Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Ekmek zammı, tarım-gıdada tekelci oligarşik kapitalizm, sınıf karşıtlığının keskinleşmesi ve sosyalizm…

Ekmek zammı, tarım-gıdada tekelci oligarşik kapitalizm, sınıf karşıtlığının keskinleşmesi ve sosyalizm…

ekmekEkmek fiyatları yüzde 25’i bulan zamla 1 lira 25 kuruşa yükseldi. Ekmek bazı semtlerde ise 1.5 liradan satılmaya başlandı. Türkiye’de son 2 yılda çeşitli şehirlerde yüzde 33-66’yı bulan ekmek fiyatı zamları, bir dünya rekoru oluşturuyor.

Temel gıda fiyatları dünya çapında düşüş eğilimindeyken ve dünya ve Türkiye’de bu yıl rekor buğday rekoltesine karşın bu astronomik ekmek zamları neyin nesi?

Temel gıda mallarına astronomik zamlar, en başta asgari ücrete kırıntı zammın, işçilerin cebine değmeden zam furyasıyla tekelci kapitalistlere geri aktarılması anlamına geliyor. Türkiye’de halen ortalama bir işçi ailesi, günlük kalori ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını ekmekten alabiliyor. Ekmeğe yapılan son zam ise, ortalama bir işçinin aylık ücretinden yaklaşık 50 liralık bir kesinti anlamına geliyor.

Ekmek zamlarının arka planındaki temel etken ise, tarladan sofraya gıda zincirinin her halkasında ve bütününde neoliberal tekelci oligarşik kapitalizmin tam hakimiyetini tesis etmiş olması.

Buğday ekimi yapan küçük ve orta çiftçilerin büyük bölümü borç içinde, tarlaları büyük bankalara ipotekli. Tarımsal girdi (tohum, ilaç, gübre, mazot) fiyatları son 15 yılda yaklaşık 4 kat artarken, buğday taban fiyatları ya sabit kaldı, ya da düştü. TMO ya alım yapmayarak ya da çok sınırlı ve gecikmiş alım yaparak, tekelci buğday tüccar ve sanayicilerine, maliyetin altında alım-yağma yapmaları için açık çek veriyor. Sonuçta küçük buğday üreticileri, Trakya gibi bir dizi bölgeden başlayarak topraklarını da kaybediyorlar ve topraklar da tekelci kapitalist grupların elinde toplanıyor. Erdoğan’a aşkıyla bilinen Ethem Sancak’ın “Türkiye’de tarım köylülüğün elinden alınmalı” sözü hatırlardadır. Tekelci buğday tüccar ve sanayicileri (ki bazıları küresel tarım-gıda tekelleridir) maliyetinin altında kapattıkları buğday rekoltesinin büyük bölümünü stoklayarak, fiyatları zıplatıyorlar.

Ardından un üretiminde tekelci oligarşik kapitalizm halkası geliyor. Büyük şehirlerin her birinde en fazla 3-4 büyük un fabrikası, un fiyatlarını belirliyor.

1999 Deprem-2Ardından undan ekmek üretiminde kapitalist tekelci oligarşik yoğunlaşma ve merkezileşme geliyor. Türkiye’de bulunan yaklaşık 23 bin fırıncının en azından bir bölümü, bulundukları il ve ilçelerde mafyatik karteller oluşturarak kar oranlarını yüzde 30’a kadar çıkartabiliyorlar. Ancak daha önemlisi büyük tekelci endüstriyel fırıncılığın, ekmek üretiminde tekelci yoğunlaşma ve merkezileşmeye yeni bir hız kazandırması. Sayıları 250 civarındaki endüstriyel ekmek fabrikalarının -toplam 23 bin fırının üretimi içindeki- payı, 15 yıl önceki yüzde 5’ten geçen yıl yüzde 20’ye çıktı ve hızla artmaya devam ediyor. Bir dizi bölgede endüstriyel fırıncılar birliği, ekmek fiyatlarını belirleyebilecek güce erişmiş durumda. Tabii bununla paralel bir süreç de, belediyelere ait ucuz “Halk Ekmek” fabrikalarının bir dizi ilde başlayan özelleştirilme ve büyük endüstriyel fırın tekellerine peşkeş çekilme başlanması. “Rekabet kurulu”nun bir soruşturmasında, endüstriyel ekmek fabrikalarının ekmek fiyatlarında, karlılığı yüzde 40’a kadar çıkarttıklarını belirledi. Bu soruşturma da bir iki tekelci ekmek kapitalistine komik para cezaları verilerek geçiştirildi. Henüz özelleştirilmemiş “Halk Ekmek” fabrikaları da, fiyatlarını artık “Endüstriyel Fırıncılar Birliği”nin istemlerine göre ayarlıyor.

