Anasayfa » GÜNDEM » Ekonomik, toplumsal, siyasal değişim prizmasından seçim sonuçları

Ekonomik, toplumsal, siyasal değişim prizmasından seçim sonuçları

AKP ekonomik, toplumsal, siyasal neoliberal kapitalist, burjuva demokratik dönüşüme önderlik eden parti olarak üçüncü kez kazandı

AKP neden kazandı ? AKP burjuvazi içerisinde daha geniş bir temele dayanmaktadır. TÜSİAD içerisinde AKP’yi destekleyen tekelci burjuvalar sayı olarak daha azlar. Bununla birlikte MÜSİAD, TUSKON gibi bir bölümü tekelcileşmiş burjuva kesimlerle KOBİ’sel üretim ve ticareti gerçekleştiren orta burjuvazinin büyük bölümü AKP’yi desteklemektedir. Burjuvazinin bu kesimi tekelci burjuvazinin TUSİAD’da toplanmış kesimine göre toplumun diğer kesimleriyle daha sıkı bağlara sahiptir. Burjuvazinin ülke geneline yayılmış geniş kesimini bunlar oluşturmaktadır. Sonuç olarak AKP burjuvazinin çoğunluğunu ve daha geniş bileşimini temsil eden partidir.

İki ; ekonomik gelişim ve ekonomideki gelişimin orta sınıfların ve işçi sınıfının bir bölümünün yaşam koşullarında göreli bir iyileşme oluşturması. 2001 krizinden sonra Türkiye kapitalist ekonomisini derinlemesine etkileyen ve yıkım oluşturan bir kriz yaşanmamış , son krizin Türkiye’deki etkileri yıkıcı olmamıştır. Asıl olarak Kemal Derviş’in ekonomik politikaları belirleyici olmakla birlikte varolan partilerin çökmesiyle hükümet olan AKP kitlelerin nezdinde 2001 krizinin yıkıcı sonuçlarını aşan partidir.

2001 krizinin ardından Türkiye tekelci kapitalizminin içte ve dışta sermaye birikimi hız kazanmıştır. Meta üretim ve ticareti genişlemiştir. Kapitalist ekonomideki bu yükseliş, orta burjuvazinin, küçük burjuvazinin ve işçi sınıfının bazı kesimlerinin sarsılma ve çöküşüne yol açarken bir bölümünün de ekonomik durumlarında da göreli bir iyileşme oluşturmuştur. Orta burjuvazi ve ona yakın bazı kesimlerde sermaye birkimi ve ekonomik durumun göreli iyileşmesi AKP yi güçlendiren temel etmenlerden birisidir.

Üç; AKP neoliberal burjuva demokrasisine geçiş yaparak rejim krizinin iki temel konusunu neoliberal burjuva demokratik çözüm sürecine sokan ve bu yöndeki değişimi örgütleyen partidir. Tarikatların cemaatleşmesi, vakıf cemaat ilişkileriyle kapitalist bir temele oturmaları, diyanet ve belediyelerle birlikte siyasal, toplumsal, kültürel bir taban oluşturmaları önceki dönemde kemalist ve faşist rejim yapısı tarafından baskı altında tutulan kesimlerin AKP ile rahatlamalarını getirdi. Toplumsal ve siyasal yaşam içerisinde daha fazla ve etkin bir biçimde yer almaya başladılar. Bunların toplam sonucu olarak AKP, hem ekonomik gelişimin hem de neoliberal burjuva demokratik değişimin partisi olarak geniş bir kitle desteğine sahiptir. Toplumsal beklentilerle ekonomik gelişim arasındaki bağı kuran, bunu siyasal, tarihsel, kültürel referanslarla besleyen ve birleştiren bir seçim kampanyası yürüttü. « Yenilikçilik » olarak sunulan neoliberalizm, değişim ve büyüme değişen toplum ve birey yapısına, kapitalist sistem içerisindeki beklentilere yanıt veren politikalardı. AKP, dünya ve Türkiye burjuvazisinin genel ve ortak çıkarları doğrultusunda neoliberal ekonomik, toplumsal ve siyasal dönüşüme öncülük eden parti olarak seçimleri üçüncü kez kazandı.

