Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Dünya iklim bükücüler zirvesi: Doğa ve sınıf

Dünya iklim bükücüler zirvesi: Doğa ve sınıf

page_dunya-iklimi-kirmizi-alarm-veriyor_119664786Dünya Bankası, 30 Kasım’da Paris’te yapılacak Dünya İklim Zirvesi öncesi, ilk kez küresel ısınma ile yoksulluk arasında bağ kuran bir rapor yayınladı. “Şok Dalgaları: İklim Değişiminin Yoksulluk Üzerindeki Etkisini Yönetmek” başlıklı raporda, küresel ısınmanın en çok yoksulları etkilediği ve yoksulluğu artırdığı belirtiliyor. Raporda sadece küresel ısınmanın önümüzdeki 15 yıl içinde 100 milyon kişiyi daha aşırı yoksulluğa iteceği öngörülüyor.

İklim değişiminin yol açtığı: Aşırı sıcaklık ve soğukluk dalgaları, aşırı yağışlar ve sel baskınları, fırtınalar, siklonlar gibi aşırı hava olaylarından kaynaklanan ölüm ve yıkımlar, kuraklıklar, sudan ve susuzluktan kaynaklanan hastalıklar, karbon salınımından ve sıcak havalarda daha kolay üreyen mikro-organizma ve böceklerden kaynaklanan hastalıklar, tarımsal ürün azlığı ve kıtlık, temel tarım-gıda ürünü fiyatlarında hızlı artışlar… Evet en çok işçileri, kent ve kır yoksullarını, yoksul yerleşim birimlerini etkiliyor. Her yıl binlerce kişinin ölümüne, yüzbinlerce kişinin hastalanmasına, evini, işini kaybetmesine, göç etmesine, artan gıda ve sağlık harcamaları nedeniyle yoksullaşmasına yol açıyor.

Türkiye’de kömür santrallari üzerine yapılan bir araştırma da Dünya Bankası’nın raporunu teyid ediyor. Araştırmaya göre, Türkiye’de termik santrallerin artırdığı karbon salınımı nedeniyle, her yıl en az 2200 kişi erken ölüyor, en az 2 milyon çalışma günü buna bağlı hastalıklar nedeniyle kayboluyor, hane halkı sağlık harcamalarında 3 milyon Euro artış yaşanıyor. Ve bu ölüm, hastalık ve yoksullaşma düzeyi yalnızca -önümüzdeki 5 yılda 2 katına çıkartılması planlanan- termik santrallerin iklim yıkıcılığına bağlı olanlar! Türkiye’de iklim/doğa yıkımına bağlı kuraklık, tarım-gıda sorunları, aşırı sıcaklar, sel baskınları, su kesintileri nedeniyle yaşanan ölümler, hastalıklar ve yoksullaşmaya ilişkin bir araştırma henüz yok.

Dünya Bankası, iklim değişikliği sorununu ilk kez kapitalist ekonomiye etkilerinin yanısıra kitlelere ve yoksullaşmaya etkileri açısından ele alırmış gibi yapıyor. Bununla da kalmıyor, Dünya Bankası uzmanlarından Stephane Hallegatte, rapor konusunda yaptığı açıklamada; “Rapor yoksulluğa son verilmesi ile iklim değişikliğine karşı mücadelenin ayrı ayrı yapılamayacağını, ancak birlikte ele alınırlarsa her ikisini de başarmanın kolaylaşacağını gösteriyor.” diyor.

fft99_mf2937751Küresel mali oligarşinin iklim sorununda çözümsüzlük süreci!

Buraya kadar küresel mali oligarşi organlarından olan Dünya Bankası açısından “şaşırtıcı” sayılabilecek rapor, “çözüm” önerilerinde aslına dönüyor: “Her gelir grubu için finansal risk yönetimi araçlarına (yani özel sigorta!-bn) erişim desteği”, “Her gelir grubu için sağlık bakımı sisteminin genişletilmesi ve erişiminin desteklenmesi (yani özel sağlık kurum ve sigortasına devlet desteği -bn), “İklim değişikliğinden kaynaklanan çevresel ve ekonomik şoklar ve hastalıklardan etkilenen yoksul halka sosyal yardım” gibi öneriler sıralanıyor. Ne yoksulluğun ne de iklim değişiminin nedenlerine dair hiç bir şey yok. Yalnızca yıkımların da mali sermaye için nasıl kara çevrileceği var. Sosyal yardım ise, iklim değişikliğinden zarar gören büyük özel mülk sahiplerinin zararlarının karşılanması, yoksullara ise (yine aslan payını burjuvaların alacağı tarzda) “yıkım koşullarında piyasanın ve yoksulluğun sürdürülebilirliğini” sağlayan piyasa yardımından ibaret.

