Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Düş değil bu hayal değil: SÜRESİZ GENEL GREV!

Düş değil bu hayal değil: SÜRESİZ GENEL GREV!

İşçi sınıfı ve kentin-kırın yoksulları açısından uzun ve zorlu geçen kış aylarının ardından önümüzdeki aylarda bizi bu kez daha kavurucu bir yaz bekliyor. Beklenen bahar, son yıllarda daha açık görülüyor bu, kapitalizmde bir türlü gelmiyor. Bunu gerçek bir nedene, tekellerin doğaya savurganca hükmettiği dünyamız üzerindeki insanlar arası kurulan meta-para-sermaye merkezli ilişkilerin ozon tabakasını giderek inceltmesine ve iklim değişikliklerine yormakta bir sakınca yok, bu doğru. Ama “beklenen bahar” sözünü simgesel anlamıyla işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin kurtuluş ve mutluluğu anlamında kullandığımızda da kolay ve çabuk bir başarı beklentisine girmenin yanlışlığı görülüyor.

Oysa tüm o kültürel çeşitlilik, postmodern dil, medya, STK’lar vb. çoklu çeşitli araçlarla kuvvetlendirilmiş giysileri içerisinde burjuva demokrasisi dünyada ve Türkiye’de esas çelişkisinin duvarına giderek daha sık ve açık biçimde tosluyor. Dünya, en yakındaki Yunanistan’dan Akdeniz ve Avrupa’ya, Mısır’dan Ortadoğu’ya ve Asya’ya uzanan işçi ve emekçi direnişleriyle sarsılıyor. Kapitalizm krizler geçirmesine karşın egemenliğini sürdürmekte inat eden bir yaşlı sistem. İşçilerin yaşam enerjisini emerek kendisini yaşatmakta ısrar eden bir ilişkiler sistemi olarak dev finans, ulaştırma, hizmet, teknoloji, sanat, inşaat, savaş sanayi tekel-canavarları şahsında neoliberal kapitalizm giderek karşıtlarının mücadelesini harlayan bir var olma savaşı veriyor. İşçi sınıfı ve gençlik, hatta kapitalizmde eski konumunu sürdüremeyen kimi küçük burjuva sınıf ve kesimler binlerle sokaklara dökülüyor, yarattıkları yeni araçlarla iletişimlerini sağlıyor, eylem-işgal-barikat-grev gibi militan çatışma biçimlerinin asla zamanının geçmeyeceğini gösteriyorlar.

Yalnız ve soğuk kış ayları sona ererken bizler de kamu işçilerinin grevi ile canlandık. İşçi sınıfı ya senede bir 1 Mayıs’larda kitlesel olarak sokağa aktığında, ya da gündelikleşmiş iş cinayetlerinde her gün patır patır öldürülmesi saklanamaz hale geldiğinde kapitalist toplumun gündeminde yer bulur. Oysa sınıfın kendisini görünür kılmasının en güzel ve eskimeyecek biçimlerinden biri, hep sessizce yapa geldiği işi yapmaması, üretimi durdurması, greve çıkmasıdır. Kamuda hizmet sektöründe memur statüsünde çalışan işçiler 23 Mayıs’ta yaptıkları bir günlük iş bırakma ile bu topluma var olduklarını hatırlattılar. Hem de grevcilerin çok uzun zamandır görülmeyen bir canlılık, yaygınlık ve katılım sayısına ulaşmasıyla! Altı aydır maaş zam ödemeleri ertelenen kamu işçileri enflasyonun altındaki %3-4’lük artışlarla 12 Eylül’den bu yana süre giden yoksullaşmalarına karşı bir duruş sergilediler. Politik olarak MHP ve AKP çizgisindeki sendika konfederasyonlarının dahi katılım sergilemek durumunda kaldıkları bu meşru hak eylemi, kamusal istihdamın sağladığı hizmetlerde dıştan paralel biçimde büyümüş ve esas nitelik kazanmış özel sektörle, içeridense performans ölçüm sistemleri, sözleşmelilik, ücretli istihdam gibi politikalarla sıkıştırılmış kamu emekçileri açısından bir çıkış umudu ve arayışının sesi oldu.

Sorun şimdi bundan sonrasının nasıl getirileceğinde düğümleniyor. Çünkü “beklenen bahar” bir çırpıda gelmeyecek, ancak güç toplayarak, ısrarlı ve sürekli bir mücadeleyle, etki ve desteklerini büyüterek, stratejik bir yaklaşımla direnişler halka halka örülüp birbirine eklenerek ilerlenebilecek. Bir günlük grevin ardından moraller yükselmesine rağmen, patron tarafı olan hükümetin hık deyicisi “Hakem Kurulu”nun dayatması bu gerçeği bir kez daha hatırlattı.