Ne o, ne o olabilien CHP: Neoliberal kapitalist ve burjuva demokratik dönüşüme uyum ve denge paradigması

Aslında devrimci hareketin büyük bir bölümünü de karakterize eden ne o, ne o olabilmek, birbiriyle çelişen, hatta karşıtlaşan politikaların ardı ardına dizilmesi; CHP’nin seçim sürecindeki genel politik hattını oluşturdu. CHP neden olacağı sanılan yükselişi yapamadı ? CHP’nin %30’lara ulaşacağı, hatta geçececeği beklentisi sadece CHP yönetiminin değil, açık ve gizli CHP destekçisi reformistleşen devrimcilerin de beklentisiydi.

CHP’nin kapitalist ekonomideki neoliberal gelişimi devam ettireceğini ya da neoliberalizmin oluşturduğu yıkımı sosyal reformist yeni ekonomik politikalarla değiştireceğini gösteren, çekim ve inandırıcılık oluşturacak hiç bir ekonomik projesi ve programı yoktu. Dünya burjuvazisinin ve bölgesel birikim temeline geçmiş Türkiye tekelci burjuvazisinin ekonomik program ve stratejilerine yanıt vermekten uzaktı. Yolsuzluk ve yoksulluk temelinde yürüttüğü propaganda ancak ekonomik yıkıma uğrayan küçük burjuvaziden işçi sınıfına uzanan toplumsal kesimlerin bir bölümü üzerinde sınırlı düzeyde etkili olabildi. Burjuva ekonomik toplumsal bir çözüm projesiyle birleşmediğinden bir çekim gücü ve inandırıcılık oluşturmaktan uzaktı.

CHP’nin burjuva demokrasisiyle ilgili toplumsal beklentileri karşılayacak AKP’ninkinin önüne geçen bir siyasal programı da bulunmuyordu. Önceki geleneksel devletçi, burjuva milliyetçi, Ergenekon yandaşı politik hattan uzaklaşılırken, bu çizginin oluşturduğu kitle temelini kaybetmeyecek politikalarla bunlarla çelişen yeni politikalarını bir arada var etmeye çalıştı. Birincilerden gelecek oyları koruyarak yeni politikalardan gelecek oyları birleştirmek istedi. Kürt sorununun idari reformla örtük özerklikçi çözümü, akil adamlar önerisi yeni hattın ifadesi olmakla birlikte; söylenip arkasında durulmayan, yakıcı bir sorunun kararlı ve iradi çözümüne yönelmeyen politikalardı. Rejim krizinin çözülmemiş sorunlarını çözme ve artçı sarsıntılarını giderme, yeni anayasanın siyasal ve toplumsal uzlaşıyla ve tekelci burjuvazinin istemlerine daha uygun olarak çıkartılmasını sağlayacağı görüşü ise alt perdeden söylenirken birbiriyle çelişen politikalarla bir etki sağlamaktan uzaktı.

600 TL aile gelir desteği, taşeron sisteminin kaldırılması, mazot fiyatının 1,5 liraya indirileceği gibi vaadler de sabun köpüğü etkisi yapmanın ötesine geçmedi. Ne kapitalist ekonominin geliştirilmesiyle kitlelerin yaşam koşullarının göreli olarak iyileştirilmesi konusunda ne de burjuva demokrasisinin geliştirilerek toplumsal ve bireysel özgürlüklerin geliştirilmesi konusunda güçlü bir çekim ve inandırıcılık oluşturamadı.

CHP şişirilen düzeyde bir oy artışı gerçekleştiremedi. Bununla birlikte politikalarını değiştirme sürecine girdiği ve buradan ilerleyeceği mesajını verdi. Tekelci burjuvazinin (TÜSİAD) , anayasa referandumu sürecinde « yetmez ama evet « diyen liberallerin AKP’yi dengeleme amaçlı siyasetinin desteğini aldı. Siyasal konjonktürün de değişmiş olması ve önceki CHP çizgisine dönme olanağının kalmamasının da desteğiyle nispi oy artışıyla CHP yeni rotasında ilerleyecek, burjuva anayasal süreçte dengeleyici bir çözüm gücü olarak denklemde yer alacaktır. Ki CHP neoliberal birikim ve yıkım politikalarından etkilenenen emekçi sınıfların desteğini alarak yükselmeye çalışırken, siyasal ve ekonomik program ve stratejisini rejim krizinin çözümü ve sistemin yeniden yapılanması temelinde değiştiriyor ve tekelci sermayenin bugünkü ihtiyaçlarına yanıt verecek yönde ilerliyor.