En sonu ekmek üretim maliyetinde önemli yer tutan, ekmek mayası üretiminde görülmemiş tekelleşme. Ülker-Yıldız Holding’in maya fabrikalarını Fransa merkezli bir küresel gıda tekeline satmasıyla, ekmek mayasında tek bir şirket üretimin yüzde 77’ini, 3 şirket yüzde 100’ünü belirler hale geldi. Maya fiyatlarında astronomik artışlar da kaçınılmaz bir sonuç. Ekmek zammının hemen öncesinde ekmek mayası üretimi tekelci oligarşisi, mayaya yüzde 50 zam yaptı! Maya üretim alanında bu küresel tekelci yoğunlaşma ve merkezileşmeye karşı açılan “antirekabetçilik” soruşturmasından tabii ki bir sonuç çıkmadı. Aşağıda, “rekabet kurulu”nun onay kararına şerh düşen bir üyesinin raporundan bir bölüm sunuyoruz:

Pazar Payları ve Yoğunlaşma Düzeylerindeki Anti-Rekabetçi Değişim Dosya kapsamında yapılan tespitlerden ilkini, işlem öncesinde mevcut olan ve işlem sonrasında olası anti-rekabetçi etkilerin habercisi olan pazar payı ve yoğunlaşma düzeylerindeki değişimler oluşturmaktadır. 2011-2013 yılları satış ve gelir düzeyi bazında yapılan analizlerde; – Pazarın toplamda dört oyuncunun varlığından oluştuğu, 11 Age., s.16. 14-52/903-411 19/14 – İlgili dönemde pazar liderinin satış bazında (…..) bandında değişen, gelir bazında ise yaklaşık (…..) düzeyindeki pay ile Pak Maya olduğu, – Bu teşebbüsü birleşmesi öngörülen iki teşebbüsün (Dosu Maya ile Öz Maya) satış bazında yaklaşık (…..) düzeylerinde, gelir bazında ise (…..) düzeylerindeki payları ile takip ettiği, – İşlem sonrası durumda piyasanın dört oyuncudan üç oyuncuya düşeceği ve satış bazında (…..) (birleşen teşebbüsler), (…..) ve (…..) ile; gelir bazında ise (…..) (birleşen teşebbüsler), (…..) ve (…..) ile oldukça yoğunlaşmış oligopolistik bir yapıya bürüneceği, – Kapasite oranlarında da benzer bir yapının oluşacağı ve piyasa kapasitesinin (…..) birleşen teşebbüslerin sahip olacağı, değerlendirilmiştir. Yapılan bu değerlendirmeler dahi işlem sonrası pazar yapısının geri döndürülemez bir biçimde yoğunlaşacağını göstermektedir. Nitekim yapılan analizlerde, piyasa yoğunlaşma düzeyi hakkında bilgi vermesi bakımından önem arz eden HHI oranlarının, satış bazında 2600-2700 düzeylerinde, gelir bazında ise 2800- 2900 düzeylerinde olduğu tespitine yer verilmiştir. Bu oranlara denk gelen delta seviyeleri de 1000 sayısına yaklaşmaktadır ki, bu durum öngörülen eşiklerin yaklaşık 10 katı üzerindedir. (…) Nitekim, Endüstriyel Fırıncılar Birliği, birlik üyelerince yapılan ihalelere Türkiye’deki tüm maya üreticilerinin davet edildiğini, ancak her defasında teklif veren üç teşebbüsten ikisinin ihaleden çekildiğini ifade etmektedir. Bu durum dahi, görece güçlü bir konuma sahip olması beklenen endüstriyel alıcıların düzenlendiği ihalelerde rekabet ortamının tesis edilemediğini açıkça göstermektedir.

