Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Eğitimdeki bütünsel dönüşüm ve kılık kıyafet yönetmeliği

Eğitimdeki bütünsel dönüşüm ve kılık kıyafet yönetmeliği

Milli Eğitim Bakanlığı yayımladığı yeni yönetmelik ile her derecedeki eğitim kurumlarında öğrencilerin kılık/kıyafet uygulamasında değişikliğe gitti. Değişiklik öğrencilerin tek tip kıyafet zorunluluğuna ‘son verirken’, İmam Hatip liselerinde tamamen, diğer lise ve ortaokullarda da seçmeli din derslerinde türbanı serbest bırakıyor. Topluma; “yasakları kaldırıyor, özgürlüklerin önü açıyoruz” ambalajı ile pazarlanan bu değişiklik, diğer yandan başta etek boyu olmak üzere, kolsuz gömlek, şort ve tayt giymeyi engelleyerek yeni baskı ve yasakları tescilliyor.

AKP temsilcisi olduğu sermayenin egemenlik alanını, ekonomik, ideolojik, kültürel, sınıfsal, toplumsal açıdan pekiştirmek için eğitim alanında da hızlı adımlar atıyor. Sistemin yeniden yapılandırılması noktasında eğitimdeki dönüşümün ve planlamaların bir parçası ve devamı bu adım. Kurulmaya çalışılan derin siyasal, kültürel ve ideolojik hegemonya aracılığıyla işçi ve emekçiler eğitimdeki ve diğer alanlardaki bu bütünsel dönüşüme yedekleniyor, taraf kılınıyor. Geleceğin işçi kuşaklarını yetiştiren okullar ve eğitim sistemi; itaat eden, razı gelen, şükreden bireyleri(dindar nesil) ve toplumu inşa etmek için yeniden düzenleniyor.

Diğer yandan, dış politika ve Kürt sorununun geldiği aşamada hayli sıkışan AKP, bu uygulamayı aynı zamanda zayıflayan kitle desteğini yeniden ve daha ileriden tesis etmek için kullanıyor. Bunu her zamanki gibi, gericilik birikimini yeni adımlarla pekiştirerek hayata geçirmek istiyor. İktidarının 11’inci yılında olmasına karşın kendi kitle tabanının talebi olan türban konusunda hala yeterli adımları atmamış olmasına duyulan rahatsızlığı da bir nebze azaltmayı, güven tazelemeyi hedefliyor. Bu talebi bütünden çözmeyip elindeki önemli enstrümanlardan birini yitirmek de istemiyor ama önemli bir de gedik açmış oluyor. Yeni ve daha kapsamlı ekonomik, siyasal, toplumsal saldırıların hazırlığı içinde olan AKP türban tartışmasıyla toplumu yeniden ve daha derinden kamplaştırıyor, bu tartışma dolayımıyla da taraf kıldığı kesimleri kendine yedeklemeye hazırlanıyor.

Kim, ne diyor?
Başta sarı sendika Memur-Sen ve Mazlum-Der olmak üzere pek çok kişi ve kurum, ‘gecikmiş’ olarak yorumladıkları bu adımı beğeni ile karşılarken, “yetmez ama evet” tutumlarını ortaya koyuyorlar. Darbe ürünü uygulamaların sicilinin temiz olmaması da, bu ‘demokratikleşme’ adımını daha güçlü savunmalarında ellerini güçlendiriyor. Türbana sınırsız özgürlük ve her alanda serbestlik istediklerini kampanya ve eylemlerle daha gür bir sesle dillendirerek çıtayı giderek yükseltiyorlar.

Uygulamanın karşısında yer alan en güçlü aktörlerden birisi olan Eğitim-Sen, yönetmeliği hazırlayanların çizdiği sınırlar dışında bir irade ortaya koyabilmiş değil henüz. Eğitim-Sen, yönetmelik vesilesiyle yeniden gündeme gelen eğitim sisteminin bütünsel ve etkin teşhirini yapmaktaki sınırlarını aşabilmiş de değil. 4+4+4 meselesinde 8 yıllık eğitime sahip çıkma eğilimi bugün de yine salt AKP karşıtlığı üzerinden bu kez de “laik Türkiye” vurgusu olarak başka bir biçimde tezahür ediyor. Tek tip elbise başta olmak üzere, hala varlığını koruyan katı disipliner uygulamalara, zorunlu marş ve hitabelere, anadilde eğitim engeline vs. karşı toptan net bir tutum geliştirilemediği için de Eğitim-İş gibi odaklarla ayrım koymakta zorlanıyor. Diğer yandan da liberallerin “özgürlükler” tuzağına düşmekten kendini kurtaramıyor. Bu durum, eğitim emekçileri ve toplumun karşısında etkileyiciliği bir rol üstlenmesine engel oluyor.