MHP ve askeri darbeciliğin etki gücünün kırılması

Rejimin yeniden yapılandırılmasının taktiksel hedeflerinden birisi MHP’nin zayıflatılması ve reorganizasyonuydu. MHP’ye dönük kaset operasyonu onu baraj altına itecek düzeyde başarılı olmadı. (Ki bunun çok hedeflendiği de söylenemez.) Açık operasyon karşı bir refleksi de ortaya çıkarttı. Bununla birlikte MHP’nin ırkçı milliyetçilik ve Kürt sorunu temelinde gerilim oluşturma stratejisinin sürdürülebilirliği zayıfladı. Milletvekili sayısı üçte bir dolayında azaldı. MHP’nin kırmızı çizgileri de devletin kırmızı çizgileri gibi erime sürecinde. Tabanının ekonomik beklentileriyle ırkçı milliyetçi siyasal görüşü arasındaki farklılaşma bir çelişki olarak ortaya çıktı. Içerden ve dışardan yeni bir organizasyon sürecine girmesi zorunlu hale geldi. MHP siyasal sistemin yeniden yapılanmasında, yeni anayasa sürecinde etkili olabilecek bir güç olmaktan çıktı.

Seçim sürecinde izlenen politikalar, operasyonel müdahaleler, generallerin tutuklanması, rütbeleriyle sağladıkları gücü siyasal alanda sağlayamamaları, seçimlerin sonuçları ve gidişat, faşist rejimin bütünüyle çözülmüş olduğunu ve girilen süreç itibariyle siyasal etki ve gücünün bütünüyle yitirilmekte olduğunu göstermektedir. CHP, MHP gibi partilerde etkin bir temsil bulamadıkları gibi seçimlere bağımsız adaylar olarak giren Ergenekoncular açık bir yenilgiye uğradılar. MGK yeniden yapılandırıldı. Askeri darbeler yoluyla çözümün önü kapandı. Ki bu dünya ve Türkiye tekelci burjuvazisinin neoliberal politik stratejilerinin bir sonucudur. Sermayenin küresel, bölgesel ve yerel birikiminin bugünkü koşulları neoliberal burjuva demokratik biçimi temel almaktadır. Bundan dolayı, rejim krizinin artçı sarsıntıları farklı biçimlerle azalarak sürecek olsa da askeri darbeler ve faşist diktatörlük biçimiyle çözüm yolu ortadan kalkmıştır.

BDP ve Kürt ulusal hareketinin genişleyen legal ve parlamentarist siyaset zeminine geçmesi

Çıkartılan milletvekili sayısıyla ve hareketin geldiği düzeyle Kürt ulusal hareketi açısından legal parlamenter siyaset alanı genişledi. Kürt ulusal hareketinin ulaştığı düzey, Güney Kürdistan ve Bölge koşulları, tekelci burjuvazi ve burjuvazinin büyük çoğunluğu açısından Kürt ulusal sorununun demokratik özerklik de içinde olmak üzere siyasal çözümünü bir zorunluluk ve ortak bir program haline getirmektedir. Kürt ulusal hareketinin ulusal devrimci kurtuluşçuluktan ulusal reformizme evrilmesi ve liberal reformist çözümlere de açıklığı, bu politika değişiminin baş etmenlerinden birisidir. Güney Kürdistan, Irak düzeyinde ekonomik entegrasyona doğru gelişen politikalar, bölgesel sermaye birikimine geçilmiş olması Kürt sorununun çözümünü zorunlulaştırmakta, hatta acilleştirmektedir. Türk ve Kürt tekelci burjuvaları ve genel olarak burjuvazi, sermayenin yeni birikim paydasında içiçeleşen bir politik hatta girmişlerdir. TÜSİAD’la PKK’nin siyasal çözümleri birbirine yaklaşmıştır.

Ulusal kurtuluşçu devrimcilikten ulusal reformizme ve Kürt ulusal sorununun reformist liberal çözümüne doğru gerileyen çizgi, demokratik özerkliğin -daha geri idari özerklik ve liberal anayasal vatandaşlık ya da federasyona yakınlaşan daha ileri- burjuva reformist çözümünün gerçekleşeceği bir kulvara girmektedir. Seçim sonuçlarıyla, artan milletvekili sayısıyla Kürt ulusal reformist hareketinin çözümün biçimini oluşturma, etkileme gücü artmıştır. Legal siyaset zemininin genişlemesiyle dağın ve sokağın gücüne dayanan çözümün gerileyeceği; parlamenter, anayasal siyasal, idari, hukuki çözümün öne geçeceği, gerillanın, Kürt devrimci radikalizminin, kent yoksullarının öfkesinin tasfiye edileceği liberal reformist çözüm biçimiyle sonuçlandırılacak bir sürece girilmektedir.

