Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Ekmek ve Güller Grevi…

Ekmek ve Güller Grevi…

EKMEK VE GÜL

Yürüyoruz yürüyoruz, günün aydınlığında
Donuk fabrika bacalarına, yoksul mutfaklara
Çarpıyor sesimiz ve birden parlayan
Bir ışık gibi ulaşıyor insanlara
“Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!”

Yürüyoruz yürüyoruz, erkekler için de yürüyoruz
Çünkü hâlâ bizim oğullarımızdır onlar
Ve biz hâlâ analık ederiz onlara
En zorlu iş, en ağır emek
Ve çalışmak doğuştan mezara dek
Ve böyle sürüp gitsin istemiyoruz
Yaşamak için ekmek
Ruhumuz için gül istiyoruz!

Yürüyoruz yürüyoruz kol kola
Saflarımızda ölüp gitmiş arkadaşlarımız
Ve türkümüzde onların kederli “Ekmek!” çığlıkları
Çünkü bir köle gibi çalıştırıldı onlar
Sanattan, güzellikten, sevgiden yoksun
Biz de bugün hâlâ onların özlemini haykırıyoruz
İş ve ekmek istiyoruz
Ama gül de istiyoruz

Yürüyoruz yürüyoruz, yan yana, güzel günler adına
Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz
Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa
Herkes çalışsın, bölüşülsün kardeşçe, yaşamın sundukları
İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden
Bu ekmek ve gül türküleri
Ve yineliyoruz hep bir ağızdan
“Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!”

James OPPENHEIM
Çeviri: Metin DEMİRTAŞ

“Ekmek istiyoruz, gül de!” sloganı ilk kez 1908’de New York’ta 128 kadın işçinin yanarak öldürüldüğü bir sermaye katliamının ardından 15 bin kadın işçinin protesto yürüyüşünde dile gelmişti. Slogan bu katliam ve eylemden sonra James Oppenheim’ın yazdığı Ekmek ve Güller şiirinde ölümsüzleşmişti. Oppenheim’in şiiri hemen bestelenip bir kadın işçi şarkısına dönüşmüştü.

1912’de bu kez Lawrence kentinde kadın işçilerin başını çektiği bir tekstil işçileri grevi bu slogan ve şarkı ile öylesine özdeşleşti ki, grev tarihe “Ekmek ve Güller Grevi” olarak geçti.

Lawrence, 20. yüzyıl başlarında dünyanın en büyük tekstil fabrikalarının bulunduğu kent haline gelmişti. Kentteki tekstil sanayinde yeni makineleşmeyle vasıflı ve erkek işçilerin çoğu işinden olmuştu. 40 bin tekstil işçisinin önemlice bölümünü kadın ve çocuk işçilerle, göçmen işçiler oluşturuyordu. Öyleki kentte bulunan dünyanın en büyük tekstil fabrikasında, Rus, Polonyalı, İtalyan, Arap, Çinli işçiler dahil tam 25 ayrı dil konuşuluyordu.

Büyük patronların denetimindeki ve yalnızca vasıflı beyaz erkek zanaat işçilerini örgütleyen sarı sendika AFL, kadın, siyah ve göçmen işçileri dışlıyordu. 1905’te kendilerini enternasyonalist proleter ve sosyalist devrimci olarak tanımlayan Eugene Debbs ve arkadaşları tarafından kurulan IWW (Dünya Sanayi İşçileri Sendikası) ise kitlesel sanayi işçilerini, özellikle de kadın ve göçmen büyük sanayi işçilerini örgütlemeye yöneldi.

1912 başında Massachusetts’de haftalık çalışma saatlerini 56’dan 54’e indiren bir yasa yürürlüğe girdi. Lawrence’ta patronlar bu yasayı genellikle uygulamadıkları gibi, işçi ücretlerini daha da düşürme fırsatı olarak değerlendirmeye çalıştılar. Açlık sınırında yaşayan işçiler için birkaç kuruşluk ücret indirimi bile ölüm demekti.

Kentte sadece 300 üyesi olan IWW’nin grev çağrısı yapması üzerine, birkaç yüz işçinin başlattığı grev, 1 haftada 25 fabrikadan 25 bin işçinin kitle grevine dönüştü. Grevde kadınlar ve erkekler, çocuklar ve yetişkinler, 5 ırk ve 25 ulustan işçiler yer aldı.

Parça başı ve prim sisteminin kaldırılması, 54 saatlik çalışma haftası, yüzde 15’lik ücret artışı, göçmen ve kadın işçiler için eşit işe eşit ücret, fazla mesai ücretlerinin yüzde yüz zamlı ödenmesi, makina temposunun artırılmasına son verilmesi, işçilerin grev talepleriydi.