Türbanlı türbansız tek tip kıyafete hayır! Türban, kadının köleleştirilmesinin, boyunduruk altına alınmasının, cinsiyet eşitsizliğinin, kadın emeği sömürüsünün garantörü, emekçi kadının ve kız öğrencilerimizin ayaklarındaki prangadır. Sadece dinsel, siyasal bir simge olmasıyla değil asıl bu sınıfsal yanıyla mücadele edilmelidir. Türbana ve kadını köleleştiren tüm araç ve uygulamalara karşı daha net bir karşı koyuşun zemini bugün fazlasıyla var. Kadınlar kapitalist üretim ilişkilerine giderek daha kitlesel biçimde dâhil oluyorlar. Kadın emekçilerin hem kendi rollerini layıkıyla oynayamamaları hem de kölelik ilişkilerinin derinleştirilmesi için hazırlanan bu uzun vadeli plan bizzat emekçi kadınlar tarafından bozulmalıdır. Açlık, yoksulluk, şiddet, tecavüz ve geleceksizlikle boğuşan emekçi kadınlara ve tüm bir topluma bu zeminden verilecek mesajın çok etkili ve ikna edici olacağı açıktır.
Düzenlemeye karşı çıkanların en güçlü itiraz noktalarından birisi, serbest kıyafet uygulamasının sınıfsal eşitsizlikleri ortaya çıkaracağı, bunun da öğrenci psikolojisi üzerinde olumsuz etkileri olacağıdır. Söz konusu sınıfsal eşitsizlikler sadece kıyafet konusunda ortaya çıkmıyor. Bu eşitsizlikler hayatta ve eğitim sisteminin her alanında mevcut. Söylendiğinin aksine ister siyah, isterse mavi olsun emekçi çocukları önlüklerin altından fışkıran yoksulluk gerçeğini bizzat yaşayarak deneyimliyorlar. Bu eşitsizlikler artık bölgeler, şehirler, semtler ve hatta aynı okul içinde dahi farklı sınıflara doğru net bir biçimde ayrışıyor. Sadece militarist bir yöntem olarak değil, tek tip elbisenin asıl varlık nedeni tam da bu eşitsizlikleri örtmeye dönüktür. CHP ve diğer burjuva partilerin, burjuva sivil toplumun bu zeminden karşı duruş sergilemesi anlaşılabilir. Ancak başta Eğitim-Sen olmak üzere toplumsal muhalefetin etkin kurumlarının benzer bir yaklaşım göstermesi anlaşılır değil. Doğru olan; bu eşitsizlikleri perdelemeye dönük araçları savunma konumuna düşmek değil, aksine amaç eşitsizlikler ve yıkıcı çelişkilerin kaynağına yönelik tutum almaktır. Kapitalizmin yarattığı bu derin sınıf çelişkilerinin açığa çıkacak olmasından kaygılanacak olanlar bizler değil, aksine bunu yaratanlar olmalıdır! Asıl ayrım da burada çizilmelidir.

Kendi gündemimizi yaratmalıyız
Bu yönetmelik dolayımıyla bir kez daha tüm bir toplumun gündemine giren eğitim sistemi, tüm yönleriyle tartışmaya açılmalı ve oluşturulacak mücadele programı ısrarlı biçimde hayata geçirilmelidir. Eğitim alanının bütünsel olarak dönüştürülmesine karşı çok yönlü adımlar atılmalıdır. Başta anadilde eğitim olmak üzere eğitimde çeşitli engel ve yasakların üzerine daha net gitmek, ısrarla gündemleştirmek, AKP’nin “geçmişle hesaplaşıyor, özgürlüklerin önünü açıyoruz” tuzağının toplum tarafından pratikte sınanmasını ve maskesinin düşmesini sağlayacaktır.

Kıyafet serbestliğini eğitim emekçilerinin bütününe doğru genişleterek, eğitimin ve biz eğitim emekçilerinin çok yönlü sorun ve taleplerimizi daha üst perdeden gündem yapabilmeliyiz. Parasız-bilimsel-anadilde eğitim, insanca çalışma koşulları, insanca yaşanabilecek ücret, işsiz öğretmenlere sınavsız koşulsuz atama, grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı gibi mücadele taleplerimizi, toplumun ilgisinin bu alana odaklandığı bugün cesurca savunmalıyız.

Bu dönemde çıtayı yükselten asıl bizler olmalıyız. Kendi bağımsız gündemimizi yaratmalı, kuralları biz belirlemeli, oyunu bildiğimiz gibi oynamalıyız…

Haluk Yücel

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*