Bu gelişmelerle birlikte Kürt ulusal reformist hareketinin peşinden giden devrimci hareketleri de kapsayan soru, bu çözümün niteliğinin ne olduğudur ? Birincisi, ezilen ulus sorununun tam hak eşitliğine dayanan bir çözümü olmadığıdır. İkincisi, demokratik özerklik çözümünün Türkiye tekelci kapitalizminin, Kürt ve Türk burjuvalarının ve emperyalist burjuvazinin çıkarları ile çelişmeyip sermayenin bölgesel birikim olanaklarını genişleten ve artık bunu zorunlu kılan çözüm olduğudur. Anayasal vatandaşlık, demokratik özerklik çözümlerinin sadece Kürt burjuvazisinin değil, Türk tekelci burjuvazisinin çıkarlarına uygun çözüm olmasıdır. Dolayısıyla bu çözümün, Kürt işçilerinin, kent ve kır yoksullarının sınıfsal çıkarlarına uygun olmayan, istek ve özlemlerini karşılamayacak, ekonomik entegrasyon politikalarına denk bir siyasal üst yapının oluşturulmasıyla Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu coğrafyasında sömürünün genişletileceği ve şiddetlendirileceği bir yıkım çözümü olmasıdır. Demokratik ulusal istemlerin de gelişkin çözümünü bulacağı sosyalist devrim, Kürdistan işçilerinin, kent ve kır yoksullarının kendi burjuvazine karşı mücadelesi artık devrimci çözümün tek biçimidir.

Reformist devrimcilik kulvarında ilerleyen tasfiyecilik

Buradan ilerleyecek olursak, Türkiye devrimci hareketinin politik ve örgütsel eriyikleşmesi seçim sürecinde derinleşerek devam etti. Ekonomik bir kriz döneminin olmayışı, propagandasını sürekli kriz üzerinden geliştirmeye alışmış devrimci örgütlerin bu yönden propaganda yapmasını boşa düşürdüğü gibi, siyasal düzeyde de demokratik istemlerle sınırlı kalınması burjuva demokrasisinin genişletilmesinin ötesine geçemeyen istemlerle hareket edilmesini getirdi. Politik ve örgütsel devrimci öznesel varoluş kayboldu. Ya açık örtük CHP destekçiliği ya da Kürt demokratik özerklik siyasetine yedeklenen, eriyikleşen bir siyasal tutum devrimci parti ve örgütlerin neredeyse tümünü belirledi. Kendilerini « emekten yana » olarak tanımlayan küçük burjuva, orta sınıf sosyalistlerinin girmiş oldukları ittifakta « emekten yana » kayda değer tek bir politika, istem dahi olmadı. Ömrünü doldurmuş demokratik halkçı devrimciliğin yerini bütünüyle reformist devrimciliğe bıraktığı ve bu kulvarda ilerlendiği ortaya çıktı. Tutarlı devrimcilik ve ona temel oluşturan ilkesel tutumlar terkedildi. Pragmatist siyaset ve önceki çizgisiyle, önceki seçim politikalarıyla açıkça çelişen yeni bir hatta girme yaygın tutumu oluşturdu.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük bloğunun seçimlerle elde ettiği sonuç, çatı partisi girişimiyle birlikte değerlendirildiğinde sadece Kürt ulusal sorununun liberal reformist çözümüyle sınırlı kalmayıp sosyal liberal ve parlamentarist hayalleri de kışkırtacaktır. Liberal reformist hatta kayan Kürt ulusal hareketiyle, kendilerini « emekten yana » olmakla tanımlayan dünün devrimcisi bugünün reformisti ve devrimci reformisti EMEP , Atılım, Partizan, Alinteri’ne uzanan sosyal reformist zincirin ittifakı… Sosyal demokrasinin biraz daha solunda, dünün devrimcilerinin reformist devrimcilik kulvarından eklemlenmesiyle içine çekecek olan dalga… İçlerinden bazıları çatı partisine katılmaktan imtina edecek olsalar da -henüz mideleri onu hazmedecek durumda değildir- seçimlerin bir diğer sonucu da budur. Türkiye devrimci hareketinin gerilemesi ve erozyonu seçim sonuçlarıyla birlikte derinleşerek devam edecektir.

