Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Dünya Kupasının ardından: Küresel futbol fuarı

Dünya Kupasının ardından: Küresel futbol fuarı

Küresel futbol fuarına dönüştürülecek bir piyasa ilişkisine evriltilmiş olan Dünya kupası bitti. Milyarlarca doların su gibi akıtıldığı, amaç ve hedefin bir sporun organizasyonu düzenlemekten ziyade ticari bir metaya dönüştürülen futbol ve futbolcuların piyasaya çıkarıldığı bir organizasyon artık dünya kupası. Bu özelliğinden dolayı da gün gün futbol estetiğinin kaybolduğu sermaye getirisine odaklı bir futbol anlayışının galebe çaldığı görülüyor. Bir endüstiye dönüşmüş küresel futbolun takımlar, futbolcular ve seyirciler üzerindeki etkisi daha yıkıcı olmakta.

2014 Dünya Kupası’nın favorisi, son dünya kupasını kaldıran, son iki Avrupa şampiyonluğunu almış, kulüp takımları bazında Avrupa kupalarına neredeyse ambargo koymuş olan İspanya daha grup aşamasında elendi! Barcelona tarzı “tiki-taka” sıyla fenomen olmuş, topa ve oyuna hakimiyet üzerine kurulu, hepsi kendi mevkiinde en iyiler arasında bulunan, kişisel olarak tüm başarıları tatmış İspanya takım oyuncularının tükenmişlik sendromu yaşadıkları çok açık. Futbol bir endüstriye, futbolcuların işgücü bir metaya dönüştürüldükten sonra, futbol da bir aşırı üretim kriziyle karşı karşıya olduğumuz görülüyor. Özellikle Avrupa liglerinde oynayan futbolcuların artan maç trafiği (dolayısıyla fikstürü tamamlayabilmek için gerekli kondisyonun futbolculara yüklenebilmesi adına arttırılan antrenman dozu) verimi düşürmekte, istisnalar hariç form grafiğini dalgalanır hale getirmektedir. İnsan vücudunu fiziksel ve mental açıdan yaran bu aşırı çalıştırmanın İspanya örneğinde olduğu gibi havlu atmaları, tükenişin elle tutulur hale gelmesini de getiriyor. Tabi hikaye bundan ibaret değil. Rakiplerin İspanya’ya karşı geliştirdikleri önlemlerde bir o kadar belirleyicidi.

Her piyasa ilişkisinde olduğu gibi, “show must go on” ilkesi burada da hükmünü yürütüyor. Krallar öldü, yaşasın yeni kral sloganı her yanı sardı ama oynadığı futbolla takım olarak öne çıkan bir ülke olmadı. Beklentiler gerçekleşmedi.

Brezilya gibi fantastik futbol oynayan, oyunun şov yönünü de unutmayan, kazanmaktan ziyade keyif almayı da isteyen takımlar dahi endüstriyelleştirildiler. Herhangi bir gelişmiş kapitalist ülkenin işleyen çarkları üzerine kurulu bir takıma dönüştüler. İtalya’nın 1-0 olsun, bizim olsun anlayışı Almanya’nın katı diziliş sistemi, görev adamları mantığı, kondisyonu ve direnç ve hızı yüksek futbolcularla başa rakibi oynatmama ve bir kontra atakla maçı alma üzerine kurulu hale getirildi. Latin Amerika ülkeleri dışında (ve Afrika) özellikle Avrupa ülke takımları böyle oynuyorlar. Böylesi takımların maçlarını izletebilmek için de elbetteki yapılabilecek tek şey ulusal duyguları kışkırtmak olmaktadır.

Birey ve takım arasındaki ilişkilerde, tek tek futbolculara doğaçlama için alan açan, taktiğini kendi oyununu oynamak üzerine kuran, yetenekli oyunculardan oluşmuş, takım ruhunu, kolektivizasyonu sahaya yansıtan, rakibin oyununu bozmaktan ziyade kendi karekterini sergileyen, izlenilebilir kılan, seyirciler üzerinde heran heyacanı ayakta tutan takım ve futbolcuların bu endüstri çağında yerlerinin olmadığı görülüyor. Kapitalizm küresel planda ilerleyişini arttırdıkça futbol işçi sınıfının oyunu olmaktan çıkartılarak burjuvazinin sterilize edilmiş yaşam alanlarına hapsedilerek ruhu öldürülmektedir.

