Anasayfa » GÜNDEM » “Dostlarım! Hepinizi sevdim, Nöbeti teslim ediyorum”

“Dostlarım! Hepinizi sevdim, Nöbeti teslim ediyorum”

Ekim ayı tarihsel olarak bizler için ayrı bir özellik taşıya gelmiştir. Ekim ayı Devrim ve Komünizm mücadelesinde yaşamını yitirenleri anmak için ayrı bir önem ve tarihsellik taşırken bu önem geçen sene Kobané’de 15 Ekim günü ölümsüzleşen Erkan ile bir kez daha artmış, şimdi de Ankara’da yaşanan katliam da yitirdiklerimiz ile daha da katlanmış oldu.

Devrim ve Komünizm mücadelesinde farklı farklı koşullar altında nice nöbet teslimleri yaşandı. Her düşen her ölümsüzleşen birbirinden farklıydı ve nöbet tesliminin de nerede, ne zaman, ne şekilde yaşanacağını hangimizi bulacağını mücadelenin kendisi belirledi, belirliyor. Kimi zaman barikat başında, işkencehanelerde, sokak ortalarında, kimi zaman pusuda, komploda, kimi bir kuşatmada son kurşuna kadar çatışarak, dilinde kavga sloganlarıyla, kimi zindanlarda yaşamak için ölüme yattığında, kimi darağacında, kimi siper yoldaşlarını kurtarmak için giriştiği eylemde, kimi “üç beş ağaç” için kimi mitingde patlatılan bombalarla … … … Kimiler mücadele tarihimiz kadar sürer gider.

Onları kaybettiğimizde yaşadığımız tarifsiz duyguları Mayakovsky Lenin destanında cüretkarca belirtir; “… O yıl, Çağların görmediği olaylar gördü ki dayanmaz yürek, o günün acı öyküsü, kalpleri sızlatacak sonsuza dek. Acılar inletti demiri bile, gözyaşları nehirler gibi taştı, sıra sıra Bolşevikler, hıçkıra hıçkıra ağlaştı.”

Julius Fuçik son notlarını 9 Haziran 1943 günü yazar. Kitabın sonu da şu notlarla biter; “Benim oyunum da sona yaklaşıyor. O sonu yazmayacağım, çünkü nasıl olacağını bilmiyorum henüz. Bu, artık oyun değil yaşamın ta kendisi. Son sahnenin perdesi açıldı. Dostlarım! Hepinizi sevdim. Nöbeti teslim ediyorum”

Farklı farklı koşullarda, coğrafyalarda, tarihsel kesit ve mücadele süreçlerinde ölümsüzleşmiş olsalar da geride bıraktıkları mücadele ve nöbetin teslimidir. Bizlere bırakılan her yaşam deneyiminde süzülecek, öğrenilecek ve Komünizm mücadelemiz de kendimize, kolektifimize katacağımız deneyimlemeler var. Bunları kendimize katmak ilerlemenin bir parçası olacaktır. Bizler Komünist Devrimciler olarak zaman ve mekan ayırdımı yapmadan mücadele içerisinde ölümsüzleşenlerin tümünü sahipleniyor miraslarını mücadele içinde cephanemize, belleğimize ekliyoruz.

Özellikle liberal anarşizmin, burjuva demokratik ‘özgür birey’ (aslında derin bir meta bağımlılığına dayandığı için özünde özgürlük değil kölelik vardır) yanılsamanın yaygınlık kazandığı ve örgütlü örgütsüzlük anlayışının tavan yaptığı bugünkü politik iklimde, mücadelede ölümsüzleşenlerin her birinin mücadele pratiği her yönüyle incelenmesi gereken derslerle doludur. Onlar için yaşam farklı, özel istek ve anlarla inşa edilen bir şey değil, sosyalizm mücadelesinin ve kolektifin ihtiyaçlarına göre konumlanmakla eş anlamlıydı. Doğrularla dolu yaşamlarında eksikler, hatalarda yok değildir ama neleri var neleri yoksa bütün yaratıcı yetenekleriyle mücadeleye bağlanmış, kader birliğini sızdırmaz bir şekilde inşaa etmeye çaba sarfetmişlerdir.

Sınıf mücadelesinin yeniden keskinleştiği şu günlerde onları hatırlamak, üzerinden atlanamayacak en derin yoldaşlık görevi olarak önümüzde duruyor. Onlardan öğrenecek, onların devrimci anı ve ideallerine bağlı kalacak, mücadele bayrağını yükselteceğiz. Onları anmak yaşamlarının dahi üzerinde tuttukları örgüt ve devrim, komünizm mücadelesini anlamak ve bütün yeteneklerimizle katılmak demektir.

İşçi sınıfı devrimcileri kapitalizmin sömürü ve baskı politikalarını; kan vahşet üzerine kurulu bu düzeni bilince çıkartmalı, zorunluluğu görmeli; işçi sınıfının, ezilen ulus ve mezheplerin, ezilen cinsin yaşadığı acıları derinden hissedebilmedir. İşçi ve emekçilerin yaşam koşullarını, yaratıcılığını, gücünü, yıkıcılığını, acılarını derinden hissetmeli ve bunu mücadelede kaldıraç haline getirebilmelidir komünist devrimciler. Ancak böylesi bir duygusal bütünlülükle mücadelenin yükseltilebileceği unutulmamalıdır. Devrimci örgütle, örgütlü mücadele ile kurulan bağ yaşamsaldır. Burjuvazinin zehirli bir ur gibi yaydığı, liberter ‘sosyal sorumluluk’ tarzı bir ilişkilenme değildir, olmamalıdır. Her türlü reformist görüşün ilerisinde ve karşısında olması gereken komünist devrimci, örgütlü bir mücadele militanlığıdır.

Onları sahiplenmek mücadeleyi yükseltmektir.

“Sıra sıra
saf tutarak,
misli görülmemiş kudretiyle,
bu demir,
bu çelik güç,
daha bitmeden bileşime verilen ara,
doldurdu beş katlı
Sovyet Kongre binasını
tüm azametiyle,
1924 yılının
22 Ocağında.”

Yeniden ve bugünün koşullarında daha güçlü bir şekilde hatırlanması gereken şey budur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*