Burjuva siyasal dengeler ve anayasal süreç açısından sonuçlar

Oy ve milletvekili dağılımına bağlı olarak ortaya çıkan iki siyasal sonuç vardır. Bir ; AKP tek başına anayasa yapacak güce ulaşamamıştır. İki; başkanlık sistemine geçiş olmayacaktır. Bunların sonucu olarak yeni anayasa burjuva partiler arasında şu ya da bu düzeyde siyasal bir uzlaşı ile yapılacaktır.

Bu açıdan dünya tekelci burjuvazisinin sesi olarak Economist’ in dillendirdiği AKP’ye tek başına anayasa yapma olanağı vermemek için CHP’nin desteklenmesi yönlü istek, seçim sonucu itibariyle gerçekleşmiş oldu. Istediği biçimde bir parti oluşturamayan TÜSİAD’ın Doğan medya grubuyla, AKP’nin tek başına anayasa yapmasını istemeyen, muhafazakar milliyetçi politikalarından ürken « yetmez ama evet »ci liberallerin yön değiştirmesiyle, AKP’yi aşağı çekme ve karşı bir denge oluşturma politikası CHP ve Sırrı Süreyya Önder gibi bağımsızlara verilen desteklerle sonucuna ulaştı. AKP 367’ye çıkmadığı gibi 330’un da altında kaldı.

Siyasal, hukuksal, idari yapının oluşturulacağı yeni anayasal süreç, rejim krizinin artçı sarsıntılarının azalarak devamıyla birlikte uzlaşma ve gerilim sarmalında belirlenecektir. Emperyalist burjuvazinin, tekelci burjuvazinin medya, sivil toplum, kaset operasyonlarıyla oluşturulan siyasal denklem ve ortaya çıkan tablo, göreli küçük ağırlıklarla birlikte burjuvazinin istediği, sınıfsal uzlaşı dengelerini oluşturacak bir sonuca ulaştı.

Devrimci politikanın zemini değişmiştir: Sistem içerisinde eriyikleşmeyecek, burjuvaziyle uzlaşmayacak devrimci siyaset sosyalist devrim programı ve siyasetidir

Sistemin ekonomik, toplumsal, sınıfsal, siyasal, kültürel dönüşümünün devrimci harekette ortaya çıkarttığı yıkımın yanısıra ortaya çıkan sonuçlar, devrimci sınıf siyasetinin zemininin de bütünüyle değiştiğini göstermektedir. Türkiye’deki neoliberal kapitalist gelişimin açıkça gösterdiği, artık sadece geri kapitalizme karşı ve ancak krizle ortaya çıkan yıkımlar temelinde kapitalizme karşı mücadelenin yeterli olmadığı, neoliberal bir dönüşüm içerisindeki kapitalizmin ekonomik, toplumsal ve siyasal, kültürel sistem olarak açıkça hedefe çakılması ve bu temelde bir mücadele yürütülmesi gerektiğidir.

Sınıf durumları, toplumsal ve bireysel beklentiler değişmiştir. Siyasal toplumsal koşulların değişmesiyle faşist diktatörlük tespitinin ve faşizme karşı mücadelenin siyasal ve toplumsal temeli, dayanakları kalmamıştır. Bu temeldeki mücadele argümanları -faşizme karşı mücadele gibi keskin bir söylemle ortaya çıksa dahi-, istemleri ve mücadelesi demokratik reformist istemler ve mücadeledir. Burjuva demokrasisini idealleştirme ve burjuva demokrasisini genişletmenin ötesine geçemeyen istemlerdir.

Halkçı devrimci demokratlığın çözülmesi ve programatik ve örgütsel tasfiyecilikle ondan uzaklaşma ile Kürt ulusal reformizmi arasındaki seçim buluşması ve ittifak rastlantı değildir. Rejim krizinin çözülmemiş sorunları ve artçı sarsıntıları, AKP’nin seçim sürecinde muhafazakar dinci milliyetçilik temelinde Kürt halkının mücadelesine saldıran politikası bir zemin oluştursa da, bu yönlü politika güdük bir karşılık oluşturmakta, yanısıra Kürt ulusal reformist mücadelesine yedeklemektedir. En önemlisi de, mücadele burjuva demokrasisinin idealleştirilmesiyle burjuva demokrasisinin genişletilmesi mücadelesi olmaktadır. Halkçı demokrratik devrimcilikten reformist devrimciliğe kayış, önceki çizgi ve programlarla açık çelişki, önceki seçim politikalarının yerine reformist seçim taktiklerinin geçirilmesi bu gelişim ve gerilemenin göstergeleridir.

