyle, ya da İMF’yle değil. Temel sorunumuz Sermayenin kriz dönemlerinde işçi sınıfına nasıl saldırdığını görmek ve bizim nasıl cevap vereceğimiz. Mücadele yolumuzun ne ve nasıl olacağı. Biz kendi sınıfımızın mücadelesini de özeleştirel olarak incelemeli ve strateji belirlemeliyiz.

Somut mücadelenin sıcaklığı içinde proletarya, kemer sıkma şokuna karşı acil yaşamsal ihtiyaçları için doğrudan ve özerk eyleme geçtiğinde, burjuvazi ve devletinin yörüngesindeki demokratik ve sivil-yurttaş merkezli yoldan çıkma eğilimi gösterir, proletaryayı yalnızca egemen sınıfla pazarlık edip kendi özel konumlarını yükseltmek için kullanmaya çalışan sendika bürokratları ve reformist partileri de aşma eğilimi gösterir. Bu noktaya kadar, işçi sınıfının talepleri ve isyanı giderek yaygınlaşır ve radikalleşir, ne hükümet ne de sistem bu tür “imkansız” sosyal talepleri karşılayabilir. Yalnızca Sermaye ve Devletin yıkılmasıyla ve kapitalist krizden devrimci çıkış kavgasıyla taleplerimizi gerçekleştirebiliriz. Ama bunun için burada ve her yerde, özellikle sınıf mücadelesinin sık kızışsa ve yükselse de, istikrarsız ve karmaşık olduğu ülkemizde yapmamız gereken çok şey var.

Şimdilik, “Kahrolsun paquetozo”, “Kahrolsun Moreno”, “Kahrolsun İMF”, “Sokaklara!” sloganları ve gösterilerini, az veya çok örgütlü, az veya çok özerk, az veya çok mücadeleci biçimde yürütmek gerekli ve iyidir. Ama genel kitle meclislerinde sınıf bilinçli işçi yoldaşlarımızın hep söylediği gibi, daha ileri gitmeliyiz: “Kahrolsun iktidar”, “Kahrolsun kapitalistler”, Arjantin’de 2001 kriz isyanındaki gibi “Hepsi defolsun, bir teki bile kalmasın”, “Sermaye defol, devlet defol, tüm hükümetler ve uşakları defolsun!”

Paquetazo’yu geri püskürtmek ve Moreno’yu indirmek (tıpkı Bucaram, Mahuad vbyi geçen yıllarda indirdiğimiz gibi) gerçek “zaferler” olacaktır, ama sadece sınıf hareketinin yeni bir istim alması için! Biz işçiler mücadele içinde öğreniriz, 2000’in ve 2015’in darbeleri ve başarısızlıklarından da öğrenerek şimdi yeniden başlıyoruz.

On yıldır “uyuyan” ülkemizde, daha fazla, daha büyük gösteriler yaşanacak. Eylül ayında Bolivar ve Carchi bölgelerinde başlayan gösteriler yarın Ekvator’un jornados octubrinas’ına (Ekim günleri;Rusya’daki Ekim 1917 devrimine gönderme yapılıyor-bn) dönüşebilir. Gösteriler büyüdükçe bazı sıçramalar da yaşanabilir. Bazı kitle örgütleri şimdiden Ekim ayında “genel grev” kararları almaya başladılar.

Evet, karşı çıkmalı ve protesto etmeliyiz, ama bunun sadece başlangıç olduğunu ve durmaksızın daha ileri gitmemiz gerektiği konusunda da çok net olmalıyız. Son ana kadar, zengin ve iktidarda olanların krizin faturasını ödemeyeceğini bilmeliyiz, bunun yalnızca ulusal veya “neoliberal” bir sorun olmadığını ama küresel ve kapitalist bir sorun olduğunu bilmeliyiz, bütün bunların kapitalizmi ortadan kaldırmadan ortadan kalkmayacağını bilmeliyiz, biz durduğumuz anda onun bize saldırmaya devam edeceğini ve yaşamlarımızı daha fazla kriz ve kemer sıkmayla mahvedeceğini bilmeliyiz. Halen işçi sınıfının kapitalist sisteme bir devrimci kriz ve alternatif sosyalist bir iktidar yaratacak güç, bilinç ve örgütlülüğe sahip olmaktan uzak olduğunu görmeli, ama Sermaye’nin sömürüsü ve kanımız üzerinden birikimine karşı kendi gerçek sınıfsal talep ve özlemlerimiz için mücadele etmenin, bu gücü edinmeye doğru bir başlangıç olduğunu da görmeliyiz. Geçmiş derslerden öğrendiklerimizle bugünkü mücadeleyi ateşler, bugünün mücadelelerinde örgütlenme ve bilincimizi daha ileri taşırsak… Yarın sokaklarda ne olacağını hep birlikte görecek ve hep birlikte yapacağız!

Latin Amerika’da “hava dönüyor”

Latin Amerika kapitalizmin küresel kriz devrelerinde ilk hareketlenen ve kaynamaya başlanan bölgelerden biridir. Haiti ve Porto Riko, aylardır ABD güdümlü devlet başkanları/valilerin istifası için ve kemer sıkma paketlerine karşı ayakta. Meksika’da Amerikan sınırındaki serbest sanayi bölgelerindeki grev dalgasından sonra, 100 bin üniversite işçisi greve çıktı. Peru derinleşen bir ekonomik-siyasi kriz içinde, devlet başkanı bir saray darbesiyle parlamentoyu feshetti, kitlelerde hoşnutsuzluk had safhada, gelişmelerin nasıl olacağı belirsiz. Arjantin’de İMF paketine imza atan ve sermaye kontrolleri uygulaması getiren Macri bitmiş durumda, korkunç ekonomik kriz ve yoksulluk ve işsizlik patlamasıyla, yerine rakibi Fernandez geçse de bir şey değişeceğe benzemiyor, kitleler burnundan soluyor. Brezilya’da ve Şili’de aşırı neomuhafazakar ve ABD yörüngesindeki iktidarlar da ağır kriz içinde.

Emperyalist kapitalist güçler, Latin Amerika’yı son birkaç yıldır kriz ve darbelerle yeniden sert faşizan kemer sıkmacı ve saldırgan iktidarlar dalgasıyla ezme planlarına geriye kalan Venezuella ve Bolivya’yı da katmayı beklerken, Latin Amerika’da hava bir kez daha dönüyor. Derinleşen kriz ve yeniden başlayan grev, isyan, direniş dalgaları ABD-İMF-sosyal yıkım eksenli bağımlı kapitalist despotik iktidarlar için kabusa dönüşüyor. Haiti ve Ekvator, kapitalizmin küresel krizinin derinleşmesiyle tüm kıtaya yayılabilecek yeni ve daha büyük kitle isyan ve direnişi dalgasının habercisi ve tetikleyicisi olabilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*