Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » EED: “TEKEL işçileri ile dayanışmayı büyütelim”

EED: “TEKEL işçileri ile dayanışmayı büyütelim”

“Direnişin harcında bizim de emeğimiz olmalı. Direnişi hep beraber büyütüp yarınları beraber kurmalıyız.”

Eğitim Emekçileri Derneği

Türkiye işçi sınıfı mücadelesinin dibe vurduğu bir dönemde ortaya çıkan TEKEL direnişi, başkentin soğuk günlerini ısıtmaya devam ediyor.

Son dönemlerde Kent AŞ İşçileri, İstanbul itfaiye işçileri, Mutaf direnişi gibi direnişlerle hareketlenen işçi sınıfı TEKEL direnişi ile birlikte ivmesini daha da yükseltti. AKP Genel Merkezi önünde başlayan ve buradan Abdi İpekçi Parkına taşınan direniş, şimdi de tüm engellemelere “Ölmek var dönmek yok” kararlılığıyla Türk-İş Genel Merkezi’nin önüne taşıdı.

İlk başlarda direniş, sadece sokağa sığan ve sokaktan taşmayan bir görüntü verse de, günden güne umudumuzu yükseltmekte. Mücadelenin çığ gibi büyümesinde; demokrat, ilerici kurum ve kuruluşların,
öğrencilerin, sendikaların, halkın desteğinin hiç eksilmeden günden güne artmasının önemi çok büyük. Türkiye işçi sınıfında uzun zamandır unutulmuş olan sınıf dayanışması bilincinin tekrar ortaya çıkması mücadeleye yön veriyor.

Tüm engeller bir bir aşılıyor

Gaz yediler, jop yediler, yatacak yer olmadığından sokakta, sendika şubelerinde yattılar. Direnişin 31. gününden itibaren oturma eylemi ile birlikte, Ankara’nın kuru ayazında sakarya caddesinde kendi oluşturdukları çadırlarının altında, yaktıkları ateşin dumanını soluyarak haklı direnişleri için halaylar çekiyor, sloganlar atıyor ve direnişlerini nasıl daha da büyüteceklerini nasıl kazanacaklarını tartışıp duruyorlar. Gün içerisinde zaman zaman yükselen enerjileri ile, zaman zaman yorgun düşen ama hep kararlı olan işçiler hep bir ağızdan “İş ekmek yoksa barışta yok”, ”Yaşasın sınıf dayanışması! ”’Eller şartele genel greve” sloganlarını haykırıyorlar. Ve açlık grevi kararlarını dile getirip açlık grevine giriyorlar. Evlerinden, eşlerinden, çocuklarından sıcak yatak ve çorbalarından kilometrelerce uzakta mücadele etmeyi yaşayarak öğreniyorlar. Çünkü başka çareleri yok.

4-C’ye de, 4-B’ye de hayır!

Fabrikaları satılmaya başlandığında göremedikleri, gösterilmeyen tablo bugün en çirkin haliyle karşılarında; 4-C. Evet 4-C nedir? En öz haliyle yıkımdır. Bütün özlük haklarından, güvencelerinden, tazminatlarından yoksun kalınması demektir. Geçici ya da mevsimlik işçidir. Yılın bir kısmını çalışarak bir kısmını da çalışmadan dolayısıylada ücret almadan geçirmek demektir. Ve ne zaman- ne kadar çalışıp, çalışmayacağını bilmemek demektir. İşte budur bu direnişin haklılığını anlatan hikaye. Peki ya 4-B? O da ölümü gösterip sıtmaya razı etmenin adıdır. Başka da bir şey değil.

Onlar için yan gelip yatıyor iki yıldır çalışmıyor diyenlere inat nasırlı ellerini havaya kaldırıp “ölmek var dönmek yok” sloganlarını tek yumruk halinde yineliyorlar.

17 Ocak’ta gerçekleştirilen mitingde gösterdi ki, artık gelinen noktada bu kavga, bu direniş sadece TEKEL işçisinin direnişi olmaktan çıkmış tüm bir emekçi sınıfının kavgasına dönüşmüştür. Ve bundandır tüm emekçilerin ortaklaştığı genel grev genel direniş haykırışı. Bizler bir nevi 4-C şartlarında çalışan dershane öğretmenleri, kamuda çalışan ücretli öğretmenler ve sözleşmeli öğretmenler ve de mücadele büyümezse ayn tehditle burun buruna gelecek kadrolu öğretmenler bu direnişin içinde olmalıyız. Direnişin harcında bizim de emeğimiz olmalı. Direnişi hep beraber büyütüp yarınları beraber kurmalıyız.

Eğitim Emekçileri Derneği

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*