Seçim sonuçları demokratik devrim kulvarında kalmanın kaçınılmaz olarak küçük burjuva milliyetçi ya da reformist demokratik burjuva siyaset yapmak olduğunu, tek yolun proleter sosyalist devrim olduğunu göstermektedir. Açık ve net olarak kapitalizmi ve burjuva demokrasisini yıkma mücadelesi. İçerimine komünizmi almış sosyalist devrim!

Kapitalizmde krizler kaçınılmazdır ve her kriz emekçi sınıflarda büyük bir yıkım oluşturur. Bununla birlikte kapitalizm sadece krizleriyle yıkımlara yol açtığı için yıkılması gereken bir sistem değildir. Kapitalizm kapitalizm olduğu, kapitalizm olarak tarihsel sonuna yaklaştığı için yıkılmalıdır. Komünizm, kapitalist sömürü ve köleleşmeyi sona erdirecek, işçi sınıfının kurtuluşunu, toplumsal ve bireysel kurtuluş ve özgürleşmeyi gerçekleştirebilecek, toplumsal ve bireysel ihtiyaç ve özlemleri kapitalizmden çok daha ileri düzeyde karşılayabilecek toplumsal sistem olduğu için kapitalizm yıkılmalıdır. Sömürücü ve köleleştirici bir sistem olduğu için yıkılmalıdır. Sosyalist işçi demokrasisi burjuva demokrasisinden bin kat daha demokratik, temsililik yerine işçilerin öz irade ve eylemleriyle kendi kararlarını kendilerinin aldıkları ve uyguladıkları bir siyasal sistem olduğu ve devletsizliğe geçişi örgütleyecek olduğu için yıkılmalıdır.

İşçi sınıfı açısından seçim sonuçları şunu göstermektedir. İşçiler beklenti ve özlemlerinin burjuva partiler tarafından gerçekleştirileceği düşüncesinden uzaklaşmış ve kopmuş değilerdir. Burjuva partiler ve burjuva parlamentosu çekim gücü olmaya, emekçi sınıfları sistemin bir parçası olarak tutmaya devam etmektedir. Burjuva demokrasisiyle burjuva parlamenter sistem güç kazanmış ve genişleyen sivil toplum ağıyla da birlikte çekim etkisi artmıştır. Emekçi sınıflar neoliberal burjuva demokrasisiyle özgürlük yanılsaması içerisine sokulmuşlardır. İşçiler, iktidar ve muhalefet partisi sarmalında bölünmüşlerdir. Solun büyük bir kesimi, ulusal reformizm ve sosyal liberalizm ittifaklarıyla devrim program ve stratejilerini terketmekte, burjuva demokrasisi ve parlamenter sisteme çekilerek tasfiye edilmektedir. İşçi sınıfı, kent ve kır yoksulları açısından seçim sonuçları, kapitalist sömürü koşullarının olduğu gibi devamı olacaktır. İstek ve özlemleriyle burjuva partilerin seçim vaadlerinin peşine takılmaları, seçimin ertesinden başlayarak hayal kırıklığına dönüşecektir. Dün burjuva partilerinden birine ya da diğerine oy vermiş olan işçi, bugün 9 saat çalışmaya, işten atılırım korkusuyla yaşamaya, elektrik ve doğalgaz faturasını nasıl öderim diye düşünmeye devam edecektir. İşçilerin, sermaye birikimi arttıkça, hız kazandıkça, genişledikçe kendi yaşam koşullarının da iyileşeceği beklentisi ve özlemi, bu beklenti ve özlemlerle egemen burjuva partilerin peşlerınden gitmelerine yol açan hayalleri yıkılmalıdır. Bunu yıkmak, siyasal ajitasyon ve sınıf mücadelesi yoluyla işçilerin eğitimi, burjuva siyasal sistemin temel biçimi olarak burjuva demokrasisinin burjuva sınıf diktatörlüğü ve işçilerin ücretli köleliğinin sürdürülmesi olduğunun, burjuva demokrasisinin meta üretim ilişkileri temelinde yükseldiğinin gösterilmesi , en gelişmiş biçimiyle de sınırlarının sosyalist işçi demokrasisi yönünden açığa çıkartılması komünistlerin görevidir. Komünist hareketle işçi sınıfı hareketi kaynaşmadıkça, işçi sınıfı egemen burjuva partilerin peşinden gitmeye devam edecektir. Komünistler açısından çıkartılması gereken önemli sonuç budur ve bunun değiştirilmesidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*