Raporun başlığından anlaşılacağı gibi, zaten dertleri küresel ısınmayı ve yoksulluğu ortadan kaldırmak değil. Olamaz da. Yalnızca “küresel ısınmanın yoksulluk üzerindeki etkilerini yönetmek”. Yani hem paraya çevirmek ve hem de sınıfsal-toplumsal karşıtlığı keskinleştirmesini, isyan ve direnişleri şiddetlendirmesini olabildiğince engellemek.

smogDoğa/iklim yıkımı emek yıkımından ayrılamaz!

Paris’te 30 Kasım’da yapılacak ve yüzbinlerin protesto gösterileri yapması beklenen “Dünya İklim Zirvesi” öncesinde- Dünya Bankası’nın böyle bir rapor yayınlaması, yine de göz boyamanın ötesinde bir anlama sahip. Küresel mali oligarşi, yol açtığı iklim/doğa yıkımının basit bir “doğa olayı” olmadığının, büyüyen bir toplumsal-siyasal sorun ve sınıfsal-toplumsal karşıtlıkları keskinleştiren temel bir etken haline geldiğinin gayet farkında. Raporda tabii ki yer verilmeyen birkaç olguya değinmek yetecektir:

ABD’de Katrina kasırgası yıkımına karşı siyah, kadın kent yoksulu ve işçi ağırlıklı isyan ancak olağanüstü hal ile bastırılabilmiş, ancak Bush’un gitmesinin etkenlerinden biri olmuştu. Ortadoğu, Afrika, Güney Asya, Latin Amerika gibi bölgelerdeki yıkımların, savaşların ve mülteci krizinin bir etkeni de (neoliberal sosyal yıkımın bir bileşeni olarak) yıllardır süren kuraklık dalgalarıydı. Örneğin Libya ve Suriye’de uzun kuraklık, tarımda neoliberal yıkımla birlikte mülksüzleşmeyi, kente daha büyük ve ani göç dalgalarını, kentlerde ise işsizlik, yoksulluk, sağlık ve altyapı sorunlarını, dahası devlet baskılarını ve sınıf altı kesimlerin genişlemesini hızlandırmış, halk isyanlarının, savaşların, hatta IŞİD benzeri çetelerin tarihsel-toplumsal arka planını oluşturan etkenlerden biri olmuştu. Açlık, gıda pahalılığı, sağlık sorunlarının büyümesi, mülksüzleşme dalgaları, mülteci krizi, kırda ve kentte ani yıkımlar, yoksulluk ve sefalet dalgaları gibi, kapitalizmin yol açtığı kritik toplumsal sorunlar, yine kapitalizmin yol açtığı iklim/doğa yıkımıyla daha bir keskinleşmektedir.

Küresel kapitalizmin mali oligarşik organlarından Dünya Bankası bile: 1- İklim/doğa yıkımının en çok yoksulları vurduğu ve kitlelerin yoksullaşmasını hızlandırdığını; 2- Küresel ısınma ve yoksulluğun birbirinden bağımsız ele alınamayacağını ve birlikte daha kolay çözülebileceğini; 3- Gerçekte küresel ısınmanın da sınıfsal bir sorun olduğunu ve ancak sınıfsal olarak çözülebileceğini; örtük ve utangaç biçimde, ve tabii ki kendi burjuva mali oligarşik sınıf korkuları ve çıkarlarına uyarlayarak, itiraf etmek zorunda kalıyor.

imagesOrta sınıf “yeni sol”u emek ve doğa yıkımı arasındaki bağı kurmaktan kaçıyor!

Asıl sorun şu ki, mevcut sol, yani solda hegemon olan orta sınıf yeni (liberal reformist) sol, bu açıdan Dünya Bankası’nın bile gerisindedir. Sınıf ve doğa mücadeleleri arasında bir bağ kuramamaktadır. Sınıf mücadelesi ile iklim/doğa mücadelesini birbirinden apayrı şeyler olarak algılamaktadır. Sınıf mücadelesini ücret ve çalışma koşulları sorunuyla sendikalizme indirgerken, iklim/doğa mücadelesini işçi sınıfı ve kent ve kır yoksullarının dışında ve üstünde, bir orta sınıf çevreci aktivizmi sorunu olarak görmektedir. Günümüz yeni soluna derinlemesine nüfuz etmiş post modern liberalizm, yok “ekonomik indirgemecilik”, yok “sınıf indirgemeciliği” demogojileriyle her türlü toplumsal-siyasal sorun ve mücadeleyi, uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ve mücadelesinden soyutladı; her türlü mücadele sorun ve alanını birbirinden yalıtık ve kendinde (ve o ölçüde de çıkışsız) tikelliklere indirgedi. Doğa/iklim tahribatı ve yıkımları da, gerçekte uzlaşmaz sınıf karşıtlığının (“bir kutupta sermaye birikimi, diğer kutupta sefalet birikimi”) giderek kritikleşen bir biçimi ve dinamiği olduğu halde, ondan soyutlanarak, orta sınıfların konum kaybına, yani proleterleşmeye karşı liberal reformist mücadelesine indirgendi.