Futbol’da FİFA’nın kıta fedarasyonları ile birlikte temel hedefleri futbolun bir kapitalist piyasa ilişkisi olarak küresel düzeyden kurumsallaşmasını sağlamaktadır. Her küresel kapitalist ilişkide yaşanan gerçeklik burada da ortaya çıkmakta, standartlar çok renkliliği değil, tek rengi doların yeşiline ulaşmak olan tek düze kapitalist rekabet ortamını doğurmaktadır. Piyasa ilişkisi sonucu küresel düzeyden futbolda dönen milyar dolarların miktarı arttıkça bir sokak oyunu olan futbol bir keyif aracı olmaktan (hem oyuncular hem seyirci için) çıkıp, kapitalist yıkıcı rekabete teslim edilmektedir. Bilimsel gelişmelerin, bilgisayar teknolojisinin futbola uyarlanmasıyla sahadaki her futbolcunun ne kadar mesafe kaştuğundan, kaç top çalıp, kaç pas hatası yaptığına kadar her istatistik bilgisi bir tuşun ötesindedir. Sermaye ilişkisinin gerçekleşmesi için nasıl işçi hem mutlak hem göreli olarak sürekli büyüyen artı-değer sömürüsüne maruz kalıyorsa, yeşil sahaların oyuncuları da sürekli artan beklenti eşiklerini aşmak zorundadırlar.

İstatistikler ne söylersen söylesin, yeşil sahalarda hiçbir bilgisayarın tanımlayıp öngöremeyeceği, istatize edemeyeceği küçük bir bilek hareketi bile bir oyunun kaderini değiştirebilir. İstatistikler üzerinden kesin kararlar verilecek olsa Arjantin’li Messi’nin Dünya Kupası maçlarındaki performansı (attığı goller değil) ilk 18′e bile girmeye yeterli olmazdı muhtemelen. Yaratıcı futbolcu açığının oluşturulduğu ortamda standartizasyon lejyoner tipi futbolcuları bir ihtiyaç olarak çoğaltsada bu ilişkide aranan yaratıcı futbolcuların ortaya çıkmasının da el birliğiyle koşullar ortadan kaldırılır. Futbol bir matematik hesabına çevrilemeyecek kadar çok yönlü, olasılık hesaplarını aşan bir karakterdedir. Standartizasyon ve kapitalist yıkıcı rekabet anlayışının sürmesi durumunda, sahalarda benzer karakterlerde oynayan, benzer tipte yetenekte futbolcuların, hiçte izlenilir olmayan, robotik düzende işleyen maçları seyreder olacağız. FİFA ve futbolun küresel sermaye baronları için önemli olan azami kardır. Azami kara ulaşmak için tek hedef kazanmak, ve daha fazla oynamaksa oynanan oyunun estetik olup olmaması sermaye sahibini niçin ilgilendirsin! İlgilendirmiyor da!

2014 Dünya Kupası bu ilişkinin çok daha görünür olmasını getirdi. Bundan sonraki dünya kupalarında sermaye ilişkisinin futbolun çok daha ötesine geçtiğini göreceğiz. Futbolun sermayesinin dört yılda bir küresel, iki yılda bir kıtasal, ve kulüp bazlarında ülke ve kıta kupalarında temel hedef kapitalist ilişkilerin çok daha güçlendirilmesi, futbola çekilen kitlelerin artması ve azami üretim ve azami kar için her yolun mübah olmasıdır. Böylesi yoğun bir futbol fikstürü ve sadece o günü, o maçı düşünen kapitalist futbol anlayışında futbolcuları özellikle fiziksel olarak, en küçük başarısızlığa tahammül marjının çok daraltılması mental olarak çökertmektedir. Psikolog yardımları da durumu kurtaramamaktadır. Çünkü insani olan her şeye derin bir yabancılaşma ilişkisidir kapitalizm. Bu yabancılaşma süreci toplumla birlikte heryanı çürütürken futbol bu sonuçlardan azade kalamazdı. Futbol asla sadece futbol değildir, sistemin tüm karakteri onda yansımasını bulur.

Ercan Akpınar

Sincan 1 No’lu F tipi Hapishanesi
B1-53
6 Temmuz 2014

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*