1- Böylesi eylem süreçlerinden sonra en kötüsü eylemi “kubbede bir hoş seda” sayıp, “ne yapalım elimizden geleni yaptık” deyip birkaç basın açıklamasının ardından sendikal rutine dönmektir. Katılımın yüksekliğine rağmen son eylemde bir kez daha görüldü ki, bir grev protesto çerçevesini aşamadığı takdirde sonuç alıcı olamaz. Kitlesel eylemlerle sonuç alınabileceği inancını her seferinde yeniden yeniden toplaması gereken kamu işçilerinin içe doğru daha fazla kırılması istenmiyorsa bu kez adım atılmalıdır. Bir kez olsun farklı bir şey yapmak denenmeli, ilk akla gelenler yapılmamalıdır! “Saldırı-protesto-hoşnutsuz normalleşme” döngüsü artık kırılmak zorundadır. Tekelci burjuvazinin kamu işçilerine sefalet zammı, havayolu işçilerine grev yasağı gibi küstah kavga davetleri, sözün değil eylemin amansız ve kesintisiz gücüyle yanıtlanabildiği ölçüde karşılanabilecektir.
2- Bir günlük bir grev sonuç alma açısından yetersizdir. Bu sadece Türkiye’den de değil, kamunun çözüldüğü tüm ülkelerdeki direnişlerden çıkan bir derstir. Kamu emekçilerinin tabanında giderek artan bir şekilde bu gerçeğin sezgisi ve bilinci birikmektedir. Düzenlenecek grevler ucu açık, süresi belirsiz, işçi sınıfı lehine anlaşma sağlanıncaya kadar sürdürülecek bir nitelik taşımalıdır. Aksi sonuç alıcı olmamaya mahkûmdur. Kamu işçileri, öncü kesimlerinden başlayarak kararlı, sonuç alıcı, bütün sendika tabanlarını kapsayan geniş örgütlenme ve mücadele halkalarını büyütücü tarzda süresiz genel greve doğru yürümek zorundadırlar. Öncülüğün sınanacağı yer bunun pratiğini örgütlemektir, bugün bunu örgütlemeye soyunmayanın, halen soyunmamış olanın tüm söylediği laf-ı güzaftır.
3- Son grev kamu emekçi hareketi tabanındaki mücadele birliği ihtiyacını ve bunun sağlanmasının önemini bir kez daha gösterdi. Kamuda bütünsel kazanım açısından sadece KESK’e üye emekçilerin içerisinde yapmakla yetinilecek bir çalışma ve çaba yetersiz kalacaktır. İşyerinde ve işyerine bağıl olarak örgütlenmiş biçimde üretimin bir bütün olarak durması esas alınmalı, grev hazırlıkları sendikal bünyelerin bölünmüşlüğünü giderecek şekilde, karar alıcı sınıf demokrasisinin yerleştiği ve uygulandığı sendikalı-sendikasız geniş işçi toplantılarıyla örülmelidir. Kastedilen “ne olursa olsun birlik” değildir. Sendikal bürokrasinin tepesini kendisine koltuk edinmişlerin birbirlerinin sırtını sıvazlamaları da değildir: Bir grevin “benim sendikamın grevi” bencil ve dar böbürlenmeciliğinde ele alınmaması, KESK’e üye öncü kamu işçilerinin şu veya bu sendikaya üye (veya sendikasız) emekçilerin azamisini eyleme-mücadeleye katmayı hedefleyen bir bakışı çalışmalarına yedirmesinin şart olduğu gerçeğidir.
4- Kamusal istihdam gerçekleştirilen sektörler içerisinde eğitim, sağlık, ulaştırma ve büro hizmetleri öne çıkmaktadır. Bu dört sektör de işçi sınıfının gündelik çalışmasında emekçilerin geniş kesimleriyle karşı karşıya geldiği çalışma alanlarıdır. Bu dört sektörde yürütülecek grevin hazırlığı, yürütülüşü ve başarısı temas ettiği kesimleri eylemin bir parçası ve destekleyicisi kılmakla artarak katlanır. Son grevde hastanelerden hasta ve hasta yakınlarının eylemlere katılımı sergilediği görülmüştür. Dünya öğrenci eylemleriyle sarsılıyor. Eğitimde toplu bir akış biçiminde muhakkak öğrencilerin ve yapılacak bilgilendirme çalışması ve çağrılarla paralı eğitim kıskacındaki velilerin en yüksek katılımı hedeflenmelidir.