Patronlar grevi bastırmak için Ulusal Muhafızı ve mafya-gangster çetelerini harekete geçirdiler. İşçi evlerinin camlarını kırmak, kadın işçilere tecavüz tehditleri, grevcileri kıstırıp dövmek ve tutuklamak, grev toplantılarının bulunduğu yerlere dinamit yerleştirmek, vb. Kendi koyduğu patlayıcıları “yakalayan” devlet, greve karşı kampanyalar başlattı. Ancak IWW ve işçiler birliklerini bozmadan patlayıcıları yerleştirenin American Woolen Company’nin bir kiralık adamı olduğunu açığa çıkarmayı başardılar.

29 Ocak’ta 20 bine yakın işçi kent merkezine yürüyüş yaptı. Gündüz polis saldırılarıyla başlayan gerginlikten sonra, gece polis bir kadın işçiyi ateş açarak öldürdü. Sonra da ateş açanın grevciler olduğu iddiasıyla iki IWW önderini tutukladı. İşçiler militan sendikacı önderlerini asla yalnız bırakmadı. Grevden sonra da, tutuklu sendikacıların her duruşması sırasında 15 bin işçi mahkeme binasının önünde toplanmaya devam etti. Devlet, sendikacıları 8 ay sonra serbest bırakmak zorunda kalacaktı.

Grevin gücü, birleşik taban komiteleri ve işçi meclislerinde yatıyordu. Kadın, siyah ve göçmen işçilerin tam eşit ve aktif katılım ve yer almasını sağlayan işçi demokrasisinde yatıyordu.

İşçilerin tam 25 farklı ulustan işçilerin temsil edildiği 56 işçiden oluşan bir grev komitesi vardı. Bir grev komitesinde yaklaşık yarı oranda ilk kez kadın işçi delegeleri de yer alıyordu. Grev komitesinin tutuklanması olasılığına karşı bir o kadar yedek delege de vardı. İşçiler patronların yalnız sendikacılarla değil tüm grev komitesi ile görüşmesini şart koşuyorlardı. Grev komiteleri her hafta grevin temel gidişatı konusunda gelişme ve kararları, binlerce işçinin katıldığı geniş işçi meclisi toplantılarında alıyorlardı. Bu toplantılarda grev komitesinin tüm öneri ve bilgilendirmeleri 25 ayrı dile çevrilerek binlerce işçiye aktarılıyor, komitenin kararları tüm işçilerin onayına sunuluyor, toplantılar, çok sayıda dilde ama tek ağızdan söylenen Enternasyonal marşı ve Ekmek ve Güller şarkısı ile bitiriliyordu.

IWW’nin kadın işçi üyelerinden komünist işçi Elizabeth Gurley Flynn, grevin en militan önderlerinden biri oldu. Kadın işçiler ve işçi eşleriyle toplantılar örgütleyen Flynn, kadınların grevde daha fazla öne çıkmasını, militanlaşmasını sağladı. Kadın işçi ve aile-çocuk komisyonları grevci işçiler için aşevleri kurulmasına ve ülke çapında sınıf ve kadın dayanışması kampanyaları düzenlenmesine önayak oldu.

IWW, Grev Komitesi ve kadın-aile komisyonları, pek görülmemiş bir organizasyon daha yaptılar. Ülkedeki çok sayıda ülkeden göçmenlerin sosyalist örgütlerinin dayanışma ve desteğiyle, grevci ailelerin çocuklarını tren kafileleriyle farklı bölgelerdeki bakımlarını grev süresince üstlenecek sosyalist derneklere gönderdiler. Her bir kafile birkaç yüz çocuktan oluşuyor, ve gidecekleri yerde binlerce sosyalist ve işçi tarafından gösterilerle karşılanıyordu. Devlet hemen bu kafileleri yasakladı. Yasağı dinlemeyen grevcilerin 3. kafilesi devlet tarafından engellenip 30 kişi gözaltına alındı. Polis tarafından dövülen bir hamile işçi eşi çocuğunu düşürdü. Tüm ülkede sosyalistlerin, işçilerin, kadınların protesto dalgası başladı.

Büyük patronlar ve devleti son kozunu da oynamış kaybetmişti. Grev ülke çapında büyüyen bir işçi, kadın, göçmen genel grev genel direnişine doğru evrilmeye başlamıştı. Mart sonuna doğru büyük patronlar ve devlet yenilgiyi kabul ettiler ve grev komitesiyle görüşüp tüm taleplerini kabul ettiler.

8 Mart’ı yanan bedenleriyle yaratan Amerikalı ve çok sayıda ulustan kadın tekstil işçileri, Ekmek ve Güller slogan ve zaferini de dünya işçi sınıfına ve kadın işçilerine armağan ettiler.

Yalnız ekmek değil, gül de, daha kısa çalışma saatleri, daha fazla serbest zaman, kendi mücadele kararlarını kendileri almak, kendi yaşamlarını etkileyecek hareketin yönetim organlarına doğrudan katılmak ve yer almak, eşit ücret ve eşit muamele görmek istemişler, ve yine en önde en etkin mücadeleyi vererek, kazanmışlardı!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*