d7a410079f45acce_480x640Son halkada Kiler benzeri sözde “ucuzcu” marketlerin de aralarında anlaşmalı olarak çektiği fiyatlarla, ekmeğin fiyatı aynı marketlerde satılan üretim maliyeti daha yüksek makarnadan bile daha pahalı hale geliyor.

Ancak tarladan sofraya ekmek kapitalizmi, her bir halkasında tekelci oligarşik yoğunlaşma ve merkezileşmeyle kalmıyor. Üretim zincirinin bütünündeki tekel-banka-borsa hakimiyeti, aralarında bir dizi çekişmeye karşın, artan ölçüde iç içe geçerek, daha üst bir tekelci oligarşik yoğunlaşma ve merkezileşmeyi yaratıyor. Buğdayın tarlada kapatılmasından markete kadar tüm üretim, dolaşım, finans aşamaları giderek azalan sayıda mali sermaye grubunun farklı şirketleri aracılığıyla tek merkezden yönetiliyor, tüm işlemler ve fiyatlar tek merkezden belirlenmeye başlanıyor.

Tüm bu süreçte tarım-ekmek işçilerinin ücretlerinin payı mı? O da 15 yıldır genel bir eğilim olarak düşüş halinde. Bir çok bölgede tarım-fırın işçilerinin ücretleri asgari ücretin altında. Ekmek fiyatı içinde bakkalların payı yüzde 10, tüm bu süreçte çalışan işçilerin ücret payı ise yüzde 10’u bulmuyor!

kent-ekmek-iscileri-izmir-buyuksehir-onunde-o-7953976_x_oSonuç: “Vatandaş ekmek zammına tepkili. Fırınlarda özellikle 2-3 gündür ani artışı fark edenler, 1 lira 25 kuruşun ekmek için ‘çok fazla’ olduğunu vurguluyor. Beyoğlu mahallelerinde de uygulamaya başlanan zamlı fiyatı, ‘asgari ücreti bizden çıkaracaklar’ diye niteleyen Recep Ceren, “Yılbaşı gelince artık korkuyoruz. Zamdan geçilmiyor. İnsanlar zaten ekmekle doyuyor. 25 kuruş deyip geçmeyin, elinde 1 lirayla gelip üstünü denkleştiremeyen insandan çok bir şey yok” diye konuştu. (Milliyet)

Daha derin bir sonuç: Buğday-ekmek-maya-nakliyat-pazarlama işçileri üzerinde tekelci-oligarşik kapitalist yıkıcı sömürü derinleşirken, diğer yandan tekelci-oligarşik fiyat kartelleriyle, ekmek fiyatları “tüketici” konumundaki işçileri de yıkıcı biçimde füze gibi artıyor.

Ancak tüm bu süreç, ekmek üretiminde de bir yanda tekelci oligarşik sermaye birikimi, işçi sınıfının safında ise sefalet birikimi kutuplaşma ve karşıtlaşmasını keskinleştiriyor. Diğer yandan da, tarladan sofraya adeta tek merkezden kumanda edilir ve entegre hale gelen tarım-gıda üretim ve tüketimini yeni bir temelden toplumsallaştırarak, bu alanda da sosyalizmin daha gelişkin koşullarını oluşturuyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*