5- Bugün kamuda örgütlenecek bir grevin başarılı olması için, aynı hizmetin satıldığı özel sektör ayağıyla birleşik bir biçimde planlanması zorunludur. Sağlık sektöründe özel hastanelerde ve taşeron işçilerde, eğitim sektöründe özel okul ve dershanelerde üretim durmalıdır. İşçi sınıfı kazanmak için kendi içerisinde özel-kamu biçimindeki patron farklılığından doğan ayrımları kolektif bir mücadele bilinci geliştirerek aşmak zorundadır. Bugün için X dershanesinde, Y özel hastanesinde yapılacak iş bırakmalar geleceğe dönük büyük bir önem taşımaktadır. Keza TMMOB, DİSK vb. konfederasyonların rutinleşmiş “demokratik destek” açıklamalarındansa, somut bir işyerinde gerçekleştirdikleri bir tane iş bırakma çok daha anlamlıdır.
6- Bu sayılanlar bir çırpıda gerçekleşmez. Yaklaşımda ve varoluşta bir farklılık gerekiyor. Başlangıç olarak bir TİS/grev yapılıp bitti dendiği anda, aslında yeni bir TİS süreci başlamış demektir. Ancak süreklilik halkası sağlanarak, adım adım üstüne planlanarak başarıya yürünebilir. Bizler bir süreç örgüsü yaklaşımına sıçramalıyız. Şimdi lanet basın açıklamalarıyla protesto zamanı değildir artık. Bu eylem tarzı bitti, sonuç almıyor, bu açık. KESK ve diğer sendikaların yöneticileri bu 4+4’lük zamma karşı şimdi derhal toplanıp yeni grev/eylem kararlarını almıyorlarsa, o koltuklarda bizlerin aidatlarıyla rahatça oturmamalılar. Bizler de işyeri gezilerini, işçi toplantılarını eylemden eyleme yapıyorsak, bu sendika kartlarını yırtıp atalım artık!
7- İşyeri gezilerinde, yapılacak toplantılarda kamu emekçileri birbirini dinleyen, birbirlerinin önerilerini alan, beraber kararlar alan ve bu kararları yaygınlaştırarak peşinden koşan bir sınıf-içi iletişime muhtaçtırlar. Güç toplamak için, kendi sınıfsal gücünü kendine ve topluma göstermek için bazen sembolik gibi görünen ancak etkili hedefler seçersin. Bunlar azımsanmamalıdır. Bir çırpıda bir günlük grevle kazanacağımızı söyleyen, kof umutlar yayan, ardından yatan bizler olmadık hiçbir zaman. Lokal hedefler beraberce koyulabileceği gibi, genel hedeflerin ortak kararı da tabanda pişirilmelidir. Bu hedefler bazen öğretmenlerde bir üniversiteye giriş sınavında görev almama kararı alarak sınavı yapılamaz hale getirmek olur. Yeri gelir ulaştırma sektöründe iş yavaşlatmak, hizmet üretiminin kilit bir parçasını işlemez hale getirmek olur, oluyor. Hastanelerde sağlık hakkı meclislerinde kararlaştırılacak biçimde stetoskop bırakmak, dershaneler ve özel okullar için üye yazım kampanyası açmak, performans sınavlarına boykot kararı almak olur. Bunların hepsi ciddi ön propaganda, ikna, örgütlenme, ısındırma, öncü çıkış vd emek türlerini gerektiren bir süreci tanımlar. Sayadurmak (ve bunlara ekler yapmak da mümkün) kolay, örgüsü zor ve zorlu, ürününün ise tadından yenmeyeceği bir emek sürecidir bu. Bir bakarsınız “sembolik” olan, semboliklikten çıkmış, bir emek baharının muştucusu haline gelmiştir.

Baharı istiyorsak, önce bizim, kendimizin elimizdeki her aracı, işçi sınıfı olarak kararlı ve yaratıcı gücümüzü, özgüven ve iddiamızı açığa çıkartmak ve çoğaltmak için seferber etmemiz şart. Süresiz genel grevin düşünü gerçek kılacak olanlar, dönün ve birbirinizin yüzlerine bakın! O yüzlerde yeni bir hayatın enerjisini bulacaksınız.

İŞÇİ MECLİSİ

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*