“Yeni sol” sınıf ve sistem körü!

Dünya Bankası raporu, burjuvazi ve mali oligarşisinin çok berrak bir sınıf bilincini yansıtmaktadır. O, doğa/iklim yıkımından çok bunun yoksulluk ve aşırı yoksullaşma ile bağıntısını kendisi için bir tehdit olarak algılamaktadır. Asıl bu bağıntıyı nasıl yöneteceğinin planlarını yapmaktadır.

Yeni sol ise tam anlamıyla sınıf körüdür. İklim/doğa sorununu “sınıflar üstü” bir sorun olarak algılamakta, genel ve yerel doğa mücadelelerinde işçi sınıfı ve kent ve kır yoksullarından çok, küçük mülk sahipleri, küçük ve orta kapitalistler, hatta büyük sermayenin “çevreci” kılıklı kurum ve organizasyonlarına (Greenpeace, TEMA vakfı, vd) yedeklenmektedir.

Burjuvazi ve mali oligarşisi, tüm ekonomik, toplumsal, siyasal, doğal vd sorun ve çelişkilerin iç bağlantılılığı konusunda çok net bir kavrayışa sahiptir. Bu bağlantıları kendi sınıf (sermayenin mali oligarşik birikimi ve egemenliği) çıkarları temelinden kurmaktadır. Bir çelişkiyi başka bir çelişkiyle bağıntı ve etkileşimi içinden ve bütünden ele almakta, tikel sorunlardan çok asıl bunlar arasındaki bağıntıları düzenleyerek, sistemini karşı karşıya olduğu tehditleri asgariye indirgeyip kar ve egemenliğini azamileştirerek yönetmeye çalışmaktadır.

Yeni sol ise tam anlamıyla tikelcidir. Çok çeşitli mücadele konu ve alanları, gündemleri arasında hiçbir bağ yoktur. Sınıfsal, toplumsal, cinsel, ulusal, ekolojik mücadeleler, hepsi tikel, dağınık ve dahası, bir noktadan sonra birbirini ketleyen mücadeleler olduğuyla kalır. Tüm mücadelelerin mevcut biçimleriyle birbirini nasıl etkilediğini görmeden, hangisi öne çıkarsa diğerlerini unutarak, hiçbir iç tutarlığa ve stratejik iç örgüye dayanmadan günübirlik muhalifliğe indirgenmiş mücadele anlayışının başarı şansı yoktur.

Tüm bu ihtiyaç ve mücadeleler arasındaki etkileşim ve bağıntılar, ancak toplumsallaşmış ve siyasallaşmış (sosyalist) proletarya temel ve ekseninden yeniden kurulabilir. İşçi sınıfı bilinci de ezilen cins, ezilen ulus, doğa gibi sorunları dışlayan dar işçilik bilincinden, tabanlarındaki özgül proleter ve yarı-proleter kesimleriyle proleter devrimci demokrasi eğitim ve mücadelesiyle bağ kuran, kapitalizme karşı gelişkin bir sosyalist proletarya bilincine ve sosyalist demokrasi mücadelesine genişletilmelidir. Ancak böylelikle, proletarya yalnız işyerlerindeki mücadelelerin değil tüm toplumsal çelişki ve mücadeleleri, yıkıcı bir kapitalizm karşıtlığında toplayarak yeni bir temelden kaynaştıran önder ve yönetici sınıf haline gelebilir.

struggle-for-emancipation-1961Her sorun ve çelişkinin çözümü, diğer sorun ve çelişkilerin çözümüyle koşullu hale geliyor!

Konumuz açısından söylersek: Neoliberal kapitalizmin doğa/iklim yıkımına ve neoliberal sosyal yıkım ve sefalet birikimine karşı mücadeleler de birleşmek zorundadır. Ve ancak işçi sınıfı sermayenin yol açtığı doğa yıkımı ve sefalet birikimine karşı mücadeleleri, uzlaşmaz bir mücadele, sermayeyi kaldırma mücadelesi olarak yürütebilir ve bu temelde birleştirebilir.

Günümüz kapitalizmi, doğurduğu tüm sorun, ihtiyaç ve çelişkileri, çok daha örgün biçimde birbirine bağlı ve içerili hale getirmektedir. Bu demektir ki: 1- Uzlaşmaz proletarya-burjuvazi çelişkisi, tüm sorun, ihtiyaç ve çelişkilere doğru genişlemekte, hepsinin temeline ve eksenine yerleşmektedir. 2- Her sorun, ihtiyaç ve çelişkinin çözümü, diğer sorun, ihtiyaç ve çelişkilerin çözümüyle koşullu bir sistem sorunu, yani sistemi kökten yıkma sorunu haline gelmektedir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*